Karanlığın olduğu yerde daima mucize uyuklar.
Sayfa 182 - ° Nevi Şahsına Münhasır Bir Ülke ° Metis Yayınları
Alıntı
Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş; Eşini gâib eyleyen bir kuş Gibi kar Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar... Ey kulûbun sürûd-ı şeydâsı Ey kebûterlerin neşideleri, O baharın bu işte ferdâsı: Kapladı bir derin sükûta yeri Karlar Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar Ey uçarken düşüp ölen kelebek Bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek Gibi kar Seni solgun hadîkalarda arar; Sen açarken çiçekler üstünde Ufacık bir çiçekli yelpaze, Na'şın üstünde şimdi ey mürde Başladı parça parça pervâze Karlar Ki semâdan düşer, düşer ağlar! Uçtunuz, gittiniz siz ey kuşlar; Küçücük, ser-sefîd baykuşlar Gibi kar Sizi dallarda lânelerde arar. Gittiniz, gittiniz siz ey mürgân, Şimdi boş kaldı ser-te-ser yuvalar; Yuvalarda yetim-i bî-efgan! Son kalan mai tüyleri kovalar
Sayfa 84 - Cenap Şahabeddin:
Şiir
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Her insanın içinde bir peygamber uyuklar ve o uyandığında, dünyadaki kötülük biraz daha artar...
Duygu ve Düşünce
Görme yetisini kaybeden bir hayvandan daha üzücü (trajik değil, üzücü) pek az şey biliyorum. İnsanlar­dan farklı olarak, hayvanlara dünyayı tarif etmelerine yarayacak bir dil kalmaz. Tanıdık bir arazideyse, kör hayvan burnuyla yolunu bulabilir. Ama artık varolan elinden alınmıştır ve bu yoksunlaşmayla birlikte yok olmaya başlar, artık yalnızca uyuklar, belki de bir zamanlar varolan bir rüyayı arıyordur.
İnsanlar arasında hemcinsini aşağılama eğiliminde olmayan kimse yoktur ve aşağılanışın kendini adsız ve tarifsiz bir şekilde hep yeniden açan ve kapayan kargaşası içinde, insanoğlunun insan olabilme konusundaki kendi yetersizliği, ona bağışlanmış ama taşımayı başaramadığı bir saygınlığa ait kaygıları uyuklar.
Türk ordusunun Beç muhâsarasını bir türlü söktüremediği haberi yayıldıkça Tuna boyunda kâfir çeteleri mantar gibi yerden bitiverdi. Tek başına bir kadının tenha cevizlik bahçelerinde kalması uygunsuz işti; fakat Zühre, fütur getirmeden evinde oturuyordu. Doğrusu da bunca çapul, kundak sokma, vurgun vakaları içinde Zühre'nin kılına hatâ gelmiyordu. Müslümanı, kâfiri; reâyâsı, askeri "Kuşlu Nine"nin üstüne titriyordu. Cevizlikteki yanaşmalar kimi orduya, kimi çeteye dağılmış, Zühre, koca evde ihtiyar Ferhat ve küçük Sırplı câriye ile yalnız kalmıştı. Birkaç defa hastalanır gibi oldu, gene savdı, yattı kalktı, hep Türk ordusunun galebe çalmasına dua etti. Günlük güneşlik bir öğle üzeri evinin arka bahçeye bakan yer katı odasında pencere kenarındaki erkân minderine oturmuş tesbih çekiyordu. Camlara kadar saldıran ıtır sürgünleri arasından altın yaldızlı yeşil ışık içeri sızmıştı. Zühre kendinde tuhaf bir halsizlik, yavaş yavaş canı çekilir gibi baygınlık duydu. Başını duvara dayadı, gözleri kapalı gene tesbihine koyuldu. "Tanrım, ordumuzu muzaffer kıl. Fendi çok vahşî kâfire karşı öz kullarını küçük düşürme. Cümle varlığın övünü Peygamberimiz hürmetine, senin yolunda can veren erenler hürmetine, senin yolunda dolandı..." Zühre bu makamda yandı yakıldı, saatlerce sonra gönlünde bir ibret penceresi açılmış gibi coşkunluktan geçip niyâzını değiştirerek ellerini göğe kaldırdı: "Ya Rabbi, yenilip ezilmeyi bize mukadder kıldınsa; nasîbimize vakarla katlanmayı bize ihsan et. Her ne tecellî çıkagörse de milletim mayasındaki yüce cevheri kaybetmesin. Sen Ulu Tanrım, milletime eşsiz cihangirlikten üstün daha neler bağışlamışsın. Rum saltanatı elden giderse. ne ola?... Yeter ki nûrunu saldığın öz mayaya ziyan gelmesin. Âmin Yâ Rabbi." Bu duâlarla kendini tüketen Zühre duvara
Sayfa 209·Kitabı okudu