...Yengeç sepeti sendromunun şöyle de bir hikayesi var:
"Kumsalda yürüyen bir adam,avlanan balıkçıya yaklaştığında, kova içerisindeki yakalanmış yengeçleri bir yengeç sepetinin içinde görür. Kovanın üstü açıktır, kapağı yoktur. Bu durum onu şaşırtır, çünkü yengeçlerin kaçabileceğini düşünür. Balıkçıya sorduğunda, "Evet, tek bir yengeç olsaydı kesinlikle kaçardı. Ancak pek çok yengeç varsa, biri kaçmaya çalıştığında diğerleri onu yakalar, kaçamayacağından emin olur. Geri kalanlar da aynı kaderi yaşarlar" yanıtını alır. Tek yengeç kapaksız kovadan rahatlıkla çıkabilirken, sayı arttıkça kaçış imkansızlaşır. Çünkü birbirlerini yukarı itmek yerine aşağı çekerek engellerler. Sonunda kimse kazanamaz. ...bu durumu Cenap Şahabettin ne güzel özetlemiş: "Haset, başkasının balını, kendi ağzına zehir etmektir."
"Ayrılmak bir solucanın ikiye bölünmesi gibidir, her iki parça ayrı ayrı yaşamaya devam eder, bir zamanlar tek parça değilmiş gibi, tanımaz birbirini parçalar."