Şu an dünyanın aynasında kendine bakıyor, baktığı kendisi aynanın karşısında bakan kendisine işaret ediyor. İçinde bir utanç peydah oluyor. Bu utancı kitaplar giderebilir.
"Bir erkek nikâhlı karısını istediği gibi kullanabilir. Kadın karşı çıkmadıkça, hatta resmen şikâyet etmedikçe kimsenin yasal olarak karışmaya hakkı yoktur! Böyle düşünüyorlardı besbelli. Yüzyılların alışkanlığı böyle düşünmeyi olağan kılmıştı onlar için. Ya kârhaneye gidercesine “Melek’e giden”ler? Onlar için de yalı tek sermayeli bir kârhane, Hüsrev bey de oranın müşteri toplamakla görevli adamıydı, kim bilir? En çok utanç duyan anamla babam olmuştur herhalde. Onlar da ekmek belasına korkmuşlardır polise ya da hiç değilse “onurlu” akrabalara haber vermeye."
Her sabah aynanın karşısına geçip uzamış sakallarımı saran beyazlara bakıyorum. Kimseler bilmiyor ama ellerin var yüzümde, bembeyaz parmakların, sakallarımın arasında dolanan parmakların, sakallarıma düşen aklar gibi ellerin. Ellerin yüzümü yaşlandırıyor; ellerin cehennem, ellerin yasemin, ellerin gül kurusu, ellerin ateş. Kadın zarif elleriyle erkeğin yüzünde yazıyor o hiç bitmeyecek hikâyeyi; erkeğin gözaltlarına, sakallarına.