Fâtih zamanından beri İstanbul'da ve büyük şehirlerde yeniçerilerden kolluk veya yasakcı adı altında polis teşkilâtı meydana getirilmiştir. Büyük şehirlerde bu yeniçeriler, kale içinde hisarda oturur; bey, kadı gibi yerel otoritelere bağımlı değildir, başlıca görevleri Hıristiyanları ve Yahudileri yağmaya karşı korumaktır. Görevlerinden biri de, tahsildârların yanında yasakcı adıyla kanûndan çok vergi alınmasını önlemekti. Şehirlerde ayaktakımı, Hıristiyan, Yahudi mahallelerine ve ibadethanelerine saldırır, yangın çıkarır, yangını söndürme bahanesiyle yağmaya girişirdi. Şehirde güvenliği sağlamak için İstanbul'da mevcut dört kolluk zamanla artırılmıştır. Kumkapı'dakiler dörtten 13'e, Balat'takiler üçten 13'e çıkarılmıştır. Korucu yüksek ulûfe (25 akça) alır. Bunlardan ticaret yapanlar vardır. Kollukcuların rüşvet almalarını Kavânîn-i Yeniçeriyân yazarı eleştirir. Bu iş çok kazançlı olmalı ki, kargaşa döneminde kolluk için 30, 40 altın rüşvet verilirmiş. Aşırı vergi toplayanlardan veya eşkıyadan korumak için bir köy, yasakcı yeniçeri isteyebilir. Kollukcular, görevlerini kötüye kullanmasın diye adları özel bir defterde saklı tutulur. Günümüzdeki karakol terimi, karada âsâyişi koruyan yeniçeri kolluklarından çıkmıştır; denizde ve kıyılarda koruma, polis hizmeti bostancıbaşının kontrolü altında idi. Bostancıbaşı, Boğaziçi, Adalar ve Anadolu yakası sahillerini denizden kontrol eder, Bostancı Köprüsü'nde İstanbul'a yerleşmek için gelen Türk, Kürd, Arnavut vb. göçmenleri yasakla durdurmaya çalışırdı. Kıyılarda yalı yapmak isteyen, ondan ruhsat almak zorundaydı. Bostancılar da devşirme-oğlanlarından seçilirdi.