O döneme dair çok çarpıcı bir anım var. Bir sabah kalktım, tüm vücudumda kırmızı benekler... Henüz ihtisasım bitmemiş; yeni asistanım, yaşım çok genç. Hemen cildiye polikliniğine gittim. Doktor kollarıma, ellerime baktıktan sonra "Yok efendim. Bu bizimle ilgili değil. Koridorun sonunda psikiyatri polikliniği var, oraya gidin" dedi. Doktor beni tanımıyor, ben onu tanımıyorum... Meğer sıkıntıdan ürtiker dökmüşüm. Doktorun "psikiyatriye gidin" demesi bir yandan komik, bir yandan da çok acı bir aynaydı..
— Dur. Şu geceye bak: Zifiri karanlık, bulutlar, rüzgâr da başladı. Şu söğüdün altına gizlendim, seni bekliyordum. Ansızın aklıma geldi, yemin ederim ki böyle: “Ne diye daha fazla azap çekmeli, neyi beklemeli?” dedim, “İşte bir söğüt, mendilim gömleğim var, bir ip yapar, aşkımı da eklerim, yeryüzü alçaklığımla daha fazla lekelenmekten kurtulmuş olur!” O anda adım seslerini duydum. Tanrım, sanki bir mutluluğa erdim. Demek sevdiğim, dünyada herkesten çok, tek olarak sevdiğim bir insan vardı, küçük kardeşimdi bu... O dakikada seni nasıl sevdiğimi bilemezsin. “
(…) İnsanın KUŞATILAN olma hakikatine nisbetle devam edersek… Kendi dışımızda var sayılan her şey, kendimizle bağıntılıdır; güzellik, doğruluk, iyilik, cisimler ve maddelerin keyfiyet ve kemmiyetleri, bütün ilmimiz, ruhumuzun yapısına göre bir değer, bir mânâ ve bir şekil kazanır… Bu itibarla, bizim dışımızda “güzel” yoktur; san'at eserlerine bu sıfatı veren biziz… San'at eserlerinin ahlâklılığı ve gayeliliği de, bu içten doğar…
(…) Bunun içindir ki, güzel san'atların gayesi, ruhumuzda bulunan ve bize mânevî bir değer veren gerçek güzelliği, gerçek yüceliği göstermektedir; ancak bu sûretledir ki, maddî küçüklüğümüz önünde ahlâkî büyüklüğümüzü hisseder, gelişmiş bir vicdan hürriyetiyle ahlâklılığımızın mutlak değerine sahip oluruz…" [*]
ŞİİR VE SANAT HİKEMİYATI -Estetik ve Ahlâk -I-, 26 Mayıs 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor