Gerçekten de -mümkün ve insanların arasında meydana gelen şeylerden olduğu sürece- olmamış meselelerin olmuş farz edilmesi fıkıh talebesi için mutlaka gerekli bir husustur. Hatta bu, ilmin özü ve ruhudur. Fıkhın kitap ve sünnet gölgesinde Müslüman alimler tarafından karşılıklı çalışılan bir ilim olduğu dönemlerde, olması mümkün meseleler olmuş sayılır ve hükümleri söylenirdi. Fıkıh bu şekilde yazıya geçirildi ve öncekilerin rivayetleri bu şekilde ezberlendi.
Bunlar da cevap verilmemesi gereken boş ve gereksiz sorulardandır. Cibril yeryüzüne nasıl indi? Peygamber sav onu hangi surette gördü? Beşer suretinde melek olarak kaldı mı kalmadı mı ? Cennet ve Cehennem nerededir? Kıyamet ne zaman? İsa as'ın nüzulü ne zaman? İsmail mi yoksa İshak mı daha üstündür? Hangisi kurban edilmiştir? Fatıma Âişe'den üstün müdür değil midir?
İmam Şabi'ye sorulan şey de boş ve gereksiz sorulara örnektir. Bir adam geldi ve "İblis'in karısının adı ne?" diye sordu. O da "Ben onların düğününe katılmadım" diye cevap verdi.
el-Hassü ale't-Ticarati ve's-Sınaati ve'l-Amel kitabında altıncı rivayette Abdullah b. Ahmed b. Hanbel'in öğrencisi Ebu Bekir el-Hallal'dan şu söz gelmiştir: "Münekkid Ebu Yahya Zekeriya b. Yahya bana haber verdi ve dedi ki: Ebu Abdullah'a: Ben ücretli olarak çalışmaktayım. Anne babam kendime ait bir dükkan açmamı istiyorlar, dedim. O da: Dükkan al; cenaze olur, hasta olur, dedi. Ben: Yaptığım meslek zor bir iş, bir de ortak gerekir. Yani o iş o şekilde pek yürümez dedim. O da şöyle dedi: O zaman ücretli çalışmaya geri dönersin.
Bu, son derece öz ve gerçekten açık bir sözdür. İmam Ahmed bu sözle şunu kastetmiştir: Ticarette kendi işinde çalışıyorsan cenazelere katılabilir, hastaları ziyaret edebilir ve bu tarz teşvik edilen salih ameller işleyebilirsin. Fakat eleman olduğun zaman bunları yapamazsın. Çünkü ücretini saatlik olarak almaktasındır.