İbn-i Kesir der ki: Doktorlar, işkencelere uğramış imamın yanına geldiler. Yarı ölü haldeki mübarek vücudu tedavi etmeye başladılar, tükenmek üzere olan ruhu tekrar geri döndü. Allah şifa verdi ve bir müddet daha yaşadı. Baş parmakları soğuktan sızlıyordu. Tüm bunlardan sonra, nasıl bir tavır takındı biliyor musunuz? Bidat ehli hariç, kendine eziyet eden herkese hakkını helal etti. Şu âyeti kerîmeyi okuyordu: "Affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz?" (120).
Şöyle diyordu: "Senden dolayı müslüman kardeşinin eziyet görmesinin sana ne faydası olur?" ve Rabbu Zülcelâl'in şu sözlerini okuyordu: "Kim affeder ve ıslah ederse (dirliği kurup-sağlarsa) artık onun ecri Allah'a aittir." (121).
Kıyamet gününde, münâdi bağıracak: "Ecri Allah tarafından verilecekler kalksın. Affedenler hariç, kimse kalkmayacak." Rasûlullah'dan (s.a.v.) şöyle rivayet edilir: "Allah (c.c.) yaratılanları toplayınca, bir münâdi şöyle nida edecek: Sevap sahipleri neredeler? Rasûlullah buyurdu ki: Çok kolay bir şekilde bazı insanlar kalkacak ve hızlı bir şekilde cennete doğru yola çıkacaklar. Arkalarından melekler yetişerek ve diyecekler ki: Sevabınız nedir? Cevap verecekler: Bizler zulmedildiğinde, sabrettik. Kötülük yapıldığında, hoşgörü ile karşıladık. Onlara denilecek ki: Girin cennete! Amel edenlerin mükâfatları ne güzeldir!" Bu, hoşgörü ve sakınmanın mükâfatıdır. Ayrıca tarih, doğuda ve batıda böyle seçkin kimselerin asaletine ve yüceliğine şahittir. İnsanların çokluğuna rağmen, böyle kimseler ne kadar az.
120- Nûr Sûresi, âyet 22.
121- Şûra Sûresi, âyet 40.