Sibel Eraslan

Sibel Eraslan

8.4/10
286 Kişi
·
918
Okunma
·
121
Beğeni
·
5.196
Gösterim
Adı:
Sibel Eraslan
Unvan:
Gazeteci, Yazar
Doğum:
İstanbul, 1967
Sibel Eraslan (d. 1967, İstanbul) Türk gazeteci, yazar.rnrn1967’de İstanbul’un Üsküdar ilçesinde doğdu. Üsküdar Kız Lisesi’ni (1985), İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi (1989).rnrnİnsan hakları, kadınların eğitimi, istihdamı ve haklarıyla ilgili inisiyatiflerde görev aldı.rnrnTeklif ve İmza dergilerinde yazdı. Bir dönem Vakit gazetesinde de köşe yazıları yazan yazar, 18 Şubat 2011 tarihinden itibaren Star Gazetesiinde yazmaya başlamıştır. Öyküleri Dergah, Mostar ve Hece dergilerinde yer aldı.
Rabbim o kadar az şeyi biliyorum ki, bildiğimi sandığım şeyler bile eksik ve şüpheli. Sen yolumu aydınlat.
Sibel Eraslan
Sayfa 73 - Timaş Yayınları
Dedesi vefat ettiğinde anlamıştı asıl yetimliğin ne demek olduğunu küçük Muhammed... Onu amcası Ebu Talip' in evine götürmeye gelen dadı Bereke, küçüğün dedesinin yattığı ölüm döşeğine tutunarak ağlayışını dindirememiş, onu oradan zorlukla çekip alabilmişti...
Kimi sevdiyse şu dar-ı dünyada yolcu etmek zorunda kalmıştı...
Sibel Eraslan
Sayfa 101 - Timaş Yayınları
"Erre-i zikr ile dünyadan edip kat-ı nazar,
Zekeriyya gibi canlar verelim canana ..."(Seyyid Vehbi)
"Bir kadının konuşmasından değil, susmasından korkulur..."Çünkü susan her kadının içinde dikkatle çalışan bir kum saati işler. Elindeki kum saatini her alt üst edişinde o kadın, gelmiş geçmiş hayatını sabırla gözden geçirir. Her bir kum tanesi, nice acılı dakikanın bilge bir öğretmeni gibi, o kadına yoldaşlık eder. Susan kadın, içindeki kum saatiyle konuşur. Orada, kendinden önceki nice kadının hayat öğretileri durur. Susmak, kadın için eylemsizlik değil, tam tersine bir sivil itaatsizlik eylemidir. Zira susan kadın, birazdan konuşmaya ve değiştirmeye başlayacaktır
Her cevap, bir kapıya benzer. Kapılar ve cevaplar, bazı şeyleri açsa da bazı şeyleri muhakkak içerde saklı saklı tutarlar... Kapı, hem açan hemde örtendir aynı anda...
Sibel Eraslan
Sayfa 106 - Timaş Yayınları
"Bazen gölgelerin, suretlerin peşine takılırız. Hakiki Sevgili'nin değil de, fani ve cismani çekimlerin peşinde yol alırız. Aslında yol almak değildir bu; belki aldanmak veya yolu uzatmak... Perdeleri üst üste çekerek, karanlığını artırmak. Biraz daha şaşırmak, biraz daha kaybolmak..."
Sibel Eraslan
Sayfa 75 - Elest Yayınları
Bir gün uzaklardan gelmekte olan Hz. Ali'yi seyrederken Hz. Resulullah (sav) pek iftihar etti. Dostlarına gösterip, "İşte Arap'ın efendisi!" dedi.

Hz. Aişe Validemiz hemen sordu: "Arap'ın efendisi sen değil misin ya Resulullah?

Cevap: "Ben, insanoğlunun efendisiyim (seyyidü'n-nas)... Ali ise Arap'ın efendisidir ( seyyidü'l-arab)..."
Sibel Eraslan
Sayfa 187 - Timaş Yayınları, 3. Baskı, 2014
O' na (s.a.v.) bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesi'nde nasıl dua edeceğimi de sormuştum...

"Allahümme inneke afüvvün keriymin tuhibbül-afve fa'fü anni."
"Allah'ım, Sen affedicisin, Kerim'sin ve affı seversin, beni de affet."

Bu, benim Kadir Geceleri dilimden düşürmediğim bir dua olmuştu...
Kadınların güçsüzlüğü konusundaki kadim söylentiyi yıkan,yerle bir eden bir örnekti Hz.Meryem...
O dönemleri anlatan okudugum kitaplar arasında en etkileyici olanı bu herhalde farketmeden hikayenin içine giriyorsun üslup akıcı ve sade.
Kitap bir deneme türü olmasına ragmen çok güzel acıyıda güzel anlatmış.
O ki kadınların en yücesi...
O ilk iman eden, ilk Müslüman olan...
O ki yeryüzünde aşkın mihrakı
O Allah’ ın sevgilisine yar kıldığı sevgili…
O gece gibi örten, Allah'ın Resulüne setr (Örten, koruyan) olan...
Allah'ın ve Cebrail Aleyhisselamın selam gönderdiği o yüce anne...
O Ehlibeytin ninesi…
O Haticetül Kübra. " Evvel ahir Haticetül Kübra...
O Sebepler âleminde Resulullahın yegane dayanağı, kalbi peygamber aşkı ile dolu ruhu incelerden de ince Temiz ve Büyük Hz. HATİCE…
Bir gün gözleri bulutlanarak etrafındakilere şöyle demişti Son Elçi:
‘’ Allah bana Hatice’ den daha hayırlı bir kadın vermemiştir.
İnsanlar bana inanmazken, o bana inanmıştı…
Herkes beni yalanlarken, O beni kabul etmişti…
İnsanlar benden kaçarken, O beni varı yoğu ile desteklemişti…
Ve…
Allah bana başka kadınlardan değil, Hatice’ den evlat ihsan etmişti ’’

Hep merak etmiştim Hz. Hatice’ yi, Peygamberimizin sevgisine bu kadar mazhar olmasını !!! Hz. Hatice’ nin baki âleme göçünden sonra bile Peygamberimizin her daim özlem ve vefa ile kendisinden bahsetmesi dikkatimi çekmişti.
Meğer Hatice demek tarifi yapılamayan, örnek gösterilemeyen her şey demekmiş…
O ki Mekke’ nin ve Ebu Talib’in Yetimine sahip çıkan, ona evini yüreğini açan, saran sarmalayan, örten, üşüdüğünde Peygamberimizi yüreğinde ısıtan Hatice'tül Kübraydı o… Anlatılamazdı kelimeler yetmezdi onu anlatmaya…

Yazar değerli eserinde, Hacer Annemiz ile başlayıp Hatice’ye ulaşan bir fedakârlığın, vefanın ve anneliğin örneklemesini yapmıştır. Hacer Annemiz ile Safa ve Merve tepelerinde koşuştururken, sakine rüzgârlarında soluklanıp, zemzemle gideriyoruz susuzluğumuzu…
Bereke’ yi (Ümmü Eymen) tanıyoruz, annemden sonraki annem dediği dadısını…
Dücace’ nin hazin hikâyesini, Berenis’ in aşkını ve sevdasını uğruna çektiği acılara şahit oluyoruz. Hep büyük aşkları Romeo ve Juliet, Şah Cihan ve Mümtaz Mahal, Paris ve Helen Leyla İle Mecnun, Kerem ile Aslı Vb. aşklar sanırdım. Oysa ‘’Ha’’ nın ‘’Mim’’ e aşkını ve vefasını okuyunca yeryüzünün en büyük aşkının Rasûlullah’ın (s.a.s.) ilk hanımı olan Hz. Hatîce (r.anhâ) olan aşkı olduğunu düşünüyorum…
Okuyun dostlar ‘’Ha’’ nın ‘’Mim’’ e aşkını, pişman olmazsınız…
Sibel Eraslanin bu kitabinda konu genel olarak baş örtüsü bu baş örtusune karsi kickanlari ele almis esarp davasi var cok guzel ornek hikayler var bn kesinlikle tavsiye ediyorum guzel bir kitap :)
Bu kitap beni o kadar etkisi altına aldı ki anlatamam.Siret-i Meryem...Yani Meryem'in Yolculuğu...Her bir satırı duygu dolu bir roman ,güçlü bir cennet kadınının hikayesi.Kadın deyip geçmemek gerek.Bilmediğim pek çok şeyi öğrenmek ayrı bir güzeldi.

Bu roman sevgili Sibel Eraslan tarafından kaleme alınmış.En ince ayrıntısına kadar sunuyor Hz.Meryem'in hikayesini bize.Hikayenin içinde olmak bazen yürek burkucu,bazen umut vericiydi.Etkileneceğinizin garantisini verebilirim.Zira bu mücadele acı dolu,sabır dolu,çaresizlik dolu.

Tek eksisi ise yavaş ilerledi olaylar,hızlı bir okuma sunmuyor size ama yine de keyifli bir okuma garanti edebiliyor.Dini hikayeleri okumayı sevenlere gözüm kapalı tavsiye edebilirim.Öksüz ve yetim büyümüş,çirkin iftiralara maruz kalmış bu kadının hikayesi yüreklerinize dokunacak.
Hz.Fatıma, dünya üstünde Allah Resulüne en çok benzeyen Efendimizin canparçası.. Kurgu olarak işlenen kitap kız çocuklarının utanç sayıldıpı bir dönemden babasının baş tacı olduğu bir döneme geçişin ve Efendimizin peygamberlik döneminde yaşadığı bir çok hadise kahramanların ağzından akıcı bir dille anlatımı..
Okumaya başladığımdan beri gerçekten etkilenerek hatta bitmesin diye yavaş okuduğum sürükleyici büyüleyici bir yani var bilmediklerimı görmem ve bunu hayatıma gecirmek için neden daha önce öğrenmedim dedirten bir kitap oldu..bilmediğimi gördükçe bir yandan üzülüyor öğrendik ce de bir yandan sevinç doluyor içim ..
28 Şubat' la savrulan ,Srry,Shrysf,Mhdvrn,Mcd,Glstn,Blks,Dry...
" Kesik Saçlı Kızlar Çetesi"...Ashab-ı Kehf'i bugüne bağlayan bir ipti onların hikayesi.Sibel eraslanın yazmış olduğu kitap 28 Şubat döneminde başörtülü kadınların dramını anlatır.Onları direnci, direnişi, masumiyeti nezaketi,safiyeti taşıyan birer ırmağa benzetir. Onlar 28 Şubat'tın kaybedenleridir. Çünkü onlar içlerindeki saklı kitabı her şeye rağmen koruyanlardır.
Okunulacak en güzel zamanda okudum sanırım bu kitabı. Üzerimdeki tesiri halen devam ediyor. Ben bu kitaptan pek çok şey öğrendim dopdolu harika bir kitaptı. Güçlü bir kadını görüyoruz burada hayran olunası aynı zamanda iffetli. Hz. Meryem'in hayatını okuyunca cennetle müjdelenen kadınlardan olmanın kolay olmadığını görüyoruz. Fıtraten kırılgan ve narin olan kadının tek başına pek çok şeyi yapabileceğini de.
Aişe annemizin hayatını ilk defa bu kadar sıcak ve samimi bir kalemden okudum. Sanki kitap boyunca sohbet ettik o anlattı ben dinledim yeri geldi ağladım. Sibel eraslan gönlümü fethetti diyebilirim. Aşıkların en aşığı ,hak için seven bir kadın tanıdım. Allah Resul'unun Hümeyrasi , Hz.Ebubekir'in kızı, En sevilen tarafından kördüğüm gibi sevilen Aişe... O ki meleklerin selam verdiği kadın.
Daha çok şey anlatmak isterim ama orası da okuyacak diğer kişilere kalsın
ŞIDDETLE TAVSIYE EDIYORUM MUTLAKA KITAPLIĞINIZA EKLEYİN!!
YERYÜZÜNÜN İNCİNMİŞ HATIRALARI
"Hayat olsa olsa bir incinmedir"

Parmaklarının izinden sürülüyor bir kadın, geçmişinin yaralarına. Sesinin buğusundan, yüzünün kederinden ve başının örtüsünden tanınıyor bir kitlenin gözünde. Unutmak fiili ile yan yana hapsolmanın kapısında bekler en çok kadın. Unutacak ne çok şey vardır hayatta, yarında, dünde ve şu anda! Unutmak, kesilen bir saç telinde, harf harf büyüyen yangının kül ettikleri midir mesela, yaktıklarımız, sustuklarımız, yok saydıklarımız… Sahi olmamış olanlar mıdır? Sessiz harflerin tümünü çıkarsak mesela cümlelerden, gözleriniz rahatsız olur mu? Ne çok zor soru var ve ne çok ah! Hâlbuki hayat, kendinden çıkarılmış insanlarla dolu. Kendinden öteki olmaya zorlanmış, hüznünden bile sürgün yiyerek acı ve ağır uygulamaların başrolünde oynamaya zorlanmış insanlarla…
Sibel Eraslan, bu başrol kahramanlarından biri. Yirmi Sekiz Şubat’ın anlam(sızlığ)ına kafa yoran sahne önündeki isimlerden. Acısını içinde yirmi beş yıl bekletenlerden… Yalnız o, acısını tek başına taşıyanlardan değil; yaslandığı omuzların sahiplerini, gözleriyle şahit olduğu zulmün aktörlerini, akıl almaz uygulamalarla, mesleğinden ve eğitiminden geriye sürülmüş kadınların dünlerini ve bugünlerini kaleme almış Saklı Kitap isimli eserinde.
Türkiye’de post modern bir darbe algısı ile sahnelenen Yirmi Sekiz Şubat süreci, çok insanı kalbinden etti. Cumhuriyet döneminden bu yana modernleşme ve çağdaşlaşma adı altında, sürekli olarak insanların manevi değerlerine bir saldırı söz konusu idi. Bu durumun ortaya çıkmasında muhakkak ki muhafazakarlık taraftarlığı ile dini uygulamaları eline yüzüne bulaştıranlar, tarikatlar, cemaatler, cumhuriyet öncesi tekke ve zaviyeler, kısaca dini bölük pörçük etme sevdası ile kendine has uygulamaları sahneye koyanların da payı büyük. Yani yanlış din algısı, yanlış bir yaşam algısı koydu ortaya. İlk emrin “İkrâ!" olduğu bir dine mensup olanlar, kutsal kitabımızı başuçlarına süslü kılıflarla asıp, kendi kurallarını yazdılar! Manevi değerlerin sömürüsü, kimilerinin ekmeğine yağ sürdü bu ülkede muhakkak. Tüm bunların sonucunda, dindarlık tehlikeli bir yaşam tarzı algısına büründü. Önlem alınması gereken bir durum şekline girdi ne yazık ki… Ne çok kalp telef oldu kim bilir kendini koltuk sevdasına, ülke sahipliğine kaptıranların parmak uçlarında. Çok şey söylenebilir, çok fazla hüzün konabilir masaya ve söz siyasetin başucunda dönüyorsa, kendi namıma kalemi o kıyıdan çekmek gerekir. O başın ucunu da sonunu da, birçokları gibi, haklıyı haksızı en güzel ayıracak olan Mecra’ya havale ederek kitabın kıyısına gönül izlerimizi bırakalım.
İkna Odalarında Acının İhramını Giyenler
Yirmi Sekiz Şubat’ın kızlarında, en derin yarayı ikna odaları açmıştır şüphesiz. Bin bir türlü emekle geldikleri okullarına, inançlarını temsil eden örtüleri yüzünden alınmamaları ve üstüne üstlük örtülerini çıkarmaları, birbirleri hakkında bilgiler vermeleri namına kurulmuş çilehaneleri; ikna odaları! Tepegöz korkusu, vefa, sınav kâğıtlarına konan tesettürlünün “T"si… Yurdundan ve yuvasından sürülen kızlar, kadınlar… Kendi içlerine hapsolanlar, örtülerinden vazgeçenler, vazgeçmeyip mücadele ile kabri arasında kalanlar, gidenler, gidenler ve gidenler…
Gitmeler en çok kalanı acıtır diye bilirdim ben bu kitaptan evvel. Bir uçak yolculuğunda kalp muhasebesine duran Kıtmir’in, sesinin buğusunda, hüznünün rüzgârında titrerken bulana kadar kendimi, en çok kalanlar acı çeker sanırdım işte ben. Oysa gidenler, dünya yurdunu ahiret yurduna değişenler, ne çok ağlattılar sayfalar boyu beni. Sibel Eraslan yirmi beş yıllık acısını gömmüş sanki sayfalar arasına. Sankisi fazla aslında basbayağı öyle! Bu kitap, sayfalarına gözyaşlarınızın izini bırakacağınız bir kitap.
“Ayrılık fark ediştir, farklar üzerine inşa edilir hayat"(Sayfa-13) diyordu Kıtmir. Kıtmir olmak biraz da terk edemeyiştir aslında. Yüzyıllar boyu uyumaktır kalbini emanet ettiklerinle, uyurken başucunda durduklarını, uyandıklarında emanet aldığın kalpleri ile karşılayabilmektir biraz. Kimsenin adını vermedi ikna odasında Kıtmir, kimseye ihanet etmedi. Ve ben şimdi biliyorum ki, o yedi güzel, isimlerindeki sesli harflerin kayboluşunu, sessizliğin içinde gözyaşlarını örtüleriyle silişlerini hiç unutmadı. Acının ihramını kalplerinden hiç çıkarmadılar, çıkaramadılar…
İkna odalarından çıkan omuzlar, biraz düşük, biraz yorgun ama en çok kırıktı. Düzene kırgınlık, yâre kırgınlık, aileye, eşe dosta… Kırgınlık bir adam boyu yol alıyordu bir kadının içinde. Sessizlik büyüyor, büyüyor, kocaman, canhıraş bir çığlıkla susuyordu yine içlerinde. Susmak ne çok konuşmaktı oysa…
Siz hiç babanızın hayal kırıklığı oldunuz mu mesela? Yârinizin yüzüğünü parmağınızdan çıkarıp “terk" kelimesini, kendinizden uzak kaç cümle içinde kullandınız? İnandığınız, sırf o güzel ayeti başınıza taç ettiğiniz için zulüm gördünüz mü? Bir de yârinin mahvına sebep olmayıp, destek olabilen güzel adamlar vardı. Onlar da nasibini aldı bu zulümden belki, ama kaçmak belli ki akıllarına bile gelmedi. Sibel Eraslan kendisiyle yapılan bir röportajda ikna odalarını şöyle değerlendiriyordu: “Büyük bir hayal kırıklığıydı. Hayal kurmaya izin vermiyordu. 28 Şubat’ın üniversitelerle, sermayeyle, medyayla yakın bir alakası vardı ama ben kendi şahit olduğum alanı, kadınlar dünyasında bıraktığı izleri yazıya taşımak istedim. Bir kadın korkusu olarak gördüm ben o günleri. Başörtülü kızlar düşünülmeyen, hesap edilmeyen kızlardı. Rejimin münasebetsiz bulduğu kadınlar ortaya çıktı. O kadınlar üzerinden insanları cezalandırmak çok daha kolaydı. Odağında kadın vardı ama kadının yanındaki erkekler de nasiplerini aldı."
Keşke diyorum birilerini illaki kendi yolumuzda yürümeye mecbur etmeye çalışmak yerine, kendi yollarına gönderip el sallayabilsek arkalarından. İnsan neden herkesi kendine benzetmek ister ki?
Saçlarından Kalbine Bağlı Kızlar
Sahi, kadınlar unutmak için mi kesiyorlardı saçlarını, Sibel Hanım’ın dediği gibi. Unutmak bir hatırlamayıştan mı ibaretti? Peki, hangisi unutmuştu acaba yaşadıklarını? Fatih’teki kızlar evinde, nazik üslubuyla, zevk sahibi oluşuyla, gece yarılarında Arapça ve İngilizce ajanslardan dinleyip Türkçeye çevirip not aldığı cümle yığınlarıyla Sryy unutmuş mudur sahi, içinden göçüp giden kervanın ruhunu örseleyen parmak izlerini? Kıtmir’in onu en son gördüğü yerde, polislerin kolları arasında örtüsünün arkasında dururken nasıl unutsun tüm bu yaşadıklarını Süreyya?
Mesela Shrysf. Duruşu ve ruhu cümlelerle safi bir nezaket abidesi şekliyle anlatılan Shrysf. Köklerinden sökülüp parmaklıkların arasında, solgun uzanan Seheryusuf. Sahi unutmuş mudur oda kabrinde Rabbinin emriyle uyurken? Kıtmir onu en son bir onkoloji servisinde gördü ve insan artık biliyordu ki, ruhun depremi bedeni de sarsıyordu.
Merakı kalbini aşmış, ruhunu yormuş ve ismi iknacılara tüm ısrarlara rağmen verilmemiş güzellerdendi Mhdvrn’da. Ezber bozan bir usla “kaderiyle barışık bir seyyahtı". Biliyorum ki Mahidevran’da hiç unutmadı. Nasıl unutsundu, Kıtmir’e ne demişti en son: “Üzülme!" Giden üzülüyordu elbet ama cevap ne güzeldi öyle: “Allah, yeryüzünü mescid kılmıştır bizlere. Hem hicrete ilk çıkan ben değilim ki."(Syf-100)
Ruhu dosyalara sığmayan kız: Mcd. Kalbinde aklın kadar cesur muydu sahi Macide? Sorusu bile hata belki de! Sen unuttun mu sahi Macide, nasıl güzel anlatıyordun örtüyü, örtünmeyi, “aslında örtüden çok Nur Suresi’ndeki ayetleri taşımak olduğunu tesettürün…"(Syf-105) Kıtmir senin de ismini dosyaya yazdırmadı Macide abla! Çünkü senin ismin “İnsanlar arasında yazılıdır" ve Kıtmir bilir ki “hiçbir ruh sığmayacaktır hiçbir zalimin kirli dosyasına"(Sayfa-106) Ama sen üzeri yeşil örtülü bir tabutun içine sığdın, kim bilir düğünün nasıl güzel oldu Mcd! Giderken bile örtünü hiç çıkarmadın!
Glstn. Belki de arkadaşların senin o güzel hanımlık ve annelik düsturundan evliliği kalplerinde akladı! Zira kimsenin evlilik kıyısında dolaşmaya vakti yok gibiydi, dünya telaşı herkesin ruhunu bulundukları anda donduruyordu sanki.“Aşk diyordun, işte böyledir, alınganlıktır, hassasiyettir."( Sayfa-113) Ah Gülistan aşka ne çok yakışıyordun! Kıtmir seni en son Ankara adliyesinde görmüştü, anlaşmalı bir boşanmanın eşiğinde, kamusal alan dedikleri şey evliliğinin kalbine kadar girmişti işte! Biliyorum ki sen de hiç unutmadın, o soğuk hastane odalarının, hemşirelerin, doktorların, kamusal düzen ve kılık kıyafet yönetmeliklerini, bir insanın hayatının bile üzerinde görüşünü, hiç unutmadın!
İsmine keder düşen Dry, hüznü sırtlayan, dört kardeşin en büyüğü, hayatın tüm yükünü kalbinde taşıyan Derya… Sen de o güzel unutuşun uykularından birisin ve kim bilir şimdi hangi rüyayı görmektesin? O güzel anaokulunun zil sesi, kulaklarında çınlıyordur şimdi. Uçuk pembe önlüğün ve başında örtün. Hiçbir yönetmelik ve kuralın, kalbinin üzerine çıkmamış bir hayal ülkesinde, rüyalar inşa ediyorsundur kendine, Hilal Anaokulu olmasa da ruhunun gezindiği yer, Hilal Tuhafiyede rızkına vesiledir elbet. Ve biliyorum ki sen de hiç unutmadın, polislerin kolları arasında götürüldüğün o günü, çocukların ağlayışlarını, ana haber bültenlerinde kısa bir araya sıkıştırılan haber malzemesi düşlerini… Hiç unutmadın!
Sonra Blks Skryl, kaşlarının altında duran prenses düğmeleri, derin bir denizde boğulmanın adı olan gözleri… İnsanın kalbinin lisanı kaç hecedir, en iyi o bilirdi belki. En iyi o hatırlardı, unutmadığı onca şeyi! Başında örtüsü yoktu belki ama o yaralı olan her şeye mütemadiyen ilgi duyan, kopuk tüm bağları birbirine ulayan bir ruhtu. Belki de bu yüzden Kıtmir tüm cümlelerini onun ruhunun bir köşesinde kurdu. Viyana’ya yerleştikten sonra ilk mektubunu ona yazdı… Belkıs, onun da adını vermedi Kıtmir iknacılara!
Diline vurduğu mührü, ahirete kadar açmayacak bir ruhun adıydı Kıtmir! Onu anlatmak cümlelere bile sığmıyorken, hesap günü ismini muhakkak işiteceğimi ve şahitliğimi ben de cümleler boyu ikrar edeceğimi biliyorum sadece, biliyor ve şükrediyorum.
Ashab-ı Kehf ekseninde temeli atılan ve yedi güzel uyurlarla Kıtmir’in öyküsüne kulak veren Saklı kitap üzerine, daha sayfalarca söz söylenebilir, içinden bir çok cümle tırnak içine alınabilir. Alınabilir elbette lakin insanın acısı kaç tırnak içine sığar? Kitap boyu temrinlenerek anımsatılan unutmak ve hatırlamak kelimeleri bunca zıtlıkla nasıl yan yana böyle sakin durabilir?
Yirmi Sekiz Şubat birilerinin ruhunda, kalbinde, ömründe derin yaralar açtı. Yarasızlığınız yara alanı anlamanıza asla engel değildir. Hissederek okumanız kâfi cümleleri. Bu kitabın sizi uzağa atan tek yanı kapağı olabilir olsa olsa. Timaş’ın tasarımcısı Ravza Kızıltuğ bu güzelim kitabın arka kapağını ön tarafa koysaydı keşke diyorum. Kocaman puntolarla yazılmış kitap ve yazar ismi, belki de kocaman yaraları olanları anımsatmak için böyle seçildi, kim bilir…
Söylenmiş ve söylenmemiş bunca sözün kıyısında, gözlerinizin nurunu emanet edebilirsiniz bu kitaba, yaşanmışlıklar can acıtsa da; unutmak ömrümüzün kıyısında bir hatırlayıştan başka nedir ki?
Sibel Eraslan/Saklı Kitap/Timaş Yayınları/185 Sayfa
Gülnaz Eliaçık - 13.01.2014

Yazarın biyografisi

Adı:
Sibel Eraslan
Unvan:
Gazeteci, Yazar
Doğum:
İstanbul, 1967
Sibel Eraslan (d. 1967, İstanbul) Türk gazeteci, yazar.rnrn1967’de İstanbul’un Üsküdar ilçesinde doğdu. Üsküdar Kız Lisesi’ni (1985), İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi (1989).rnrnİnsan hakları, kadınların eğitimi, istihdamı ve haklarıyla ilgili inisiyatiflerde görev aldı.rnrnTeklif ve İmza dergilerinde yazdı. Bir dönem Vakit gazetesinde de köşe yazıları yazan yazar, 18 Şubat 2011 tarihinden itibaren Star Gazetesiinde yazmaya başlamıştır. Öyküleri Dergah, Mostar ve Hece dergilerinde yer aldı.

Yazar istatistikleri

  • 121 okur beğendi.
  • 918 okur okudu.
  • 33 okur okuyor.
  • 445 okur okuyacak.
  • 19 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları