Waris Dirie

Waris Dirie

Yazar
8.8/10
127 Kişi
·
324
Okunma
·
23
Beğeni
·
3.456
Gösterim
Adı:
Waris Dirie
Unvan:
Süpermodel / Yazar
Doğum:
Somali, 1965
Süpermodel Waris Dirie 1965 yılında okuma yazma bilmeyen bir Somalili ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Dirie, 6 yaşında ailesinin keçilerine bakmak amacıyla çobanlığa başlamış. Evlendirilmek üzere satılacağını anlayınca da 13 yaşındayken evden kaçmış. Bu, Dirie’nin öyküsünün yalnızca küçük bir bölümü. Şimdi bu öykü bir sinema filmi. “Çöl Çiçeği” adıyla sinemalarda gösterime giren film büyük ilgi görüyor.
Televizyondaki zayıflama programlarını içeren reklamları gördüğümde "Zayıflamak istiyorsanız Afrika'ya gidin!" Diye çığlık çığlığa bağırıyorum.
Tanrının daha doğuştan beni mükemmel bir vücutla yarattığını hissediyorum. Sonra insanlar beni kestiler, gücümü aldılar ve beni sakat bıraktılar. Kadınlığım çalınmıştı. Tanrı bu organlarımı istememiş olsaydı neden yaratmıştı ki?
Ünlü olmak ne demek? Bunu gerçekten bilmiyorum. Tüm bildiğim düşünme tarzımın bir Afrikalı gibi olduğu ve hep böyle kalacağı.
Batıda yaşamanın en büyük getirilerinden biri de barış ve kaç kişinin bu nimetin farkında olduğunu da merak ediyorum.
Ah, sen bir eteksin giyimine düşkün birinin seçeceği, Ah, sen pahalı bir kilim gibisin onlarca paranın ödendiği, Acaba benzerini bulacak mıyım senin? Yalnızca bir kere gördüğüm sevgilim? Bir şemsiye açılıyor, demir gibi güçlüsün; Ah, Nairobi’nin altını gibisin, güzel bir heykel gibi, Doğmuş güneşsin, ilk ışığısın sabahın, Acaba benzerini bulacak mıyım senin? Yalnızca bir kere gördüğüm sevgilim?

“Geleneksel Somali Şiiri” 
"daha önce hiç beyaz bir insan görmemiştim.
Bu, benim beyaz bir insanı gördüğüm ilk andı.
etrafımdaki beyaz insanları inceledim. Bana soğuk ve hastalıklı görünüyorlardı. İngilizce biliyor olsaydım, 'Güneşe ihtiyacınız var,' diyecektim. Bunun geçici bir sorun olduğunu sanmıştım. Her zaman böyle görünmezlerdi ya, değil mi? Bu insanlar uzun süre güneş yüzü görmediklerinden beyazlaşmışlardı herhalde."
Şikayet ettiğim ve dert edindiğim tüm o ufak şeyleri bir kenara bıraktım. Bunların hiçbirinin bir anlamı olmadığını anladım. Önemli olan yaşamın kendisiydi.
Bizim için en büyük ikram -dünyanın başka yerlerindeki insanlar için bu belki de tatil ziyafetidir- babamın eve bir torba pirinçle dönmesiydi.
Bir otobiografik roman ve yine ben :)

Angela`nın Külleri ile Çöl Çiçeği`ni okumağı aynı zamana denk getirmişim. Ne kadar zor olsa da listemden sapmamak adına ikisine de aynı anda devam etmeyi denedim. Benim için çok zor oldu. Önce Angela`nın Külleri`ni okuyordum sonra belli aralık geçerken Çöl Çiçeği`ni alıyordum elime. Frank yemek istiyordu Waris su...

Hangisi daha çok acı çekmiştir acaba? Hep yağmur yağan ülkede, ailesinin dizinin dibinde yaşayan, soğuktan donan, sudan başka karnına hiçbir şey girmeyen Frank mı? Yoksa çölün içinde mesken salan, ailesiyle hem yakın hem kilometrelerce uzak olan, zar zor da olsa yemek bulabilen ( şanslılardı hayvanları vardı ) suya ihiyaç duyan, sıcaktan bunalan, "ataerkil" toplumda yoksayılıp, 12 yaşında 60 yaşlı adama 5 deve karşılığında satılan Waris mi?...

Kendiniz karar verirsiniz...
Hiç keyifle okuyacağınızı sanmıyorum ama yine de keyifli okumalar.
Ne diyeceğimi aslinda pek toparlayamiyorum.Çünkü çok az kitapta bu kadar sarsildim ve sinirlerime hakim olmakta zorlandim.İnsanoğlu hep ben diye baktığı icin dünyaya yanıbaşındaki komsusunun bile derdi olup olmadigini farkedemez.Umarım birgün hep ben demekten kurtulup biz demeyi seçip dünyayı guzellestiririz.
Gerçek hayat hikayelerinden oluşan kitap ve filmleri sevdiğim için direkt yapıştım. Kadın olmanın bu kadar zor olduğu hayatta daha da zor olanlar için daha da üzüldüm. İnsanlar kaderlerini kendi çevirir dediklerini bu olsa gerek. İçim yandi ezildi okurken. Hele de kadın Sünnetleri kısmında kitabı kapadım nefes aldım ve devam ettim. Erkek egemen toplum lara lanet ettim. Kesinlikle harika bir kitap çok beğendim. Bu kitapla bir insanın içi acımıyorsa ondan uzak durmak gerek.....
Afrikada sefaletten kaçan ve sünnet olayını yaşamış,bunu açıkca yazıp dünyanın bazı gerçeklerini ilk ağızdan bilmemiz için yazmış yaZar..Bu kitabı her kadının özellikle okumasını,şükretmesini istiyorum..Cinsiyet ayrımı değil affınıza sığınarak yanlış anlaşılmak istemem ama gerçekten şükretmek ve dünyanın neresinde yaşıyor olursa olsun zor şarttaki insanlara Allah yardım etsin dileyelim ..Çok etkilendim ve alıntı paylaştım kitapta paylaşılcak bölümler çoktu ama ben okumanızı tavsiye ediyorum..Keyifli okumalar
Bir qadinin gücü. Varisin yaşadığı həyatın belke de qat qat daha pisini indi yaşayan və Varis kimi güclü ola bilmeyib oz bəxtinə boyun əyən nə qədər qadınlar var. Əslində içimdən keçən şeylər çoxdu və yaza bilərəm amma burda sonlandırsam yaxşı olacaq bəlkə başqa zaman davam etdim...
Dünyaya kadın olarak gelmek zor değilmiş gibi 'Afrika' gibi bir yerde geldiğinizi düşünsenize bir, empati yapabiliyor musunuz gerçekten ? Çünkü "Waris'ın" hikayesini okurken ah yazık çok üzüldüm demek yetmiyor fazlasıyla yapmacık geliyor kulağa.. 'Waris Dirie' gerçekten savaşçı bir ruha sahip ve onurlu bir kadın en ufacık bir şikayet etmek yerine hayatını çok büyük bir çıkmazdan kurtaran bir kadın o! Ve onun yaşadıklarını başka bir kadın yaşamasın diye onlara kanat germeye çalışan bir 'Ana' kendi tabiriyle.
Daha fazla uzatmak istemiyorum, kitapta bir satır vardı tam hatırlamıyorum.. Kadınların klitorisini kesiyorlar ki evlenebilsin, kesilmeyen kadın temiz değildir.. Ama bu işlem kadına yapılırken, erkek gerçekten bilmiyor ki kadının hayatını söndürüyor çünkü anlamıyor cahil olduğundan.. Bizde onların toplarını keselim anca o zaman anlayabilirler diyor.(erkek haz alırken, kadın almıyor)
Unutmadan kesilen klitoris den sonra, dudakları dikiyorlar ve kadın o halde doğum yaparken ölüyor yada enfeksiyon kapıyor !
Unutulmayacak bir eser.Cinsiyet ayrımcılığının,kadına toplumda asla yer verilmemesinin;çeşitli işkencelerin serüveni.Günlerdir etkisinden kurtulamamakla birlikte başka toplumların bağnazlığına doğru yolculuğa çıkaran bir kitap.
Acıya o kadar aşinayız ki artık gözyaşları değil sözler akıyor. Yaşlılar içten dua ederken onları incelerim ve bir şey fark ettim; onların göz yaşları yoktur, ihtiyarların gözyaşları sözlerinden akar. 21.yy dışı genç içi yaşlı ne çok genci var. O kadar ağladık ve üzüldük ki akıtacak sözler kaldı bi tek.

Bütün kitaplar ya empatinin ya da biyografinin ürünüdür. Kurguları, fantastik olanlar dışında hep hayatın içinden alıntılar, bu yüzdendir kalbe ve ruha kitap en iyi arkadaş.

Kime sorsanız hayatımı yazsam roman olur derler. Roman olmanın önemini bilirler. En cahilinden tutun en bilgilisine herkes okumanın ve yazmanın bir çığlık olduğunu, bende varım, yaşıyorum ve yaşadıklarım bence çok zor, gücümü ayakta duyurmamı sağlayan bir çok şey var diye bir ifade şekli olarak romanı seçer.

Anlatsak roman olur her birimizin hikayesi. Tıpkı parmak izleri gibi eşsiz hikâyelerimiz vardır, romanlaşacak hikayeler. Başlangıçta belki aynıdır bir başkasıyla hikayemiz orda şöyle bir söz duyulur "ama benim böyle bir farkım var, daha fazlasını yaşadım" der ve eşsiz hikayesini romanlastırır insan. Ama ile önceki benzerliği çürütmüş kendini ifadeye başlamıştır bile.

Hikayeler de benzerlikten başlar yaşadıkça değişir. Tıpkı bir anne ve bebeğin arasindaki ilk bağ gibi. Ilk doğduğunda bebeğin topuk izi ve annenin parmak izi aynı olur. Zamanla bebekte erişkin olur ve işler değişir. Artık hayat, Allahtan rahime verilen ve ordan dünyaya sorunsuz gelen canıyla birey olarak yoluna devam eder.

Waris de böyleydi. Annesine çok benziyordu. Zamanla coğrafyasının dayattığı acıları, inançları onu da buldu. Üstelik 3 yaşında bir bebekken. Bakın bebek diyorum kadın değil. Cinsiyet farkındalığı henüz başlamamış bir canlıyken, büyüklerin çokta iyi bildiği cinsiyet farklılığını yaşamaya aday bir bebek.


Çoğu zaman midem bulandı, okuyamadim. Okurken yer değiştirdim durdum. Huzursuz oldum, şükür ettim, yeri geldi ağladım, tüylerim diken diken oldu. Sonra boşluğa daldı gözüm bunlar gerçek hala bunlarla karşılaşan binlerce bebek var, dünya hala bir bebeğin kız oluşuyla sessizliğe gömülüyor diye var olan dehşeti tekrar yaşadım.


Dünyanın her yerinde farklı kültürler vardir ve bu farklar icinde ortak bir nokta kız çocuğu namustur algısıdır. Namus algısı kadından gecer. "Kırmızı Pazartesi" Gabriel Garcia Güney Amerika'nın kasabalarının birinde gecen namus cinayetini anlatırken, bir sözcükler dizi kurar "...bir sessizlik oldu, kız çocuğu doğdu sanki." Türkiye'den tutun Amerkaya böyle bir tabiri kadın yazısında ortak dile getirebiliyorsunuz. Dünyanın en eski tarihlerinden tutun günümüze her zaman kadın hakları ile ilgili tartışmalar ve çareler aranmıştır. Kıymetli ve çok zor bir şeydir kadın olmak. Toplum onu korumak istemiş ama neden. Hep erkeğe verilen kıymetin ürünü bu paravan değerler.

Islamiyet öncesi kız çocuklarının diri diri gömülmesi geliyor aklıma. Bu düzeni değiştiren dinime şükür ediyorum. Şükür ederken aklıma her şeyini kızına danışan Peygamber (s.v.s) geliyor. Kızı Fatma (a.s) odaya girdiğinde ayağa kalkan bir Peygamber (s.v.s). Sonra erkek çocuk düşkünlükleri geliyor aklıma; Allah en sevdiği Peygamberimizin (s.v.s) soyunu kızından sürdürmüş. Tüm erkek çocukları ayaklanmadan göçüp gitti dünyadan. Apaçık kıymet verdi dinimiz. Kur'an-ı Kerim okunup anlaşılsa gerçek manasıyla yeryüzünde en kiymetli varlığa kadın dediğinin açık delilleri ile doludur. Cenneti o vaad edilen sonsuz güzelliği annelerin ayaklarına serecek kadar bir kıymet. Ve her uyarı ve korunma ayeti duygusallıktan, kırgınlıktan dolayı geldi. Kadın narindi ve onu ondan güçlü olan erkek korumalıydı. Böyle şükürlerin kaynağından bahsetmeden gecmek istemedim.

Diğer yandan kültürlerin kızları sakınma ve koruma şekilleri farklıdır. Burda şunu diye biliriz;

"Cografya kaderdir."

Ibni Haldun

Coğrafya kaderdir. Türkiye'de töre adına bir takım şeyler olur. Töre diyince akla kadın gelir, oysa töre toplum kurallarının yazısız sosyal hali olarak gecer. Kadın=Töre tabiri nerden çıktı. Tabi ki namus sadece kadındır algısından. Biz böyle kaderleri yasarken, yeryüzünde farklı adetlerle yine kadın olmaya dayatılan ağır bedeller var.

Afrikada halen sürdürülen, hatta göç ettikleri batıda bile bu adetleri sürdüren insanlar var. "Kadın sünneti" Waris bunu büyük bir cesaretle dünyaya duyurdu. Hala bunun olmaması için savaş veriyor. Çeşitli çalışmaları var.

Waris: Çöl çiçeği demek. Çölün ortasından acılarıyla yeşeren bir çiçek. Adının anlamı ile özdeşleşen kaderini antacak en guzel isme sahip olan Waris; adının anlamını kitaba veriyor. Güzelliği ile tüm dünyanın ilgisini ceken bir guzellik. Bir manken. Güçlü bir kadın, her şeye rağmen topraklarına bağlı ve sevgisini her fırsatta dile getiren bir vefa.

Waris'e ne oldu?

Waris 3 yaşındayken çöl ortasında sünnet edildi. Kadınlığı alındı. Allah onu kusursuz yaratmışken, yaratılan kul onda hata aradi ve onu sakat bıraktı. Bu olay esnasında binlerce kiz ölüyor. Sağ kalanlar ise çeşitli sağlık sorunları yaşıyorlar.

Waris 12 yaşına gelince babası tarafından yaşlı bir adamin 4.cü karısı olarak 5 deve karşılığı satılıyor. Burda başına gelen korkunç olaya dur diyemeyen o küçük kız artık dur deyip, kaçıyor. Yazgısında büyük işler vardı çölü aşıp Amerikaya gelene kadar bir cok olay yaşıyor. En sonunda dünyanın merkezi olan bu yerde güzelliği ile keşfediliyor ve bu keşif ona coğrafyasındaki sessizlik sembolü kızların çığlığı olma imkanı veriyor.

Tüm dünyaya ben sünnet edildim deyip, ilgiliyi coğrafyaya çekiyor. Ve artık cesur bir ses dimdik durup Tanrı'nın kusursuz yarattığında kusur aramayın diyor.


Gercek bir hüznün hikayesi bu. Otobiyografik eserler okurken insan tuhaf oluyor. Kurgu yok ve direk gercekle başbaşasın üstelik bunu yaşayanın sözleri ile. Acaba yazarken nasıl ruhlara büründü? Şüphesiz can acıtıcı her sözü dışa akmasada içe akan yaşlarla dökmüştür.

Farkındalıklar adına okunmalı! Okumak istemeyenler için filmide var izlenebilir. Rahatsız edicide olsa dünyadan gelen seslere kulak vermeliyiz. Bizi duymalarını isterken biz sağır olmaya kalkışmayalım.


Keyifli okumalar!
Muthis bir kitap mi okumak istiyorsunuz?
Gercek bir yasam oykusu mu duymak istiyorsunuz?
Azmin mucadelenin ve acinin zaferini iliklerinizde hissetmek mi istiyorsunuz?
Afrika'daki yasamlara ilgi mi duyuyorsunuz?
Bir yukselse heycanla ortak mi olmak istiyorsunuz?
Hic bilmediginiz belkide daha once duymadiginiz kadin sunneti gercegini mi ogrenmek istiyorsunuz?
O zaman bu kitabi okuyun...
Hangisi daha çok acı çekmiştir acaba? Hep yağmur yağan ülkede, ailesinin dizinin dibinde yaşayan, soğuktan donan, sudan başka karnına hiçbir şey girmeyen Frank mı? Yoksa çölün içinde mesken salan, ailesiyle hem yakın hem kilometrelerce uzak olan, zar zor da olsa yemek bulabilen (şanslılardı hayvanları vardı) suya ihiyaç duyan, sıcaktan bunalan, "ataerkil" toplumda yoksayılıp, 13 yaşında ve 60 yaşındaki yaşlı adama 5 deve karşılığında satılan Waris mi?

Dünyaya kadın olarak gelmek zor değilmiş gibi 'Afrika' gibi bir yerde geldiğinizi düşünsenize bir, empati yapabiliyor musunuz gerçekten ? Çünkü "Waris'ın" hikayesini okurken ah yazık çok üzüldüm demek yetmiyor fazlasıyla yapmacık geliyor kulağa.. 'Waris Dirie' gerçekten savaşçı bir ruha sahip ve onurlu bir kadın en ufacık bir şikayet etmek yerine hayatını çok büyük bir çıkmazdan kurtaran bir kadın o! Ve onun yaşadıklarını başka bir kadın yaşamasın diye onlara kanat germeye çalışan bir 'Ana' kendi tabiriyle.
Anlatsak roman olur her birimizin hikayesi. Tıpkı parmak izleri gibi eşsiz hikâyelerimiz vardır, romanlaşacak hikayeler. Başlangıçta belki aynıdır bir başkasıyla hikayemiz orda şöyle bir söz duyulur "ama benim böyle bir farkım var, daha fazlasını yaşadım" der ve eşsiz hikayesini romanlastırır insan. Ama ile önceki benzerliği çürütmüş kendini ifadeye başlamıştır bile.
Çoğu zaman okuyamadim. Okurken yer değiştirdim durdum. Huzursuz oldum, şükür ettim, yeri geldi ağladım, tüylerim diken diken oldu. Sonra boşluğa daldı gözüm bunlar gerçek hala bunlarla karşılaşan binlerce bebek var, dünya hala bir bebeğin kız oluşuyla sessizliğe gömülüyor diye var olan dehşeti tekrar yaşadım.
Gercek bir hüznün hikayesi bu. Otobiyografik eserler okurken insan tuhaf oluyor. Kurgu yok ve direk gercekle başbaşasın üstelik bunu yaşayanın sözleri ile. Acaba yazarken nasıl ruhlara büründü? Şüphesiz can acıtıcı her sözü dışa akmasada içe akan yaşlarla dökmüştür.

Yazarın biyografisi

Adı:
Waris Dirie
Unvan:
Süpermodel / Yazar
Doğum:
Somali, 1965
Süpermodel Waris Dirie 1965 yılında okuma yazma bilmeyen bir Somalili ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Dirie, 6 yaşında ailesinin keçilerine bakmak amacıyla çobanlığa başlamış. Evlendirilmek üzere satılacağını anlayınca da 13 yaşındayken evden kaçmış. Bu, Dirie’nin öyküsünün yalnızca küçük bir bölümü. Şimdi bu öykü bir sinema filmi. “Çöl Çiçeği” adıyla sinemalarda gösterime giren film büyük ilgi görüyor.

Yazar istatistikleri

  • 23 okur beğendi.
  • 324 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 257 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları