• "La tahzen.
    Üzülme!
    Başarabildiğin kadar üzülme.
    Zira Rab sana yolunu gösterecektir.
    Unutma!
    O seninle beraber."
  • Bu Gün Seni Yüreğimde Öldürdüm...!
    Ne Zaman Islatsa Yağmur Bu Kaldırımları Buğulu Bir Hal Alır Gözlerim Sonra Süzülür Gözyaşı Tanecikleri...
    Ne Zaman Ağlayıp Sızlasa Bir Yorgun Bulut Kıramaz Gönlüm Esaret Zincirlerini...
    Yüreğim Saçlarımdan Dağınık Gözlerimde Ümitsiz Bir Bekleyiş, Kederler İçinde Yalnızlığımı Öğütüyorum...
    Sevgimi Ayağının Altına Paspas Etmiş Birine Aşk'ı Fısıldıyorum...
    Yüreğimi Izdırap Nameleri Yurt Edinmiş...
    Ne Yana Dönsem Kaderin Acı Sillesi, Kime Açsam Elimi Kadersizliğin Ta Kendisi Umutsuzluğun Resmi, Çaresizliğin Gölgesi...
    Artık Söyleyemiyorum Umut Şarkılarını...
    Aramızda Koca Bir Okyanus, Önümde Fırtınalar, Ben Salıp Gitmişim Hayatımı...
    Hangi Yana Savurursa Savursun Artık Önemli Değil Nerde Ne Halde Olduğum...
    Çaresizim, Umutsuzum, Sancılıyım, Yorgunum, Kederliyim, Her Şey Sağır İçimde...
    Dünyadan Bezginliğim Dünyalar Kadar Eski..
    Bedenim Onda Sürgün Yüreğim Bende Tutsak...
    Hazan Rüzgarlarının Estiği Belirsiz İklimlerde Üşüyorum...
    Rüyalarım Kadar Durgunum....
    Saçlarım Anılarım Kadar Dağınık Çehrem Bir Dal Gibi Kırık...
    İki Yokluk Arasında Varlığım...
    İçten İçe Bitiriyorum Hayat Denilen Bu Filmi...
    Git Gide Değişiyor Bir Şeyler...
    Bir Şeyler Gidiyor Dönmemecesine, Ne Çocukluğumuz Kalıyor Yanımızda Ne Eski Umutlar...
    Her Şey Yenileniyor, Acılar Bile...
    Çekip Gidiyor Gülüşlerimiz Gidiyor Vefalı Sandıklarımız...
    Yapamadıklarımız Kalıyor Yalnızlığımız Omzumuzda ve Ellerimizde Hüzün Kalıyor...
    Hiç Düşündünüz mü, Mutluluk Ne Kadar Mutludur?
    Ya Hüzün?
    Ne Kadar Hüzünlüdür?
    Uzaktan Mutlu Görünenler Mutlu mudur Hep?
    Her Mutluluğun İçinde Hüzün Yok mudur?
    Ya Kanayan Bir Yara?
    Diyeceksiniz Belki Bana "Neden Bu Kadar Hüzünle Berabersin Hep, İçimizi Kararttın" Diye...
    Haklısınız Belki de, İnsan Hep Mutlu Olmak İster Hak Ettiği Gibi Yaşamak İster Ama Bilir misiniz Peki Işıklar Altında Sönük Kalmayı?
    Ben Mutsuzum Desem Kaç Kişi Anlar Beni?
    Mutluluğu ve Aşk'ı Yaşamak Zordur...
    Yaşadığım Şey Aşktır Dersin Yanılırsın Mutluyum Dersin Ama Kendini Kandırırsın...
    Gerçek O Kadar Uzaktır ki Aldanırsın, Aldatılırsın...
    Meçhuldeyim Dersin Artık Belki Ama Bilmezsin Kendi İçinde Meçhulsün...
    Yalnızsın Yürekten, Yüreğinde Seni Terk Etmiş Kendi İçinde...
    O da Restini Çekmiş Kadere, Yalnızlığa, Hüzne, Aşk'a...
    Alışıyorum Gittikçe Her Gün Bir Parça Daha Alışıyorum Yalnızlığıma...
    Nicedir Unutmuşum Saymayı Bile Günleri Dağılıp Gitmişler Her Biri Bir Yana...
    Ne Gideceğim Bir Yer Ne de Özlediğim Bir Şey Var...
    Bir Sigara Yakıyorum, Bir Kağıda Bir İki Dize Yazıyorum Yerini İyi Bilen Onurlu Bir İki Sözcük...
    Kımıldamıyor Hiç Ne Akrep Ne Yelkovan, Yani Tam Böyle Bir Şeye Benziyor Zaman...

    Bugün Dünü Geride Bırakan Bugün, Tüm Acılara Acımalara Acımasızlara İnat Yine Bugün İşte...!
    Duman Altı Olmuş Her Ayrıntı...
    Her Sigara da Kendime Dönüyor Yine Düşüncelerim...
    Garip Bir Akşam Saati...
    Ardı Sıra İçtiğim Sigaranın Dumanında Hissediyorum Çektiğim Buhranların Acısını...
    Yoğunlaşan Duygularımı Boşluğa Haykırarak Dağıtmak İstiyorum...
    Her Şey Bir Hiçliğe Teslim Olmuş Yaşanmışlığımda...
    İç Dünyamın Dışa Dönük Yüzünde Soluyor Tüm Tebessümlerim...
    Geçmişle Gelecek Arasında Bir Yerde Takıldım Kaldım...
    Seninle Sensizlik Arası Bu, Ağlayan Zaman Diliminde Yüreğim Tutuluşu...
    İçimdeki Karanlık İçler Acısı...
    Gökkuşağının Kalbimdeki Renkleri Solmuş, Renklerin Hepsi Matemde...
    Birazdan Asla Geriye Dönülmeyecek Bir Yolculuk Başlayacak İçimde...
    Kaybettiklerimi, Kaybedeceklerimi Kale Almadan Vazgeçeceğim Her Şeyden...
    Öylesine Hızlı Hareket Edeceğim ki Tüm Geçmiş Akıp Gidecek Parmak Uçlarımdan...
    Yokluğunun Yarattığı Aşk Karşısında Boynum Bükük...
    Çoktu Yokluğun, Hakkım Çoktu Ama Yine de Yoktum Sende...
    Her Gün Ayrı Bir Acıyla Dolduruyorken Bavulumu Sayıyorum Son Yolculuğuma Çıkacağım Günleri...

    Ne Garip Bir Duygudur Aslında Yaşamak...
    Günün Ağarmasına İnat, Hala Karanlıktır Gördüklerin, Işık Yoktur, Ufuk Yoktur...
    Yaşadığın Haksızlıklar, Aşk'ta ki Hayal Kırıklıkların Sarar Tüm Benliğini...
    Ezilirsin Altında Hayatın...
    Gözlerin Hala Islak Islak, En Hüzünlü Şarkıların Ağır Dizeleridir Dilindeki...
    Kırılgandır Bazen Yaşamak...
    Kah Güldürür Hayal Ettiklerin Kah Yaslara Boğulursun...
    İçinde Fırtınalar Kopar ve Yürek Mücadeleden Yorgun Düşer...
    Evet! Yürekte Yorgun Düşebiliyor Bazen...
    Bazen Hissedemeyebilirsin Ağrılarını Veya Sevinçleri Duyamazsın Rafa Kaldırırsın Kimi Zaman Duygularını...
    Sonra Kara Bulutlar Kaplar Çürüyen Bedenini Yüzün Eskir, Unuttuğun Yanların Düşer Sayfalara...

    Umutların Tükendiği Saygının Bittiği Yerde Artık Her Şey Anlamsızdır Her Şey Boştur...
    Öylesine Yaşarsın, Yaşadığın İçin Yaşamaya Devam Edersin...
    Şimdi Öyle Bir Noktasındayım ki Hayatımın, Bir Adım Atsam Düşecek Gibiyim...
    Sokağını Kaybetmiş Küçük Bir Kız Duruyor Islak Gözbebeklerinde...
    Tüm Suçları Kabul Etmişcesine Suskun Tüm Hüzünleri Hak Etmiş Kadar Durgun...
    Yitik Zamanlarda Zamansızlığımı Yaşıyorum...
    Penceremden Görünen Bahar Olsa da Gönlümde Kışı Yaşıyorum...
    Etraf Çiçeklenmiş Olsa da Sensizliğin Ürperten Soğuğundayım...
    Ellerimi Isıtmaya Çalışsam da Titriyor Bedenim...
    Kırık Bir Kalp Aşk'a ve Sana Yenik Bir Ben Bir Küçük Oda Sevgim İçinde, Kilit Vurmuşum Kapısına...
    Bütün Hatıralarını Kaldırıyorm Bir Köşeye, Üstüne Kilitler Vuruyorum Açılmamacasına...
    İsminin Üstüne Bir Çizgi Çekiyorum Yavaşca...
    Kimi Zaman Ağlayabiliyor İşte İnsan Kimseler Yokmuşçasına...
    Kaçmak Zorunda Kalıp En Sevdiğinden Gidebiliyor İşte Uzağa...
    Dakikalar Özleyişte Saatler Tükenişte Durmuş...
    Çaresizliği İçiriyor Yudum Yudum...
    Benden Sana Giden Tüm Sözler Mahkumiyete Girdi, Artık Hiç Özgürlüğe Kavuşamayacak Cümlelerim...
    İstesem de Özgür Bırakmayacağım Hece'lerimi...
    Hiç Bir Sorunun Cevabı Yok Bundan Böyle...
    Bildiğin Soruları Cevaplamaktan Çıkışı Olmayan Labirentinde Kaybolmaktan Yoruldum...!
    Eğer İle Başlayan Cümlelerin Ortasında, Keşkelerden Yorulmuş, Acabalara Boğulmuş Bir Vazgeçişteyim...
    Hiç Yaşamadıklarımla, Hep Yapmayı İsteyipte Yapamadıklarımla, Daima Ertelediğin Her Şeyle Birlikte Gidiyorum.
    Seni Değil Kendimi Son Kez Uğurluyorum...
    Bazen Soruyorum Kendime; Neden Bu Sevgi, Nereden? Cevap Yok İçimde...
    Kendim Yaşamak İstedim Bu Serüveni, Belki Bu Kez Olur Dedim, Belki Şaşırtırdın Beni, Belki Hiç Uyanmazdık Rüyadan Ama Sadece Uzaktan Sevmekle Ruh Doymuyor...
    Kıskandım Seni, Tek Kabullenemediğim Paylaşmaktı, Çünkü Paylaşmak Bana Yasaktı...
    Ben Fazla Geldim, Aşkım Fazla Geldi, Sevgim Boğdu Seni Kendi Nefesiyle.
    Korktun, Böyle Bir Duygu Yabancıydı Sana, Korktun Ölesiye...
    Hazır Değildin, Zamanı Değildi Şimdi Sevmenin...
    Ben İstemez miydim Bitmesin, Ben İstemez miydim Zaman Dursun; Geçmesin, Ben İstemez miydim Devam Edelim, Bahar Doğsun Bize Ama Olmuyor...
    Bitmeli Diyor Bir Ses, Bitmeli...!
    Peki Ya Yürek, Hiç mi Önemli Değil?
    Ben Yine Yanlış Bir Yola mı Girdim?
    Yine Yalan Bir Aşk'a mı Bulandım?
    Ben Yine mi Hata Yaptım...!
    Bitmek, Tükenmek, Hele de Ayrılmak Bana Göre Değildi Ama Yine de Bitiyorsa, Bitmeli İse Ne Yapılabilir ki...!
    Belki de Hiç Yoktun Sen, Yüreğimin Bahara Dönmesi Sözlerinden Değildi...
    Sakladığım Fotoğraflardaki de Sen Değilsin Belki de...
    Oysa Ne Güzel Düşlerim Vardı Senin de İçinde Olduğun...
    Bir Akşam Çayı İçmekti Mesela, Güneş Batarken Bir Çay Bahçesinde Sessiz ve Tebessümle...
    Ne Güzeldi Sana Dair Olan Hayallerim, Ne Büyüktü O Hayallerin Verdiği Mutluluk Yüreğime...
    Öyle İşte...
    Olmadı...

    İnsan Ne Kadar Yetenekli Oluyormuş Acıyla Yoğrulunca...!
    Baştan Sona Yalanmışsın, Hiç Olmamış HiçYaşanmamalıymışsın...
    Belki Aldandım, Yanıldım, Yaralandım, Çok Kırıldım Ama Öğrendim, Sen Beni Kalbine Kalbinin Tenha Sokaklarına Hiç Yakıştıramamışsın...!
    Sana Dair Çok Fazla Olmayan Anılarımı Duvarlarıma Astığım Bu Gün Karar Verdim Senden Gitmeye...
    Sana Hoşçakal Demek Hiç Kolay Değil Ama Sen İstedin Diye İlk ve Son Kez Sığdırıyorum Dudaklarımın Sınırlarının İçine...
    Çok Kanattın, Çok Yara Açtın, Gözlerimin Mavisini Bulandırdın...
    Çok Çaldın Gülüşümden, Çok Eksilttin Çocuk Yanlarımı...
    Bak Şimdi Şu Halime, Yüreğim Kor Olmuş...
    Üflesen Sevgini Yeniden Alevlenir mi?
    Alevlense Bile Eskisi Gibi Isıtır mı?
    Artık Çok Geç...!
    Bak, Hayat Veren Nefesin Yüreğimdeki Koru Biraz Olsun Alevlendirse de Hemen Sönüp Küle Dönüyor...
    İçindeki Canı Sarıp Isıtsa da Yüreğimdeki Kor Ağır Ağır Sönüyor...
    Söndükçe Yüreğimdeki Kor Bu Can Bu Ruh Soğuyor Adeta Buz Kesiyor...
    Hoyrattır Artık Sana Suskun Yüreğim...
    Sözüm Geçmez Geç Kalmış Baharın Açmayan Çiçeklerine...
    Gücüm Yetmez Seni Gittiğin Yollardan Döndürmeye...
    Senden Kopacağım Artık...
    Sensizliğin Rıhtımında Dalgalarıyla Boğuşacağım Yalnızlığımın...
    Bir Daha Hayal Edilemeyecek Aşkının Umuduyla Kavrulacağım...
    Senden Beni Alacağım Benden Seni Söküp Aldığın Gibi Yerime Yaşanmamış Mutluluklar Bırakacağım...
    Hatırlamayacaksın Bile Gözlerimi...
    Ne Şiirlerimle Islanacak Ne de Gözlerimle Isınacaksın...
    Söz Veriyorum Hayatından Çıkacağım, Ağlatmayacağım Artık Seni..
    Sürgüne Gitmeyeceğim Gözlerinin Derinliğinde...
    Şiirlerimin Ortasına Yangınlarım Düşmeyecek Bir Daha...
    Çıkardım Seni Sakladığım Yerden, Çıkardım Kendimi Kendimden ve Çıkardım İşte Sonunda Seni Yüreğimden...
    Artık Benim İçin Öldün...
    Bu Gün Seni Yüreğimde Öldürdüm...
    Hiç Bitmeyecek Olan Seni Nasılda Küçültün...
    Resmini İndirip Gözlerimden Gitmek İstiyorum, Zamanın Olmadığı, Duygu Denen Şeyin Varolmadığı, Kimsesizliğimin Hayat Bulacağı, Tek Solukluk Nefesin Bile Uğramadığı, Işıksız, Sabahsız, Güneşsiz, Yıldızsız, Canımın Canımdan Usanmayacağı, Mekansızlığın Olduğu Bir Yere Gitmek İstiyorum...!
    Eskiden Sensiz Geçen Dakikalarımı Sayardım Ama Çok Birikti Sensiz Geçen Zamanım Aradan Yüzyıllar Geçince Sayamadım...
    Sayacak Bir Şeyim Olmayınca Sayılmayan Bir Şeyler Arıyorum Şimdilerde...
    Aslında Boşuna Bir Çırpınış Benimkisi Ya da Bazı Şeyleri Bitiremediğimin Ta Kendisi...
    Bazen Mutlu Olmanı Dileyeceğim Geliyor Ama Bu Teslimiyet, Bu Sensizliğe Kendimi Salıveriş, Bu Seni Boşverivermişlik Yakışmıyor Bana...
    Bak, Adın Acıtmıyor Artık İçimi..
    Yok, Kandırmıyorum Ben Yine Kendimi, İnan Bana Bunlar Bir Toparlanışın Sessiz Sedasız Bir Dirilişin Dizeleri...
    Bugün Seni Affedilmemelerin Pişmanlığına Bıraktım..
    Yok Saydığım Üzüntülerime Ekledim...
    Son Perdesini Çekiyorum Artık Bu Aşk'ın...
    Usulca Örtüyorum Gecenin Yorgunluğunu...
    Akşamın Ayaz Soğuğunda Yatağıma Yorgan Yaptığım Resmini Kaldırıyorum...
    Ellerimi Hayalinden Çekip Sevda Sözlerimi Kaldırıyorum Dudaklarımdan...
    Kapımı Kapatıyorum Olmayan Suretine...
    Nefesimi Ayırıp Nefesinden Sana Ait Olan Gözyaşlarıımı Kurutuyorum Gözlerimden...
    Unuttum Adını...!
    Unuttum Yarasını...!
    Unuttum Alıp Götürdüklerini...!
    Ağladım Son Defa Kıymet Bilmeyişine, Beni Her Anlamadığında Anlar Bir Gün Diye Bekleyişlerime...
    Işığını Senden Alan Gözlerim Bundan Sonra Senin İçin Hiç Bakmayacak...
    Günden Güne Hasretinle Tutuşan Bu Ateş Artık Yüreğimi Hiç Yakmayacak...
    Seninle Doldurduğum Sevda Pınarlarım Asla Senin Yönüne Doğru Akmayacak...
    Dinecek Fırtınalar, Zincirlerim Kırılacak...
    Sana Dair Ne Varsa Silip Atıyorum Kalbimden...
    Önce Yüzünü, Sonra Dokundukça Titreyen Ellerini Çıkarıp Atıyorum...
    Göz Göre Göre, İçimdeki Düşleri Öldüresiye, Yapamayacağımı, Hep Eksik Kalacağımı Bile Bile Senden Vazgeçiyorum...!
    Nasıl Hesapsız Bağlandıysam Sana, Nasıl Sevdamı Tuz Yapıp Bastıysam Yarama, İçimi Ağlaya Ağlaya Nasıl Kuruttuysam Elbet Vazgeçmenin Yolunuda Bulurum Meçhul Bir Zamanda...
    Ne Acı Değil mi?
    Artık Yanımda Yürütmeyeceğim Seni...
    Adımlarımı Yalnız Atacağım Karanlığa, Yarınlara...
    Sen Diye Bakmayacağım Her Gördüğüme...
    Sevmiştim Değil mi Ben Seni, Yavaş Yavaş Sevmiştim, Şimdi İse Yavaş Yavaş Unutacağım...
    Yüreğim Son Çırpınışlarını Yapsa da Sen Diye Yüreğimi Hasretinle Öldüreceğim...
    Yok Oluşların Hayırlı Olsun Bana...
    Simdi Unutma Zamanı...
    Seninle Büyüttüğüm, Yazdığım, Var Ettiğim Şiirlerimi ve Masalımı Unutma Zamanı...
    Titrek Ellerimle Yazdığım Şiirleri Yırttım Bugün, Ateşe Verdim Birikmiş Yazıları...
    Daha Ne Kadar Yaşarsın Bu Yürekte, Ne Kadar Acı Verirsin, Ne Kadar Yüklenirsin Ruhuma, Daha Ne Kadar Ağlarım Bilmiyorum...
    Sonu Geldi Artık, Yüreğimi Susturuyorum...
    Neyin Bedelini Ödüyorum Bilmiyorum Ama Artık Yıldızlar Olmayacak Hayatımda, Kapkara Bir Çığlık Gibi Geçecek Zaman Buralarda...
    Kaldırımlara Yağmur Çiseleyecek Benim İçime Acı...
    Bir Sancının Faili Olacak Acılarım...
    Yarını Olmayan Bir Meçhulü Oynuyorum Beklentisine Küsmüş Bir Çocuk Gibi..
    Sen Beni Öldürürken Ben Hep Tetikte Duran Bir Yürekle Seni Yaşattım...
    Sevginle Çoğaltırken Beni, Sevgisizliğinle Sefil Edendin..
    Ben Seni Gecikmiş Bir Baharda Koklayıp İçime Basmış Olsamda Sen, Bahar Tadını Çoktan Kışın Dönüşümüne Çeviren Oldun...
    Sanma ki Utancımdan Başımı Yerden Kaldıramayışım...
    Sadece Seni Sevdiğim İçin Boynumdaki Pişmanlığım Çok Ağır...!
    Ben Uğruna Döktüğüm Gözyaşlarıma Çektirdiğin Acıları Değil, Gururumu Onurumu Ayaklarının Altında Ezdirişime Çiğnetişime Ağlıyorum...!
    Gözlerim ve Bedenim Beni Affeder Biliyorum Ama Ya Gururum Ya Onurum?
    Onlar Beni Hiç Ama Hiç Affetmeyecekler Biliyorum...!
    Şimdi Yokluğunu Siyah Bir Elbise Gibi Giyinip Kuşanma Zamanı...
    Bu Gün Yüreğimde ki Hüznün Hasat Zamanı...
    Yine Yeniden Seni Sevdiğim İçin Sevdamdan, Aşkımdan, Hasretlerimden, Özemlerimden, Hayallerimden, Düşlerimden, Gururumdan, Onurumdan Özür Dilerim...!
    Bu Aşk Gönlüm Son Günahı Gözyaşlarımı Damla Damla Son Kaybedişim, Gururumu Onurumu Ayaklarının Altına Son Serişim Olsun...!
    Bundan Sonra Savaşım Kendimle, Savaşım Sevgimle, Savaşım Bilinmeyenimle...
    Bir İnsan En Fazla Kaç Kez Ölebilir ki?
    Ben Zaten Yaşarken Ölmüşüm...
    Kendimi Akışına Bıraktım Hayatın...
    Nereye Götürürse Orada İneceğim ve Son Durakta Bir Bekleyenim Olmayacak...
    Çok Yorgunum Yaşadığım Aşk Arbedesinden Sonra...
    Bazen Diyorum Keşke Sevmeseydim Bu Kadar...
    Bazen Komik Geliyor Gönlünün Kapısında Sabahladığım Geceler...
    Yalnızlığı Benimsemişken Yüreğim, Gözlerim Alışmışken Ağlamaya, Sevmeye Tevbe Etmişken Nerden Çıkmıştın ki Sen?
    Neden Gelmiştin?
    Gözlerime Bir Kere Bakıp Gitmek İçin mi?
    Yüreğimdeki Yalnızlığı Bir Hafta Bir Ay Yok Edip Sonrasında Sensizliğe Mahkum Etmek İçin mi?
    Sırf Ben Tevbebi Bozup Seni Sevmem İçin mi Gelmiştin?
    Yoksa Yüreğimin Kapılarını Açmam Senin İçin Ağlamam İçin mi?
    Sen İzin Vermiştin Oysa Gözlerimde Gözlerini Yaşatmama...
    Gülüşlerinin Gülüşlerim Olmasına...
    Senin İçin Şiirler Yazmama...
    Senli Gelecekleri Hayal Etmeme...
    Şimdi Sana Ağlıyorum...
    Gecelerin Koynumda Sabahlıyorum...
    Yürümüyorum, Koşmuyorum, Ağlarken Hıçkırmıyorum, Sessizce Kan Kusuyorum ve Usul Usul Kanıyorum İçimden...
    Bak İşte Ağladım Bitti, Ben Bittim ve Ben Tükendim...
    Biten Yalnız Ben Değildim Şu Ömre Sığdıramadığım Sevgin, O da Bitti, O da Tükendi...
    Şimdi Çok Düşündüm ve Koydum Son Noktayı...
    Kilitledim Aşk Kapısını...
    Şimdi Hayatımda İki Şey Var...
    Sigaram, Birde Gönül Yaram...
    Kabulümdür Issız Geceler, Sessiz Heceler, Yaralı Düşler, Matem Dolu Mevsimler...
    Düşmeme İzin Verdiğin Bu Çukurda Artık Bir Harfim Yok Sana Dair...
    Ruhumda Açtığın Yaraların Nasıl Olduğunu Sormak İçin Bile Çok Geç Kaldın...
    Oysa Kısa Bir Cümlen Yeterdi Yılların Acısını Silmeye...
    Artık Çalınmaya Müsait Bir Ruhun Var Bedenimden ve Sana Verdiklerimden Çok Uzakta Duran...
    Her Şeye Rağmen Seni Sevmek Güzeldi...
    Sevgimi Yazdığım Şiirler, Yüzüme Düşen Bir Yağmur Damlasıyla Beraber Yıldızsız Gecelerde Ürkerek Uyanmak Güzeldi...
    Soğuk Sabahlarda Gökyüzüne Baktığımda
    Sana Benzettiğim Güneş, Her Gün Batımında Seni Daha Çok Sevdiğimi Anlamam ve Seni Sevdiren Her Gün Batımı Güzeldi...
    Seni Düşünmek Yanmak Gibi Bir Şeydi Cehennem Ateşinde...
    Yorulmadan Koşmaktı Boşa Geçen Yılların Peşinden...
    Ay Işığını İzleyip Ağlamak, "Neden Ağlıyorsun?" Diye Sorulduğunda "Ağlamıyorum!" Deyip Kaçmak, Karanlıklarla Kucaklaşmak, En Sıcak Akşamlarda Bile Donarcasına Titremek, Adını Mırıldanarak Şiirlerde Ölmek ve Çektiğim Tüm Acılara Rağmen Sevilmemek Güzeldi...
    Unutmadan; Bir Gece Yarısı Uğrunda Ölmek, Seni Sevmek Kadar Olmasa da Çok Güzeldi...
    Varsın Giderken Dökülen Bir Avuç Gözyaşı Olsun Gözlerimden, Varsın Yıllarımın Sana Ait Olan Kısmı Heba Olsun...
    Sensizliğin Duvarına Son Kez Yaslanırken Bir Haykırışın Sesini Duy...
    Çünkü Sende Biliyorsun ki, Benim Gibi Kimseler Sevemez Seni...

    Neden Hep Sonbahar Bana Kalan?
    Suçum Neydi Yada Neydi Bende ki Farklılık?
    Seni Sevmem En Büyük Aykırılıktı...
    Senin Aşkın Bana Haramdı...
    Günahtı Gözlerin Ama Ben Hep Sevap İşledim...
    Sen Beni Sevmeyi Beceremesen de Ben Bu Küçücük Yürekte Seni Besledim...
    İstedim ki Günah Olma, İstedim ki Sevabıma Ortak Ol...
    Seni Sevmek, Uzun Sonbahar Gecelerinde Uzun Bir Yolda Sarı Yaprakları Alıp Ayağının Altına...
    Umuda Koşabilmekti...
    Bir Uçurumdan Taş Bırakmaktı Boşluğa...
    Kafanı Öne Eğerek Bir Düşüşü İzlemekti Bir Bakıma...
    Zor da Olsa Bulmaktı İşte Karanlıkta Son Bir Umut...
    Dilim Varmıyor Artık Söylemeye, Ağarmış Saçlarım ve Titreyen Ellerimle "Unutamadım Seni, Nerdesin?"Diye...
    Gidiyorum Sonu Belirli Olmaya Bekleyişlere Ama Unutma ki Kelebekler Bilirken Ateşin Sonu Olacağını Yine de Sarılırlar Ona Bir Sevgili Edasıyla...
    Bu Son Şiir Yazdığım, Belki de Veda, Attığım Son İmza Yüreğine...
    Ve Son Damla Şimdi Düştü Düşecek Gözlerimden...
    Koca Bir Hayat Bırakıyorum Sana...
    En Çok İstediğin Yokluğumsa Eğer Yok Olacağım Gün Batımında...
    Bu Son Şiir, Dün Kopardım Henüz Dolduramadığım Sayfaları...
    Bitti Sözlerim, Umutları Yaktım, Dünleri Aldım, Yarınları Dilediğince Sana Bıraktım...
    Sev Diye Yalvarmıyorum, Bu Sefer Sana Gel Demiyorum İşte...!
    Uçurumun Kıyısında Ölümü Beklerken "Umut" Diye Seslenmiyorum Sana, Yada Hapsolduğum Gecelerde Çıkıp Gelmeni Beklemiyorum...
    Sandığım Bir Ömürdü Belki Ama Sana Saatler Bile Uzun Geldi...
    Bana Verdiğin Bir Kaç Dakika Diğer Aşklarını Geciktirdi...
    Sevgin Kurumuş Bir Çiçek Şimdi, Kağıtlarda Kalan Şiirler...
    Boynumu Büktüren Sözlerine, Avuçlarımda Eriyen Yaşamadığım Yıllarıma, Seni Düşündükçe Çoğalan Sevgime, Özlemlerime Elveda...!
    Çektiğim Acıları Sana Bırakıyorum, Bir Ömür Onlarla Sarmaş Dolaş Kal...
    Hayatın Boyunca Benim Gibi Terk Edilişlerle Vedalarla Kal...!!!

    Hüznün Ardına Sığınmakla Kapanmıyor Açılan Yaralar...
    Kirpiklerimin Diplerinde Biriken Yaşların Sorgusuz Sualsiz Hesapsızca Akmasına Engel Değil...
    Fazla Bunca Şey Bana Taşıyamayacağım Kadar Fazla...!
    Anlatamadım Daha Doğrusu Uğraşmadın Beni Anlamaya...
    O Bilindik Sözlerle Geçiştirdin Her Zaman...
    Her Zaman Bencildin Her Zaman Acımasız...
    Kıydın İşte Sonunda Bana Acımadan...
    Sonunda Işığım Söndü, Karardım...
    Koyu Karanlıklardayım...

    Bu Yazı Bitsin Artık...!
    Yalanlarla Bitsin...
    Baştan Sona Yalandı Nasılsa...
    Parçalanmışlıkların Alınmak İstenmeyen Öcüyle, Kelimelerin Güçsüz Yüklenişleriyle Bitsin, Nedensiz Bitsin...!
    Ben Bilmiyorum Hala, Bu Sensizlik Yakıştı mı Bana?
    Üstüme Giydirdiğin Bu Kapkara Sensizlik Yakıştı mı Gerçekten Bana...?!
    Aklıma Takılan Her Bir Soru Delip Geçerken Ruhumu, Soruyorum Beni Neden Katlettiğini...!
    Biliyor musun Sensizde Geçer Hayat, Hüzünle Izdırapla Biter Elbet Yanında Beni de Götürerek...
    Düşünüyorum Bazen Hakettim mi Bunları, İnan Cevabını Bulamıyorum...
    Ama Şunu Bil ki; Ben Artık Yana Yana Köz Olmuş Bir Sevda Kalıntısından Başka Bir Şey Değilim...
    Ve Sen Bundan Böyle Ne Günahsın Bana Nede Sevapsın Sevdama...!!
  • BU TOPLUMUN ANLADIĞI MANADA … NAMAZIN GÜNLÜK … AYLIK … YILLIK … KAZASI DİYE BİR ŞEY VAR MI … ? … !!!

    VEYA DA … BU TOPLUMUN … NAMAZI TERK ETMEK İÇİN ÖNE SÜRDÜĞÜ MAZERETLERİ … İSLAM MAZERET OLARAK KABUL EDİYOR MU …. ? … !!!

    Değerli kardeşlerim … ! unutmayalım ki İnsanoğlu,“ la ilahe illallah ” sözüyle yaradanının varlığına, birliğine ve O’nun İlahlığına şehadet ettikten sonra muhakkakki Rabbinin önünde boyun eğme ve O’na itaat etme mecburiyeti vardır… Taki kullanmış olduğu “ la ilahe illallah ” sözünün gerçek manası yerini bulmuş olsun…

    Kulun, “ la ilahe illallah ” şehadetinden sonra Rabbine takdim ecedeği en azim ibadeti ise Namazıdır… Uyku, unutma ve ay hali hariç kim bu ibadeti bilerek terk ederse şüphesiz ki İslamdan çıkıp şirk ve küfre düşmüş olur… Ki bu konuda yığınlarca delil vardır…

    İslam, Namaz ibadetinin üzerinde çok ciddi bir şekilde durmuş ve hatta kulun kıyamet günü ilk hesabını vereceği amelinin de Namaz olduğunu haber vermiştir…

    "..... عن عبد الله بن قرْط رضي الله عنه قال : قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : أول ما يحاسب عليه العبد يوم القيامة الصلاة ، فإن صلحت صلح سائر عمله وإن فسدت فسد سائر عمله

    { … Rasulullah s.a.v şöyle buyurdular : Kulun, kıyamet gününde ilk hesabını vereceği ameli “ namazıdır “ . Eğer namazından salah bulursa, sair amellerinden de salah bulur. Eğer namazı ifsad olmuş ise, sair amelleri de ifsad olur. }

    Taberani Mu’cemul Kebir : 10435.n - Ahmed : 4 / 103 - el Albani Silsiletü’s Sahiha : 1358 - 1748.n - Sahih’i Terğib ve Terhib : 376.n

    Değerli kardeşlerim … ! bu konuda üzülerek şunu ifade edebilirim ki ; Namaz gibi azim bir ibadetin bilinçli bir şekilde terk edilmesiyle şirk ve küfre düşüleceğini anlatan birçok delillere rağmen, meseleyi hala sağa sola çekerek, bunun şirk ve küfür olmayacağını savunanlar olmuştur …

    Hatta bir takım te’villerle bu ibadeti, “ Nasıl olsa kaza ederim “ diyerek terk edenler olduğu gibi … “ Nasıl olsa kaza edersiniz “ diyerek cahilce fetvalar neticesinde terk edilen bu namazları günlük, aylık, yıllık, hatta seneler sonra kaza etmeye çalışan insanlar da yaygınlaşmıştır…

    Şimdi bu noktada duruyor ve şöyle bir soru soruyoruz … Acaba gerçekten onların iddia ettiği gibi, Namazı bilinçli bir şekilde vaktinden çıkarıpta onu başka bir zamanda eda edebilir mi bir Müslüman … ?

    Akşama kadar iş-güc bahanesiyle terk edilen namazlar, acaba akşam olunca hepsi bir arada kılınabilir mi … ?

    Veya da ; - yine bu insanların iddia ettikleri ve yaptıkları gibi – 10 – 15 sene namaz kılmayıpta, seneler sonra bu namazları kaza edebilir mi bir Müslüman … ?

    İşte bu dersimizde bu konudan bahsedip meselenin Kur’an ve Sünnet çizgisinde meşru olup olmadığına bakacağız… Çünkü biraz önce de ifade ettiğimiz gibi, bu konu gerçekten çok hassas ve önemli bir konudur…

    Değerli kardeşlerim … ! meseleye namazın terkiyle alakalı bilinen gerçekleri hatırlatarak girecek olursak, konu daha da güzel anlaşılacaktır inşaAllah … Bu gerçeklerden bir tanesi de bilindiği gibi, bir vakit de olsa namazı bilerek terk eden kimsenin bütün amellerinin iptal olacağıdır.

    وقال أبو الدرداء‏ :‏ قال رسول الله صلى الله عليه وسلم‏ :" ‏من ترك الصلاة متعمداً فقد حبط عمله‏ " ‏‏ ‏
    ‏رواه أحمد ورجاله رجال الصحيح‏.‏

    { … Ebû'd-Derda r.a'dan. O şöyle dedi : Allah Rasulü s.a.v buyurdu ki : " Her kim ki bilerek namazı terkederse bütün amellerini ibtal etmiştir." }

    Bu Hadis'i Ahmed Müsned'in de rivayet etmiştir. Heysemi Mecmau'z-Zevaid de bu rivayetin ravileri Sahih'in ravileridir demiştir.

    Heysemi Mecmau’z Zevaid : 1 / 295 . 1639.n

    “ ..... أن أبا المليح حدثه قال : كنا مع بريدة في يوم ذي غيم، فقال: بكروا بالصلاة فإن النبي صلى الله عليه وسلم قال : من ترك صلاة العصر حبط عمله "

    { … Ebu’l Melih’den,şöyle dedi : Biz Bureyde r.a ile bulutlu bir günde gazada bulunuyorduk. Bureyde r.a bize hitaben şöyle dedi : İkindi namazını vaktinde kılınız, çünkü Rasulullah s.a.v buyurdular ki : “ Kim ikindi namazını terk ederse onun bütün amelleri boşa gitmiştir “ }

    Buhari : 2.c.617.s - Nesei : 1.c.473.n

    Öyleyse ey Müslüman … ! Durum bu kadar ciddi iken Namazı bilinçli olarak nasıl terk edebilirsin ki …? … Veya başka bir ifadeyle ; terki olmayan bir amelin kazası nasıl yapılabilir ki … ?

    Ben her şeyden önce Müslüman kardeşlerimin dikkatine şunu sunmak istiyorum :

    “ Eğer bir müslümanın bilinçli olarak terk ettiği namazının kazası olmuş olsaydı, kadınlar ay hali gördüklerinde terk ettikleri namazlarını temizlendikten sonra kaza ederlerdi. Çünkü bilindiği gibi kadın hastalandığı zaman namazı da orocu da terk eder. “

    Ama İslam, kadınların temizlendikten sonra oruçlarını kaza etmelerini emretmiş, Namazlarını ise kaza etmelerini emretmemiştir…

    { … Ebu Said el-Hudri r.a’dan. Rasulullah s.a.v : … Kadın hayız gördüğü zaman namaz da kılmaz oruç ta tutmaz ………… }

    Buhari : 4.c.1820.s

    { … Aişe r.anha’dan. Şöyle demiştir : Biz, peygamber s.a.v’in yanında iken ramazanda adet görürdük. Temizlendikten sonra bize orucu kaza etmemizi emrederdi. }

    İbni Mace : 4.c.1670.n

    { … Muaze el-Adevi r.a’dan rivayet edildiğine göre kadının biri Aişe r.anha’ya : “ Hayız gören bir kadın namazı kaza edecek mi ? “ diye soru sordu. Aişe r.anha : “ Sen harurilerden misin ? . Biz Rasulullah s.a.v’in yanında hayız gördüyümüz zamanlarda namaz kılmazdık ve kazasıyla da emrolunmazdık “ diye cevap verdi. }

    Tirmizi : 1.c.130.n - Nesei : 1.c.381.n

    Görüldüğü gibi zikredilen bu delillerde, namaz gibi azim bir ibadet terkedilmesine rağmen – ki hanımların bunu terk etmelerini zaten İslam emrediyor – temizlik sonrasında eda edilmesi kendilerinden istenmemiştir.

    Bunun nedeni ise, şer’i özür olmadan bir müslümanın bilinçli bir şekilde Namazını asla terk edemeyeceğidir…

    Şer’i özür ise, insanların belirlediği şeyler değil , İslam’ın belirlediği şeylerdir… Bunlar da ; kadınlarda hastalanma - yani ay hali - , Umumen kadın ve erkeklerde ise, uyuma ve unutma halidir… Bunların haricinde hiçbir mazeret, Namazın terki için özür kabul edilmez.

    Basiretli bir müslümanın bu hususta şu kaideyi asla aklından çıkarmaması gerekir… O da ; “ Allah indindeki özrün tayini, insanların seçtikleri ile değil , Allah’ın seçtikleri iledir.”

    Yani, özür ancak Allah’ın belirlediği şeylerdir… Dolayısıyla bizim özür olarak gördüğümüz veya belirlediğimiz şeyler, Allah katında özür olarak kabul edilmez,

    Öyleyse tekrar altını çizerek ifade edelim ki, bu hususta bir Müslüman için özür ancak, “ ay hali “ “ unutma hali “ ve “ uyku hali “ dir.

    Ay hali olan kadının namazı terk edeceği ve bu halinin de şer’i bir özür olduğu, biraz önce zikredilen delillerde anlatılmıştır… Şimdi ise Uyku ve unutma halinin şer’i özür olduğunu anlatan delilleri zikredelim…

    … عن أنس بن مالك ؛ أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال :من نسي صلاة فليصلها إذا ذكرها. لا كفارة لها إلا ذلك .

    { … Enes İbni Malik r.a’dan. Rasulullah s.a.v buyurdular ki : Her kim bir namazı kılmayı unutursa onu hatırladığında kılsın. Onun bundan başka kefareti yoktur. }

    Buhari : 2..648.s – Müslim : 2.c.684.n

    …. “ عن أنس بن مالك قال: قال نبي الله صلى الله عليه وسلم " من نسي صلاة أو نام عنها ، فكفارتها أن يصليها إذا ذكرها

    “ … Enes İbni Malik r.a’dan. Rasulullah s.a.v dedi ki : Her kim bir namazı kılmayı unutur veya onu uyuyarak kaçırırsa, artık o namazın kefareti, hatırladığında - veya uyandığında - onu kılmasıdır. }

    Müslim : 2.c. 684 / 315.n

    { … Ebu Katade r.a dedi ki : Rasulullah s.a.v şöyle buyurdular : “ …… Dikkat edin ! şu muhakkak ki uyku ile namaz kaçırmakta bir taksirat yoktur. Taksirat ancak diğer bir namaz vakti girinceye kadar namazını kılmayan için vardır. Binaenaleyh her kim vakti çıkana kadar bir namazdan uyku sebebiyle gafil olursa, uyandığında bu namazı kılsın. Ertesi gün olduğunda ise, o namazı kendi vakti içerisinde kılsın …… }

    Müslim : 2.C.681.N - Tirmizi : 1.C.177.N – Ebu Davud : 1.C.437. N - Nesei : 1.C.615.N – İbni Mace : 2.C.698. n - Ahmed : 5 / 298 - İbni Huzeyme : 989 - İbni Hibban : 1460 - Abdurrezzak : 2240 – Dare kutni : 1/386 - Beyhaki : 1/376

    Bu delillerde de açıkça görüldüğü gibi, Allah Rasulü s.a.v uyku ve unutmayı şer’i özür kabul etmiş ve bu sebeplerden dolayı kılınamayan namaza da, uyanmayı ve hatırlamayı vakit tayin etmiştir…

    ALLAH’U TEALA SAVAŞTA BİLE NAMAZ KILMAYI EMRETMEKTEDİR …

    Değerli Müslümanlar … ! unutmayalım ki Allah’u Teala savaş gibi ölüm korkusunun yaşandığı en şiddetli bir ortamda bile Müslümanlara cemaatle Namaz kılmalarını emretmiştir…

    Rabbimiz bu hususta kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :

    وَإِذَا كُنتَ فِيهِمْ فَأَقَمْتَ لَهُمُ الصَّلاَةَ فَلْتَقُمْ طَآئِفَةٌ مِّنْهُم مَّعَكَ وَلْيَأْخُذُواْ أَسْلِحَتَهُمْ فَإِذَا سَجَدُواْ فَلْيَكُونُواْ مِن وَرَآئِكُمْ وَلْتَأْتِ طَآئِفَةٌ أُخْرَى لَمْ يُصَلُّواْ فَلْيُصَلُّواْ مَعَكَ وَلْيَأْخُذُواْ حِذْرَهُمْ وَأَسْلِحَتَهُمْ وَدَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ أَسْلِحَتِكُمْ وَأَمْتِعَتِكُمْ فَيَمِيلُونَ عَلَيْكُم مَّيْلَةً وَاحِدَةً وَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِن كَانَ بِكُمْ أَذًى مِّن مَّطَرٍ أَوْ كُنتُم مَّرْ ضَى أَن تَضَعُواْ أَسْلِحَتَكُمْ وَخُذُواْ حِذْرَكُمْ إِنَّ اللّهَ أَعَدَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَاباً مُّهِيناً

    “ İçlerinde olup onlara namazı kıldırdığında, onlardan bir grup, seninle birlikte namaza dursun ve silahlarını da yanlarına alsın ; böylece onlar secde ettiklerinde, arkalarınızda olsunlar. Namazlarını kılmayan diğer grup gelip seninle namaz kılsınlar, onlar da korunma araçlarını ve silahlarını yanlarına alsınlar. Küfredenler, size apansız bir baskın yapabilmek için, sizin silahlarınızdan ve emtianız - yani, erzak ve mühimmatınızdan - ayrılmış olmanızı isterler. Yağmur dolayısıyla bir güçlüğünüz varsa veya hastaysanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir sorumluluk yoktur. Korunma tedbirlerinizi alın. Şüphesiz, Allah kafirler için aşağılatıcı bir azab hazırlamıştır. “

    Nisa : 102.Ay.

    Şimdi hazır yeri gelmişken sormak gerekir ; acaba bugün Namazlarını terk edenlerin bundan daha önemli bir mazeretleri olabilir mi … ?

    El cevap : elbette ki olamaz … Öyleyse düşünmemiz gerekmez mi …? Allah’u Teala savaş gibi vahim bir ortamı dahi Namazı terk etmek için bir mazeret kabul etmezken, bizler nasıl olurda havadan sudan şeyleri kendimize mazeret kabul ederek namazı terk ederiz… ?

    Acaba bizim mazeret diye öne sürdüğümüz şeyleri Allah’u Teala mazeret olarak kabul eder mi … ? Elbette ki etmez… Neden … ? Çünkü Rabbimiz nelerin mazeret olacağını Rasulünün dili ile bizlere beyan etmiştir… Onları ise az önce okumuştuk…

    Eğer Allah Rasulü s.a.v’in Hendek savaşında birkaç namazı güneşin batımından sonra kılmasını, namazın kaza edileceğine delil sayanlar varsa, bunların bu iddialarına da birçok yönden reddiye vardır.

    BİRİNCİSİ : Her şeyden önce bu namazların vaktinin dışında kılınma sebebi ihmal değil, o anki savaşın şiddetiydi…

    Bundan dolayıdır ki Allah Rasulü s.a.v o gün onlara şu şekilde beddua etmiştir :

    " ملأ الله قبورهم وبيوتهم نارا. كما حبسونا وشغلونا عن الصلاة الوسطى . حتى غابت الشمس".

    “ Allah onların kabirlerini ve evlerini ateş doldursun . Zira onlar, ta güneşin batışına kadar bizi hapsettiler ve ikindi Namazını kılmaktan alıkoydular. “

    Müslim : 2.c.627.n

    İKİNCİSİ : Korku Namazı ile ilgili Ayet henüz nazil olmamıştı… Yani, Müslümanlar savaşta dahi olsalar Namazlarını mutlaka kılmaları gerektiğini anlatan Ayet henüz inmemişti o zaman... Bundan dolayıdır ki, konu ile alakalı Ayet’lerin inzalinden sonra Allah Rasulü s.a.v ve onun ashabı, savaşta dahi Namazlarını kılmışlar ve onu vaktin dışına asla çıkarmamışlardır…

    { … Rasulullah s.a.v ile beraber Zatu’r Rika gününde korku namazı kılanlardan Sehl İbni Hamse şöyle anlatıyor : “ Askerin bir kısmı Rasulullah s.a.v ile beraber Namaz için saf bağladı. Öbür kısmı da düşmanın karşısında saf bağladı. Rasulullah kendisi ile beraber bulunanlara bir rekat kıldırdı. Sonra Rasulullah s.a.v ayakta sabit kaldı. Kendisi ile beraber bir rekat kılanlar kendi başlarına kılarak tamamladılar. Sonra çekildiler ve düşmanın yüzüne karşı saf bağladılar. Ve öbür taife gelip Rasulullah’ın geri kalan bir rekat Namazını onunla birlikte kıldılar. Sonra Rasulullah s.a.v oturmakta devam etti. Cemaat da bir rekat kendi başlarına kılıp tamamladılar. Sonra Rasulullah bunlarla beraber selam verdi.” }

    Müslim : 2.c.842.n

    ÜÇÜNCÜSÜ : Bu olay, savaş sebebiyle kılınamayan Namazın kaza edileceğine de delil olamaz… Neden …? Çünkü ümmet ilk defa böyle bir sıkıntıyla karşı karşıya gelmişlerdi ... Dolayısıyla, böyle anlarda Namazı nasıl eda edeceklerini de bilmiyorlardı. Ne zaman ki Allah’u Azze ve Celle bu gibi durumlarda Namazın nasıl kılınacağını Rasulüne vayyetti, artık bundan sonra vahyin doğrultusunda hareket edilmiştir…

    { … Ebî Sa'îd el-Hudrî'den, O da babasından haber verdi ki, O şöyle dedi : Hendek Savaşında, geceden uzun bir zaman geçinceye kadar - Namaz kılmaktan - alıkonulduk. Nihayet bize kifayet edildi, - yani biz, savaştan kurtarıldık - Bu, yüce Allah'ın şu sözünde - açıklanan durumdadır - : " Allah savaşta - yardımıyla - müminlere yetti. Allah güçlüdür, üstündür " Bunun üzerine Peygamber s.a.v Bilâl'i çağırdı ve O'na emretti de, O kamet getirdi de öğle Namazını kıldırdı ve onu, vaktinde kıldırdığı gibi güzelce edâ etti. Sonra O'na emretti de ikindi Namazı için kamet getirdi, O da onu kıldırdı. Sonra O'na emretti de akşam Namazı için kamet getirdi, O da onu kıldırdı. Sonra O'na emretti de yatsı Namazı için kamet getirdi, O da onu kıldırdı. Bu - olay - ; " Fakat bir tehlikeden korkarsanız, yaya yahut binmiş olarak kılın " Ayetinin inmesinden önce olmuştu. }

    Ahmed : 3 / 67 . 11250.n - Darimi : 3.c.1532.n - Tirmizi : 1.c.179.n

    DÖRDÜNCÜSÜ : Bilindiği gibi ibadetlerde asıl olan taabbudiliktir…Yani, bir ibadet Allah’ın istediği ve Rasulünün de gösterdiği şekilde yapılır. Dolayısıyla, Namaz hususunda her şey en ince ayrıntısına varana kadar tarif edilmişken, insanların kendi kafalarına göre öne sürdükleri tarifler ve mazeretler asla kabul edilemez.

    Özellikle namazın terki için kabul edilen şer’i özürler İslam tarafından anlatılmışken, hiç kimse kendi kafasına göre özür tayin edip, namazını nilinçli bir şekilde terkedemez…

    BEŞİNCİSİ : Sohbetimizin başında da zikrettiğimiz gibi ; “ Allah indindeki özrün tayini, insanların seçtikleri ile değil , Allah’ın seçtikleri iledir.”

    Yani, bizim özür olarak gördüğümüz veya belirlediğimiz şeyler Allah katında özür kabul edilmez, özür kabul edilecek şeyler ancak Allah’ın belirlediği şeylerdir…

    Öyleyse tekrar altını çizerek ifade edelim ki, bu hususta bir Müslüman için özür ancak, “ ay hali “ “ unutma hali “ ve “ uyku hali “ dir… Bunun haricinde hiçbir özür, şer’i bir özür kabul edilmez.

    Hulasa, sözü daha fazla uzatmaya gerek yoktur… Benim bu hususta problemi olan insanlara nasihatim şudur :

    “ … Unutmayın ki Namaz, insanın kıyamet günü hesabını vereceği ilk amelidir. Eğer Namaz hususunda hesabınız kolay olursa, sair amelleriniz hususunda da hesabınız kolay olacaktır. Eğer Namaz konusunda sınıfı geçemez iseniz unutmayın ki, diğer ameller hususunda da sınıfı geçemeyeceksinizdir… “

    “ … Öyleyse hiç vakit kaybetmeden Allah’ın Kitabına ve Rasulü’nün sünnetine koşun … Ve sakın bu konularda Radyo ve televizyonlarda şarlatanlık yapanlara da aldanmayın… Çünkü bu zavallı kağıt karalama alimleri, hiçbir delile dayanmadan sizlere gülük, aylık, yıllık, hatta 10-15 senelik de olsa, Namazın kazasından bahsedeceklerdir … “

    Sizler Allah Rasulü s.a.v’in şu hadisi şeriflerine güvenerek Allah’a yönelin ve Namazınıza başlayın… Eğer Namazınızı ara sıra da olsa ihmal ediyor idiyseniz, sakın bundan sonra Namazınızı şer’i bir özür olmadan terk etmeyiniz.

    Bakınız Allah Rasulü s.a.v ne buyurmaktadır :

    “ Adem oğullarının hepsi günah işler, günah işleyenlarin en hayırlısı ise çokça tevbe edenlerdir “

    İbni Mace : 10.c.4251.n

    "... قَالَ رَسثولً اللهِ صلى الله عليه وسلم : التَّائِبُ مِنَ الذَّنْبِ، كَمَنْ لاَ ذَنْبَ لَهُ

    “ … Allah Rasulü s.a.v yine şöyle buyurmaktadırlar : Günahından tevbe eden kimse, tıpkı günahı olmayan kimse gibidir. “

    İbni Mace : 10.c.4250.n

    Öyleyse bu fırsatı kaçırmadan Rabbine yönel, O’na tevbe et ve Namazına başla… Ve asla onu terk etme.

    Allah’u Azze ve Celle bizlere, hakkı hak bilip ona ittiba eden ve batılı da batıl bilip ondan uzak duran kullarından olmamızı nasip eylesin... Amin

    Vel hamdu lillahi rabbil alemin

    Tacuddin el Bayburdi
  • Birinci Kural: Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer, Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

    İkinci Kural: Hak Yolu’nda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil!

    Üçüncü Kural: Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonraki batınî mana. Üçüncü batınînin batınîsidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.

    Dördüncü Kural: Kainattaki her zerrede Allah’ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allah’ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O’nu görüp ölen de yoktur. Kim O’nu bulursa, sonsuza dek O’nda kalır.

    Beşinci Kural: Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. Aman sakın kendini diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: Bırak kendini, ko gitsin! Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!

    Altıncı Kural: Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. aşık dilsiz olur.

    Yedinci Kural: Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat’i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

    Sekizinci Kural: Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.

    Dokuzuncu Kural: Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

    Onuncu Kural: Ne yöne gidersen git, Doğu, Batı, Kuzey ya da Güney çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.

    On Birinci Kural: Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni ve taptaze bir sen zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.

    On İkinci Kural: Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

    On Üçüncü Kural: Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı hoca şeyh şıh var. Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.

    On Dördüncü Kural: Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

    On Beşinci Kural: ‘Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldur. Tek tek herbirimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.

    On Altıncı Kural: Kusursuzdur ya Allah, O’nu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan’dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne layıkıyla sevebilirsin.

    On Yedinci Kural: Esas kirlilik, dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.

    On Sekizinci Kural: Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahlûk değil, bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara; dışında, başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak Yaradan’ı tanır.

    On Dokuzuncu Kural: Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.

    Yirminci Kural: Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

    Yirmi Birinci Kural: Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hak’ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

    Yirmi İkinci Kural: Hakiki Allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. Ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.

    Yirmi Üçüncü Kural: Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz. Aşırılıklardan uzak dur. Sufi ne ifrattadır ne tefritte. Sufi daima orta yerde…

    Yirmi Dördüncü Kural: Madem ki insan eşrefi mahlûkattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

    Yirmi Beşinci Kural: Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu an burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak; nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

    Yirmi Altıncı Kural: Kainat yekvücut, tek varlıktır. Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının, hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.

    Yirmi Yedinci Kural: Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır. Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse, dünya değişir.

    Yirmi Sekizinci Kural: Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi daima şu an’ın hakikatini yaşar.

    Yirmi Dokuzuncu Kural: Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten, ne yapalım kaderimiz böyle deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin. Bunu anlatır Yirmi Dokuzuncu Kural.

    Otuzuncu Kural: Hakiki Sufi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez. Sufi kusur görmez. Kusur örter.

    Otuz Birinci Kural: Hakk’a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık; kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp… Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise, ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

    Otuz İkinci Kural: Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı’ya saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma! İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!

    Otuz Üçüncü Kural: Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.

    Otuz Dördüncü Kural: Hakk’a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır; emin bir beldede yaşar.

    Otuz Beşinci Kural: Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla. İnsanı Kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

    Otuz Altıncı Kural: Hileden, desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor, zarar vermek istiyorsa, Tanrı da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer. O’nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz. Sen sadece buna inan!

    Otuz Yedinci Kural: Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.

    Otuz Sekizinci Kural: Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım? diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün.
    Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

    Otuz Dokuzuncu Kural: Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiçbir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır, merkezinde… Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz. Ölen her Sufi için bir Sufi daha doğar.

    Kırkıncı Kural dedi tane tane konuşarak. Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. AŞK’ın ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde.
  • 1.Kural

    Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla...Yok eğer Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

    2.Kural

    Hak Yol' unda ilerlemek yürek işidir,
    akıl işi değil. 
    Kılavuzun daima yüreğin olsun,
    omzun üstündeki kafan değil.  
    Nefsini bilenlerden ol,
    silenlerden değil!

    3.Kural

    Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonraki batıni mana. Üçüncü batıninin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.

    4.Kural

    Kainattaki her zerrede Allah'ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescidde, kilisede, havrada değil, her yerdedir. Allah'ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O'nu görüp ölen de yoktur. Kim O'nu bulursa sonsuza dek O'nda kalır.

    5.Kural

    Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. "Aman sakın kendini" diye tembihler.  Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: " Bırak kendini, koy gitsin! " Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!

    6.Kural

    Şu dünyadaki çatışma, ön yargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşk dilsiz olur.

    7.Kural

    Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat' i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

    8.Kural

    Başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Dileğin gerçekleşmediğinde de şükret.

    9.Kural

    Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları, sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir..

    10.Kural

    Ne yöne gidersen git, -doğu, batı, kuzey ya da güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.

    11.Kural

    Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni taptaze bir "sen" zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.

    12.Kural

    Aşk bir seferdir.  Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

    13.Kural

    Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı hoca şeyh şıh var. Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.

    14.Kural

    Hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. "Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

    15.Kural

    Allah içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek her birimiz tamamlanmış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.

    16.Kural

    Kusursuzdur ya Allah, O'nu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan'dan ötürü yaradılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne de layıkıyla sevebilirsin.

    17.Kural

    Esas kirlilik dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.

    18.Kural

    Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara ; dışında başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak Yaradan'ı tanır.

    19.Kural

    Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.

    20.Kural

    Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

    21.Kural

    Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk' ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

    22.Kural

    Hakiki Allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. Ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.

    23.Kural

    Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki, ağlar perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz. Aşırılıktan uzak dur.

    24.Kural

    Mademki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, atttığı her adımda Allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile gene başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

    25.Kural

    Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu an burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başlarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak, nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

    26.Kural 

    Kainat yekvücut, tek varlıktır. Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma, bir başkasının hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öteki ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.

    27.Kural

    Şu dünya bir dağ gibidir. Ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır. Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse dünya değişir.

    28.Kural

    Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz.

    29.Kural

    Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten "ne yapalım kaderimiz böyle" deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatına hakimsin, ne de hayat karşısında çaresizsin.

    30.Kural

    Başkaları tarafından kınansan, ayıplansan, dedikodun yapılsa hatta iftiraya uğrasan bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kötü laf etme. Kusur görme. Kusur ört.

    31.Kural

    Hakk'a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp... Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar, kimimiz ise ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

    32.Kural

    Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı'ya saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma! İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!

    33.Kural

    Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutanda benlik zannı değil hiçlik bilincidir.

    34.Kural

    Hakk'a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır, emin bir beldede yaşar.

    35.Kural

    Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla. İnsan-ı kamil mertebesine varana kadar gıdım sıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

    36.Kural

    Hileden, desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor zarar vermek istiyorsa, Tanrı da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer. O'nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz, Sen sadece buna inan!

    37.Kural

    Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki, sayesinde her şey zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için biz aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.

    38.Kural

    "Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?" diye sormak için hiç bir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

    39.Kural

    Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiç bir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır merkezinde... Hem de bir günden bir güne hiç bir şey aynı olmaz.

    40.Kural

    Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. Aşk'ın ise hiç bir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır merkezinde, ya da dışındasındır hasretinde.
  • 96 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Sadako-san,

    Umarım gittiğin yerde lösemiden dolayı çektiğin acıların hiçbirisini çekmiyorsundur. En büyük temennim bu. Hiroşima'ya atılan bomba yüzünden 9 yıl sonra radyasyonun etkisi ile lösemi olmak senin suçun değil. Bu sadece çıkarlarını düşünen kişilerin suçu. Güçlü olmak için insanları hiçe sayanların suçu. Malesef 2019 yılında da bulunan bu kişilerden dolayı insanlar yuvalarını terk etmek zorunda kalıyor yada ölüyorlar. Umarım gittiğin yerde bu tür kişiler yoktur.


    Sen hala 1000 Turna Kuşların ile umudun ve barışın simgesisin. Ne zaman umutsuzluğa düşsem aklıma sen ve kuşların gelecek. Bunu sakın unutma.


    "“Turna kuşuyla ilgili şu eski hikayeyi hatırlamıyor musun yoksa?” diye sordu. “Kuşun bin yıl yaşadığı söylenir. Ve hasta biri kağıttan bin turna kuşu yaparsa, tanrılar bu insanın istediğini yerine getirip onu sağlığına kavuşturur.""


    Seni kuşlarınla beraber koşarken düşünüyorum. Özgürlüğün tadını nasıl da çıkarıyorsundur. Yüzünde oluşan o gülümseme seni hiç yalnız bırakmasın.Burada senin hikayen sayesinde birçok kişi yeniden umudun ne olduğunu hatırlıyor. Yaşamda ne olursa olsun umudun olmadığı bir yerde hayatın devam etmesi imkansız. Sen onlara yaşamın kendisini aşılıyorsun. Bu yüzden kendinle gurur duymalısın.


    “Tavanda asılı duran turna kuşu sürüsüne baktı. Sadako onları seyrederken, kuşlar, sonbaharın hafif rüzgarıyla hışırdayarak sallandılar. Sanki canlıydılar da açık pencereden uçup gideceklerdi. Ne kadar güzel ve özgürler!”


    O kuşlarla beraber şimdiki yaşadığın yere umut ve barışı götürmek için koştun güzel çocuk. Koşarken de Dünya'da umudun en güzelini serpmeyi ihmal etmedin.


    Sen iyileşerek rüzgar kadar hızlı koştun ben de seninle koşmak için sana bu mektubu yazıyorum. Umarım okursun ve beni de yanına kabul edersin. Birlikte yüzümüzde gülümseme ile koşarak insanlara huzur, umut ve en önemlisi barış götürürüz.


    "Bu bizim haykırışımız,

    Bu bizim duamız;

    hakim olsun dünyaya barış!"