(5776)- Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Biz mağarada iken müşriklerin ayaklarını görüyordum. Onlar bu sırada başlarımızın üstünde idiler.
‘Ey Allah’ın Resulü!’ dedim, ‘Onlar ayaklarının aşağısına bir bakacak olsalar bizi mutlaka görürler!’ Bunun üzerine:
‘Ey Ebu Bekir!’ buyurdular, ‘Üçüncüleri Allah olan iki kişi hakkında ne zannediyorsun?’”
[Buhârî, Fezâilu'l-Ashâb 2, Menâkıb 45, Tefsîr, Berâet 1; Müslim, Fezâilu's-Sahâbe 1, (2381); Tirmizî, Tefsîr, Tevbe, (3095)]
14. Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onlara azap tattırsın, utanca boğsun, yardımıyla sizi onlara üstün kılsın ve inanmış bir toplumun yüreğine su serpsin.
15. Ve kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğine tevbe etmeyi de nasip eder. Allah alimdir, hakimdir.
16. Yoksa siz halinizle baş başa bırakılacağınızı ve Allah'ın içinizden cihat edenleri ve Allah'tan, peygamberinden ve mü'minlerden başka sokulacak bir locaya tutunmayanları asla bilip görmeyeceğini mi sandınız? Halbuki Allah bütün yapıp ettiklerinizden haberdardır.
Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde hapsedin.
İçinizden fuhuş yapan her iki tarafa ceza verin; eğer tevbe eder, uslanırlarsa artık onlara ceza verip eziyet etmekten vazgeçin; çünkü Allah tevbeleri çok kabul eden ve çok esirgeyendir.
En-Nisâ/15-16
16: Ebû Mûsâ Abdullah ibn Kays el Eşarî (Allah ondan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Allah gündüz günah işleyen kimsenin tevbesini kabul etmek için geceleyin rahmet elini açarak tevbeleri kabul eder, gece günah işleyen kimsenin tevbesini kabul etmek için gündüz rahmet elini açarak günahları bağışlar, güneş battığı yerden doğuncaya kadar (yani kıyamete) kadar bu böylece devam eder gider" (Müslim, tevbe 31)
"Cenâb-ı Hak kullara çok Yakındır. Kul ile Allah arasında zâhirî bir mesafe veya ayrılık yoktur.
وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
“Biz ona şah damarından daha Yakınız.”
(Kâf 50/16).
O halde O’na seyretmek (gitmek) veya vuslattan (ulaşmak) maksat zâhirî yol almak değil, mâsivadan alakayı kesmek ve nefse hâkim olmaktır. Bu sebeple nefisle mücadele meydanları olmasaydı seyr-ü sülûk olmazdı."