7/10
·576 syf.·
2026 72. kitabı
Ahmet Erhan! Kalemi güzel bir Şair. Yalnızlık teması çok ağır basmış. En çok onu hissettim. Tabii sadece o değil nice duyguyu hissediyorsunuz. Bir işçinin, elinde ekmekle evine döndüğü o yerdedir mutluluk Akşamüstü, çocukları cıvıldayıp dururken Derin bir iç çekiş, tatlı bir yorgunluk Ve yüzüne yayılan gülümseme birden...
Edebiyat
Burada Gömülüdür 1. CiltAhmet Erhan · Kırmızı Kedi Yayınları · 20223,055 okunma
8/10
·184 syf.··
2026 145. kitabı
Hadiye’ye Mektuplar #okudumbitti Bitirdiğimde, elimde bir “kitap”tan çok, zamana mühürlenmiş bir kalp taşıyormuşum gibi hissettim. Reşat Nuri Güntekin’i yıllardır romanlarından tanıyoruz; ama burada sahne ışıkları sönüyor, dekor kalkıyor… Karşımızda sadece “Reşat Nuri” kalıyor: yorulan, özleyen, bazen dertlenen, bazen çocukça sevinen, çoğu zaman da kelimelerle evine dönmeye çalışan bir adam. Mektupların en etkileyici yanı büyük bir yazarın büyük cümlelerinden ziyade, gündeliğin içinden konuşuyor. Bir şehirden diğerine savrulan müfettişlik günleri, otel odalarının sıkıntısı, yollardaki yorgunluk… Ama bütün bu koşturmanın içinde ip gibi uzanan tek bir şey var: Hadiye Hanım’a duyduğu bağlılık. Bu bağlılık öyle “romantik” bir vitrin gibi değil; daha çok hayatı taşıyan sağlam bir sütun gibi. İnsanın içini ısıtan, güven veren bir sadakat. Bir yandan da dönemin havası çok canlı. Cumhuriyet’in ilk yıllarının telaşı, kurumların oluşması, memleketin değişen yüzü… Üstelik bunu kuru bir tarih anlatısı gibi değil, bizzat yaşamın içinden, tanıklık ederek okuyorsunuz. Mektuplar, bazen tek bir anıyla bile sizi o yılların Ankara’sına, tren istasyonlarına, kalabalık caddelere götürüyor. Sanki araya girip “Ben de geldim” diyeceksiniz. En çok sevdiğim şeylerden biri de Reşat Nuri’nin kendini “kutsal yazar” pozuna sokmaması oldu. Samimi, yer yer tatlı bir mizahı var; bazen huysuzlanıyor, bazen şefkatle yumuşuyor, bazen de kendi küçük zaaflarını açıkça taşıyor. Bu açıklık, okuru yakınlaştırıyor. “Ben de böyleyim” dedirten yerler çıkıyor. Ve tam da bu yüzden, mektuplar sadece Hadiye Hanım’a değil; bir noktada bize de yazılmış gibi oluyor. Sevgi, büyük jestlerden ibaret değil. Bazen bir günün yorgunluğunu anlatmak, bazen “aklımdasın” demek, bazen de mesafeyi kelimelerle kapatabilmek…
Hadiye'ye MektuplarReşat Nuri Güntekin · İnkılap Kitabevi · 202679 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kendime İnceleme
Puan vermedi·248 syf.··
2026 36. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 11:39
Kimseyle yorulmak istemiyorum, yeterince yoruldum… Her kitabı okuduğumuzda içinde kendimize dair bir şeyler arar dururuz. Bazen bir cümle bazen bir karakter bazense kitap da geçen bir mekan. Hemen kendinizi yerleştiririz içine. Çok yorgunum, hayattaki ‘benin’ karşılığı yorgunluk.  Ondandır sanırım bu cümle çok dokundu bana… Ben de artık yorulmak istemiyorum. Kimseyle yorulmak, kendi kendime yorulmak, bedenen, fiziken, ruhen, kalben hiçbir şekilde yorulmak istemiyorum artık! Hani Meltem buldu ya kitabın sonunda huzuru, yılların yorgunlugu birkaç saatte geçti ya ben de bunu istiyorum. Ben de bu ümitten istiyorum. Kaybettiğim ümidi yeniden bulmak istiyorum. En iyisi susmak. Susarak yaraların iyileşmesini beklemek…
Edebiyat
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,8bin okunma
modernite kaosuna karşı uyuşuk direnç
10/10
·617 syf.·
2026 20. kitabı
daha iyisini okuyana kadar en iyisi bu. uzun süre en sevdiğim klasik olarak kalacak oblomov. iki yıl önce kitaba başlayıp yarım bırakmıştım, tamamen kendi hazır bulunamayışımdan ötürüydü. doğru zaman geldiğinde bir çırpıda zihnim bilincim hayran kalarak bitirdim oblomov'un hüzünlü ama bir o kadar saygı duyduğum hikayesini. karmaşanın bir yerlere sürekli koşturmanın toplumun normlarına ayak uydurma çılgınlığının bıraktığı yorgunluk dahiyane bir anlatımla sunulmuş. zamansız bir şaheser. batılılaşma ve modernite karşısında doğu tablosu olarak yazılmış olsa da günümüz postmodern ve kaotik sanal dünyası karşısında dingin ruhların da kendini bulabileceği bir karakter oblomov. tembelliği bir rahatsızlık olarak değil bir direniş olarak okudum ilya'nın hayat evreleri boyunca. evet tek tepki bu değil ama bu da bir tepki. kaosa karşı boşvermişlik. bu anlamda karaktere kızan bir okuyucu olamadım. hatta çoğu zaman hak verdim. karakterlerin aşk tasavvurları değişim ve kabulleniş karşılaştırmasında çok iyi anlatılmıştı. ideal aşk ve akışta kendini bulan sevgi olarak yorumladım kendi açımdan. bu hikayede kazanan akış oldu ve oblomova tam da uyan bir seçenekti bence. ilişki dinamikleri açısından en sevdiğim oblomov-zahar ikilisiydi. küçüklüğünden beri sadık bir uşak olan zahar bir anlamda oblomov'un da mini yansıması veya tersi çünkü ikili birbirinin içine geçmiş bir ilişki yumağındadır hikaye boyunca. ikisi de mızmız, ikisi de iş yapmayı sevmez, tek başına var olmayı beceremeyen, ikisi de uyuşuk olduğundan yaşananları okumak eğlenceliydi. biri soylu diğeri hizmetçi olsa da ikisi de aynı hastalığın taşıyıcısı, esasında oblomovizmin bir sınıf meselesi değil, bir zihniyet meselesi olduğunu ve bu zihniyetin efendiyle uşağı aynı şekilde rezil edebileceğini görürüz. oblomov alelade bir
Oblomovİvan Gonçarov · İletişim Yayınları · 201949,9bin okunma
Yoruldum dünyayı sevmekten.
Puan vermedi·96 syf.··
2026 16. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 15 Mart 2026 22:50
Bir şairi okurken, bir şair düşüyor aklıma inceden... "Yoruldum, gereklilik kipinde yaşamaktan." Sahi, neden yorgunuz bu kadar? "Fakat yoruldum albayım," diyor Oğuz Atay, "artık hiçbir şey yapmak istemiyorum. Gerçekten hiçbir şey yapmak iste­miyorum." Yitirmeye bağlıyor yorgunluğu Ümit Yaşar Oğuzcan, "Yoruldum, her bulduğum yerde seni kaybetmekten." Başka bir yorgunluk İsmet Özel'inki, "Yoruldum dünyayı tanımaktan." "Şimdiyse dinlenemeyecek kadar yorgunum," der Nermin Yıldırım, ve John Steinbeck sanki içimizi okur, "Uykuyla dinlenemeyecek kadar yorgunum artık." Olanca yorgunluğumla aldım kitabı elime... Hani kitaplar dinlendiricidir, terapi gibidir vesaire derler ya, hepsi hikâye! Okudukça daha çok yoruluyor, harese misali; okudukça kanıyor, kanadıkça kana susamış gibi daha çok okuyoruz. Hele ki o kitap, dünyanın derdini derdi bilen bir yazarın kaleminden çıktıysa: "... kitabımda sadece benim değil, mazlum coğrafyalarda yaşayan insanların da iç seslerini duyurma, isyanlarını dile getirme çabama ortak olacaksınız." Her kitap bir ortaklık değil mi zaten? Kimi suç ortaklığı, kimi dert ortaklığı. Dertsiz olsak kitaplarla işimiz ne değil mi? Hangimiz mutluluktan uçarken sabaha kadar kitap okurken bulduk kendimizi? "Çünkü siz sustuklarımı hiç duymadınız." Sözümü Kesme Hayat, Şairin okuduğum ikinci şiir kitabı: #298748642 Sustukları duyulmayınca bu defa haykırıyor dünyaya; yok olan çocuklara, çocukluklara, savaşlara, siyonizme! "Bir taş alıp atamıyorsam zalime Tüküremiyorsam utanma bilmez yüzüne Yazıklar olsun ellerime!" Ne taraflı bir acı onunki, ne taraflı bir sancı! Dilinde Gazze, Doğu Türkistan dilinde... "Bir rüya gördüm kan ter içinde Doğu Türkistanlı çocuktum vahşet yerinde!"
Şiir
Sözümü Kesme Hayatİsmail Karasu · Mavi Kuş · 202324 okunma
7/10
·356 syf.··
2026 9. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 28 Şubat 2026 05:25
Bu cilt benim için biraz kırılma noktasıydı. Serinin duygusal yoğunluğu hâlâ güçlü ama artık tekrar hissi belirginleşmeye başlıyor. Özellikle de duygular konusunda. Mo Ran ve Chu Wanning’in birbirlerine duyduğu aşk çok net ama sürekli geri çekilmeleri, kendilerini tutmaları ve karşı tarafı koruma adına mesafe koymaları bir noktadan sonra romantik gerilimden çok duygusal yorgunluk yarattı bende. Özellikle önceki ciltte- 4. ciltte, bu mesafe acı tatlı bir etki bırakıyordu. Ancak bu ciltte aynı döngünün sürmesi hikâyenin temposunu düşürmüş gibi hissettirdi. Bir diğer dikkat çeken nokta, yan karakterlerin daha fazla ön plana çıkmasıydı. Dünya kurulumu ve arka plan zenginleşiyor, evet. Ama eğer seriyi iki ana karakterin ilişkisi için okuyorsanız, odak kayması biraz hayal kırıklığı yaratabiliyor. Buna rağmen… Son kısım gerçekten çok tatlıydı. O yumuşama, o küçük huzur anı, uzun süren gerilimin ardından gelen bir ödül gibiydi. Yazar okuyucuyu uzun süre bekletip sonunda kalbe dokunan bir sahne veriyor. Genel olarak kötü değildi. Sadece biraz uzun ve biraz tekrar hissi barındırıyor. Duygusal yoğunluk hâlâ var ama heyecan önceki ciltlere göre daha düşüktü.
The Husky and His White Cat Shizun, Vol. 5Rou Bao Bu Chi Rou · Seven Seas · 202425 okunma