• Her çile cennet yolunun bir taşıdır imtihandan kaçan ahireti kaybeder HZ MUHAMMET
    GECENİZ GÜZEL OLSUN SELAM VE DUA İLE
  • Ya Rasulullah (sav)
    Gelsem de Gül kokunu çeksem içime
    Varlığını hissetsem kabrinin önünde
    Sana Salat ve Selâm olsun
    Gözyaşları içinde
  • Beckett ile Joyce sayesinde tanıştım. Öncesinde bir fikrim yoktu ve bu tanışma ile hayran kalmıştım. Okuduğum 4. Beckett kitabı oldu: 2 roman ve şiirleri sonrası oyun...

    Joyce'a olan hayranlığı ve onunla tanışıklığı sebebiyle, okuduğum eserlerinde Joyce etkisini hissettim. Dilin işleyiş biçimi, konu akışı, çekinmeden ( Ulysses'in yasaklanmasına sebep olan müstehcenlik) düşünceler ve akla gelen cümleleri ifade etme şekilleri, benzerlik taşıyor.

    Beckett kendi içinde yapmış olduğu yolculuğu, bu yolculukla birlikte sorgulayıcı yaklaşımı, aynı zamanda sonsuz arayışı eserlerinde çarpıcı şekilde yansıtmış bizlere. Bunun en güzel örneğidir Godot...

    Kitaba değinirsek içerikle birlikte;

    Estragon ve Vladimir'in günler ve gecelerden oluşan bekleyiş süreci son bulmuyor ve sürekli tekrar halinde başka nesneler ve şeylerin etkisiyle ilerliyor. Birisi her şeyi unutup bedeni ile ilgilenirken, diğeri her şeyi hatırlayıp düşünceleri ile boğuşuyor. Bu kişinin kendi iç savaşını yansıtıyor.

    Yaşamak bir nevi cezadır. Bu sebeple kendini asmak ve yaşamını sonlandırmak isteği oluşturuyor. Ancak bundan bir tek Godot gelirse kurtulacaklardır. Kimdir bu Godot?
    Buna verilen bir sürü yanıt var elbette. Benim yanıtım ise benliktir. Kişinin kendisine yönelimi ile kurtuluşa ereceğidir. Varoluşunu kendi kendine çözümleyerek ona sarılarak yaşamını devam ettirebileceğidir. Bunu bulamayan insan ya acı çekecek ya da durumunu kabullenecektir. Acı derken acı bitmez. Hayatın her yerinde yerini alır. Sadece burda, bundan dolayı acı çekmektir dediğim.

    Bulduktan sonra ise rahat olacağı fikri ise tam bir muamma... Boşluğun içinde yuvarlanıp kara delikte kaybolabilir...
    Bunlardan kaçış ölüm ile olabilirdi belki de yine...

    Bulmasan yani gelmezse Godot, bu sefer de katlanılmaz rutin yaşamını devam ettirir. Bu süreç yine ölüme kadar devam eder. Her şeye sağır olarak, göz yumarak ve hiçbir şey hakkında konuşmayarak yaşamak... Yaşamak için yaşamak...

    Eser bu şekilde iken biraz da kendimden bahsedeyim;
    Beklediğimiz çok şey var. Ben kendi Godot'umu bulmuşken, bir anda her şey yerle bir oluveriyor. Tekrar başka bir arayış ile devam ediyorum. Godot dışında O'nu da bekliyorum ben. O'nu bulmuştum tüm benliğimle sarılmıştım/sarılıyorum ve bekliyorum. Gelmesini umarak bekliyorum. Kalmasını dileyerek ve isteyerek... O kimdir? Bunu söylemiyorum. İçimde saklı ve gizli...
    Bazı şeyler saklanarak değerini yitirmeden korunur. Koruyorum onu içimde. Seviyorum onu kendimle birlikte... Anlatılmayacak ve yaşaması güç olan... Bu bekleyişler, arayışlar hiçbir zaman son bulmayacak sanki... Ölene dek...

    Burada rutin hayat ile alakalı ve sıradanlaşan insanları en güzel anlatan videolardan birini paylaşarak sonlandırıyorum. Mutlaka izleyin. Sevgiyle...

    https://youtu.be/XSSckVrfmEs
  • Öncelikle Allahın selamı ve resulünün(sav) şefaati üzerinize olsun.

    Bu güzel eseri okurken kendimi içinde gerçekten yaşıyor gibi hissettim. Kesinlikle hiç sıkılmayacağınız ve yaşayarak sevkle okuyabileceğiniz akıcı mükemmel bir eser.

    Yalnız kitapta verilen bilgiler arasında yazarın sık sık yorumlar yapması rahatsızlık vermedi değil. Hiç gerek de yoktu. Yazarın kendisini biraz da radikal buldum. Fikirlerinde pek orta yolda yürümediği hissini bana verse de haklı olarak hissiyatlarına katılmamak da elimde olmadı diyebilirim. Fakat olayları anlatırken kahramanların kötü yanlarının yanında iyi yanlarını da yansıtması kendisinde ki bu yanlı tutumu bir nebze yumuşatıyor aktardığı izlenimlerle dengeyi okuruna bulduruyor ve daha sağlıklı düşünüp hareket etmesinde yardımcı olmuyor değil. Bu açıdan yazarı tebrik ediyor, Yüce Rahmanın ondan ebeden razı olmasını diliyorum.

    Sonuç olarak; Ehlibeyt yanlısı bir tarafgirliğin zarar vermeyeceği kanaatine vararak, Bu sürükleyici sıkılmadan, yaşayaraka okuyabileceğiniz yazarımızın bu güzel eserini kesinlikle tavsiye eder, istifadelerinize sunarım.

    Sıhat ve afiyette kalmanız dileği ile...
    Selam ederim.
    Saygılarımla...
  • Sarıldık.

    Sanki bana daha önce o kadar sıkı sarılmamıştı.
    İnsan vazgeçmek zorunda kalınca,kendine hep bir bahane bulabiliyor nasılsa…En güzel kendimizi kandırıyoruz sonuçta.

    O gün,gözleri bir başka yeşildi.
    Başka bakıyordu. Yıllardır bakmadığı kadar…
    O gün elleri bir başka güzeldi.
    Sevmekten hiç vazgeçmemiştim ama sıcaklığını en son ne zaman hissettiğimi anımsayamadım durunca…Gözlerim doldu. Kursağımdaki heveslerim selam durdu.

    O gün ipi boynuma geçirdim.
    Çarem yoktu.Önüm puslu.Kalbim yorgun.Kafam torba.

    Ayrılık ve intihar önceki hayatlarında kardeşti belki de.

    Nasıl oluyor bilmiyorum ama deli cesareti geliyor insana.
    Kendini evin köşesinde ‘belki bir gün lazım olur’ diye fazladan alınan sandalye gibi hissettiğin an, ölüme sebebiyet vermemek için çöpe atılan besteleri anlıyorsun bir anda.3.sandalye olmak zordu hayatta.Mutluluk iki kişilikti sonuçta.

    Öğrendim ki katlanmak zehirmiş.
    Anladım ki sevmek çare değilmiş.
    İyileştirmek için sarılırken, kendini hasta ediyormuşsun.

    Uzun zamandır yaptığı gibi;
    giderken sarılmadı bu sefer de.
    Şaşırdım mı bilmem.
    Çıt sesi duyuldu sağlam kalan son yerimden.

    Damarlarımdan arabesk şarkılar akıyor…

    Kafa radyomda hep aynı eko,tek bir soru:Neden?
  • Bir insanın diğer bir insanı, hemen hemen hiçbir şey yapmadan, bu kadar mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu? Ahbapça bir selâm ve temiz bir gülüş...
  • Şahsen benim için Zweıg'in kitapları öyle boş boş zaman geçirmek için yada çerez niyetine okunacak kitaplar değildir. Böyle düşünenlerede burdan selam olsun 🤗
    Zweig hiç önemli olmayan bir konu için bile muhteşem bir betimleme ile novella yaratıyor. Mutlaka farklı bir bakış açısı katıyor okuyucusuna. Gel gelelim kitaba, ismi çok uzun, kendisi çok kısa incecik bir kitap. Bir kadının hayatında hiç unutmadığı 24 saatinde geçen olayı ve tüm hayatını etkilendiğini utanç bir durumu konu almış. Bu adam gerçekten psikanaliz konusunda çok başarılı. Gerek bu kitabında gerekse Bilinmeyen bir kadının mektubu kitabında kadınların o içsel dünyalarını öyle naif öyle zarif işlemiş. Tıpkı sabahattin Ali gibi...
    Sonuç olarak kitaba başlıyorsunuz sizi hiç yormadan hikayenin içine hunharca daldırıyor, merakla sonuna kadar okutuyor.