Gençtim, insanların daha iyi yaşamak, daha mutlu olmak, daha çok umut etmek adına biriktirdikleri kelimeler benim iç organlarımı kanatıyordu ve bu yoğun iç kanama aklımı, kalbimi, ruhumu, bütün varlığımı her geçen gün daha zayıf hâle getiriyordu.
Kader, adeta Nuh'un Gemisiymişçesine, tepelerinde beya zın hiç eksilmediği, yakınlardaki yüksek dağlardan kaynayan nehrin kıyısına attı bizi. Kentin ortasından akan nehir güneyde ki sınırı geçip yakınlardaki denize dökülüyordu.
Annem, elinde tuttuğu Balkan anahtarları destesinde yer alan, denizin kıyısını mesken tutan atalarımız tarafından çok tan terk edilmiş evlerimizin çok eski anahtarlarından biriyle, nehir kenarındaki evin kapısını açtı.
Babam için, Annemin Balkan anahtarlarından biriyle açıla bilecek o hayal edilen kiJidin bulunabileceğine beslenen umut kapısı ilelebet kapanmıştı.
Ailemizin mutluluğunun, kaderinin devamlılığı, Babamın ve Annemin hayallerinin kibarca ve göze batmayacak şekilde sürekli değiş tokuşu ile sağlanıyordu. Babamın hayalleri, dönüşü olmayan gidiş mitinden kaynaklanıyor, Annemin hayalleri ise ailemizin kök salma, dönüş mitinde zemin buluyordu.