“Bir eser, içine dünyanın en çirkin realitelerini doldurmakla ‘réaliste’ olmaz. Sefaletleri, ıstırapları, sınıf tezatlarını en keskin hatlarıyla canlandırmak isteyen çok kere mübalağaya düşer. Dünyayı hep kara gözlükle görmek, pertavsızı sadece pisliklerin üzerinde dolaştırmak bence ‘romantisme’in ta kendisidir. Yirminci yüzyıl adamınınsa ‘romantique’ olmaya hakkı yok artık. Cemiyete faydalı olabilmek, insanları, söylediklerimize inandırmakla mümkün. ‘Réaliste’ yazarla ‘romantique’ yazarı konu bakımından da ayıramayız. Çünkü yeryüzünde ‘réaliste’ olay yahut ‘romantique’ olay diye bir şey yoktur. Bir yazarın edebi hüviyetini sadece işçiliği tayin eder.”
Duyduğum ilk dizelerin sahibi, en benimsediğim şair Orhan Veli. “Bütün Şiirleri” konseptiyle de yine ilk kez onunla tanıştım. Öncesinde anımsadığım, toplum içinde gezinen şiirleri daha duygu ağırlıklı olduğundan, bütün şiirlerini okuduğumda içeriğindeki hayatsal kayıtsızlık ve anlamsızlık beni şaşırtmış, hatta bir nebze hayal kırıklığına uğratmıştı. Ancak sonradan dönüp tekrar baktığımda, oradaki kayıtsızlığın ve de hayata bağlılığın bana bir miktar rahatlık verdiğini fark ettim.
Bu kitabı da ilk kez bir öğretmenimin elinde görmüştüm. O zamana kadar Orhan Veli’nin hikayeci kişiliğini bilmiyordum. Şimdi alıp okuduğumda, ilk sayfalarda yazarın şiirlerindeki başarıya ulaşamayacağını düşünsem de ilerledikçe epeyce başarılı olduğunu gördüm. Şiirlerindeki hayata dair fikirler hikayelerine de olduğu gibi yansımış ve Orhan Veli’nin içerisinde bulunduğu ruh halini bizlere anlatıyor. Normalde pek kullanmayı tercih etmediğim bir tabir olsa da bu hikayelerin bana bir nebze huzur verdiğini söyleyebilirim. Anlatımdaki umursamazlık-bir o kadar da telaş ve yazarın günlük düşüncelerine, yaşantısına, başından geçen ekstrem olaylara,