Allah’tan başka şeyleri kendilerine koruyucu kabul edenler, sadece bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye onlara tapıyoruz, diyorlar. Burada gizli bir kelime var gibidir, Cenâb-ı Hak sanki şöyle buyurmaktadır: Allah’tan başka şeyleri kendilerine koruyucu kabul edenler ve onlara kulluk yapanlar diyorlar ki: Sadece bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye onlara tapıyoruz. Cenâb-ı Hak başka bir âyet-i kerîmede onların şöyle söylediklerini haber vermektedir: “Bunlar Allah katında bizim aracılarımızdır”. Bu durumda onlar, taptıkları putların ve diğer varlıkların hakikatte tanrı olmadığını, onlarda gerçek ulûhiyet özelliğinin bulunmadığını, ulûhiyet niteliğinin hakiki mânada sadece Allah’ta var olduğunu biliyorlardı. Fakat buna rağmen putlara taptıkları için onlara ilâh diyorlardı. Araplara göre tapılan her şey ilâhtır, çünkü ilâh kendisine ibadet edilendir. Onlar her mâbuda ilâh adını vermişlerdi, bu nesnelerde gerçekte ulûhiyet niteliği bulunmadığını, bunun yalnızca Azîz ve Celîl olan Allah’a ait olduğunu bilmelerine rağmen bundan dolayı yine de onlara ilâh diyorlardı.
Kalbine her ne doğarsa Allah onun üstünde ve ötesindedir. Bundan dolayı kainat, “Allah’tan başka bütün varlıklar” demektir ve Allah kainatın ötesindedir.
İçi, bilbedahe hâlis hidayet.. üstü, bizzarure envâr-ı iman.. altı, biilmelyakîn delil ve bürhan.. sağı, bittecrübe teslim-i kalb ve vicdan.. solu, biaynelyakîn teshir-i akıl ve iz'an... Meyvesi, bihakkalyakîn rahmet-i Rahman ve dâr-ı cinan... Makamı ve revacı, bilhadsi's-sadık makbul-ü melek ve ins ü cânn bir Kitab-ı Semavî'dir.
Hem
Cennete Götüren
Cehennemden Çıkartan
Bir Kelime;
TEVHİD
İnsanların, ne månåya geldiğini bilmeden sadece dil ile "La ilahe illallah" diyerek müslüman olup cennete girecek-lerini zannetmeleri; Allah (c.c.) ile beraber adına ilah koyma-dıkları nice ilahlara tapmalarını beraberinde getirdi.
Bu ilahlar kimi zaman benimsenen beşeri rejimler ve ide-olojiler oldu; kimi zaman da bir tek ilahın (Allah'ın) sıfatların-dan herhangi birini (görme, işitme, (gaybı bilme, kendisine dua edilme, yapılan dualara karşılık verme, yere ve göğe ha-kim olma, insanların fıtrat üzere yaşayabilmeleri için gerekli kanunlar hazırlama...) kendisine yakıştırılan bir şahıs, ya da bir cisim [elle yapılan gerek metal, gerekse cam çerçeveye sı-kıştırılmış bir resim, gerekse tahtadan yapılmış bir put] oldu.
Oysaki Allahü Teala Kur'an-ı Kerim'in birçok yerinde kendisine tapacağımız, kulluk edeceğimiz, yalnız kendisinden yardım dileyeceğimiz ilahı bilmemizi istiyordu. Tıpkı Fatiha suresinde olduğu gibi "Ancak sana ibadet eder ve ancak sen-den yardım dileriz."
Tabiki bu da ancak Lâ ilahe illallah'ın ne manaya geldi-ğini anlayıp kalple tasdikten sonra Kelime-i Şehadet'in şart-larını yerine getirmekle mümkün olacaktır.
Kafir ya da Müslüman olmak arasında bir köprü olan Kelime-i Şehadet oldukça mühim olmalıydı. Çünkü ancak onunla Cennet'in kapısı alacaktı.