Üsküdar ~ Altın Şehir
Üsküdar, İstanbul'un fethine şahit bir şehir... Hatta İslam orduları, İstanbul'u fethetmeye geldiğinde onları İlk karşılayan ve misafir eden mahal. Yine Selçukluların İstanbul'u gördükleri ilk yerdir Üsküdar... Bundan sebep Yahya Kemal şöyle der bu müstesna belde için: "Hangi şehir görmüş onun gördüğünü?"
Üsküdar İstanbul'dan evvel de osmanlı'ydı
Fatih Sultan Mehmed'in fethi ile başlar bizim istanbul'umuz. Biliriz ki müjdelenen ordu açmıştır kapılarını medh ü sena edilmiş şehrin... Halbuki Üsküdar, fetihten bir asır evvel Osmanlı topraklarına katılmış ve çehrisi değişmeye başlamıştı...
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Üsküdar bir hazine idi. Bir türlü bitmiyordu. Valide-i Cedid'in biraz arkasında Aziz Mahmut Hūdaî Efendi vardı. Birinci Ahmet devrinin bu manevi saltanatı, Nuran'ın aile gelenekleri arasına girmişti. Daha yukarıda Dördüncü Mehmet devrinin dizginlerini birkaç sene elinde tutan Selami Efendi vardı. Karacaahmet'te ananenin Orhan Gazi zamanına çıkarttığı, Horasan erenlerinden Bursa'daki Geyikli Baba'nın çağdaşı, belki de gaza arkadaşı Karacaahmet, Sultantepe'de yine Celvetî Bâkî Efendi yatıyordu.
Sayfa 180 - Dergah Yayınları 40. Baskı: Kasım 2022
İnsanoglu elinin altındakı değerlerin farkına varamıyor yahut maalesef çok geç varıyor. İş işten geçtikten, daha doğrusu atı alan Üsküdar'ı geçtikten sonra bu değerleri fark ediyor. Yazımın konusu, atı alıp Üsküdar'ı geçen degil, ama bu deyime tam uygun olarak "çiniyi alıp sınırı geçenler" olacak.
Sayfa 81·Kitabı okudu
“Üsküdar'dan entariyi kaldırmak, Merkez Kumandanlığı koğuşunda kadın dövdürmemek, yahut sokakta aynı arabaya binen kadın ve erkeklerden karı-koca vesikası sormak, hemen hemen devrimcilik gibi ileri davranışlardı. Gözleri Mustafa Kemal gününde açılmış olanlara, 1913 avuntuları ne kadar gülünç gelir.”
Sayfa 29·Kitabı okudu
1897 İstanbul tasviri
"Binbir Gece'den" bir masal bu. Şehrazat'ın kılığına girmiş karşımdaki hakikatin ta kendisi, anlatıyor bana bu masalı. Koca koca camilerin kubbeleri, dimdik minareler mavi göğe yükseliyor. Mermer saraylar, Mağribî köşkler, Antik Mısır'ın dikilitaşları ve kadim Bizans'ın kasvetli kalıntıları, selvilerin yeşilliği içerisinde Boğaz'ın kıyısında iç içe geçmişler. İşte bu Konstantinopolis. İşte gemi direklerinden, palangalardan ve yelkenlerden mürekkep koca bir ormanıyla birlikte Haliç Limanı, işte rengârenk Üsküdar (Skutari) ve Bitinya'nın Olimpos'u, başı karlı tepesiyle Küçük Asya kıyısı.
Sayfa 21·Kitabı okudu