Hind meçhule açılan bir kapı idi, meçhule yani insana. Dört yıl Ganj kıyılarında vecidle dolaştım. Sağ dediler...Saint-Simon ile uğraştım iki yıl, çağımız onunla başlıyordu. Sol dediler. Hind'i yazarken tek amacım vardı. Asya'nın büyüklüğünü haykırmak, yani bir vehmi devirmek, bir iftirayı yok etmek. Saint-Simon'u putları yıkmak için kaleme almıştım. Her iki kitap da peşin hükümlerin rahatını kaçırdı. Ne solun hoşuna gittiler ne sağın...
Akıl şüpheyi,şüphe vehmi,vehim vesveseyi doğurup duruyordu.Kalp değişkendi,tutarsızdı,fikir müdahale edip duruyordu.Kapı bir kez açılmaya görsündü,önünü almanın artık imkanı yoktu.Bir karanlığım bütün aydınlığı yutması gibi,vehim de tüm söylenenleri yutuyordu.İşin en acısı doğru olanları da yutuyordu.
Cânân'ın gömülmesini Lâmi gözleriyle görseydi, yine onun ölümüne inanmayacaktı. Öyle sanıyor ki, Cânân şurada, kapı arkasındadır, belki bir gün, bir saat, bir dakika sonra, uzun boyuyla, altın başıyla, dudaklarının hep o müstehzi titreyişleriyle, edalı vücudunu kıvırarak, o rüzgârlı kokusunu savurarak, ağır ağır yürüyecek, hastanın karyolası başında duran boş sandalyelerden birine ilişecek, incecik sesiyle bir şeyler söyleyecek. Lâmi'nin bu vehmi, iman kadar kuvvetli. Nereden geliyor bu vehim? Güzellik ve ölüm o kadar zıt şeyler ki, muhayyile, bunları yan yana koyamıyor.
Ama akıl şüpheyi, şüphe vehmi, vehim vesveseyi doğurup duruyordu. Kalp değişkendi, tutarsızdı, fikir müdahale edip duruyordu. Kapı bir kez açılmaya görsündü, önünü almanın artık imkanı yoktu. Bir karanlığın bütün aydınlıkları yutması gibi, vehim de tüm söylenenleri yutuyordu. İşin en acısı doğru olanları da yutuyordu.