Kapağı kapatır kapatmaz “Tek bir ömrüm var, başkaları tarafından onaylanmak için mi yaşamalıyım gerçekten?” sorusuyla başbaşa kalıyorsun. Zaten “Merkezde sadece sen olmalısın” mesajını hikayeyle veriyor kitap…
Sürekli öğrenmenin, gündemi kaçırmamanın, eylem halinde olmanın bizi verimli, dolu, donanımlı bir insan yaptığını öğrettiler. Durup bir düşünelim; sürekli verimli olmak zorunda mıyız? “Bazen bir şey yapmayarak da çok şey yapmış oluruz. Eylemsizlik de bilinçle tercih edildiğinde, bilinçle yapıldığından son derece güçlü bir eylemdir” diyor kitap. Bir de birbirine bağladığım yalnızlık meselesi var. Peki bilinçli yalnızlık mı zorunlu yalnızlık mı? Bilinçli yalnızlık, yaratıcılık dolu, insanın kendini dinlediği, kendiyle baş başa kaldığı ve ürettiği bir süreç. Kitapta da buna şöyle değinilmiş “Düşünsenize Dostoyevski evine hiç girmeyen bir adam olsaydı, yoğun bir iş hayatı olsaydı, gecesi gündüzü kalabalık geçseydi, gündüz toplantılar akşam partiler… Dinlenmek için 5 dakika bile ayıramıyor kendine, tam bir işkolik, gerçek bir sosyal kelebek, telefonları hiç susmuyor, sürekli internette içerik üretiyor, paylaşımlar yapıyor, videolar çekiyor, sizce Suç ve Ceza ne ara ve neden yazılacaktı ki? Karamazov Kardeşler’i kim düşünecekti? Ecinniler kimin aklına gelecekti?” Durup düşünme noktamız olmalı, kimseye verimlilik borcumuz yok ama kendimize hayatı istediğimiz gibi huzurlu ve mutlu yaşama borcumuz var bence.
İyi olduğun konuları düşün ve bu konuların üzerine ne kadar çok gittiğini… Bir de kötü olduğun konuları düşün, bunların üzerine ne kadar gidiyorsun? Çoğumuz kötü olduğumuz konuların üzerine gideriz iyileştirmek için ama iyi olduğumuz konuları geliştirerek daha güzel yerlere gelmez miyiz? Sağlak birinin solak olmaya çalışması gibi. Halbuki sağ elini kullansa daha kısa