Varlıkla Dost Olmak
Evrenin yalnızca çok küçük bir kısmını algılayabildiğimiz artık tartışmasız bir gerçektir. İnsanlığın gözlemleyebildiği, varlığından haberdar olabildiği en uzak yıldızlar bile aslında buz dağının suyun üstündeki küçücük bir kısmından ibarettir. Nitekim yalnızca Miraç’la ilgili hadisler bile evrenin fizikötesi katmanlarına dair sundukları işaretler açısından son derece zengin bir içerik taşır. Elmalılı merhum, tefsirinin girişinde evrendeki düzenden bahserderken her varlığın diğeriyle ilişki içinde olduğunu, iç içe geçmiş sistemler hâlinde yaşadığımızı anlatır ve bu düzende adeta “her şeyin bir şey, bir şeyin de her şey için var” olduğunu söyler. Günümüzde bazı bilimsel yaklaşımlar da evreni daha doğru anlayabilmemiz için “bağlantısallık” kavramına dikkat çekmektedir. Bizler farkında olalım ya da olmayalım, bu iç içe geçmiş âlemlerle sürekli bir ilişki içerisindediriz. Efendimiz Aleyhisselam’ın hayatına dikkatle baktığımızda ise onun bütün varlık âlemiyle ilişkimiz konusunda bize nasıl rehberlik ettiğini görebiliriz. Yağmur yağmaya başladığında dışarı çıkıp ridasını sıyırmış ve omuzları ıslanırken Rabbimizin elinden yeni çıkan yağmuru selamlamış; sürekli Cebraîl ile görüşen biri olarak her anlamda temizliğe önem vermiş, kötü kokulardan uzak durmuştur. “Uhud Dağı bizi sever, biz de onu severiz” buyurarak cansız sandığımız doğanın da duygularına işaret etmiş; mezarlardaki yeşilliklerin ölüye dua ettiğinden bahsetmiş, cinlere Kur’an okumuş, ağaçlarla konuşmuş, sırtını dayadığı kütük ondan ayrılınca inlemiş, eşyalarına isim vermiş, hayvanlarının rehberliğine güvenmiştir. Kısacası o, yalnızca insanlarla değil, görünen ve görünmeyen bütün varlıklarla iletişim kurmuş, onlara saygı göstermiş ve haklarına riayet etmiştir. Canlı ya da cansız, fizik ya da metafizik bütün âlemleri
Sayfa 73·Kitabı okuyor
Yaşamak bir şeyler biriktirmek ve biriktirdiklerimizi götürüp bir sevgiliye takdim edebilmekten ibarettir. Yalnız bundan ibaret...
Sayfa 444·Kitabı okudu
Reklam
İRFAN
Hakk’ı buldum erene ermek ile Hakikati gördüm, göreri görmek ile…” Sonra gözlerime derin derin bakarak, “Sana icazet veriyorum, halkı irşat et” deyince; üzülerek yalvarmaya başladım: “Bana icazet vermeyin, ben o işi yapamam. Siz, bana müsaade edin; Yunus Emre yolunda hizmet etmeye devam edeyim” dedim. Mahmut Baba, “Aferin! Akıllı bir tercih yaptın. O zaman, Yunus’un Gönül Bahçesi’nde çiçek yetiştirip, onlara hizmet eden bir bahçıvan ol!” dedi. Her zamanki gibi bir yandan dostlarımla toplanıp sohbetlere devam ederken; diğer yandan da Mahmut Baba’yı ziyarete gidiyordum. Bir seferinde tam Mahmut Baba’nın elini öpeceğim sırada, “Her eli öpme; öpülecek eli görürsen, öp!” dedi. Söylenen bu büyük sözün hikmetini anlamaya çalışarak, “Peki Efendim!” dedim; ama öpülecek eli nasıl tanıyacağımı bilmiyordum. Bu söz aklıma geldikçe nasıl anlayacağımı düşünüyordum. Mahmut Baba’nın ziyaretine gittiğim bir gün, salonda biri tek başına oturuyordu. Ben de geçip bir köşeye oturdum. Salonda sadece ikimiz olduğumuz için o şahsa, hâl hatır sormak istedim; fakat nasıl soracağımı bilemedim. İçimden, “Siz ne işle iştigal ediyorsunuz?” demek geldi. Böyle sormak için; kendi başına dalgın bir şekilde oturan şahsa eğilmişim ki, aniden, benden önce davranıp, “Siz ne işle iştigal ediyorsunuz?” dedi. “Bu benden hızlıymış” diye düşünüp, elini öpmek istedim; ancak elini vermedi. O sırada içeriden Mahmut Baba geldi. “İrfan, bu el öpülecek eldi, anladın mı?” dedi. Ben de, “Evet” deyip tekrar elini öpmek istedim; fakat o şahıs yine elini vermedi. Sonra Mahmut Baba, kitaplıktan Niyazi-i Mısri divanını eline alarak oradan bir şiiri okumaya başladı. Niyazi-i Mısri, şiirde manevi kimliğini açıklıyordu. Mahmut Baba da, şiiri okurken, aslında kendini tarif ediyordu. O şahıs, sanki Mahmut Baba’nın niyetini
Sayfa 170 - Nefes·Kitabı okudu
SU HER ŞEYİN ASLI ve ANA KUCAĞIDIR!..
(...) Yunan felsefesi, görünüşte mânâsız bir esintiyle ve şu sözle başlıyor: "Su, her şeyin aslı ve ana kucağıdır". Bu noktada durup ciddîleşmek gerekiyor mu sahiden? Evet, hem de üç sebebten… Birincisi, bu söz, eşyanın mahiyeti hakkında bir beyânda bulunmaktadır; ikincisi, bunu tasvirsiz ve masalsız yapmaktadır; nihayet üçüncüsü, zımnen olmakla beraber, "vahdet-i vücûd" fikrini barındırmaktadır. İlk sebeb, Thales’i, din ve hurafe ile aynı safta gösteriyor; fakat ikincisi, onu bu zümrenin içinden çıkarıp bir "tabiat araştırmacısı" olarak takdim ediyor; üçüncüsü sayesinde de Thales, "ilk Yunan filozofu sayılıyor.” Böyle buyuruyor Nietzsche… Her ne kadar kulağa hoş geliyorsa da, hakikî mânâsı yönünden fazla itibar etmeye değmeyecek bir söz…
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 7, Temmuz 1997 Feyyaz Aksakal imzasıyla), ESKİ YUNANDA FELSEFE -I-.
Akademya Yazıları
Ey bizâtihî vücûde sâhib olmayan, Allah'ın vücûdiyle kaim, O'nun aşkıyle daim olan muvahhidler! Huşû', huzû' ile kendinizi Hakk'ın varlığına karşı müstehlek bir zılden ibaret olduğunu duyarak Allah içün kalkıp vech-i insânînizi Allah'a takdim edip, "Yâ Rabbi, ahsen-i takvîm sırrına mazhar kılarak halkettiğin bu yüzü senden başkasına çevirmedik; zulme, zâlime, küfre, münâfıka meyletmedik, haça, taşa, âciz insana tapmadık, tapındırtmadık" diyerek huzûra, dîvâna girin, namaza durun!
Din
Bizler şuursuzca faaliyette bulunan mahlukatın şuurlu faaliyetlerini Allah’a her namazda takdim ettiğimizden, böyle bir ehli iman vefat etse tüm mahlukat üzülür. Zira bir insanın hayatında yapabileceği en büyük israf bir dakika bile olsa tevhidden taviz vermektir. Senin için hizmet eden tüm mahlukatı israf etmiş olursun. Sonra istediğin kadar sofradan ekmek kırıntısı topla bir anlam ifade eder mi? Düşünün Lamborghini fabrikanız var. Fabrikada lavaboya astığınız peçeteyi israf etmiyorsunuz ama üretilen arabaların her birisini çöpe atıyorsunuz. Şuursuz mahlukatın, şuurlu ibadetlerini Allah’a takdim etmek insanın vazifesidir.
Sayfa 86·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam