BAŞARISIZLIKLARIMIZI imkânsızlıklarla izah etmeye çalışırız. Ama imkânsızlıkları yenerek başaran öyle çok isim var ki, örnek alınmayı beklerler. Öncelikle peygamberler öyledir:
Hz. Âdem ilk kez gördüğü vahşi dünyanın şartlarıyla boğuşarak Hz. Havva’ya ulaşmıştır.
Hz. Nuh tufanla boğuşmaktan yılmamıştır. Hz. İbrahim Nemrut ateşine, Hz. Yusuf atıldığı kuyudaki olumsuzluklara ve umutsuzluklara, Hz. Musa Firavun’a, Hz. İsa Roma despotlarına ve Hz. Âlişan Efendimiz (s.a.v) Ebu Cehil’in kontrol ettiği şartlara meydan okumuşlar, sonunda da başarmışlardır.
Yaratıcı Kudret isteseydi, peygamberlerin kendilerini kabul ettirebilecekleri şartları, onları göndermeden önce bir güzel oluşturur, ondan sonra gönderir, böylece zahmet ve mihnet çekmelerini önlerdi. İstemedi. Çünkü her peygamber bir başka yönüyle ümmete örnek olacaktı. En bariz vasıfları ise şartlara teslim olmamaları, hedefleri istikametinde çabalamalarıydı. Şartları hazır bulmadılar, umutla çalışıp çabalayarak şartları da Yaradan’ın rahmetini hak etmeye çalıştılar.
Bizim ıskaladığımız galiba bu... İlâhî tecelliyi hesaba katmadan, her sorunu kendi gücümüzle aşacağımızı zannediyoruz. Halbuki böyle bir gücümüz yok. Sorunları sadece aşmaya çalışabiliriz. Gösterdiğimiz çaba İlâhî rahmetin tecellisine vesile olursa, ortada sorun diye bir şey kalmaz. Tüm engeller aşılıp başarıyla kucaklaşılır. Buradaki sihirli formül “elden geleni yapmak”tır.