• 128 syf.
    ·10/10
    Fatma Barbarosğlu’nun bundan önce üç kitabını okumuştum. Bunlardan ikisi roman bir tanesi ise deneme türüydü. Sözün ve Sükûtun Renkleri de deneme türünde yazılmış. Eser dört bölümden oluşmuş. Sözün ve Sükûtun Renkleri, Bir Hayatın Peşine Düşmek, Kitleler İçin Koçaklama ve Sokak Fotoğrafları.

    Biraz ilk bölüm, biraz son bölüm üzerinde durmak istiyorum. Arada da altını çizdiğim satırlar olacak.

    İlk bölümde susmanın ve konuşmanın üzerinde duruyor. Evet, bazı susuşlar kıymetli, evet sözün altın değerinde olduğu yerde sesler, kelimeler önemli. İnsan vardır susar, cümle âlem susar, konuşsun ister etraf, sönmesin kandiller. “İnsan vardır konuşur, "Artık bir sus, susmak için kaç para istiyorsun?" denen cinsten. "Sus ki duyabileyim seni” der bir yazar. Yerinde bir susuş bazen bir özdeyiştir. Konuş tamam, ama öyle konuş ki, sözün savaşlar durdursun, insanlar kelimelerinden tefekküre yol bulsun. Konuş tamam, küskünler barışsın kelamından. Ferahlasın kalpler, İnşirah bulsun.

    “Söz, ehlinin dilinde kıymetlidir.”
    “Âşık susarsa mahvolur” der tasavvuf ehli. “Arif konuşursa.”
    “Gönül gönülü bilmedi mi kelimeler “beyhudedir beyhude.”
    Çiçero der ki: “Karşında kendinle konuşuyormuş gibi her şeyi söylemeye cesaret edebileceğin birini bulmaktan daha tatlı ne var?”
    Nizami der ki: “Söylenmiş, söylenmemiş şeyler, ancak pişmanlıktan ibarettir.”
    “Âşık için katlanılmaz olan bekleyiştir, bekleyişi böleni yalan sözler bile olsa makbuldür onun için.”
    "Hürriyet sükûtta gizlidir, sükût yalnızlıkta.”
    "İyi ve yerinde söylenmiş söz muhatabı olan kulaklar için armağan iken, sükûtun armağanı sadece sahibinin olur. Onun için derviş susar. Sanatkâr susar. Birinin kalbi konuşur, ötekinin emeği.”
    “Söz korkuları yener, söz karşımızdaki için sıraladığımız türlü gerginlik hikâyelerini bertaraf eder.”
    İsmail Habip der ki: “Söz var söyleyenle, söyleyen var, söylediği sözle büyür.”
    “En sahih ayna insanın kendi içindeki aynadır.”
    "Kendine rastlamak üzere yola çıkmayanlar, hep başkalarının yolu üzerinde durmak ister."
    “Her beşik içindekine sorar: ‘Nereden?’. Ve her kefen sorar: ‘Nereye?’
    “Karşımızdakine gönlümüzü vermekten ne kadar korkuyoruz.”
    Andre Gide der ki: “Hatıra yazmak ölümün elinden bir şey kurtarmaktır.”
    İngeborg Bachman der ki: Gidiyoruz tozlanmış yüreklerimizle.”
    “Tevbe etmesini bilenlerin hatalarının bile bir değeri vardır.”
    Yunus Emre der ki: “Yüce taht’a binenler yere düştü. Yüce benim diyene sinek düştü.”
    “Hür vicdanlar daima muhalefettedir. Hem iyinin iyisini gözlemek için, hem de kitlenin kucaklayamadığı mazlumları ve masumları kucaklamak için. Hür vicdanlar daima muhalefettedir fakat her muhalefetin hür vicdanı yoktur.”
    “Hiç kimseye yüzüne karşı güzelsin dememelisin, güzele güzel demek yüktür.” Derdi rahmetli büyükannem. Huy güzelliğinden başka hiçbir güzelliğin kalıcılığı yoktur. Bir kadın, kaşından, gözünden ötürü sevilecekse hiç sevilmesin daha iyi.”
    “Göze dolan güzellik kalpte saklanmalıdır bir müddet. Çünkü saklanılanlar, zaman karşısında sınanırlar.”
    “Güzelde vefa yoksa da, güzele duyulan aşk baştan aşağı vefa kesilmiştir.”
    “Kendini büyüleyeni, teselli edeni görür göz güzellik namına.”
    Neysen Tevfik der ki: “Feleğin kahbe başında paralansın parası/ Ben güzel sevmeye geldim değil ekmek yemeğe.”
    “Güzel aynı zamanda güzelleştirdiyse, seveni kendine benzettiyse eğer, unutulmayacaktır.”
    Derler ki: “Öleceğini bilip de yaşamaya sabreden tek canlı insandır.”
    “Her hatıra bir fotoğraf, her hafıza bir albümdür.”
    “Başkalarıyla birlikte yaşanır, gülünür; ama yalnız ölünür ve yalnız ağlanır.”

    Son bölümde iki hikâyeyi mutlaka okumalısınız. Yazar hayattan iki kişiyi anlatmış. Birisi Dönerci Zeki Usta, diğeri Çiçekçi Nazire. Her ikisi de ölüyor hikâyede. Sizin de içinizden bir şeyleri öldürerek. Belki gözyaşlarınızı…

    “Hayallerini bana sat, sana çiçekçi dükkanı açalım Nazire!" Cevap: “Hayal satın almaya kalkanın parası olmaz.”
  • İstanbul'a belediye başkanı olmak için "İstanbullu" olmak gerekir. "İstanbullu" ne demek? "Parisli, Romalı, Londralı" gibi bir şey. Büyük kentlilik ruhu taşımak gerekir. Doğum yeri önemli değil. Yani uygar, kültürlü, sanatsever, ince olmak gerekir ince!...

    "O konuda bir master planımız var" deniyorlar mı, tüylerim diken diken oluyor. İstanbul'un plana değil, saygıya ihtiyacı var.

    Uzun yıllar boyu kahrediyor beni İstanbul'un hali. Elimde olsa, surlarıyla birlikte söküp Belediye Başkanlarının erişemeyeceği bir yere taşıyacağım.
  • “Eğer bir yerde kitapları
    yakıyorlarsa, orada eninde sonunda insanları da yakacaklardır.”
  • 340 syf.
    ·Beğendi·10/10
    7 Akbaba Kıyametin Habercileri..
    Sürükleyici ve soru işaretleriyle dolu, insanın zihninde bir çok kez ya gerçekse heycanını uyandıran bir kurgu. Bir solukta bitirebileceginiz ve sıkılmadan okuyacaginiz bir kitap. Fatih Sultan Mehmet'in tarihcisi Oruc Bey'in aktardigi uzere, Alman kaynaklardan da okumak isterseniz Franz Babinger'in Fatih Sultan Mehmed ve Zamani kitabini okuyabilirsiniz.
  • 340 syf.
    ·5 günde·10/10
    Arkadaşımın tavsiyesi üzerine okuduğum, okurken kendini alamadığım, sürükleyici ve araştırmaya iten bir başka kitap daha. Şiddetle tavsiye ediyorum. Yazarın diğer kitabını bulabilirsem ne mutlu bana ;)