Burcu, bir alıntı ekledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · 8/10 puan

Fakat çaresiz durumlar çaresiz umutlar doğurur...

Firmin, Sam Savage (Sayfa 89 - Özgür Yayınları)Firmin, Sam Savage (Sayfa 89 - Özgür Yayınları)

Yaşlı Adam ve Nasihatları
Yalnızdı… Üzerinde yıllardır eskitemediği çizgili pijaması, yüzünde çizgiler… Kendi kendine konuşuyordu, her zaman olduğu gibi:

“-Hay Allah! Yine elektrik kesildi. Ne de karanlık oldu birden bire… İnsan ürküyor. Bilmem mezarda ne olur halimiz?”

Yeri neredeyse hiç değişmeyen kibrit kutusunu, yaşının verdiği ağırlıkla biraz geç de olsa buldu ve emin olmak için salladı.

“-İşte kibrit burada… Şurada bir yerde de mum olacaktı.Yakayım da gözümün önünü göreyim… Hah, tamaaam.”

Sonra yıllar öncesinde buluverdi kendini. Gülümsedi… Ve anlatmaya başladı, biri dinliyormuş gibi:

“-Çocukken, elektrik kesildiğinde, küçük odanın perdelerini açar, ay ışığında sohbet ederdik, annem, babam, kardeşim ve ben… Ne hoş olurdu Ya Rabbi!

Babam, köyde eşekten nasıl düştüğünü, annem, tarzancılık oynayayım derken, ağaç dalında nasıl asılı kaldığını anlatırdı… Biz de gülerdik.

Elektriğin kesilmesine hep sevinirdik. Çünkü birbirimize en yakın olduğumuz, hatıralarımızı, mutluluğumuzu ve acılarımızı paylaştığımız, güzel ve ne yazık ki nadir zamanlardı onlar… Başka günlerde televizyon seyretmekten, karşılıklı oturup konuşamazdık çoğunlukla.

Ah teknoloji! Nasıl da uzaklaştırdı insanları birbirinden… Ya da belki biz insanlar beceremedik. Her şeyden vazgeçip, görmemişler gibi davrandık. Sanki futbol maçları hanımlardan, filmler çocuklardan daha mı önemliydi? Yooo…

Huzurevleri daha mı sıcaktı sanki evlerden? Hem çocuklarını, hem ailesini, hem de anasını, babasını ihmal eder oldu insanlar. Zaten ben de, sırf huzurevine gitmemek için kalmadım mı böyle yapayalnız?

Ahh… Ah! Hay hak! Mum da ne güzel yanıyor. Yandıkça eriyor. Eridikçe aydınlatıyor. Aydınlattıkça bitiyor…”

Dede, aniden farklı bir ruh haliyle haykırdı:

“-Hazreti Ömer! Allah senden razı olsun! Ne ince, ne yüce insandın sen öyle… Kendi işi için ayrı, devlet işi için ayrı mumlar yakacak kadar, haramdan ve kul hakkından korkardın. O’nun ümmetiydin ne de olsa, Rasulullah’ın ashabıydın!Hazreti Ebubekir! Hazreti Hatice! Hazreti Fatıma! Hazreti Zeyd! Sizleri özledim…”

Biraz durakladı ve ağlamaklı bir sesle haykırdı tekrar:

“-Senin adaletine, Senin şefkatine, Senin nur yüzüne hasretim ya Rasulallah! Hasret bütün ağaçlar! Hasret bütün insanlar!

Çocuklarımın sesine, torunlarımın gürültüsüne hasretim…”

Ağladı… Sanki yıllarca hiç ağlamamıştı da, yıllar sonra bugün, ağlamaya bile hasret kalmışçasına ağladı…

Gayet iyi biliyordu ki, gözyaşı, kaderi değiştirmez. Belki sadece biraz rahatlatır, hüzün dolu bir kalbi…

Burnunu çekti. Mendiliyle sildi yüzünü… Ve sanki daha bir güçlü hissederek kendini, rest çekti:

“-Peh! Ben de iyice çocuklaştım canım! Vurayım kafama! Ne güzel işte. Sessiz sakin… Bir de torun mu çekecektim bu yaştan sonra? Cır cır cır cır!”

Tam bu sırada, elektrik geldi ve oda aydınlandı. Dede, tavandaki lambaya ters ters baktı.

“-Hıh! Niye geldiysen! Mum ışığında özlemlerim, sevgilerim dost olmuştu bana. Oda kararınca, kalbim ışımıştı. Gönlüm aydınlanmıştı.”

Elektrik düğmesine doğru yürüdü, bir dededen beklenmeyecek kadar hışımla. Sert bir hareketle dokundu düğmeye ve ışığı söndürdü.

“-Sönün ışıklar! Sönün yalancı aydınlıklar! Siz yanınca, umutlarım sönüyor!”

…Ve ağır adımlarla yatağına doğru yürüdü. Biraz uyumalıydı. Çocukların, torunların, hiç kimsenin olmadığı yapayalnız bir evde, bir gece daha…

Çekilmezdi bu yalnızlık, umutlar da olmasa… Ve çekilmezdi eğer, sığınak bildiği Rabbi’ne el açmasa…

Yine O’na yöneldi, O’na sığındı bir kez daha:

“-Allah’ım! Bu gece ve her gece bildim ki, Senden başkası yar olmaz bana… Koru beni Allah’ım. Yavrularımı koru, onlara merhamet ver. Onları affet Allah’ım. Beni affet… İman ile al yanına… Ölüm nasıl da yakın…”

Dede, bir yandan semaya açtığı ellerini yüzüne sürerken, diğer yandan da amin diyordu. Amin…

Yatağına uzanırken hasret yorgunu, dilinde her zamanki ümit bestesi vardı: Bismillahirrahmanirrahim…

Kısa zamanda, huzurla daldı uykuya.

…Ve bir daha uyanmadı dünyaya.

Amine U., bir alıntı ekledi.
4 saat önce · Kitabı okuyor

Dünyada bu kadar taze umut varken.. Umut bu kadar bolken.. Umut doğup yeni umutlar doğurarak durmadan artarken bize umutsuzluk nereden geliyor ?

Esir Şehrin İnsanları, Kemal TahirEsir Şehrin İnsanları, Kemal Tahir
bargiran_13, bir alıntı ekledi.
9 saat önce

Ömrünüzdeki sayılı günlerden bir tekini yaşanmamış sayalım... Kaderinizin akışı kim bilir ne kadar başka olurdu

Büyük Umutlar, Charles DickensBüyük Umutlar, Charles Dickens

Umutlara kanma umutlar bir gün imkansızlaşır, hayatı toz pembe yaşıyorum sanma her renk bir gün siyahlaşır…

Mustafa YILDIZ, bir alıntı ekledi.
19 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Acılar, sancılar, kıskançlıklar, kendini yemeler, boş umutlar, boş hayaller... İşte aşk tam olarak bu.

Aşk Köpekliktir, Ahmet ÜmitAşk Köpekliktir, Ahmet Ümit

Ninni Yüklü Kamyon
Yol kenarındaydı bahçeli asmalı evimiz,
hem yolumuz vardı hemde demir yolumuz.
Arabaları sayardık balkonda, bitmez tükenmez!
El ederdik trendeki yolculara, vagonlara,
Yük trenlerini ise taşlardık, nedendir bilinmez?
"Naaaaaahhh" çekerdik şaaak diye sebepsiz!
(...)
Kış gelirdi, kar yağardı hayallerim aka boyanırdı
Gece vakti etraf ölüye keserdi, ıpıssız!
Yoldan otobüsler geçerdi yolcu dolu otobüsler,
Hayallerime boş koltuk aradım geceleri;
ayakta kalmasınlar, ayazda kalmasınlar,
Narindir benim hayallerim, üşürler yorulurlar.
Yoldan yük dolusu geçerlerdi kamyonlar
umutlarımı, çocukluğumu yüklenir giderlerdi
lastik sesleri yankılanırdı uzun geceler boyu
denizin sesinde çınlardı motor sesleri.
Balıkçılar ağlarında yeni umutlar getirirdi
Sererlerdi haldeki insanların yüreklerine!

Ninni yüklü kamyonlar geçerdi,
Ardına zıplardım geceleri
Atlar da uzaklara giderdim bi başıma
Bir ben bir de sarı pelerinim, hayali!
Lastik sesleri uzaaaar giderdi geceleri
Ninni diye dinlerdim lastik seslerini,
Sonsuza varırdı hepsinin sonu;
nedensiz ağlardım geceleri.

Sefer Fındık, Eskici ve Oğulları'ı inceledi.
21 saat önce · Kitabı okudu · 45 günde · Beğendi · 10/10 puan

Orhan Kemal'in okuduğum ilk eseri... Çok çarpıcı bir kitap. Yokluk içinde yaşayan Eskici ve Oğulları'nın yaşam mücadelesi. Umutlar, çaresizlikler, pişmanlıklarla harmanlanmış bir dram var kitapta. Dram dedim ama kitap tebessüm ettiren bölümler de içeriyor; özellikle eskici ve esnafın atışmaları çok keyifliydi. Ana karakter eskici belki de görebileceğiniz en farklı roman karakteri.
Orhan Kemal'in bu kitaptan sonra okuduğum 3 kitabında da halkın fakir kesiminin hayatlarına, dertlerine değindiğini gördüm. Yazarların halka inmeleri, onların arasında var olmaları gerektiğini düşünüyorum. Bu yüzden Orhan Kemal çok sevdiğim yazarlar arasında artık.

Kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum. Okuyun, okutun.

Pınar, bir alıntı ekledi.
21 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Leyla gider, peşi sıra umutlar gider, günler gider, geceler gider ve koskoca ömür gider. Leyla gider, Mecnûn kalmaz...

Leyla İle Mecnun, Nusret Özcan (Sayfa 207)Leyla İle Mecnun, Nusret Özcan (Sayfa 207)