Beden artık tek eksiği bilimin son dokunuşu olan nihai mükemmelliğe ermesi için ona müsvedde muamelesi eden biyologların ve mühendislerin hakimiyet bölgesidir. *Ensomatozun* (eski gnostik geleneklerde bedene düşüş) bu modern ve laik vizyonunda insanın bedeni, onun lanetli payının cisme bürünmüş halidir; bilim tekniğin sayısız alanlarının yeniden şekillendirmek, "maddesizleştirmek", insanın belini büken kırılganlığın ve ölümün yükünden kurtarmak için kontrol edilebilir düzeneklere dönüştürmekte can attığı kısımdır beden.Etten kemikten oluşmuş olma kusuru karşısında beden, cisme büründürdüğü insandan ayrıştırılır ve bir kendinde-varlık olarak tasarlanır. Onu kırılganlığından ve sınırlılığından kurtarmak, o ele gelmez payı ele geçirmek ve teknisyenlere özgü kalıtsızlığa ulaştırmak için bedenin defalarca üstü çizilir, karalanır. Beden gerçekten kusursuz bir makine kılınamıyorsa, demiurgos'vari bir ayartmayla ıslah ve modifiye edilmelidir. Burada, laik düşünce çerçevesinde ifade edilmesi mümkün olmayan örtük bir fantazma alttan alta görülür: Bedeni yürürlükten kaldırıp büsbütün silmek ve yerine daha mükemmel bir makine koymak. Bedeni varoluş koşullarını yeniden belirleme eğilimindeki bu hayal dünyasında beden, makinelerin gelişmesi ve yeniden üretilmesi için gerekliliği gitgide azalan bir vasıtaya dönüşmektedir. Bedene karşı girişilen kavga, altındaki saik olan ölüm korkusunu gitgide daha çok ele veriyor. Bedenin kusurlarını gidermek, onu bir düzenek kılmak, makine fikriyle ilişkilendirmek ya da makineyle çiftleştirmek demek; vadesinin bitiminden onu kurtarmaya kalkışmak, "varolmanın dayanılmaz hafifliğini" (Kundera) silmek demektir. Beden insanda ölümün yeridir. Nitekim Meditasyonlar'ında kendi cismaniliğine ad vermek istediğinde aklına kadavra imgesi gelen ve bu imgenin
Buzlukların gülümsemesi beni imha eder. Birtanemin damarlarında da öylesi mavi akıntılar varı
Hanımefendinin yüreği nasıl da mırlar, duyarım.
Dudaklarından & imleri ve yüzde işaretleri Çıkar öpücükler gibi.
Ona göre bugün Pazartesi: Ahlâk değerleri
Oluk oluk sunarlar kendilerini.
Ne yapacağım ben bu çelişkileri?
Beyaz manşetler takmışım, baş eğip selamlıyorum.
Öyleyse aşk bu mu, böyle kör edercesine Uçan çelik iğneden çıkan bu kızıl kumaş? Küçük elbiseler ve paltolar olur ondan,
Bütün bir hanedanı örter.
Bedeni nasıl da açılır kapanır -
Bir İsveç saati, eklem yerleri mücevherli!
Ah yürek, bu ne tertipsizlik!
Yıldızlar ürkünç sayısallar gibi yanıp sönüyor.
ABC diyor, onun gözkapakları.