Duygu Asena

Duygu Asena

Yazar
8.0/10
491 Kişi
·
2.412
Okunma
·
258
Beğeni
·
14.174
Gösterim
Adı:
Duygu Asena
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 19 Nisan 1946
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 30 Temmuz 2006
19 Nisan 1946ˊda İstanbulˊda doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesiˊnde pedagoji okudu. İki yıl pedagog olarak çalıştı. 1972 yılında Hürriyet Gazetesiˊnde gazeteciliğe başladı. Kelebek Gazetesiˊnde köşe yazarlığı, muhabirlik yaptı. Ayrıntılı Haber Gazetesiˊnde muhabirlik yaptı. 1976-78 yılları arasında Man Ajansˊta metin yazarlığı görevinde bulundu. 1978ˊde Gelişim Yayınlarıˊna Genel Yayın Yönetmeni olarak girdi ve kadınca ile birlikte Onyedi, Ev Kadını, Bella Bayan, First gibi pek çok dergi yönetti. Bu dönem içinde Söz, Sabah, Güneş gazetelerinde köşe yazarlığı, yöneticilik ve röportaj yazarlığı yaptı. Milliyet gazetesinde köşe yazarlığı yapıyor.Duygu Asena ayrıca Umut Yarıda Kaldı, Yarın Cumartesi, Bay E adlı üç filmde rol aldı.

Gazeteciliğinin yanında yazarlığını da sürdüren Asena, ilk kitabı Kadının Adı Yok ile adını duyurdu. Kitap müstehcen bulunduğundan 1988’de yasaklandı. Uzun süren dava sonucunda tekrar yayımına izin verildi ve ardından aynı yıl yönetmen Atıf Yılmaz tarafından filme alındı.

Yazıları ve kitaplarında değindiği temalar nedeniyle Asena feminist yazar olarak tanındı.

Duygu Asena, beyin tümörü nedeniyle tedavi görmekte olduğu VKV Amerikan Hastanesi'nde 30 Temmuz 2006 günü hayatını kaybetti.

ESERLERİ:

*Kadının Adı Yok 1987 yılında yayınladı. Kitap bir yıl içinde 40 baskı yaparak Türkiyeˊde satış rekoru, daha sonra filme çekilerek gişe rekoru kırdı. 40. baskının satışları sürerken, Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu tarafından muzır bulunarak satışı yasaklandı. Bunun üzerine Duygu Asenaˊnın açtığı davada kitap aklandı. Yeni baskıları yayınlandı.Kitap 53 baskısıya ulaştı.Bu arada Kadının Adı Yok, Almanya, Hollanda ve Yunanistanˊda, bu dillere çevirilerek yayımlandı. İlk baskıları kısa sürede tükendi… Yunansitanˊda “best seller” oldu.

*İkinci kitabı Aslında Aşk Da Yok, Kadının Adı Yokˊun devamı niteliğindedir. 36. baskıya ulaşan bu kitap da Almanya, Hollanda ve Yunansitanˊda yayımlandı.

*Üçüncü kitabı Kahramanlar Hep Erkek 14 öyküden oluşuyor. Bu kitap Kasım 1992ˊde piyasaya çıktı 18 baskı yaptı.

*Kadıncaˊdaki sevilen yazılardana derlediği dördüncü kitabı Değişen Bir Şey Yok, Temmuz 1994ˊde piyasaya çıktı, gazete bayilerinde 20 bin liradan satışa sunularak, farklı bir yayıncılık anlayışı getirdi ve bir haftada 70 bin adet satarak yeni bir rekor kırdı.

*Beşinci kitabı olan Aynada Aşk Vardı çıktı. Kitap dört ayda 12 baskı yaptı.
Siz hiç aşık oldunuz mu? Etinize kemiğinize yapışıyor, çıkartamıyorsunuz. Ne mantık tanıyor, ne kural
Duygu Asena
Sayfa 82 - doğan kitap
Anlamıyor musunuz siz, kendim olmak istiyorum, kendi adımla anılmak istiyorum ve erkeklerden, evlilikten yalnızca dostluk bekliyorum. Dostluk da saygıda eşitlikle olur, anlamıyor musunuz,eşitliğin olmadığı yerde ikisi de yok.
Kimse kimseden birşeyler istememeli,beklememeli.Hele değişmesini hiç.Bilmiyor musun ki ben değişirsem, senin sevdiğin ben değilimdir artık ve sonra beni sevmezsin.
Evli olanlar da bir kalıptan çıkmış gibi. “Evilik çok monoton bir şey, aslında gerekli ama, olmuyor işte, bir şeylerin eksikliğini duyuyor insan, zaten karımla da pek bir ilişkimiz kalmadı. Odalarımızı bile ayırdık.. Ama çocuklar... aile... toplum... Sürdürmek zorundayız işte, ne yapalım, ama ne kadar mutsuzum, bir bilsen, ne kadar mutsuzum, senin gibi anlayışlı, bağımsız, özgür bir kadına ne kadar muhtacım, karıma acıyorum ama gidecek bir yeri yok ki...”
"Evet kadınların sevgililerine çok fazla,abartılı bir anlam yükledikleri gerçek."
Sünnette ne oluyor peki, pipi alt tarafta değil mi? Pipileri kesiliyor diye bize ne? Anne, ben âdet filan olmayacağım. Olursam da büyüdüğümü herkese ilan edeceğim. Bütün arkadaşlarımı çağırıp pasta yiyeceğim. Hediyeler alacağım. Yetti artık be, yetti artık. Ayıpsa neden kanıyoruz. Kanamak kadın olmaksa neden ayıp? Pipimiz yok diye mi bütün bunlar? Bir pipimiz olsaydı biz de mi tören yapacaktık? Neden onlarınki ayıp değil de, bizim kanamamız ayıp? Yetti artık anne yetti artık. Eğer olursam, göreceksin bak âdet olduuum diye herkese bağıracağım.
184 syf.
Sakin, anlaşılır hatta kitaptan bahsetmeyi de başaracağım bir inceleme yazmak istiyorum. Yaşadıklarımı anlatsam , şu oldu, bu oldu diye izaha çalışsam da biliyorum ki yine de anlaşılır olamayacağım. Onlarca kez ölmem gerekirdi Fiziken defalarca kez rahatsızlıklar ile mücadele etmiş olsam da ruhumun gücüne binlerce kez minnettarım.
İnsan, sadece namus kavramıyla değil de eğitim , meslek, hayat standartları ve mutlululuk üzerine önem verilen bir çocukluk geçirip tamamen disiplin üzerine kurulu bir meslekte uzun yıllar çalıştıktan, bir evlilik yapıp devam ettiremeyip ayrılınca , ilişkilere , kadınlara erkeklere dair doktora yapmış gibi oluyor.

Genç kızlık, evlilik kadınlık, evlilik bitimi dulluk ne çok unvan veriliyor kadınlara. Kim demiş ki adı yok diye?
Kadınlar bile az biraz geçmişlerinden bahsetmeye başlasınlar ‘’ ben kızken’’ deyimini ne sık kullanırlar. Hiç haz etmediğim kelimelerdir ‘’ ben kızken’’ kadınlığının safhalarını bekarete bağlama ezikliği ve sonrasında ‘’ ben kızken’’ dönemini ‘’ evli barklı kadın olacağım ben ona göre davranmalıyım ‘’ geçiş zavallığı.


Evlilik geçiş dönemi demişken; uzun yıllar oldu boşanalı birkaç arkadaşımın aracılığı ile dest-i izdivacıma talip olan beyler oldu ve o kadar trajikomik anlar yaşadım ki halen tebessümle hatırlarım.
‘’Çoluğum çocuğum evli, eşim beş sene kadar önce vefat etti, emekliyim bir evim ve maaşım var, çocuklarımın eğitimi , evliliği derken bana evlenme sırası gelmedi, eee artık bir ayağımız da çukurda evlenirsek birlikte hacca gider , ibadetimizi yaparız. Siz de kapanırsınız benim çevremde açık kadın pek hoş karşılanmaz ben de gani gani sevaba girerim ‘’ diyen bir beyefendi vardı . İbadetimi Allah için değil de onun sevaba girmesine vesile olmam için isteyen . Ancak tüm bunları istediğini rahatlıkla söylerken çocuklarımın evliliğime dahil olmasını istemediğini gizlemekten çekinmeyen. Açık olmak, ibadetlerini eksik yapmak günah ama çocuklarının varlığından rahatsız olmak, onları kabul etmemek oldukça sevap.
‘’ Eşim çok geçimsizdi, ne çok çaba sarf ettim evliliğim sürsün diye , inanır mısınız bir tokat bile atmadım ama kadın deliydi deli. Ne annemi istedi ne de çocuklarına analık edebildi. (Benim akıllı olduğumu düşündü gibi :)) Mecburen boşandım ‘’ diyen adamın geçmişinde eşine şiddet uyguladığı için defalarca uzaklaştırma kararı aldığını , kadının aylarca korunma kanunundan faydalandığını öğrendiğimi bilmeden saatlerce dinledim yalanlarını.
Kusura bakmasın kimse; ısmarlama aşk, ısmarlama evlilik, ısmarlama kadınlık olmuyor . Daha doğrusu ben yapamıyorum dedim ve oldukça da mutlu bir şekilde hayatıma devam ettim.

Erkeğin keyfine göre belirlenen anlarda ve hazlarda sevişmek, onu mutlu ediyorken mutsuzluğunu gizlemek, utanç duyuyor olmak, doğurmak isteyip istemediğinin kararını erkeğin tercihiyle seçmek !!! Tabii ki ADINIZ OLMAZ..


Duygu Asena, cesur bir yazar. Cinselliği ve kadını anlatırken o kadar güzel ifadeler kullanıyor ki kitabı okumadan önce feminist duygulara sahipseniz , düşmansanız ilişkilere, babaya, abiye sevgiliye, eşe , duygularınızda esneklik olduğunuzu hissedeceksiniz. Akıllı, sağlam duruşlu bir kadını yaratmanın fomüllerini veriyor, kendisini, annesini ve kız kardeşinin öykülerini anlatırken.
Kimimiz yediğimiz kazıklar sonrası akıllanıyor, kimimiz daha doğuştan itibaren aklını temkinli kullanıyor, kimimiz ise bir türlü akıllanmıyor.

Ama lütfen rica ediyorum bu kitabı;

Her halinde kendinden memnun güçlü, ayakta durmayı başarabilen kadınlar okusun . Kocasının ya da bir erkeğin arkasına sığınan , yalnızlıktan korkan, bu kadar eziyet yeter artık boşanacağım deyip de ertesinde sosyal medya hesaplarından sahte gülücük pozları veren ADI OLMAYAN KADINLAR okumasın. .

Kaç yaşına gelirse gelsin ‘’ azıcık aşım ağrısız başım’’ felsefesini reddedip sorgulayan , yargılayan değer verip , değer alabilen kadınlar okusun. Tüm hayatı boyunca bir halt öğrenememişlikleriyle yaşayan, kendini tanımayan , biten bir ilişki sonrası gidene ağlayan , yalvaran karakter yoksunu ADI OLMAYAN KADINLAR okumasın.

Üç beş fazla mal mülk sahibi olmak için hayallerini , gençliğini , kişiliğini , bunlar yetmeyince de vücudunu satanlar , hemcinslerine ölümcül darbeler vuran o….pular hiç okumasın.
İsterim ki kadının yanında durmak için çabalayan , ruhuna uygun adımlar ile girmeyi öğrenmek isteyen tüm erkekler okusun.

Keyifli okumalar..
184 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Kitap resmen pekte dengede olmayan şirazemi hepten kaydırdı. Kitabı gerçekten çok beğendim. Dili, anlatımı çok güzel. Samimiyeti ise bir başka.
Kadın olarak hepimizin yaşadığı sorunları öyle güzel dile getirmiş ki.

Ön olgunluk çağıma eriştiğim şu günlerde düşüncelerimde hiçte haksız olmadığımı, yanlız olmadığımı gösterdi bana.

Feminist ideolojiye pek yakın değilim de aslında, Ama kitaptaki her satırın altına imzamı atarım.
Sizin de arkadaşlarınız evlendikten sonra, ''bekar'' sizle irtibatınızı kesti mi ?
okuyun!
Ay canım bunca oku oku nereye kadar, nasıl olsa atanamıycan, bari eli ayağı düzgün birini bulupta hayatını garanti altına alsaydın diyen evli arkadaşlarınız mı var.
okuyun!

İlk iş deneyiminizde (19 civarı) dedeniz yaşındaki patronunuz, ya benimle birlikte olursun,
evini arabanı alırım hayatın kurtulur.
ya da yol paranı ve yemek paranı bile vermem diyerek tehdit etmeye kalktı ardından babanıza ağzını burnunu dağıttırdınız mı.
Bu yaşanan olay yüzünden sorun bende demek ki diyip 6 ay sokağa çıkmayıp psikolojik destek aldınız mı?
e okuyun....

Falan filan....
Şu anda istediğim zaman istediğim yemeği yapabiliyorsam,
gerektiğinde 1 hafta bulaşıklara elimi sürmüyorsam,
Kumanda bendeyse,
İstediğim kadar kediyi eve doldurabiliyorsam.
Benden iyisi yokmuş valla.

Birde kitabın şöyle bir şeysi var. (uygun kelimeyi bulamadım..)

Evlilikten dehşet derecede soğutuyor...
197 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Üniversite hocalarımdan birinin tavsiyesi üzerine okumuştum. Daha doğrusu feminizm üzerine konuşuyorduk. Aslında Fransa'dan söz ediyorduk ama Türkiye'ye geldi konu. Dedi ki: "Kadının Adı Yok çıktığında ne büyük olay oldu şu memlekette, kıyametler koptu, kitaplar toplandı."
Madame Bovary'deki gibi kadınlara kötü örnek olduğu gerekçesiyle toplanmış kitap. İki kitabın kaderi aynı. Türkiye'de ne kadar değer veriliyor bu kitaba çok bilgim yok ama Rusya'dan gelen bir arkadaşım okumuş, çok beğenmiş ve bitirme tezinde kitabın içeriğinden yararlanmıştı.
Aslında kitabın yasaklanmasının birçok nedeni varmış ama ben sadece "kötü örnek" olma konusu üzerinde duracağım.
İnsan beyni nasıl öznel olarak kötüyü ve iyiyi ayırt edebiliyor ve kendine göre yorumluyorsa, sadece bu kitap için değil herhangi bir "x" kitap için de bunu yapabilir. Kaldı ki bu ülkenin tarihi şuan yaşadığımız tarihle paralel gitmiyor. Biz kadınlara seçme ve seçilme hakkını bir çok Avrupa ülkesinden daha önce verdik. Şimdi kadınlara sokakta kahkaha atma, hamileyken dışarı çıkma diyoruz. Daha doğrusu bir kesim bu düşünceyi herkesin ulaşabileceği geniş kitle iletişim araçlarından avazı çıktığı kadar bağırarak söylüyor. İşin kötü yanı bu kesim halkı eğitim, ekonomi, hukuk gibi alanlarda yönetiyor.
Şimdi bu söylenenleri akılda tutup Asena'nın kitabına dönelim.
Asena tam da bu konudan söz ediyor kitapta. Başlarda her şeyin yasak olduğu küçük bir kadının hayatını anlatıyor. Hatta çocuğu anlatıyor. Bu çocuk öyle yasaklarla büyüyor ki, yetişkin bir birey haline geldiğinde hala kendini kısıtlama ihtiyacı duyuyor. Şuan bir çok kadının yaşadığı durumların aksine -tabiri caizse- gözlerini açıyor. Toplumun günümüzde bile dayatmaya çalıştığı, çocuk doğur, evde otur, çalışma, okuma, konuşma, kahkaha atma, gece sokağa çıkma hatta mümkünse hiç çıkma gibi emir kalıplarından kurtulup gerçek bir birey "gibi" hissetmeye başlıyor. Çalışıyor, kendi bedeni için kendi kararlarını veriyor, sokağa çıkıyor, flört ediyor, okuyor, konuşuyor, kahkaha atıyor, ağlıyor. En önemlisi özgürlüğün tadına varıyor. Bağımsızlığını ilan ediyor. Hem iç hem dış işlerinde sadece kendine bağlı kalıyor.
Asena gerçek bir feminist. Feministliğin; kadınların erkeklerden daha iyi haklara değil, aslında EŞİT haklara sahip olması demek olduğunu çok iyi biliyor. Bundan fazlasını isteyen kadınlara kesinlikle feminist gözüyle bakmamak lazım. Ne yazık ki dünyanın her yerinde erkeklerden daha fazla hakka sahip olmak isteyen kadınlar var. Geçmişte ezilmiş olmanın etkisiyle şimdi fazlasını istiyorlar. Bunu yaparak birçok insanın gözü önünde küçük düşüyorlar ve erkek düşmanı ilan ediliyorlar. Benim için yalancı siyasetçilerden hiçbir farkları yok. Nasıl siyasetçiler gerçeklerin üstünü örtüyorsa, bu tarz kadınlar da hepimizin eşit olması gerektiği gerçeğinin üstünü örtüyorlar.
Gerçek feministliğin ne demek olduğunu anlamak istiyorsanız ve bunu edebi bir dilden okumak istiyorsanız, bu kitabı tavsiye ederim. Daha tarihsel bir şey okumak isterseniz ve okuduklarınız zaman zaman içinizi acıtabiliyorsa -kitabın içerisinde gerçekten çok fazla trajik durum var- Asena yerine; Mizojini - Dünyanın En Eski Önyargısı bu kitaba bir göz atabilirsiniz.
Kadınlığını unutmuş (ya da kadının ne olduğunu unutmuş erkekler) veyahut kendini üstün ırk ilan eden bireyler için mükemmel bir panzehir bu kitap. Kötü örnek olması söz konusu değil, zira birebir gerçekleri görüyorsunuz. Gerçeklerin doğruluğunu veyahut yanlışlığını tartmak size kalmış.
İyi okumalar.
159 syf.
Kadınlar gerçekten eziliyor mu? Feministler de abartıyor artık. Erkek düşmanı kız kuruları...

Evet eziliyor. Hayır abartmıyorum. Hayır erkek düşmanı değilim. Kız kurusu ne demek bilmiyorum.

Bunlar cevaplamak zorunda kaldığım duyduğum sorulardan ve eleştirilerden üç taneciği. Erkek düşmanı değil kadınlar üzerindeki egemenliğine ve baskıya düşmanım. Azılı bir düşman hem de. Size basitçe fikirlerimi söyleyeyim ve nasıl erkek düşmanlığı yapmadığımı anlatayım ki yazarı da yanlış anlamayın. Erkeklik ve kadınlık hormonunu çok yanlış anlayan atalarımız ve bu hormonlara yüklenen saçma sapan misyonlar.. Ben; kadınlardan ağızlarını kapatmadan attıkları kahkahaları duymak, istedikleri yere istedikleri zaman istedikleri gibi giyinerek gittiklerini görmek, kariyer yaptıklarını, başı dik kendin emin yuruduklerini görmek ve toplumca dayatılmış diğer şeylere karşı çıktıklarını görmek istedigim gibi, erkeklerin de saklamadan ve saklanmadan ağladıklarını, güç rekabeti yapmadığını, erkek olduğu için katı, soğuk, gaddar değil karakterinde olduğu gibi kırılgansa kırılgan sertse sert kibarsa kibar davrandığını görmek, cinsel üstünlük kurmak zorunda olmadığını bildiğini görmek, evin tüm maddi yükünü kendi çekmek zorunda olmadığını bilmesini istiyorum. Yani bütün insanlara mutluluklar ve huzurlar diliyorum. Bunca laf ettin kitapla ilgili bilgi vermedin kitap ne anlatıyor diye sormayın. Beni bunları yazmaya itti işte.


Kitap 13 öykü ve bir masaldan oluşuyor. Kitap boyunca bazen kıkırdadım bazen gözlerim doldu çoğu zaman evet bu gerçek bunu yaşadım ya da şahit oldum dedim ve bu gerçekler canımı sıktı. Aslında Duygu Asena hepimizin parça parça ilişkilerde yaşadıklarımızı yazmış. Okuyan her insanın kendisinden bir şeyler bulacağına emin olduğum öyküler yazmış. Ha bu arada kitap çok gerçekçi yazılmış ve bazı sahneler detaylı şekilde, eğer cinsel sahnelerden hiç hoşlanmayanlar varsa onlar için söylemiş olayım.
Yine de, rahatsız olacağınız şeyin cinsel detaylar yerine yazılan fiziksel ve psikolojik şiddetin gerçekten var olduğunu bilmeniz olmasını umut ediyorum. Tabi ki bütün kadınlar veya erkekler böyle değil fakat kim burda yazılanların yaşandığını hatta çoğunlukta yaşandığını inkar edebilir? Bir hikâyede de kadına sadece erkeğin değilin hemcinsinin de ne kadar zarar verdiğini okuyacaksınız. Ne yazık. Ama artık olmasın. Kız kardeşliği ilmek ilmek işleyeceğiz damarlarınıza.
Eleştireceğim tek şey sondaki masal. Çok bastan savma olmuş. Belki 13 hikaye sonunda içe su serpen bir masal olsun istedi Duygu Asena ama beni hiç etkilemedi. Illa kavga acı olsun öyle etkilenirim demiyorum, ama mutluluğun bir çemberi varsa bu masal çemberin içindeki küçücük basit bir nokta olarak kaldı gibi. Bilemedim...
Dili oldukça basit fakat konu bakımından benbaştan tavlandım zaten. Okuması kolay fakat hazmetmesi zor. Önereceğim ve tekrar tekrar okuyacağım bir kitap oldu.

Iyi okumalar.
232 syf.
·2 günde·5/10
Duygu Asena okumak insanı dinlendiren bir okuma için çok yerinde bir tercih. Kitabı elime aldığımda öyle 2 günde hemen bitireyim gibi bir derdim olmamasına rağmen kitap, dilinin basitliği sadeliği ile beni kendisine bağladı ve bu akıcılık sayesinde çok kısa bir sürede okudum. Aşırı söz sanatları, uzun cümleler, ağdalı kelimeler, karmaşıklık yok. Bunların hepsinden uzak bir anlatımı var. Kitap bu basitliği ile okunduğu zaman sadece bir kadının aşk maceralarıymış gibi görünebilir. Oysa kitabı elinize aldığınızda, ben bir kadının kendi olma çabasını okuyorum diyerek okuduğunuzda çok daha farklı anlamlara gelecektir sizin için. Yani okurken ne okuduğunuzu, kendiniz için bu kitaptan ne alacağınızı bilerek okumanız çok önemli. Kitap neden yazılmış bakılmaksızın okunduğunda çok basit bir ilişki kitabı olarak da görülebilecektir. Ancak şunu da söylemek gerekir ki ben bazı yorumlara kendimi zorlayarak ulaştım. Kadının o kendi olma çabası anlatılırken bence kadın daha özgür daha tek olmalıydı ve bu sonuca ben kesin ve net bir şekilde varabilmeliydim ve bunu okuyan herkes okuduğunda ne anlatılmak istendiğini anlayabilmeliydi. Burada bahsettiğim şey yoruma fazla açık olması değil aslında çok basit olduğu için anlatmak istediğini okuyucuya tam olarak veremediği düşüncesi. Kadının var olması, kadının özgür olması, kadının tek başına bir birey olması, kadının hakları üzerine düşünen bir insan tarafından hissedilebilir şekilde anlatılıyor. Bu kişiler olaylar esnasında her olayda kendisine bir ders çıkarabilir. Kendi bakış açısına yorumlar katabilir.

Günümüzde sosyal medyada, belli konuşmalar ve savunmalarda kullanılan sözlerin aslında yıllar öncesinde Duygu Asena tarafından yazılmış olduğunu ve bugünlerde de yazarın model alındığını fark ettim.

Kitabı okuduktan sonra elimde kalakaldım. Ne kadar etkilendiğimi inkar edemem. Kesinlikle bende de değişimlere yol açtı. Ama bu biraz da benim buna yönelmem ile alakalıydı. Biraz kitaptan bahsedeceğim ama herkes gibi övgüler sıralamak yerine ben en çok aklımda kalanlardan bahsedeceğim ve olumlu eleştirilerden sonra biraz olumsuz eleştiri yapacağım. Kendim bile ne hissettiğimi bilemeyerek yazdım övgülerim ve yergilerim hep birbirini izledi.

Bir kitapta veya bir yazıda kadın kelimesi geçiyorsa, bir yerlerde kadın bahsi varsa hemen tahmin edilebiliyor konusu. Babası, ailesi, çevresi, erkek arkadaşı, kocası, hemcinsi, iş arkadaşı tarafından hırpalanan, sırf kadın olduğu için suçlanan, aşağılanan, eşit muamele görmeyen, görevleri ezbere sayılabilen, bir hakkı varsa bu yalnızca anne veya eş olması sebebiyle ona tanımış bir kadın vardır orada. Bu kitaba başlarken de Asılacak Kadın'dan sonra yine acılı bir kadın hikayesi okuyacağım zannedip ağırlığını hissederek başlamıştım. Yine zamanın birinde yasaklanmış bir kitap. Kitap okuyan insan sayısı ne kadar az olursa olsun duyulmak, dillendirilmek istenmeyen konularda yazılan kitapların bile hemen yasaklanması şaşırtıcı olmamalı. Yine de bana kalırsa kitap kadına tanıdığı o aydınlanmadan değil içerdiği cinsellik dolayısıyla yasaklanmıştır. Oysa bundan çok daha tehlikeli şeyler var. Mesela değişmek isteyen kadınlar ve değiştirmek isteyen kitaplar. Değişimler öyle bir anda büyük bir hareketle başlamaz her zaman. Bazen bir kitap dünya düzenini değiştirebilir. Bana kalırsa kitaptan da kadından da korkuluyor. O küçük hareketleri devleştirebilecekleri için.

Bana kalırsa kitabın kapağında bile kadın yine pembe ile simgelenmiş, yine kalıplardan çıkılamamış. Duygu Asena anlatımda kurmaya çalıştığı düzeni, kitap kapağıyla dağıtmış denilebilir bence. Kadının Adı Yok kitabının kapağı neden pembe renk?

Kitap bir kadının ömrünü anlatıyor, varoluşunu anlatıyor. Ama öyle felsefi bir varoluş bana kalırsa yok. Onun varoluşu yalnızca kendi için ayakta kalmaya çalışmaktan hatta bana kalırsa sadece özgür nefes almaktan ibaret. Bu yoldaki davranışların yarısı onaylanabilirse bence yarısı da onaylanamaz . Kitap boyunca en çok hissedilen kadının kendi olmak istemesi, sadece kendi olarak kabul edilmek istemesi. Eşit olmak istemesi. Adının tek de anılması. Annelikten, karı ya da eş olmaktan ziyade toplumsal görevlerinin anılmadığı şekilde var olması. Bunlar ne kadar güzel anlatılmışsa kadının kadınlığı üzerinden anlatılanlar bence o kadar kötü ifade edilmiş.

Ben bu konuların aşırı dramatize edilmesinden bir mağduriyet olarak anlatılmasından çok da hoşnut değilim. Var olan şeyleri zaten hepimiz bilmekteyiz. Peki buna karşı nasıl bir çözüm üretilebilir? Ben bu kitaptan bunun cevabını hem aldım hem alamadım çünkü kadın olmak tam olarak nedir? Bunu anlatmak zor olduğu gibi bu konuda kişisel yorumlar yapmak da her zaman doğru sonuçlara ulaştırmıyor bizi.

Kitaba geçecek olursak ilk sayfalarda yaşına göre fazla olgun konuşan bir kız çocuğu ile başlıyor kitap. Ben karakterlerin yaşına göre konuşmasını tercih ederim. Normal hayatta karşılaşılamayacak her şeyi bilen dahiyane çocuklar oluşturmak neden diye soruyorum hep. Kitaplar insana her zaman gerçek dünyayı sunmak zorunda elbette değil ama bunun da bir sınırı olmalı 5 6 yaşlarında bir çocuk o yaşa göre konuşturulmalı. Onun sorduğu soruları, ki yerleşik bir düzen içinde büyümüş bir ailede sormaya cesaret edecek kadın hatta belki erkek bile pek mümkün değil. Çünkü doğduğumuz üzere yaşıyoruz, yaşadığımız, bize yaşatılan üzerine inşa ediyoruz hayatımızı. Hayat akışı içinde bir an durup sorgulayanlar ya da sorgulamaya cesaret bulanlar çok az. Sorgulayıp kendine cevap bulabilenler ise bunu uygulamaya artık kendi bildiği gibi olmaya ne kadar muktedir olabilirler bilmiyorum ama kolay görünmüyor. Çünkü bu durumda kişi kendi alışkanlıklarını değiştirmeye çalışırken çevresi ile de bir savaşa girmek durumundadır. Bu tür düşüncelerin mutlaka bedeli olacaktır. Kadın da bu bedeli yaşıyor aslında. Ona yüklenen sorumluluklara karşı ben buna mecbur değilim der demez yükleniliyor dört koldan üzerine.

Bizler çocuklarımıza birçok şeyi anlatmakta eksik kalıyor veya geri duruyoruz. Bunlardan en önemlisi de çocuğun kendini tanıması konusunda da büyük role sahip olan cinsellik konusu. Bazı şeyler ne kadar anlatılmazsa o kadar esrarengiz o kadar araştırılası o kadar tecrübe edilesi görünüyor insanlara ve de çocuklara. Ki çocuklar insanlar arasında en çok merak edendir, en çok soru sorandır. Kitap bu konuda bir eleştiri getiriyor. Aslında çocuklara dayatılan bazı şeyleri yapmamaları, sormamaları konusundaki ısrarlara karşı çocukların bunları bir şekilde deneyimlediklerini ve hiçbir zaman net bir bilgiye ulaşamadıkları ve kimse de onlara doğru veya yanlış bir bilgi vermediği için evlendiklerinde, belli bir yaşa geldiklerinde dahi hala kendilerini tanımadıklarını ve kendilerini tanımadıkları gibi kendilerini karşı tarafa da tanıtamadıklarını söylüyorlar. Kitapta bir kadın yaşadıklarını anlatırken ben kendimi tanımıyorum, neleri sevip neleri sevmediğimi bilmiyorum böyle olunca karşımdakinin benim sevdiğim şeyleri yapmasını ya da beni etkileyecek şeyler yapmasını bile isteyemiyorum çünkü en başta ben bile kendimi tanımıyorum ki diye bir serzenişi vardı. Hayatımızda var olan var olacak bir şeylerin üstünü kapatmaya çalışmak yokmuş gibi davranmak kime ne fayda sağlıyor bilmiyorum ama yine de uzun süre gizlemeye devam edeceğiz diye düşünüyorum.

Kitapta günümüzde gelenek olarak devam eden sünnet düğünleri eleştiriliyor ve bunun aynısının ya kadınlar için de bir benzerinin yapılması ya da tamamen ortadan kaldırılması isteniyor. Eğer utanılacak bir şey varsa bu herkes için geçerli olmalı , hayır utanılacak değil kutlanacak bir şey varsa bu da yine her iki cins için de geçerli olmalıdır diyor adı olmayan kadın.

Sonra mesela yaşanmayan şeylerin ne kadar büyük göründüğü ne kadar gözde yükseldiği, yüceldiği anlatılıyor. Oysa gerçek hayatta hiçbir şey o kadar etkili o kadar hisli o kadar duygusal değil kitaplarla, anlatılanlarla, hayallerle yaşayan insanlar gerçek hayattaki deneyimleriyle mutlu olamıyorlar. Genç kız hayalleri suya düşüyor. Oysa ilk evlenen arkadaşlarına evlilik nasıl diye sorduklarında harika bir şey olduğu cevabını alacaklarına emindiler.

Bir şey ilk defa yaşandığında hep çok daha taze çok daha sıcak çok daha kıpır kıpır eder insanın içini. Ama sonra bu şeyi on kere yüz kere tekrarladığınız zaman artık onun hayatınızda hiçbir önemi olmadığını, sizi yaşamaya bunun bağlamadığını anlarsınız. Ne zamanki hayatınızı varlığına bağladığınız şeye son verirsiniz bence artık bundan sonra hayatınızın asıl anlamını bulmak için yola çıkabilirsiniz.

Özet olarak burada söylemek istediğim şey çocuklara gerekli olan konularda bilgi verilmesi ve bunların yaşlarına uygun olarak yapılması, sordukları sorulara kendilerinin cevap bulmak zorunda kalmamaları ve böylelikle de yanlış yollara düşmemeleri. Bu en iyi aile içi eğitim ile sağlanabilecektir.

Normal hayatta eşitlik sağlamak çok zor. Ancak bunu kendi kurallarımızla kendi koyduğumuz sınırlamalarla da artırıyoruz. İş hayatında da kadın ve erkek bir arada, esit sartlarla çalışamıyorlar. Kuralları erkeklerin koyduğu kurumları erkeklerin kurduğu yerlerde kadınların tutunmaları ve kadınların erkeklerle eşit şartlarda çalışmaları da yine pek mümkün olmuyor. Ya aldıkları maaş hakettikleri olmuyor, daha aşağı bir yere çekiliyorlar ya yaptıkları görevlerle hak ettikleri yere gelemiyorlar ya da yükselmelerinin yolu kendilerinden vazgeçmeleri, kendilerini bir kadın olarak kullanmalarına bağlanıyor kitapta.

Evlenmek yalnızca maddi bir temas olarak gösteriliyor. Bana kalırsa insanların gönülleri arasına kurulan bir köprüdür evlilik. Kişilerin birbirleri için bir şeyler yapması ve bunu yaparken hiçbir çıkar gözetmemesidir. İnsanlar yalnız yaşamazlar hani sosyal hayvan diyorlar. İşte öyle bu sosyalliğin kurulmaya çalışıldığı en doğal en çıkarsız ortamlar da bence aile ortamları. Evet aile olmanın olumsuz yanları olmuş, evlilik güzel amaçlarla hedeflenmiş ama kötü sonuçlanmış olabilir ama bu evliliğe bir kurum olarak hakareti haklı çıkarmaz. Bu hayata dayanmak, bu hayatı yaşanılabilir kılmak için bir yoldur evlilik. Tek yol değildir. Bahsetmek istediğimiz mecburi ya da tek yol olmayan bu evliliğin doğru şekilde kurulmasının hayatı güzelleştirdiği. Oysa kitap sanki distopik bir dünya sunuyor bize. Bizde aile dendiği zaman akla kötü şeyler gelmez. Manası maddi değil manevidir. Oysa burada evlilik maddi bir temasın meşrulaştırılması rolünü üstlenmiş. Ve bu yine de kişilerin alanlarını daraltmamış.

Evlilik bireyleri korur ama en çok da çocukları korur. Çocukla beraber kadını korur. Kadınla beraber erkeği korur. Kitapta mağdur olan ne çok kadın vardı. Aldırılan bebekler... Kıyılan canlar..

Biz kadın hakları denildiği zaman bunun kadını erkeği olmaz insan hakları demeliyiz diyoruz. Oysa kitapta bunu pek göremiyoruz yani yazarın özellikle yaptığı bir şey mi bilmiyorum ama kadın üste çıkarılmaya çalışırken erkekler hep geri plana atılıyor. Sonuç olarak onların ne hissettiği pek de önemsenmiyor. Hep kötü olarak gösteriliyor. Kimi güçsüz, kimi umursamaz, kimi işe yaramaz, Yalnızca kadına odaklanmış bir kitap var ve bu aslında kadını daha değerli görmekten çok birini üste çıkarırken diğerini aşağı itmekle alakalı bir durum ve baktığımız zaman eğer ki böyle bir duruma sebep olacaksak bu defa da erkek hakları diye bir şey çıkarıp bunu konuşmamız lazım yani terazinin kefesi asla düz olamıyor ikisi birbiriyle barış içinde uyum içinde ve eşit bir şekilde yan yana duramıyor. Eğer ki kadını savunuyorsanız erkeği alçaltmak yok erkekle ilgili bir şey yazıyorsanız kadını küçültmek zorundayız sanki. Hatta kitapta şöyle bir şey var ki kadını yüceltmeye çalışırken kadın yaptığı işlerde kadınlığı ile ön plana çıkıyor ilişkilerinde kadınlığını kullanıyor kadını bir birey olarak görmek için bir yanda çaba varken diğer yanda kadın sadece cinselliği ile ön planda gösteriliyor. Kadının özgür olması istediği gibi yaşaması bunlar yalnızca ilişkisel manada şeyler olarak gösterilmiş ve çok dar bir alanda kalmış yani kadınlar araba kullanmak isteyebilir, kitap okumak isteyebilir belki çiçekler ekmek belki anne olmak isteyebilir, iş insanı, bilim insanı olmak isteyebilir, müzisyen ya da tamirci olmak isteyebilir. Kadına davranış özgürlüğü vermek sanıyorum ki cinsel özgürlük vermekten çok daha değerlidir. Kadınlar birçok şey isteyebilir ama bunları yalnızca kadınlık üzerinden ve bunu erkeği ezerek erkeğin duygularını hiçe sayarak yaptığınızda yine bir yan eksik kalır.

Kitabı fazlaca eleştirerek birçok yerinden memnun olmayarak okudum. Çünkü nasıl ki bir dönemler yanlış batılılaşmayı yaşamışız görmüşüz burada da ben yanlış bir feminist hareket yanlış bir kadın yüceltilmesi görüyorum. Bu kitabı okuyup simdi babam abim düşünsün biraz da onlara göstereceğim diyen insanlar gördüm. Bizler birlikte olmak mı istiyoruz birbirimizi kırıp geçirmek mi ? Erkek düşmanlığı yapmak icin bu kitaplara gerek yok diye düşünüyorum ve sanmıyorum kadınlara yapılan ayrımların kitaplardan öğrenildiğini.

Kadının özgürlüğü evliyken bir başkasının kocasına aşık olması ile ölçülemez diye düşünüyorum kadının özgürlüğü her gün bir başka insanla bir ilişkide bulunabilmesi ile ölçülemez diye düşünüyorum bizim şimdi burada ihtiyaç duyduğumuz özgürlüğün bu kitapta anlatıldığı gibi bir özgürlük olmadığını düşünüyorum. Ayrıca kitaptan aldığım beğendiğim sonunda memnun kaldığım kısım şuydu; bir insanın tek başına da var olabilmesi isminin başına şunun karısı şunun kızı getirilmeden de yalnızca kendi adının kullanılması. Mademki bizler birer bireyiz kendi isimlerimizle kendi ayaklarımız üzerinde durabiliriz bunu da yine yalnızca kendimiz yapabiliriz. Ve bunu yapmak için sadece zeka sadece çalışma sadece emek yetecektir. Ne zamanki kişiler birbirlerini özgür bırakırlar kişiler birbirlerine güven duyarlar kişiler kendilerine güvenirler herkes olmak istediği yerde olmak için çaba gösterir birbirine saygı gösterir ne zaman ki birbirimizi bir insan olarak sevmeyi öğreniriz sevmenin yanına saygı eklemeyi öğreniriz o zaman bence kadın hakları erkek hakları çocuk hakları hayvan hakları gibi ayrımlara gerek olmaz. Bugün kadın haklarını savunurken erkeklere karşı tavır almanın ne erkeklere ne kadınlara ne de insanlığa bir faydası olduğunu düşünüyorum. Eğer ki bu dünyada kadın erkek hep birlikte yaşıyorsa buradan bir ayrılık bir eşitsizlik değil bir birlik kurmalı. Hepimiz insan olduğumuzun farkına varmalıyız ve bolca sevmeliyiz bence.

Hırslarından arınan ve yüreğinde sevgi taşıyan insanların artması dileğiyle..
160 syf.
·Beğendi·6/10
Genellikle evliliklerdeki ve sevgili iken yaşanan olaylara değinmiş.
Kadınların çoğu zaman ezildiğine,erkekler ile olan ilişkilerde her iki tarafında dikkat etmesi konular olursa ilişkilerinin güzel gideceğini belirtmiş.
Hayatın içerisinden olaylar olduğu için beğendim.
184 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Bir kadının okumadan ölmemesi gerektiğine inandığım efsane yapıt oldu, bir kadının isterse ilkeli saygın duruşuyla toplumda var olabileceğini gösteren ve oldukça cesaret veren bir eser. Umuyorum okumadan ölmezsiniz canım kadınlar.
196 syf.
·9 günde
Duygu Asena...
Bu isim size kadınların içindeki o acıyı, o çaresizliği, o kırgınlığı hatırlatsın.
Vazgeçmeyi, yenilmeyi, başarıyı, güçlü durmayı çağrıştırsın.
Duygu Asena
Sen benim içimdeki düşüncelerin çığlığısın benim haykarışlarımsın sen benim “benliğimi” oluşturan, sen benim var olan düşüncelerimi inşa eden, sen benim “ben”olmamı sağlayan en önemli sebepsin. Anlattığın her bir hikaye bir kadının yaşam boyu sürecek çilesi gibi..
Kadın olarak hemen hemen herkesin iç sesini yazıya döken Duygu Asena, bu yürek burkan, zaman zaman gözyaşlarıyla okutan romanı beni oldukça derinden etkiledi. Bir kadın varoluşunu, yaşama tutunurken yaşadığı zorlukları, evi, eşi, çocuğu, kadının en temel sorunlarını haykırıyor. Yani sizi bir yakanızdan tutup silkeletiyor. Sen kadınsın sen güçlüsün ve sen bu dünyadaki ezilen ve önemsenmeyen kadın figüründen kurtarmak istiyor. Şu an yaşamış olsaydı bütün kadınların yüreğinin bamteline dokunmuştu.
Muhteşem kadın! İyiki bize bu eserleri bıraktın. Sen bizim kalbimizin derinliklerinde hep yaşayacaksın.
Unutmayın! Duygu Asena demek
bir farklılıktır! Sizlerde Duygu Asena’nın kitaplarını okuyarak sahip olduğunuz düşünceleri sorgulamalısınız.
184 syf.
Bu kitabı henüz 13 yaşımdayken kütüphanede ismi dikkatimi çekti diye alıp okumuştum.'' Allah Allah neden kadının adı olmasın ki?'' dediğimi unutmam. Yine raflarda gezerken ''Bu kitabı iki kere okurum işte.'' diyerek bir anda aldım. O zaman kopuk kopuk okumuş olmalıyım ki bu ikinci okuyuşumda neler neler kaçırdığımı fark ettim. Altını çizdiğim ve hayatımda da savunduğum oldukça fazla cümlenin varlığı Duygu Asena'ya olan hayranlığımı arttırdı.

Kitaba gelirsek: kitap boyunca adı verilmeyen kadın karakterimizin küçük bir kız olduğu yıllardan başlayıp yaşadığı onca olaylar neticesinde adeta kendi kendini baştan yaratması, güçlü, bağımsız, boyun eğmeyen, her anlamda istediğini şeyi yapan, kadınların da böyle olması gerektiğini savunan bir kadına dönüşmesini anlatıyor. Bu konuda kadınlara çok iş düşüyor bunu da yazar: '' İnsanların tümünde kendinden güçsüz gördüğü birini ezmek, ona buyurmak dürtüleri var ve ne yazık ki güçsüzler ordusu kadınlar. Eğer ilk buyurmada, ilk kısıtlamada, ilk tokatta hayır diyemezseniz, bunlar sürer gider. Ama kararlı bir hayır pek çok şeyin çözümü olacaktır.'' sözleriyle açıklamış. Bu durumun olması için ekonomik anlamda kadının özgür olması gerektiğini de kitap boyunca durmadan çalışıp ayakları üstünde duran kadın karakterimiz üstünden vurgulamış. Ben her kadının okuması gereken bir kitap demek yerine, herkesin okuması gereken bir kitap olduğu kanaatindeyim. Keyifli okumalar dilerim.
232 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Kitabı okurken ara ara zihnimden Koca Nazım’ın şu Harika şiiri geçti;
Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız...
Ne güzel bir kitaptı, nasıl etkilendim anlatmam olanaksız.. Yalnızca okuyun diyebilirim. Anlaşılmak, eşit olmak bir yana; öldürülmediğimiz, tecavüze uğramadığımız, eziyet görmediğimiz yani İNSANCA yaşamak istediğimiz bir dünya arzu eder olduk ne komik değil mi ? Ataerkilliğin ve eril zihniyetin bu düzenini yıkmaktan başka bir çaremiz var mı ? Peki bu uğurda yapmamız gereken nedir; daha bilinçli kadınlar olmak, birbirimizi anlamak, yadırgamamak önce kendimizi sevmek ve en önemlisi BİRLEŞMEK. Yüce Marx’ın o meşhur cümlesinden örnek verecek olursak
DÜNYANIN TÜM KADINLARI BİRLEŞİN !!!

Yazarın biyografisi

Adı:
Duygu Asena
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 19 Nisan 1946
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 30 Temmuz 2006
19 Nisan 1946ˊda İstanbulˊda doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesiˊnde pedagoji okudu. İki yıl pedagog olarak çalıştı. 1972 yılında Hürriyet Gazetesiˊnde gazeteciliğe başladı. Kelebek Gazetesiˊnde köşe yazarlığı, muhabirlik yaptı. Ayrıntılı Haber Gazetesiˊnde muhabirlik yaptı. 1976-78 yılları arasında Man Ajansˊta metin yazarlığı görevinde bulundu. 1978ˊde Gelişim Yayınlarıˊna Genel Yayın Yönetmeni olarak girdi ve kadınca ile birlikte Onyedi, Ev Kadını, Bella Bayan, First gibi pek çok dergi yönetti. Bu dönem içinde Söz, Sabah, Güneş gazetelerinde köşe yazarlığı, yöneticilik ve röportaj yazarlığı yaptı. Milliyet gazetesinde köşe yazarlığı yapıyor.Duygu Asena ayrıca Umut Yarıda Kaldı, Yarın Cumartesi, Bay E adlı üç filmde rol aldı.

Gazeteciliğinin yanında yazarlığını da sürdüren Asena, ilk kitabı Kadının Adı Yok ile adını duyurdu. Kitap müstehcen bulunduğundan 1988’de yasaklandı. Uzun süren dava sonucunda tekrar yayımına izin verildi ve ardından aynı yıl yönetmen Atıf Yılmaz tarafından filme alındı.

Yazıları ve kitaplarında değindiği temalar nedeniyle Asena feminist yazar olarak tanındı.

Duygu Asena, beyin tümörü nedeniyle tedavi görmekte olduğu VKV Amerikan Hastanesi'nde 30 Temmuz 2006 günü hayatını kaybetti.

ESERLERİ:

*Kadının Adı Yok 1987 yılında yayınladı. Kitap bir yıl içinde 40 baskı yaparak Türkiyeˊde satış rekoru, daha sonra filme çekilerek gişe rekoru kırdı. 40. baskının satışları sürerken, Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu tarafından muzır bulunarak satışı yasaklandı. Bunun üzerine Duygu Asenaˊnın açtığı davada kitap aklandı. Yeni baskıları yayınlandı.Kitap 53 baskısıya ulaştı.Bu arada Kadının Adı Yok, Almanya, Hollanda ve Yunanistanˊda, bu dillere çevirilerek yayımlandı. İlk baskıları kısa sürede tükendi… Yunansitanˊda “best seller” oldu.

*İkinci kitabı Aslında Aşk Da Yok, Kadının Adı Yokˊun devamı niteliğindedir. 36. baskıya ulaşan bu kitap da Almanya, Hollanda ve Yunansitanˊda yayımlandı.

*Üçüncü kitabı Kahramanlar Hep Erkek 14 öyküden oluşuyor. Bu kitap Kasım 1992ˊde piyasaya çıktı 18 baskı yaptı.

*Kadıncaˊdaki sevilen yazılardana derlediği dördüncü kitabı Değişen Bir Şey Yok, Temmuz 1994ˊde piyasaya çıktı, gazete bayilerinde 20 bin liradan satışa sunularak, farklı bir yayıncılık anlayışı getirdi ve bir haftada 70 bin adet satarak yeni bir rekor kırdı.

*Beşinci kitabı olan Aynada Aşk Vardı çıktı. Kitap dört ayda 12 baskı yaptı.

Yazar istatistikleri

  • 258 okur beğendi.
  • 2.412 okur okudu.
  • 17 okur okuyor.
  • 722 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları