• Yedi yaşındaki çocuğun beynini “Falan kurtarıcımızdır, ona tapacaksınız; filan yaşatıcınızdır, onu alkışlayacaksınız.” diye yeryüzünün şahit olmadığı korkunç taassup telkinleriyle çürütmeye çalışan, bütün bir gençlik dimağının ateşlerini matematik ve fizik formüllerini ezberletmekle söndüren ve bunların yanında bir masal tarihi, bir sözde inkılap felsefesi ve bir sürü şarap ve oğlan beyitleriyle iradesiz, mecalsiz ve şaşkın bırakan terbiyeye veda etmeliyiz. Bu, bütün bir memleket meselesidir. İnkılâp buradan başlayacaktır.
  • Kitabın kendisinden çok Şems in 40 kuralı daha ön plana çıkmış bir tarihi tasavvufî roman..Mevlana-Şems dostluğu üzerine yüzlerce kitap yazıldı belki ama en güzeli ni Elif Şafak yazdı bence..Elif Şafak eline sözlük alıp okuyan yazarlardan biri olduğu için olsa gerek daha önce hiç bir kitap da rastlamadığınız yansımalar,kelime öbekleri ile karşılaşırsınız onun kitaplarında..Aşk romanında da öyle..Akıcı,duru,özgün bir dil ve manayı anlatabilmede oldukça maharetli bir yazar ve kitap...Kitabı okuyan - Şems gerçekten de 40 kural oluşturmuş mu -diye en az herkes bir kez düşünmüştür ben biliyorum cevabı siz de araştırın bulun.Şems ve Mevlana nın karşılaşması tesadüf değildir manevi bir işaret üzerine Şems kalkıp Anadoluya gelir ve Mevlana yı bulur.Mevlana ve Şems in 3 ay boyunca kimseyle görüşmeden yalnız ikili kaldıkları söylenir..Mevlana ve Şems gerçek dostluğu yakalamış maneviyat adamlarıdır.Kitap da modern zamanlarda tasavvuf yoluyla İslamla tanışan iki batılı kadın ve erkeğin aşkı ile kadim zamanda Mevlana-Şems dostluğu içiçe kurgulanmış bir şekilde anlatılır..Okuyup da tasavvufu merak etmek,artık eskisi gibi olmamak bir nevî 41.kural gibidir..Öyle içine alır sarar sarmalar kitap sizi..Sonra kendinizi kozasını örmek için kendi hiçliğinde kaybolmak isteyen bir birey olarak bulabilirsiniz..Beni en çok etkileyen kural ise;
    33. Kural:
    Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HİÇ ol.Menzilin yokluk olsun.İnsanın çömlekten farkı olmamalı.Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutanda benlik zannı değil,hiçlik bilincidir.
  • Kaynakcasını ayırdığımız zaman 119 sayfa tutan bu eser İslam dünyasındaki derviş topluluklarının oluşumlarını ve yayılmasını incelemekte. Çok önemli bir tarihçi olan Ahmet T. Karamustafa pek çok farklı kaynağa erişerek tarafsız bir gözle eserini yazmış. İslam ve tasavvuf tarihi ile ilgilenenlerin kesinlikle edinmesi gereken bir kitap.
  • YAKINDA
    "Diriliş Ertuğrul’da Turgut’la Aslıhan tam bir nikâh kıydılar. Şahitler, mehir ve nikâhın ilanı gibi bütün unsurlar mevcut. Şimdi bunlar şer’an evli mi, yoksa bütün bunlar bir senaryodan mı ibaret? Rol icabı yapılan nikâh, üç şeyin şakasının da, ciddisinin de ciddi olduğunu ifade eden hadisteki şaka kapsamına girmez mi?"
    Sekiz kitapta tefsir, hadis, fıkıh, akaid, tasavvuf, mezhepler, siyer ve tarih alanında 700'ü aşkın güncel sorunun cevaplarının yer alacağı bir set yılbaşından sonra kitapçılarda inşaallah. Dualarınızla...
  • Bilmeyen yoktur sanırım Leylâ ve Mecnûn'un hikâyesini. Biliriz bilmesine de, ayrıntılı olarak bilmeyiz; büyük üstad Fuzûlî'nin bizlere miras bıraktığı bu hikâyeyi. İşte bu yüzden okumuştum, dillere destan bu mirası...

    Mehmet Fuzûlî. Her ne kadar doğum yeri ve tarihi hakkında değişik söylenceler ve olasılıklar ileri sürülmüş olsa da, bunlar arasında 1480 yılı civarında Kerbelâ'da doğmuş olabileceği olasılığı daha güçlü sayılıyor. Babası Süleyman'ın Hile müftülüğünde bulunduğu; öğreniminin bir kısmını babasından aldıktan sonra Rahmetullah adında bir hocadan ders gördüğü, edebî ilimleri de şair Habibî'den okuduğu; hocası Rahmetullah'ın kızına âşık olarak onunla evlendiği ve bu aşk ile şiire başladığı, onun hayatına ait kanıtlanamamış söylencelerdendir. Kültürlü bir aileden geldiği kesin olan Fuzulî, gençliğinde çok iyi bir eğitim görmüştür. Bu eğitimi sırasında Arapça ve Farsçayı, ana dili Türkçenin yanında, bu dillerde eserler verecek kadar iyi öğrendiği bilinmektedir. Onun şiirleri ilmî bilgisinin ne kadar geniş olduğunu gösterdiği gibi, çeşitli konularda kaleme aldığı eserlerinden de felsefe, tıp, tasavvuf ve dinî ilimlerde derin bir bilişe sahip olduğu anlaşılmaktadır.

    En önemli eserlerinin bir kısmını Osmanlı devrinde yazan Fuzulî, bu arada Leylâ ve Mecnûn'u Bağdat valilerinden Üveys Paşa'ya ithaf etmiştir.

    Fuzulî, 1556 yılında Irak'ta çıkan büyük bir veba salgını sonucunda hayata gözlerini yummuştur. Nerede vefat ettiği tartışmalı ise de en güçlü olasılık Kerbelâ'da öldüğüdür.

    Leylâ ve Mecnûn. Çoğu kişi bilse de bu hikâyeyi kısaca bahsetmek isterim. Leylâ ve Kays adlı iki gencin çok küçük yaşlardan beri birbirlerine besledikleri büyük aşk ve bu aşk uğrunda çektikleri sıkıntılarını konu edinmektedir bu nadide eser. Şair bu aşkı, bazen kendisi anlatıcı olarak bazen de Leylâ ve Mecnûn'un ağızlarından söylediği gazellerle etkileyici bir biçimde anlatmıştır.

    Eser her ne kadar beşeri bir aşk hikâyesi gibi görünse de aslında bu aşk, insana duyulan bir aşktan çok uzaktır ve ilahi aşkı temsil etmektedir.

    Mesnevinin erkek kahramanı olan Mecnûn, tasavvuf ehlinin vahdet-i vücut arzusuyla Allah'a duyduğu büyük aşkı, Leylâ suretinde yaşayarak sembolize etmektedir...

    İncelemeyi bitirmeden önce eseri okuduğum "Ve Edebiyat Yayınları"ndan da bahsetmek isterim; çünkü Leylâ ve Mecnûn, farklı isimler tarafından nesir biçiminde birçok kere günümüze kazandırılmışsa da "Ve Edebiyat Yayınları" Leylâ ve Mecnûn'u günümüz türkçesine şiirsel olarak çevirerek bir farklılık yapmıştır. Böyle yaparak zaten şahâne olan bir hikâyeyi daha da şahâne yapmayı başarmışlardır. Kendi adıma yayınevine teşekkür ederek kitabın içeriğinde bulunan kısa bir gazel ile incelemeye son vermeyi isterim.

    "Ey gönül! Derdine düşersen bu âlem eziyettir,
    Yokluk konağını seyreyle ki hoşça bir âlemdir.
    Kabirdeki yalnızlığı düşünüp ölümden ürkme,
    Dostluk yolunu tut ki her avuç toprak bir Âdem'dir."

    S.Y.
  • Rüyalarınız sizin hayatınızda etkisi var mı? Rüyalarınızın peşinden gider misiniz?



    İşte bu kitapta İbn Arabi'nin rüyasının peşinden gitmesini okuyoruz. Bu rüya ile kendi ruhunu tanımasını rüyasında gördüğü haritanın kendisinde yarattığı etki ile birçok şehrin güzelliklerini ve acılarını görmesini sağlıyor. Ruhunu mal, mülk yerine inanç ve sevgi ile doldurarak yolculuğunda yaşadıklarını gezdiği şehirlerdeki insanlara aktarır.



    Kitap sadece İbn Arabi'nin hayatından bahsetmez. Günümüzde tarih profesörü olan eşini yeni kaybetmiş ve oğlu Kayra ile yaşayan karaktere bir gün bir iş teklifi gelir. Gaziantep'te bulunan tarih kaçakçılarının elinde olan bir haritanın gerçek tarihi eser mi yoksa sahte mi olduğunu anlaşılması için onun bilgilerine ihtiyaç vardır. O da merakına yenilip haritanın peşinden Gaziantep'e doğru yolculuk yapar. Burada tarihi eser kaçakçıları tarafından kaçırılması ile onun da hikayesi başlamış olur. Haritayı ellediğinde bir anda kendini 1100-1200'lu yıllara doğru götürdüğünü hissettiğinde haritanın etkisini fark eder. Yaşamını etkileyecek haritanın İbn Arabi'nin peşinden gittiği harita olması haritanın gizemini arttırıyor.



    Kitap tarih ve günümüzün iç içe işlemesinden dolayı sizi sıkacak bir tarz olduğunu düşünmüyorum. Özellikle tasavvuf edebiyatından hoşlanıyorsanız bu kitaba mutlaka bir şans verin. Ruhunuzun arındığını bu dünyanın geçiciliğini önemli olanın para değil sevgi ve inancın olduğunu anlatmak istemiş yazar. Yazarın dilinin akıcı olması ve sözcükleri okuyucuyu etkileyecek şekilde kullanması kitabı okumanızı kolaylaştırıyor.
  • Milletin iç hayatı,tarihi ve onun her günkü mahsulu olan mukaddesatıdır.Bunlara dalarak kendini tarih ve mukaddesatı içinde aramayan bir millet,başka milletleri taklide çalışır.