Üsküdar bir hazine idi. Bir türlü bitmiyordu. Valide-i Cedid'in biraz arkasında Aziz Mahmut Hūdaî Efendi vardı. Birinci Ahmet devrinin bu manevi saltanatı, Nuran'ın aile gelenekleri arasına girmişti. Daha yukarıda Dördüncü Mehmet devrinin dizginlerini birkaç sene elinde tutan Selami Efendi vardı. Karacaahmet'te ananenin Orhan Gazi zamanına çıkarttığı, Horasan erenlerinden Bursa'daki Geyikli Baba'nın çağdaşı, belki de gaza arkadaşı Karacaahmet, Sultantepe'de yine Celvetî Bâkî Efendi yatıyordu.
Sayfa 180 - Dergah Yayınları 40. Baskı: Kasım 2022
İnsanoglu elinin altındakı değerlerin farkına varamıyor
yahut maalesef çok geç varıyor. İş işten geçtikten, daha
doğrusu atı alan Üsküdar'ı geçtikten sonra bu değerleri
fark ediyor. Yazımın konusu, atı alıp Üsküdar'ı geçen degil,
ama bu deyime tam uygun olarak "çiniyi alıp sınırı geçenler"
olacak.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Üsküdar'dan entariyi kaldırmak, Merkez Kumandanlığı koğuşunda kadın dövdürmemek, yahut sokakta aynı arabaya binen kadın ve erkeklerden karı-koca vesikası sormak, hemen hemen devrimcilik gibi ileri davranışlardı. Gözleri Mustafa Kemal gününde açılmış olanlara,
1913 avuntuları ne kadar gülünç gelir.”
"Binbir Gece'den" bir masal bu. Şehrazat'ın kılığına girmiş karşımdaki hakikatin ta kendisi, anlatıyor bana bu masalı. Koca koca camilerin kubbeleri, dimdik minareler mavi göğe yükseliyor.
Mermer saraylar, Mağribî köşkler, Antik Mısır'ın dikilitaşları ve kadim Bizans'ın kasvetli kalıntıları, selvilerin yeşilliği içerisinde Boğaz'ın kıyısında iç içe geçmişler. İşte bu Konstantinopolis. İşte gemi direklerinden, palangalardan ve yelkenlerden mürekkep koca bir ormanıyla birlikte Haliç Limanı, işte rengârenk Üsküdar (Skutari) ve Bitinya'nın Olimpos'u, başı karlı tepesiyle Küçük Asya kıyısı.
Fi tarihinde kervanların buluşma yeri olan, hac zamanında Mekke'ye doğru yola çıkacak beyaz develerin toplandığı Üsküdar'da yaz aylarında güneş batarken tüm evlerin camlarından sanki alevler fışkırır; şehre yeni gelmişseniz koca bir semtin yandığını zannedersiniz. Dört tane güzel cami vardır: Mihrimah Camisi, Yeli Valide Camisi, Atik Valide Camisi ve Orta Valide Camisi (Çinili Cami). Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur adlı romanında bu dört güzel caminin aşka, güzelliğe yahut hiç olmazsa annelik duygusuna ithaf edilmiiş olduğunu söyler ve bunu Üsküdar'da hakiki kadın saltanatı olmasına bağlar.
Bakışlar Üsküdar'ı iyice resmettikten sonra sağa doğru, Kadıköy tarafına çevrilip orada Florence Nightingale adlı hemşirenin Kırım Savaşı'nda yanımızda savaşırken yaralanan İngiliz askerlerine şefkat dağıttığı kadim Selimiye Kışlası'na bir selam çakar. Bu binanın 12 Eylül döneminde sıkıyönetim karargâhı olduğunu hatırlayanlar bu selama katılmaz, kimileri suskun kalmayı tercih eder, kimileri ise açıktan lanetler. En iyisi oradan uzaklaşmaktır. Gözler sola doğru Boğaz'a kaydığında, sular Çengelköy'le Bebek arasında, orada sanki emsalsiz güzellikteki bir gölün karşı kıyısına vuruyormuşcasına sonlanır.