Gel anla ve yaşa doğusal hüznü
Acılar güvence ölümsüzlüğe
Senden her kaçtıkça sana yaklaştım
Göç nasibim özlem kanımdır benim
Bu tenha dünyanın ürküntüsünü
Ekledim gövdeme bir parça gibi
Bir sözdür susuşun bir ince fikir
Bin yorum getirir aklıma birden
Gövdemi kurşunlar sererse yere
Kırgın bakışların değdi sanırım
Ve ölüm konuğum olduğu zaman
Duyduğun vicdanın ayak sesidir
“Ben Küba’da iken üç ayda 7.000 çocuk öldü. Acıdan çılgına dönen bazı anneler bebeklerini nehirde boğuyorlardı. Böylece erkekler madenlerde kadınlar ağır çalışma içinde ve çocuklar da süt bulamadıkları için ölüyordu. Bu kadar büyük, güçlü ve verimli topraklar kısa sürede boşaldı. İnsanlığa o kadar yabancı olan tüm bunları kendi gözlerimle gördüm ve şimdi bile yazarken ürperiyorum.” (Las Casas).
“Tanrının hususi takdiriyle savaştan kaçan Kızılderililerin tamamına yakınını çiçekten öldürdük. Tanrı topraklarımızı temizledi.” (Massachusetts Körfezi kolonisinin ilk valisi John Wintrop)
“Kızılderilileri yakıyorduk. Onları böyle ateşte kızarırken ve bu ateşi söndüren kan gölünde görmek korkunç bir manzaraydı. Çürüyen cesetler ve bunlardan yayılan koku berbattı fakat zafer tatlı bir fedakârlık gibiydi. Bizlere olağanüstü yardımlarda bulunarak bu kadar gururlu ve kibirli bir düşmanı elimize düşüren bu kadar çabuk bir zafer bahşeden Tanrıya şükranlarımızı sunarız.” (Phymouth kolonisinin valisi William Bradford)
“Kızılderililerin hamal olarak kullanılmasını
kınamıyorum. Ancak bir adamın bir domuza ihtiyacı varken 20 tane öldürüyordu. 4 Kızılderiliye ihtiyaç duyduğunda bir düzine alıyordu. Metreslerini omuzlarda taşınan hamaklar içinde fakir Kızılderililere taşıtan birçok İspanyol vardı. Bu uygulamalar esnasında yerlilerin maruz kaldığı kötü muameleler, zararlar, soygunlar, haksızlıklar ve büyük kötülüklerin sayılması istense bunun sonu gelmez. Çünkü onlar için Kızılderilileri öldürmek yararsız hayvanları öldürmekle birdir.” (Cieaze de Leo)
“Kızılderililerin eğer altını yoksa çocuklarını satarlardı. Eğer çocukları da kalmamışsa kendi hayatlarını verirlerdi. Bu haraçları veremediklerinden ötürü Kızılderililer işkence altında ya da gaddarca zindanlarda öldürülürdü. Zira İspanyollar
Pedagojinin gayesi, iyiyi kötüden ayırabilen, muhakemesi sağlam, kendine hâkim ve idaresine sahip, milletine ve insanlığa yararlı fertler yetiştirmektir. Bir insanın ceza korkusuyla değil, vicdanının emri ve aklının rehberliğiyle kötü ve yanlış hareketlerden sakınması gerekir. Mükafat ve mücazat çocukta bu temyiz hassasının gelişmesine engel olur. Mükâfat ve ceza aleyhtarı pedagogların fikirleri, aşağı yukarı budur.
Gelgelelim eş zamanlı olarak anlaşılması gereken o kadar şey var ki;
Yaşam da buna yetmeyecek kadar kısa. Kimseye karşı haksızlık etmek istemeyiz, vicdan muhasebesi yaparız.
Bütün bu şeyleri bir seferde yargılamaya tereddüt ederiz.
Ve özellikle bu tereddüt sırasında ölmekten çekiniriz. Çünkü o zaman boşuna gelmiş oluruz dünyaya, beterin beteri.
ACELE ETMELİ, KENDİ ÖLÜMÜNÜ ISKALAMAMALI İNSAN.
Avrupa ahlaklılığının tamamı, sürü için yararlı olanlara dayanmaktadır. Daha yüce, daha nadir insanların derdi, onları ayıran her şeyin bilinçlerine bir azalma ve itibarsızlık duygusuyla birlikte yerleşmesidir. Modern insanın güçlü noktaları, pesimist kasvetlerinin nedenidir. Alelade olanlar, tıpkı sürünün kendisi gibi, sorular ve vicdan karşısında çok az rahatsız oluyorlar — neşelidirler (Güçlülerin kasvetinde olanlar Pascal, Schopenhauer).
Bir nitelik, sürüye ne kadar tehlikeli görünürse, o denli yasaklanır.