• Yine beni sever miydin acaba
    Mesela ben kafa açan bir kız olsam
    Seni beni aşar mıydı bu defa
    Çözecektim ama bilemedim

    İkimize yeter miydi bu çaba
    Yine yanlışa devam mı, eldeki tamam mı?
    Seni-beni aşar mıydı bu defa?
    -cektim ama bilemedim

    Üzülme sen ama bakınca tabloya baya bir karanlık
    Yo yo yo
    Olur mu üç kulak, şu haline bi bak; sorumsuz ve aylak

    Şaşkın sevgilim bende bitti, olmadı
    Sınırı aştın belli ki, sana sabrım kalmadı
    Daha bir yudum içtin halbuki, eksenin mi kaydı?
    Pek orjinal halin ama malesef aklımı almadı

    Yine beni sever miydin acaba
    Mesela ben kafa açan bir tip olsam
    Seni beni aşar mıydı bu defa
    Çözecektim ama bilemedim

    İkimize yeter miydi bu çaba
    Yine yanlışa devam mı, eldeki tamam mı?
    Seni-beni aşar mıydı bu defa?
    -cektim ama bilemedim

    Üzülme sen ama bakınca tabloya baya bir karanlık
    Yo yo yo
    Olur mu üç kulak, şu haline bi bak; sorumsuz ve aylak

    Şaşkın sevgilim bende bitti, olmadı
    Sınırı aştın belli ki, sana sabrım kalmadı
    Daha bir yudum içtin halbuki, eksenin mi kaydı?
    Pek orjinal halin ama malesef aklımı almadı

    Bir şeyi de doğru bilsen
    Sana sorsam hep sen hep sen
    Anlamazsın aşktan
    Derdin hep eften püften

    Şaşkın sevgilim bende bitti, olmadı
    Sınırı aştın belli ki, sana sabrım kalmadı
    Daha bir yudum içtin halbuki, eksenin mi kaydı?
    Pek orjinal halin ama malesef aklımı almadı


    (Su sole-Şaşkın Sevgilim) 🎶🎶🎶
  • Aralık ayının sonlarına doğru soğuk bir İstanbul sabahından merhaba diyor havada süzülen martılar.Kadıköy’ün rıhtım bölgesinde ufak bir kayığım var,çok uzun zamandır İstanbul’da yaşadım,aslen Aydından göçmüşüz,milyonlarca istanbullunun hikayesidir aslında burada anlatılan.Üç erkek evlat bir sürü torun sahibi oldum ekmeğimi balıkçılıkla kazanıp,kimseye minnet etmedim.Yine soğuk bir günde gemimim yolunu tuttum.Herkes bana Metin baba diye seslenirdi sırf çoluk çocuk sahibi olduğumdan değil ,Bilgi birikim,iyilik ve yardımsever olduğumdan baba derlerdi.Birde çok sevdiğim,dostum ,yarenim,yoldaşım,kardeşten öte arkadaşım,dert ortağım var.Zamanında evlatlık alınmış adını Ragıp koymuşlar,Bir kızı çok sevmiş ,yoksulluktan,ayağındaki eski ayakkabılarından,üstü başının solmuş yıpranmış kıyafetlerinden cesaret edipte seni seviyorum diyememiş hep içine atıp bu yaşa kadar gelmiş Ragıp.Balıkçı kulübelerinde ufak tek göz oda yapmışlar,minik bir sobası tek göz ocak,gazlı bir lamba,ufak bir sedir, küçücük bir tabure ve bolca anıyla kitap dolu bir köşe, insan başka ne isterki.Zamanında çokça içmekten zorda olsa kurtardım onu,sen olmasan halim nice olurdu ,her halde bir köşede adı sanı belirsiz ölür giderdim hep der bizim Ragıp.Bende; amma abarttın ha,insanlık ölmedi Ragıp derim hep.Sabahta amma soğuk bizim kızın yine hırçınlığı üzerinde,Baksanıza kıyıdaki tekneleride nasıl dövüyor.Hep aksi bir lafına benzetirim karadenizi,bugün balığa çıkılmaz,önce tekneyi bir güzel temizleyip midyelerinden arındırmak gerek,sonra ver elini pasta cila,neyse hızlanalımda daha fazla üşütmeden varalım bizim Ragıpın fakirhanesine,en sevdiğim şeydir sabah kahvaltıları,insan dediğin sağlıklı olmalı bedenen ve ruhen.

    Neyse geldim sonunda,tıklatıyorum bizimkinin camını,yine derin derin uyuyor köftehor,sanki sabaha kadar beşik sallamış,kapısını kilitleme adeti yoktur tabi buna kapı denebilirse,ufak bir mandalı vardır basınca açılan,uyanacağı yok girelim bari içeriye, sesleniyorum evlat ben geldim kalkda kahvaltı edelim bak en sevdiğin peynirden aldım,sobada sönmüş ,aralıyor zorda olsa gözlerini ooo baba hoşgeldin ,hiç duymadım kusura bakma bu aralar bir uyuşukluk bir uyku varki üstümde sorma diyor.Önce sobayı yakalımda karşılıklı bir kahvaltı edelim diyorum,bak ekmeklerde sıcacık,yeni aldım fırından,tereyağı,tulum peyniri,acılı ezmede aldım,bu soğukta iyi gider,hem sana yengen bir çift çorapla yün kazak örmüş ben giyemiyorum biliyorsun çok sıcağa gelemem hem kalp de var arada yokluyor,daralıyorum.Metin baba doktor ne diyor senin durumuna,Evlat ne diyecek; ağır iş yapma,kendini yorma,üzülme,aşırı sevinme,onu yapma bunu yapma,ölmekten beter be....

    Sen beni boşverde ekmekleri koy bakayım sobanın üstüne,Baba çay oldu yalnız demli içme şunu biliyorsun midene zarar,Hele diyene bak,o kadar şarabı sünger gibi çeken adam öğüt veriyor,Baba açma eski konuları zaten çok dertliyim biliyorsun diyor bizimki, yine başlayacak edebiyata diye konuyu değiştiriyorum,peynirin o kendine has çıtır ekmekle kokusu dolduruyor odayı,dışarıda rüzgar önüne geleni örseleyen karanlık bulutlar arasında kulübenin duvarlarını yalıyor,sanki bizden intikam almak ister gibi.... Ragıp anlat bakalım bizim bu hayattaki amacımız ne diye soruyorum çayımdan bir yudum alırken,amma da soru Baba nereden başlayalım bilemedim dedi tereyağlı ekmeğinin kenarını ısınırken,Sen beni neden kurtarıp adam ettin diye sormasın mı? Sende arkadaş her insanın yapması gerekeni yaptım ben,her vicdan sahibinin,müslümanın...Baba herkes sen değil katılmıyorum bu sözüne,nice durumu iyi olan,varlıklı,toplumda yer edinmiş insanlar dışarıdaki,kimsesiz,yoksul,yardıma muhtaç insana dönüp bakmıyor bile,bir maç esnasında mendil satan,sırtında montu olmayan çocuğa çeşitli mecralardan bilinç oluşturup yardım eden insanlar,cuma namazından çıkıp yanındaki adama selam vermeden çekip gidebiliyor.Halbuki cuma Cem etmekten gelir,cumanın asıl amacı ihtiyaç sahiplerine yardım etmektir.Sen öğrettin bana bunu,sen tanıştırdın gerçek islamla.

    Ulan amma yaptın ha;İyiki bir soru sorduk,peynir fazlamı geldi acaba,ne yapalım yani insanlar bilinç ve sorumluluk sahibi olmak istemiyorlar diye yatırıp sopaya mı çekelim.Sabah sabah içimi karartma ver şu bıçağıda yağ süreyim ekmeğime, balda olsa iyi gidermiş ha,Evlat haklısın Yasin süresi 47 de buyururki;ihtiyaç sahiplerine Allah’ın gücü yettiği halde biz mi dorucağız der müşrikler,yani olmayana vermek farzdır gel bunu anlat millete, o kadar çok yanlış kelimemiz varki hangisini sayayım,Allah versin kelimlesi gibi,Allah vermez ki birilerini vesile eder,gel de anlat,sana okuttuğum bir kitap vardı yüzüklerin efendisi hatırladın mı?,evet baba konuyla ne alakası var?. Evlat güç zehirlidir,iktidar hırsı insana herşeyi yaptırır bu yollardır değişmez....

    Çok fazla çene çaldık evlat hafi bakalım kap alet edevatı da şu tekneye bir el atalım bu havada balığa çıkılmaz,Ammada soğukmuş dışarısı şu el kremini Verde bir kendimize gelelim.Bir saat yetiyor tekneyle uğraşmamıza,yanından ayrılırken soruyorum evlat bir şeye ihtiyacın var mı,Sağol Metin Baba sen ve arkadaşların dostluğu yeter,sağlığına dikkat et kalp bu şakaya gelmez,Sende arkadaş göreceğimizi gördük Ragıp yeter bu bize diyorum, ağzından yel alsın Baba daha görecek çok şeyin var benden alsın sana versin yaradan demez mi ,ağlatacan lan beni bu yaştan sonra o nasıl kelime hadi ben kaçtım yengen bekler derken,Baba gel bir sarılayım sana doğru düzgün bir teşekkür bile edemedim deyip sarıldı boynuma öptü yanaklarımdan,tamam ulan sabah görüşürüz gece sobayı yak ama dikkat et deyip ayrıldım yanından..

    Gece nedense çok tuhaf rüyalar içinde buldum kendimi,deniz taşmış teknem alabora olmuş Ragıpla denize düşmüşüz abi korkma daha vaktin var deyip duruyor suyun içinde,Kalktım kan ter içinde,dilim damağım birbirine yapışmış,ne biçim bir rüya arkadaş Allahım deyip rızkımızın peşine düşüyoruz yine,Aklımda Ragıpta dün biraz tuhaf geldi davranışları,dalgın,düşünceli,uzak ufuklara bakıp arada dalıp gitmeler falan,var gene bir sıkıntısı ama dur bakalım deyip varıyorum limana,bizim teknelerin orada bir kalabalık var hayırdır inşallah,uzaktan baktığım arkadaşlar beni görünce başlarını sıkıntılı sıkıntılı yere indirdiler,Hayırdır beyler nedir bu tantana derken yerde battaniye içinde yatan birisi gözüme çarpıyor,tanıyorum bu battaniyeyi hayır olamaz olamaz Ragıpın bu battaniye,Metin Baba başın sağolsun,uykusunda ölmüş hiç acı çekmedi diyorlar,Ne kadarda kolay söylüyorlar,dizlerimin bağı çözülüyor,ıslak kumun üzerine çökmüş ağlıyorum çocuk gibi,başımda omzumda teselli eden eller ve sözler eşliğinde.

    Ah be Ragıp senden önce ben vardım gitmeyi hakeden öte tarafa,ben bu koca dünyada kime derdimi anlatıp kime yarenlik ederim................
  • Ben de düştüm feleğin bir gün garip fendine,
    Polis jiple getirdi tımarhane bendine..
    Burası başka âlem, ey kafa gel kendine,
    Şimdi senin de ismin tımarhane delisi...

    İstersen ol yüzbaşı, hâkim veya avukat,
    Ayol sana kim dedi büyüklere bir taş at..
    Karınla kavga yapıp tatlı aşa zehir kat,
    Elbet şimdi olursun tımarhane delisi.

    Çilesiz insan olmaz, sen de doldur çileni,
    Sinirlenme, üzülme, sakın bozma freni..
    Aç gözünü karışmam kaçırırsın treni,
    Sonra toptan olursun tımarhane delisi.

    Belki sana meskendi bir zamanlar beyoğlu,
    İstersen ol akıllı, hor görür ya eloğlu..
    Farzet her gün geliyor ziyarete köroğlu,
    Yine eller diyor ya tımarhane delisi.

    Belki sevda yüzünden, kavgalardan kaçırdın,
    Belki polis jandarma dayağından şaşırdın..
    Kimbilir hangi kaza, hangi işten kaçırdın,
    Elbet bir sebep var tımarhane delisi.

    Belki de aldatıldın, belki evham kurarsın,
    Belki sebepsiz yere başkasını vurarsın..
    Belki de bir iftira uğruna can koyarsın,
    Ondan sonra olursun tımarhane delisi.

    Farzet canın sıkıldı gidip içmek mi lâzım
    Sarhoş olup etrafı yakıp yıkmak mı lâzım
    Elbet kanun yakalar istersen ol mülâzım
    İdrake aciz olma tımarhane delisi.

    Zira hayat böyledir, kalender ol, aldırma
    Farzet işin bozulmuş, gidip ele saldırma.
    Elin kazanındaki aşa kepçe daldırma
    Fazla koşma düşersin tımarhane delisi.

    Bu içtimai yara insanlığı ürkütür
    Hem öyle bir yara ki vicdanları çürütür.
    Hatta psikologlar boşa kalem yürütür,
    Ey tıp seni bekliyor tımarhane delisi.

    Söyle ey tıp, delilik neden, niçin çoğalır?
    Hâdiseler mi sebep, neden kafa bulanır.
    Müsebbipler kim acep, niçin normal azalır?
    Sonra çoklar oluyor, tımarhane delisi.

    Şu halde dinle ey tıp, gerçi ümit sendedir,
    Fakat unutmayın ki püf noktası bendedir.
    Bu insanlık dâvası, anahtarı kimdedir?
    Neden milyonlar olsun tımarhane delisi?

    Tedavi yalnız şok mu, yoksa yemek mi hayır
    Neden delilik artsın gel de bu farkı ayır
    Zira ki felsefede kalmamıştır bir hayır
    Sakın siz de olmayın tımarhane delisi.
  • Bir çocuk olmak yetişkinlerin dünyasında...
    Sokaklarda cirit atmak bakışlarıyla insanlara. Dindar bir çocuk ama... Sadece insanlara değil kendine de dindar olan, dini daraltan da değil her ne kadar gönlü dar olsa da.. Gönlü dar olmak! Bu vecize nerden gelebilirdi ki bir çocuğun hayatına? Uzaklara giderken yanına azık olarak kattıysa demek ki bir büyüğü. O da açmış davet ediyor insanları bir seyyar satıcı gibi. Hemde ücret talep etmeden. Bu kadar da cömert...
    Yetişkinler arasında bir çocuk olmak diyordum. Peki yetişkin neye göre yetişmiş bu terim; hayatımızda dilimizde. Bu terim yetiden gelir. Yeti ise beceridir. Ayakta durabilme becerisi çocukların karşısında... Hiç denedin mi sen bunu, yani çocukların karşısında yetenekli becerikli olmayı? Zor olduğunu ben de biliyorum katılıyorum sana. Hangimiz bir çocukla çocuk olmadık ki?
    Konumuza geri dönecek olursak çocuk diyorum. Yetisi olanların arasında bir çocuk... Belki yok bir becerisi ama o yetişkinlerin arasında. Nasıl girmiş bu kuyuya niye girmiş acaba? Belki bir büyüğü atmış onu ya da kandırılmış her neyse... Belki de bomba, silah, savaş seslerinden kaçıyorken saklanmış körpe bir deliğe. Karanlıkta kimse bulamaz sanmış onu. Lakin karanlıkta tek görünmeyen göremediği şey kendisiymiş. Sesleri gelirken yukarıdaki sebeplerin; o sorgulamış durmuş kuyunun derinliğini. Taşları sayarken uyanmış deprem yığınında. Etrafı yıkık dökük harabe... Niye yapmışlar ki bu kadar bina her yere? Hem bu kadar yapı olmasa yıkamaz ki bombalar hiçbirini. Şimdi sorun nerede? Bombaları atanda mı, bina yapanda mı, yığında o çocuğu yalnız bırakanda mı, o yalnız çocuğun elinden tutmayanda mı veya bunlara izin verende mi izleyende mi yahut?
    Peki nerede ailesi, arkadaşları, sevdikleri, o biricik oyuncağı? Bu kadar soru bir çocuğa fazla değil mi sence? Sen de olsan o yığında sen de koyarsan o çocuğun yerine kendini belki sen de anlarsın seslerin yoğunluğunu, kestirebilirsin nerede olduğunu...
    O çocuk sensin Ey Yetişkin! Etrafında hep üzerine saldıran birçok unsur var yıkık, virane dünyada. Yıkık diyorum... Sen dikebilir misin bu binayı tekrardan gökyüzünün en yükseğine? Sana diyorum Çocuk! Sorgular mısın etrafını biraz, bakar mısın diğer yıkık başında bekleşenlere? O yıkık senin hayatın işte! Bulamadın değil mi sorgulama duyunu, hissini, organını her neyse onun adı senin literatüründe? Onu aldılar zaten senden. Hiç boşuna arayıp kendini yorma. Bakma bana öyle ben almadım senin oyuncağını. Üzülme. Hem neden üzülüyorsun ki yerini tutmasa da alırız bir tane daha. Hem oyuncaktan bol ne var etrafta bina yığınlarından başka?

    Yalnız insanların dünyasında çocuk ruhlulara itafen....
    Mustafa SÖNER ( Soner YETİŞ)
  • Sen zahmet edip üzülme,
    Ben ikimizin yerine de üzülürüm...
  • "Üzülme baba," dedim, "alt tarafı bir ev, alt tarafı beton parçası ya. Çalışır ederiz, yine alırız. Ben de çalışırım bundan sonra, söz, alırız bir ev daha."
    "Ona üzülmüyorum ki ben," dedi babam. "Her ay evin taksitini ödedik de ne oldu. Bak, uçup gitti elimizden balon gibi. Keşke seni ağlatmasaydık çocukken. Keşke sana o akülü arabayı alsaydık."
  • 264 syf.
    ·6 günde·Beğendi
    "Benim şehrimin adına, Asur Kralı 1.Adad Nirari'den kalma bir kılıç kabzası üzerinde rastlanmış. Amid yazıyormuş kılıcın kabzasında . O gün bu gündür kılıcın keskin yüzünden sızan kan eksilmemiş şehrimin kaderinden"...

    Bu girişten de anlaşılacağı üzere memleketi Diyarbakırı anlatıyor bize Şeyhmus Diken. Gerçi salt Diyarbakır dersek, yazarımızın emeğine haksızlık etmiş oluruz zira Diyarbakır adı altında tüm doğu coğrafyamızın yakın tarihine kısa ama derin bir yolculuk yapıyoruz.

    Toplamda 261 sayfa-tamamının altı çizilerek feyizle okunacak 46 adet denemeden- oluşan bu eser Diyarbakır'ın nasıl önemli bir kültür kenti olduğunu gözler önüne seriyor.

    Bizler kabul etsek de etmesek de ne yazık ki tarihimizle yüzleşmek öyle pek kolay değil. Azınlık olarak nitelendirilen bazı milletler, bana göre topraklarımızın has ve eski yerlileridir. Buna rağmen her zaman ötekileştirilmiş ve hatta kimliklerini bile açık etmekten çekinerek, emanet isimler altında yaşamlarını idame ettirmek zorunda kalmışlardır. Müslümanı, Süryanisi, Hristiyanı, Ermenisi, Ezidisi, Yahudisi demeden bu coğrafyada yüzyıllardır birarada yaşayan, sonrasında göçlerle sınanan halkların kardeşliğini, birlik ve beraberliğini anlatıyor bize Şeyhmus Diken. Her denemede farklı, etkili ve aydınlatıcı bir konuya parmak basıyor. Yeri geliyor kaybolan değerlerimizi anımsatıyor, yeri geliyor hüzne boğuyor bizi. Mesela bir denemesinde Sevgili Gürsel Korat ve çok sevdiğim kitabı Unutkan Ayna'dan bahsediyor ve kendisine bu eser için teşekkürlerini sunuyor.(Şayet okumadı iseniz bahsi geçen bu kitabı da listenize almanızı öneriyorum, zira güzel bir eser. )

    Bu eserin ismi için yayınevinin önerisi ilk önce "Bir Ahım Var Diyarbakır" olmuş. Ancak Diken, birden fazla, yüzlerce hatta binlerce ah olduğunu dile getirerek "Bir" kısmını çıkarmış. Hrant Dink'in, Yılmaz Güney'in, Ahmet Kaya'nın, Arame Dikran'ın, Ahmed Arif'in, Nişan Usta'nın, Sami Hazinses'in, William Saroyan'ın, Sarnisli Avedis'in, Bayzar Baco'nun ve Nasra Şimeneshindi'nin ahlarının da yükselerek bu çığlığı büyüttüğüne tanık olmamız da cabası...

    Eser boyunca , Hasırlı Mahallesi'nin ya da Haoma Kitabevi'nin dili olsa da konuşsa dedim amma velakin biliyordum ki koparılmıştı dilleri...

    Kitap kapağına ise Agos Gazetesi fotoğraf editörü Berge Arabian'ın,
    2014 yılında Diyarbakır'ın Sur ilçesinde çekmiş olduğu "Hasret:Bir Yolculuk Hikayesi" adlı fotoğrafı hayat vermiş.

    Yaşanmışlıklar ile yoğrulmuş enfes bir kalemden çıkmış bu denemeleri tüm arkadaşlarımın okumasını öneririm...

    Okurken de Ahmet Kaya'nın o muhteşem sesinden Diyarbakır Türküsü dinlemeyi lütfen ihmal etmeyiniz :

    "Diyarbakır ortasında vurulmuş uzanırım
    Ben bu kurşun sesini nerde olsa tanırım
    Bu dağlarda gençliğim cayır cayır yanarken
    Ay vurur gözyaşına ben gecede kalırım

    Üzülme sen, üzülme başını öne eğme
    Gün olur kavuşuruz, dert etme Diyarbakır
    Yüreğîni dağlama, kanlı bezler bağlama
    Bu yangın söner birgün , ağlama Diyarbakır

    Diyarbakır yolunda toz olmuş dağılırım
    Bu hırçın depremlerle sarsılırım kanarım
    Arkadaşların yüzü ağır ağır solarken
    Gün doğar yaylalara, kahrımdan utanırım... "
  • Üzülme dedi giderken. Hem de onu o güne kadar onu mutlu edebilmek adına yaptığım her dediliği bir daha ona yapmayacağımı bildiği halde.
  • "Ey sevdiğim, üzülme! Biliyorum ki sen bana kendi canın için ihanet etmedin ama ben de sana dememiş miydim, bu topraklarda aşklar ölümünedir diye? Bak, şimdi anladın mı? Ben ölürüm ama sen yeter ki üzülme.."
  • Mecnûn birden sustu ve bir "Ah!" etti.
    Sonra kolundan kanlar akmaya başladı.
    Görünce bu hâle babasının telaşlandığını, "Dur!" dedi "üzülme!" Leylâ kan aldırdı demincek.
    Cerrah koluna neşter vurdu, eseri bende göründü. Bu hep böyledir, can ile canan arasında.
    Gördün ki babacığım bizde ikilik yok.
    Birbirimizde ayrık can yok. O, odur; ben de benim, sanma! Bu iki cisim bir canla aya