• #okudumbitti
    Her insan hikayedir, okunması gereken. Kimin ne yaşadığını, nasıl bir düşünce yapısına sahip olduğunu, nelerden feragat edip neleri göğüslediğini bilemeyiz. Kendi fikirlerimizle onun zihninde dolaşmaktan vazgeçtiğimiz zaman tüm varlığı olduğu gibi kabul edecek ve sevgiyle kucaklayacaksınız. Toplumun dayatmış olduğu bakış açısıyla yargılayamazsınız insanları. Görünenin ötesinde bambaşka şeylerin olduğunu unutmayın. Bir cevizi düşünün mesela dışarısından kusursuz gözüken kabuğun içini açtığınızda çürümüş bir manzarayla karşılaşabilirsiniz. Peki onun çürümesine neden olan etkenlerin neler olduğunu hiç düşündünüz mü? "Düşüncelerin senin kaderin olacak" diyen birine tepkiniz ne olurdu. Başkalarının sizin seçinlerinizi baltaladığı, yapamazsın diye sürekli eleştirdiği, yakınlarınızın "elalem ne der" dayatmalarına direnerek hayallerinizi bir bir gerçekleştirdiğinizde takındıkları tavırları sizin aslında doğru şeyleri yaptığınızın nişaneleridir. Şunu sakın aklınızdan çıkarmayın kendinize başkalarının gözünden değil, kendi gözünüzle baktığınızda mutlu ve doyumlu bir hayatın kapılarını açmış olacaksınız.
    Uzun zamandır ilk defa birine kendimi bu denli yakın hissettim. Yaşama bakışı, olaylar karşısındaki tutumu ve olgun düşünce yapısı.. Ona bir çay ısmarlayıp uzun bir sohbet etmek isterdim. Kitabının bende uyndırdığı duyguları yadsıyamam. Başıma gelen bir olayla cümlelerimi tamamlamak istiyorum. Sanırım bunu yazara borçluyum. Geçtiğimiz ay Üsküdar sahiline kahvaltı için beni götüren arkadaşım oturduğumuz mekanda olan bir takım aksaklıklar yüzünden kendisini sorumlu tutup mahcup olması karşısında orada olanları görmediğimi önümüzdeki deniz manzarası, masada nefis bir kahvaltının varlığının beni mutlu ettiğini söylediğimde bana "Ne kadar Polyanacısın" demişti.
    Kitabı okuyunca yazarla aynı pencereden bakmanın hazzı içerisindeyim.
    Hayat nefes aldığında değil, fark ettiğinde başlar.
  • "Martılar uçuşuyor kıyılarıma yine. Vapurlar bir hüzün serenadı yapıyor gözlerimde. Yeni Camii'nin güvercinleri havalanıyor yüreğimin meydanlarından, minareler yükseliyor yokluğuna, tramvaylar geçiyor üstümden. Mihrabat'ta kalbi kırık bir ağaç duruyor. Üstünde adımın beş harfi kazılı! O da ben gibi senli bir zamanda durdurmuş yılları. Üsküdar'ın penceresinde ay ışığı ve İstanbul özlemiş beni. Benim onu özlediğim gibi. Yüzü İstanbul olmuş bir masal uyanıyor. Gökten elmaları dökülmüştü halbuki."
  • Mimar Sinan'ın inşa ettiği iki cami Mihrimah'a olan imkansız aşkındandı. Edirne Kapı'daki caminin minaresinden güneş batarken Üsküdar' daki caminin minaresinden ay doğuyordu. Çünkü Mihri-mah "Güneş ile Ay" demekti...
  • dgs ile Üsküdar Üniversitesi'ne yerleştim :) kampüslü arkadaşlar bu iletiyi görüp bilgilendirme mesajı atarsa (dersler, ücretler,burslar,etkinlik güzellemeleri) çok mesut olurum :)) / Reklam Tasarımı ve İletişimi /
  • Sorumluluktan kaçan ve kural tanımaz insanların serbestçe dolaştığı canım ülkemde bu başıbozukluğu ve bu tür insanların hayata bakış açısını en güzel anlatan örneklerden biri, bana göre toplu taşıma araçlarının ve kamyonların arkasında ki " Allah Korusun" yazısıdır.


    Daha fazla para harcamamak adına gerekli kontrol ve bakımları yetkili ve bilgili kimselere yaptırılmayan araçların ve kaderinin kendi ellerinde olduğunu kavrayamamış eğitimsiz araç şoförlerinin oluşturduğu kalabalığa biz trafik diyoruz. Şimdi böyle bir trafikte kullanılan araçlar açısından bir ikilem ortaya çıkıyor. Süs olarak yazılamayacağı kesin olan bir yazının oraya yazılma sebebi dini sebeplerse, aynı yazıya sahip iki aracın çarpışmasında hangi aracın daha az korunacak olmasıdır. Kul olarak sen üstüne düşen görevi yapma, trafik kurallarına uyma, başına gelen kötü şeyleri de kader diye kabul et. Hayatı anlamak için çabalama şoför kardeşim. Tek maddelik yaşam kılavuzun yanında zaten: "Ölen ölür kalan sağlar cenazede ölene hakkını helal eder nasıl olsa."


    Bu durum kadar sinirlendiğim bir husus var ki yazmazsam bir yerim şişer. Taksi, dolmuş, kamyon, halk otobüsü gibi araçları kullanan insanları sanki dünyanın en zor işini yapıyorlarmış gibi gösteren radyo çalışanları yok mu kanser ediyorlar beni. Adam direksiyon sallayıp para kazanıyorsa biz kokain mi satıp eve ekmek götürüyoruz kardeşim. Kraldan çok kralcı olmanın ne anlamı var. Programı daha fazla dinleteceğim diye adamları gereksiz yüceltmek nedir. Onlarda ortalama bir emekçinin karşılaştığı zorluklara maruz kalıyorlar.Sanırsın madenden kömür çıkarıyor. Dolmuşta parayı öne uzatan, balık istifi gibi kilometrelerce ayakta yolculuk eden benim, takdiri gören şoför. Ya inerken bile adamı zora sokmayalım diye " müsait bir yerde" diyoruz. Yanlışlıkla uygun bir yer olmasa son durağa kadar gideceğiz. Kaderimiz adamın elinde sanki. Bir de inerken " kazasız belasız" diye niyet belirten adamlar yok mu? Kardeşim sen az önce şoförün yakıttan kar etmek için açmadığı klima yüzünden 35 derece sıcakta rüzgar sörfü yapar gibi yolculuk yapmadın mı? Bundan âlâ bela mı olur?


    Adam istifi yapma konusunda dolmuş şoförleri Sabri Sarıoğluysa,  Halk Otobüsü biletçisi Messidir. Bir insan oturduğu yerden 50' ye yakın insanı, aralarında boşluk kalmayacak şekilde otobüsün kullanılan tüm alanlarına yerleştirebiliyorsa onu tebrik etmek gerekir. Sen bu adamı al NASA'ya götür,  uzay modülünün Mars'ta nereye ineceğini sor söylesin.


    Toplu taşıma deyince dolmuşa ayrı bir dosya açmak lazım. Dolmuşla ilgili o kadar sinir bozucu ve kuralsız durum var ki ancak az önce açtığımız dosyaya sığar.


    En klasik meslek hastalığı;  her dolmuş şoföründe görülen, kornayı artık vücudun bir devamı gibi kullanma rahatsızlığıdır.  Adam yolculuğun başından sonuna kadar o kadar çok kornaya basıyor ki onun yerine zikirmatik kullansa cenneti garantiler. Ben daha korna sesini duyunca gideceği yeri değiştiren veya o an farkına varan birini görmedim. Dolmuşun önünde kocaman yazıyor nereye gideceği benimde okumam var sen daha neyin peşindesin. Üsküdar'a gitmekten vazgeçip Tuzla dolmuşunda mi? bineyim.


    Sen başkasına tahta kestiren marangoz gördün mü? Göremezsin. Peki evine eşya çıkaran birini görsen yardım eder misin? Muhtemelen hayır. Peki o dolmuşa binince ne oluyorda hepimiz gönüllü muavinlik yapıyoruz. Neden para üstü alıp vermek hiç sıkıntı olmuyor. Maliye dolmuşu basıp kaçak işci çalıştırılıyor diye ceza kesse yeridir.


    Bir de dolmuş ağzına kadar doluyken, el kaldırdığında duran şoföre minnet duygusu besleyen saf insan türü var ki. Sen ne güzel insansın. Şeytan diyor 2 senet imzalat al bütün varlığını ama boşver. Söz konusu arkadaş şoförün ceza yemeyi göze alıp kendisi beklemesin diye durduğunu zannediyor. Şoförler kendi aralarında sürekli telefonla konuşuyorlar. Hemde bizim anlamadığımız bir dilde. Kulakta kulaklık, telefon şarjı araca bağlı (sınırsız batarya yani) hangi polis nerde zaten biliyorlar. O yüzden minnet borcu oluşmasın sende rahat ol.


    Bu anlattıklarımın hepsini bir yana koyalım, dolmuş şoförünün liseli kız tribine örnek olacak şu cümlesini duymayan var mıdır ? " Bozuk yok mu? " ya da " Sabah sabah 100 lirayı nasıl bozayım?  " . Adamda ki şımarıklığa bakar mısın? Para kazanmaktan rahatsız oluyor. Zannedersin dün özel muayenesini kapatmış, bugün dolmuş kullanmaya başlamış. Kardeşim parayı vermek benim, bozmak senin işin onuda yapmayacaksan kalk koltuktan ben kullanırım artık.


    Hani olmaz ya dolmuşta oturarak seyahat ediyorsun başına ne gelebilir. Elbette sırt çantasını senin ağzına sokan ergen bir genç. İşte bu arkadaşa çantanı çıkarıp yere koy demenle başlayan tartışma zaten dünyanın kendisini anlamadığı klişesi ile son bulur. Elin genci onsekizine gelmeden Avrupayı dolaşır, bizimkiler marketten 2 ekmek bir gazete almayı marifet zannediyor. Arkadaşım benim senden büyük kuluncum var. Bir çantadan yola çıkıp dünyayı çözümlemenin ne anlamı var. Pisagor' u İtalyan golcü zanneden bu insan yavrusuna laf anlatacağına bırak o çanta ağzında kalsın.


    Dolmuş şoförüne bir yere kadar anlarım ama " Rahatsız olduysan taksiye bin " insanları var ki bunların ağzına kürekle vurmak geliyor içimden. Adam içinde beslediği medeniyetsiz canlıyı serbestçe dolaştırmakla kalmamış tutmuş onunla dolmuşa binmiş. Durumdan şikayet edeceği yere bana tavsiyede bulunuyor. O kadar sıkışık gidiyoruz ki ben hayatım da hiç kimseye o kadar yaklaşmadım. Dirsek ile kafasına bastırılmış, üstüne kaçak kat çıkılmış vaziyetteyken senden rahatsız olmayacak canlı henüz güneş sistemine girmedi vicdansız.Hem ben o parayı taksiye vereceğime - senin gibi kupon yapmak yerine-kitap alacağım belki. 


    Tüm bunları okuyup genede karamsarlığa kapılmanı istemem sevgili okuyucu nede olsa hayat mücadele etmektir. Ama gene de sen yanına bozuk para ve annenin dualarını almayı unutma.
    (Sevdiğim bir arkadaşımın yazısıdır)
  • Tasavvuf tarihininin en şöhretli, en yetkin ve en müessir mutasavvıflarından, padişahlara kılıç kuşatan, sultanları kendine kul eyleyen Aziz Mahmud Hüdâyi Hazretleri 1628 senesinde vefat etti. İstanbul'da az görülen bir kalabalığın eşliğinde Üsküdar'daki dergahında defnedildi.

    Âlimin mevti imiş hak bu kim mevt-i âlem
    Fevtine itdi feleklerde melekler matem
  • O vakitler, bu kadarcık ümit ve teşvik, bizi heyecanlandırmaya yeterdi. Üsküdar'dan entariyi kaldırmak, Merkez Komutanlığı koğuşunda kadın döğdürmemek, yahut sokakta aynı arabaya binen kadın ve erkeklerden karı- koca vesikası sormamak, hemen hemen devrimcilik gibi ileri davranışlardı. Gözleri Mustafa Kemâl gününde açılmış olanlara, 1913 avuntuları ne kadar gülünç gelir.
    Falih Rıfkı Atay
    Sayfa 20 - Milli Eğitim Basımevi- Devlet Kitapları, 1000 Temel Eser