iğrençti tadi yaşamın, içimde epeydir biriken tiksintinin doruk noktasina ulaştığını duyumsuyordum, yaşam beni içinden kusup atmıştı. Hışımla bozbulanık kent icinde seğirtiyordum, sanki her şey balçık ve cenaze alayı kokuyordu.
Ah, nereye baksam, düşüncelerimi nereye yöneltsem, hiçbir yerde beni bekleyen bir sevinç, bana yollanmış bir çağrı, beni kendine çekecek bir şey göremiyordum. Her şey kokuşmuş bir yıpranmışlığın, kokuşmuş yarı memnunluklarn havası sinmisti; her şey eskimiş,sararıp solmustu, gri, peltemsi, tükenmiş durumdaydi her şey. Aziz tanrım, nasil gerçekleşebildi bu? Nasıl bu hallere düstüm ben? Kanatlanmış uçan benim gibi bir genç, bir yazar, sanat perilerinin bir dostu, dünyayı gezip dolaşmış bir kişi, benim gibi ateşli bir idealist? Nasil da bu feci durum usuldan usuldan, sinsice gelip çullandı üzerime, bu tutukluk, kendime ve herkese karşı bu nefret, tüm duygulardaki butıkanıklık, bu koyu, bu lanet olası bezginlik, yürekteki boşluğun ve umarsızlığın bu pis cehennemi?