Derya Öztürk

Derya Öztürk

DerleyenÇevirmen
8.2/10
3.294 Kişi
·
9.565
Okunma
·
2
Beğeni
·
565
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
96 syf.
·3 günde·10/10
Kitabı elime alıyor ve Palto’dan ne çıkacak düşüncesi ile başlıyorum okumaya.

Karşılaştığım hikâye kahramanının sıradanlığı, hiç beklemediğim bir şekilde beni öykünün içine çekiyor. Kitap, güçlü ve bi o kadarda edebi bir anlatıma sahip. Ana karakterin ve karakterlerin ruh halleri, düşünceleri ve hissiyatları zihnimin ekranında çok net bir vaziyette vuku buluyor hal böyleyken kahramanımız Akakiy, o kadar sıradan bir karakter ki gerçekliğinden ve gerçekten yaşamış bir adam olduğundan şüphe bile etmiyorum. Devlet dairesinde dokuzuncu dereceden memur olarak çalışan kahramanımızın tek yaptığı (ama yaptığı işin en iyisi olarak) verilen evrakları her gün başka bir iş yapmaksızın kopyalamak, temize çekmek. Yoksa tek yapabildiği mi demeliydim? Öyle ki üst amirinin, bir üst makam ve farklı bir görev vermesiyle bu görevi yapamadığı için huzuru kaçan ve makamı reddeden sıradan bir karakterden bahsediyorum!

En nihayetinde palto ile karşılaşıyorum; yırtık pırtık, muhtelif yerlerinde yamaların ve yıllardır kullanılmış olması nedeniyle yakasının yok denecek kadar kaybolduğu bir palto. Huzur kaçıran bir palto; sahibinin, makamların ve okuyucunun. İşte bu noktada huzurumuzun kaçmasına neden olan yazarın hiciv sanatına tanıklık ediyorum. Üslubun yalın gerçekçiliğinin yanında eseri, benim nezdimde önemli kılan en önemli özelliği ise yazarın alaycı ve eleştirel bir dil kullanmasıdır. Tüm bunların dışında yazar tarafından aydınlatılan bir diğer bölümü; insanların içindeki kötü yanın vurgulanması ve insanı insan yapan değerlerinden, özelliklerinden uzaklaşmaları oluşturuyor. Bu uzaklaşma insanların olağandışını, olağan olarak kabul etmeye meyletmesiyle meydana geldiğini düşünüyorum. Bu durumu, Antagonist yani Karşıt Kişi’nin farkında olamamaktan ileri geldiğini kitaptan bir örnekle açıklamak isterim: Devlet dairesinde ki bir memurun Akakiy’i alaya alıp aşağılaması durumunu, bir başka gün bir üst amirin aynı muameleyi memura göstermesiyle, memurun amirine karşı söylenmesi veya küfretmesi olayında aslında o amir, Antagonist oluyor. Bir başka deyişle memur, Akakiy’i alaya alıp hor görürken aslında kendini alaya alıp hor gördüğü gerçeğinin farkında olamamasıdır. Bir değer ifadeyle durumu empati yoksunluğu şeklinde de özetleyebiliriz. Gogol bu yoksunluğu acıma duygusu ile resmeder. (Acıma duygusuna Dostoyevki’nin eserlerinde de sık sık rastlarız. (Ne de olsa Palto’dan çıkan en büyük olgudur Dostoyevski.)) Hal böyleyken Akakiy’in “bırakın beni neden bana bu kadar eziyet ediyorsunuz “şeklindeki acı haykırışları dairede henüz olağandışını, olağan olarak kabul etmeye meyletmemiş bir memuru derinden etkilemesi ve bu davranışlarına son vermesiyle insanlığın acımasız yanı bir kez daha resmedilmiş olur. Bu memurun acıma duygusu en çarpıcı haliyle şu satırlarla karşımıza çıkıyor. “Hayatı boyunca bu sahne gözünün önüne geldikçe, genç adam elleriyle yüzünü kapatıp insan denilen varlığın ne kadar acımasız olabildiği; ince, kültürlü, terbiyeli kişilerde (Tanrım!), hatta toplum tarafından asil ve şerefli insanlar olarak kabul görmüş kişilerde bile ne kadar gaddarca bir yan olabildiği gerçeğini gördükçe derinden sarsıldı.”

Yazımın başında hep kitabın gerçekliğinden dem vurdum. Ne var ki hikâye ayaklarını, bu gerçeklik üzerine kursa da hikâyenin sonu ironik bir şekilde fantastik bir öğe ile son bulur. Tabi ki bu fantastik öğenin kullanılmasında da Gogol’un usta zekasının bir oyunu yatmaktadır. Yani şu durumda çözümü olmayan bir vaziyetin ya da sorunun fantastik bir sona dayandırılması karamsarlığı, adaletsizliği ve güvensizliği yansıtmak içindir.
96 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
"Hepimiz Gogol'ün paltosundan çıktık." Sözüyle başlayan bir serüven oldu Gogol benim için. Tabiri caizse gerçekten " Yaşamın bayağılıklarının usta bir ressamı"
Palto da bu yaşamın bayağılıklarının trajik olan yanlarını ele almış.

Akakiy Akakiyeviç, hor görülen, kişiliği ayaklar altına alınan silik bir karakter.
-Kürk Mantolu Madonna'nın Raif Bey'i ile benzer özellikleri var.-
Yaşamın içinden, insanın düşüncelerinin arasına sızıyor Gogol'un yazdıkları. Ciddi anlamda edebiyatta çığır açıcı...

Yüksek kısıma hitap eden edebiyattan, halk arasına kayan bir yazın tarzı öncüsü.
Silik, bastırılmış, susturulmuş karakterlerin, yüksek mevkii ve dominant insanların altında kalması. Bütün bunlara ithaf edilen güzel bir eser.

İnce bir kitap olmasına rağmen bilgi ağırlığı mevcut.

"Yüzeysel okuyucu bu hikâyede, maskaranın tekiyle ağır şekilde dalga geçildiğini düşünecektir; ağırbaşlı okuyucularsa, Gogol'un esas niyetinin Rus bürokrasisinin dehşet vericiliğini ifşa etmek olduğuna kesin gözüyle bakacaklardır."
"İlerici Rus eleştirmenleri bu karakterde mazlumların imgesini algıladılar ve hikayenin tümünü bir toplumsal protesto olarak değerlendirdiler. Ama hikâyede bundan çok fazlası vardır." -kitaptan alıntı-
Giriş bölümlerinde bu cümlelerin verilmesi, okumaya başlayacak olan kişinin ne ile karşılaşacağının habercisi gibi. Bu şekilde bir ön bölüm yazılmasını çok sevdim. Tabi, asıl hikayeye geçmek için de sabırsızlandım...

Gogol insanı biyerden alıp başka yere savuran​ bir yazardır. Yapılan yakıştırmaları​n hakkını veren bir "lafazan." Rastgele başlayan bir cümleyi, hiç beklemeyeceğimiz şekilde noktalayabilir.

"Palto'nun çok farklı iki edebi ekolün birlikte ama bambaşka nedenlerle önemsediği bir kitap olduğuna dikkat çekmek gerekir. Gogol'un bugün öykü türünün en önemli öncü yazarlarından sayılmasının nedeni de budur. Öykünün ilerde çok farklı biçim ve üsluplarla yazılacağının, büyük bir çeşitlilik göstereceğinin bir habercisi gibidir."

Kitabın son satırlarına yaklaşırken içimi bir bir hüzün kapladı.

Obuklov Köprüsü'nde Akakiy'in arkasından​ bakakaldım...

Sizin de Akakiy Akakiyeviç ile tanışmışlığınız yoksa, onunla bir tanışın derim.
72 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Bir küçük adam hikayesi Palto...
Küçük insanların küçük hikayesi...

Olay Rusya'da geçiyor.Başkahramanımız babasıyla aynı adı taşıyan Akakiy Akakiyeviç.Bir apartmanda tek başına yaşıyor.Bir devlet dairesinde 9. dereceden bir memur.Mesleğine tutkuyla bağlı.Yaptığı iş ise kendisine verilen evrakları temize geçirmek.

Akakiy dürüst.Kendisine daha basit ikinci bir iş verildiğinde, bu işi yapmakta zorlandığını, yapamayacağını söyleyebilecek kadar dürüst.Ama zaten küçük insanların hırsı olmaz, gösterişi de olmaz, saf katıksızdır küçük insan, tek derdi kendi kendine yetebilmektir...

Peki neden yaşıyor ki bu küçük insan, hayatta değer verdiği nesi var, niçin yaşıyor, niçin nefes alıyor...?
Dediğim gibi sadece işini yapmak istiyor Akakiy.İnsanlar onunla uğraşmasın istiyor, kendi haline bırakılmak istiyor, insanları dış görünüşleriyle yargılamıyor.Ama arkadaşları onu rahat bırakmıyor, sıkıcı buluyor kah onunla dalga geçip kalemini ittirerek işini yapmasına engel oluyor kah yamalı eskimiş paltosuna gülüyor...
Peki o ne yapıyor tüm bunlara karşılık....Sadece tek bir cümle...tek bir cümleyle yetiniyor:

"Beni rahat bırakın, niçin bana böyle eziyet ediyorsunuz...?!

Ama büyük insanlar onu anlamıyor.Çünkü hırs gözlerini bürümüş, kötülük yüreklerine işlemiş, çünkü büyük insanların kalpleri onu anlayamayacak kadar küçük...

Akakiy kışın geldiğini kollarının ve sırtının üşüdüğünü fark ettiğinde anlayacak kadar ilgisiz.Kendisine birikmiş parasıyla yeni bir palto alıyor.Ve paltosu onun her şeyi oluyor.Çünkü tüm parasını paltoya harcıyor.Ona özenle itinayla bakıyor.Arkadaşları ise paltosunu görünce üstüne üşüşüyor.Büyük insanlar, birden küçülüyor...
Sonra hiç beklenmedik bir şey oluyor çalınıyor palto.Akakiy için evlat acısına eşdeğer bir acı oluyor bu.Bir sürü yere başvuruyor gezmedik yer bırakmıyor.En sonunda bir yetkiliye yollanıyor. By önemli şahıs.Akakiy durumu anlatıyor ona paltosunun bulunmasını istiyor.Gözlerindeki çaresizliği görmesini istiyor...Ama önemli şahıs ona bağrıyor otoritesi gereği ve onu azarlıyor hiç kimsenin azarlamadığı kadar.Kendinden geçiyor Akakiy bayılıyor.Hummalı bir ateş geçiriyor.Ve çok geçmeden de öleceğini öğreniyor. Sonra ölüyor.Evet bu kadar basit bir şekilde.Çünkü küçük insan o... tek başına, parası yok, kendini pohpohlamıyor, kimseye kötü davranmıyor, çünkü o küçük...hayatı küçük... ama yüreği sığmıyor büyük insanların hayatına...

Ölüyor...

Ama bu kadar çabuk kurtulamıyorlar ondan.Yerine hortlak bir Akakiy çıkıyor.Diyorlar ki kış gecelerinde bir hayalet insanların paltosunu onlardan çekip alıyor.Ve bu hayalet Akakiy' den başkası değil.Tez zamanda her yere dağılıyor bu haber.Hayalet Akakiy' den herkes korkar oluyor.Ve en sonunda önemli şahsı yakalıyor Akakiy ve ne gariptir ki onun paltosunu aldıktan sonra ortalıktan kayboluyor.

Çünkü önemli şahsın paltosu ona tam geliyor...
Böylelikle hayaleti de yok oluyor Akakiy' in....

Gayet güzel, kısa ve etkileyici bir kitap.Herkesin kendine göre yeniden anlamlandırabileceği birçok bakış açısı barındırıyor.Ben severek ve zevk alarak okudum.Bu kadar uzun olduğu için affınıza sığınıyorum.Özürlerimi sunuyorum.:)Herkesin okuması ve bu güzel kitapta kendinden birşeyler bulabilmesi dileğimle...
Şimdiden herkese iyi okumalar.:)
72 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
...
Rus Edebiyatına 'Palto'suz Girilmez!

Bir paltodan ne çıkar? Eğer bu palto Gogol' a aitse, ondan bolca ilham ve koca bir edebiyat disiplini çıkar. Dostoyevski'nin "Hepimiz Gogol'un paltosundan çıktık" söz boşuna değildir yani. Zaten ben de bu sözü işittiğimde Palto'yu okunması gerekenler listesinin başına almıştım.

Palto, küçük hacimli bir kitap. Ancak ironisi ve farklı kurgusuyla hayli büyük. Garibim Akakiy Akakiyeviç'in başından geçenleri okurken onlarca duyguyu aynı anda yaşayabilmenin şaşkınlığını yaşıyorsunuz. Bu gariban, tuhaf ve kırılgan karakterin elinden tutup yürümeye başladığınızda; dönemin dünyasına ve insanlarına hayretle ve kızgınlıkla bakmaktan kendinizi alamıyorsunuz. İşte kitabın kalitesi de bu başarısında yatıyor.

Gogol'un Palto'da ele aldığı konular, konuları ele alış şekli ve kullandığı imgeler kendinden sonraki pek çok esere ilham olmuştur. Komünist-bürokratik sistem, farklı derecedeki memurlar arasındaki uçurum, insanların yüzeyselliği ve kaynayan semaver... Bütün bunlar Rus edebiyatındaki gerçekçilik akımının ana sütunlarını oluşturuyor. Romandaki fantastik öğeler ise işin tatlı kısmı.

Bir çırpıda okuyabileceğiniz, hakkında yazılmış pek çok yazı sayesinde edebiyat kültürünüzü arttırabileceğiniz Palto, mutlaka okunması gerekenler arasındadır.
...

Diyerek tanıtmış Mustafa Yıldız Palto'yu..

Kitap hakkında inceleme yazmaya çalışırken, kendi kendime 'Neden bu kitabı okumana sebep olan yazıyı yazmıyorsun?' diye sordum ve yazdıklarımı silip, beni Palto ile tanıştıran yazıyı ekledim buraya. Biliyorum, kendi incelememi yazmam gerekirdi. Ama kendimi bu kitabı anlatacak kadar yeterli görmedim..
Kesinlikle herkesin okuması gereken bir kitap. Özellikle anlatım tarzı ve kullanılan imgeler, eğer yazma yolundaysanız size çok şey katar.

Rus edebiyatına Palto'suz girilmezmiş..
Ben Palto'mu geçirdim sırtıma. Gogol ile Rus edebiyatında ara ara dolanabilirim artık.
Havalar soğuk. Geç kalmayın, sizde Palto'nuzu alın.

E o zaman keyifli ve sıcacık okumalar..
72 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Hırsların, korkuların ve kendinden yüksek mevkideki insanlar karşısında içine düşülen bocalamalar, kendilerini önemsizleştirerek direnmelerini ve sosyal yaşamın "bayağı"lığının büyük eleştirisidir Palto. Akakiy Akakiyeviç, başlarından geçenlerle ve iç dünyasında neler olup bittiğiyle ilgilenmeyen, insanlara karşı mesafeli yaklaşan, ev ile iş arası yaşamını geçiren sıradan memurlardan biridir. Güç delisi Rus toplumunda özümsenmeyen, ilgi çekmeyen, iç dünyasına kapanık bir karakterdir Aynı zamanda. Sınıf ayrımında ve toplumsal rejimde trajik olanı göstermiştir Gogol. Ve bu eseri Edebiyatta insancıl ve gerçekçi bir hikâyenin başlangıcı olarak kabul görmüş; Ardından Rus edebiyatında ve farklı coğrafyalardan öykücüler için örnek teşkil etmiştir.
Kısaca özetleyecek olursak, Gogol, Akakiyeviç üzerinde mazlumların imgesini algılamak, "Büyük İnsan"ı ve Toplumsal hiyerarşi'yi eleştirmek istemiştir. Nabokov ve Belinski'nin kitap üzerindeki olumlu-olumsuz eleştirileri de okunmaya değer, hatta bu bölümleri okuduğunuz zaman kitabı daha iyi kavradığınızı anlayacaksınız.
72 syf.
Dostoyevski 'nin Rus Edebiyatını kastederek " Hepimiz Gogol 'un Palto 'sundan çıktık. " demesi bu kitap için az bile söylenmiş. Yaşadığımız dünyanın bütün gerçekliğini 50 sayfada özetleyen bir insanlık tarihi özeti adeta.

Kitap hakkında birçok şey yazılmış ama benim en dikkatimi çeken yer; basit bir paltonun yokluğu yüzünden ölen yoksul memur Akakiy 'in, hayaletinin geri dönüp mühim adamın! yakasına yapıştığı sahneydi. Öyle ki bu mühim adamın yüzü korkusundan kireç gibi olur ve sıcak evine zar zor yetişir. Paltosunun her zaman haşerat olarak gördüğü yoksul bir memurun, hem de hayaleti tarafından gasp edildiğinden kimselere bahsedemez.

Mühim adamlar size de tanıdık geliyor öyle değil mi?

Eminim tanıdık gelecektir. Çünkü bu yönleriyle Ruslar bize çok benzeyen bir millet. Mesela bizim dilimizde başka dillerde pek rastlanmayan bir tanım vardır; '' Devlet Büyüğü! '' Halka hizmet için seçilmiş olanlara, ta en başından tam bir teslimiyetle '' BÜYÜKLÜK '' veririz. İçinden çıktığı toplumun başını, canı sıkıldığında tepki alma korkusu hatta en küçük bir vicdan azabı dahi duymadan rahatça ezebilsin diye verilmiş bir büyüklük... Devlete kutsiyet atfederiz. Kendilerini devlet sanan, gittiği zaman ardından devletin yıkılacağını dillendiren hastalıklı ruhlar bu kutsiyetle her yaptığını mübah gösterebilsin diye verdiğimiz bir kutsiyet ve büyüklük...

Mühim adamlar devletin gücünü kendi çıkarları için kullanan adamlardır. Askerdir, doktordur, hakimdir, savcıdır, tapu memurudur, kaymakamdır, validir, belediye başkanıdır, vekildir, hatta başbakan veya cumhurbaşkanıdır. Mühim adam oluşları karakterlerinden, emeklerinden, halka hizmetlerinden değil; makamdan, mevkiden, devletten gelmektedir. Yani yine onları mühim yapan, boyunduruk altına aldıkları halktır aslında.

Kim bu halk peki? Aslında masasındaki bilgisayarda oyun oynayıp, kendisine çok meşgulmüş süsü veren memuru, hastahanede saatlerce acılar içinde bekleyen Hasan amcadır halk. Mühim bir adam! olan patronun ihmalleri yüzünden çöken ve 300 arkadaşının canını kaybettiği madenden, yaralı halde kurtulan ve belki sedye kirlenir korkusuyla '' çizmelerimi çıkarayım mı? '' diyen madenci Murat Yalçın 'dır halk. Yıllarca devleti için çalışıp, emekliliğinde rahat etme hayallerini sırf emeklilik maaşı yetmediği için bir kenara atan ve bulduğu basit işlerde çalışan emekli Mehmet öğretmendir halk. Gözünden sakındığı evladını, devletin bütün imkanlarına rağmen bir türlü bitiremediği ve kime hizmet ettiği belli olmayan teröre kurban veren Ayşe teyzedir halk. Ezcümle; halk benim, halk sensin, halk biziz!

Peki onların aşağı olarak gördüğü halk bunları yaparken, '' Mühim adam '' ne yapar? Kimdir? Nasıl görür kendini?

Mühim adamlar en başta dokunulmazlardır. Eleştirilemezler. Yargılanamazlar. Hele bir eleştirmeye kalkışın, bakın neler geliyor başınıza. Söyledikleri hep doğru; yapıp ettikleri de hep yerindedir. Hiç yanılmazlar. Her şeyi onlar bilir. Tabi ki onlar bilecek! Aptal, değersiz, hedefsiz, gayesiz bir yığın olan halk mı bilecekti neyin nasıl yapılacağını... Onlar bilmeyecek de siz mi bileceksiniz?

Mühim adamların da kendi aralarında, üstünlük dereceleri vardır. En üstün olan, kendisini devletin sahibi olarak görür. Onun için Devlet; üzerinde her türlü hakkının ve hakimiyet hakkının olduğu, isterse satabileceği, isterse yakabileceği, isterse iradesine ipotek koyabileceği tapulu malıdır. Her dediği doğrudur, her işlediği sevaptır, o dediyse bir bildiği vardır elbet. Her suçu işleme imtiyazı vardır. İşlediği suçlar sorgulanmasın ister. Vatandaşının evini de yıkar yakar, işkence de yapar, ortadan kaybeder, hatta isterse canını bile alabilir ... O soruşturulamaz, yargılanamaz. Hukukun üstünlüğü, onun üstünlüğü yanında hiç kalır. O hukuka bağlı kalmayacak, hukuk ona bağımlı olacaktır. Mühür ondadır, dolayısıyla Süleyman da odur. Kısaca O ne derse hukuk da odur!

Her gelene biçtiğimiz mühim adamlık rolü, başlarda öyle olmasa bile eninde sonunda ona ''büyüklük'' bahşeden zehirli devlet gücünün sarhoşluğu ile onu mutlak bir yozlaşmaya mahkum edecek

Mühim ve değerli arasındaki farkı anlamadığımız müddetçe de, değişen tek şey sefalet içinde akan yıllarımız olacak sadece. Hükümetler, Başbakanlar hatta çağlar değişse bile halk olan bizler zihniyetimizi değiştirmediğimiz sürece değişen sadece o mühim adamların isimleri olacak. İhmaller yüzünden madende ölen, asker ocağından tabutla dönen, ay sonunu çalışmaktan iki büklüm olduğu halde bir türlü getiremeyen hep biz olacağız.



Yine de unutmamak lazımdır ki, dünyanın her yerindeki Kalinin köprülerinde Paltosuzlar dolaşır.

Paltosuz bırakanlar gün gelir paltolarından olur.!
142 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Virginia Woolf ile tanışma eserim. Uzun süredir merak ettiğim ancak bir türlü okuyamadığım bu eşsiz eser hakkında bir şeyler karalamasam kendimi kötü hissederdim. Okumaya yeni başlamışken bile bu kitabı tekrar ve tekrar okumalıyım diyordum her sayfayı çevirdiğimde. Mesela Shakespeare, Jane Austen, Emily Bronte okuduktan sonra.. Özellikle Jane Austen'i bir an önce okumak istiyorum. Bir hayli merak uyandırdı ben de.
Virginia Woolf bir kadın olarak, yüzyıllardır kadınların maruz kaldığı aşağılanmalara, çocuk gelinliğe, kocasının malı olarak görülmesine öyle gerçekçi ve keskin bir bakış açısı sunmuş ki; İşte bu! Birileri bunlardan bahsetmeli, avaz avaz haykırmalı tüm dünyaya diyorsunuz. Biz Kadınlar, bir bireyiz! Bizler ev işleri, çocuk ve temizlik işlerinden ibaret değiliz! Her şeyiz biz! Her şeyi yapabilecek güçteyiz! Ve dahası geleceğiz biz! Gelecek bizim yetiştirdiğimiz çocuklarda saklı! Yüzyıllarca sustuk, olmak istemediğimiz kalıplara sokulduk, ataerkil aile yapısı altında ezildik, içimizdeki öğrenme hırsına merak duygusuna ve daha bir çok güzel hisse sırt çevirdik, görmezden gelmek zorunda kaldık, sustuk, susturulduk. Ancak artık susmayacağız Virginia Woolf şöyle sesleniyor biz kadınlara: 'Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!..'
Virginia Woolf oturdu sanki karşıma ve başladı anlatmaya, bir abla gibi tavsiyeler verdi bana. Potansiyelimizi, gücümüzü hatırlattı. İlaç gibi geldi. Bu kitap sıcacık, bir aile gibi hissettirdi. Kitaplığımın en güzel köşesine koyacağım. Mutlaka kadın, erkek herkesin okuması gereken bir kitap bu. Umarım genç, yaşlı bir çok kadına ilham olur. Bir de Shakespeare'ın sevgili kız kardeşi, benim içimde yaşıyorsun artık ve eminim ki senin hikayeni bilen her insan yaşatıyor seni kalbinin en güzel köşesinde. Çünkü, büyük şairler ölmez!
64 syf.
·7/10
Kitapta üç öykü bulunmakta,Bir Delinin Hatıra Defteri, Palto ve Burun.Yazar hakkında söyleyebileceğim şeylerden birisi şu ki anlatımıyla okuyucuyu adeta Petersburg sokaklarında gezdirebilir.Betimlemeleri çok kuvvetli.
Bilmediğin bir yere gidersin de çok iyi bildiğin birinin yanına; etrafına bakarken o konuşur, sen bir yandan dinlersin, bir yandan gözün takılır bir yerlere.Gogol ile Petersbug sokaklarında gezmek de öyledir, yolda gördüğü bir adamı anlatırken sana, bir yandan vitrinleri incelersin, bir kadının şapkası ilişir az ileride gözüne, elini annesinin kurtararak kendini özgürlüğe hapsetmiş bir çocuğun kalabalıkta kayboluşunu takip edersin ister istemez.Rusların ve Dünya Edebiyatının'da dediği gibi,ondan sonraki her yazar Gogol'un PALTO'sunun altından çıkmıştır.

Kitaba gelecek olursak güzel ve espirili bir kitap. Gogol çocukluğu ve yaşantısının bilinçaltına işlediğini anlayabiliyoruz.Bir oturuşta bitebilecek olan kitap eğlenceli olduğu kadar, aynı zamanda da bulunduğu dönemin koşullarını eleştiren, hicivli yapıda olan bir eserdir. Kitapta bulunan öykülerde Rus bürokrasisinin işleyişini, Rus toplumunun genel yapısını görebilirsiniz. Akıcı ve sade bir dil kullanılmış.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 9.565 okur okudu.
  • 108 okur okuyor.
  • 3.505 okur okuyacak.
  • 25 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları