1000Kitap Logosu
Halldor Laxness
Halldor Laxness
Halldor Laxness

Halldor Laxness

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.2
144 Kişi
334
Okunma
28
Beğeni
1.584
Gösterim
Tam adı
Halldór Kiljan Gudjonsson
Unvan
İzlandalı, Nobel Ödüllü Yazar
Doğum
23 Nisan 1902
Ölüm
8 Şubat 1998
Yaşamı
(Doğum 23 Nisan 1902 - Ölüm. 8 Şubat 1998) HALLDÓR KILJAN LAXNESS 23 Nisan 1902’de Reykjavik civarındaki bir kasabada doğdu. Gerçek adı Halldór Gudjonsson’dur. Yazmaya olan tutkusu daha çocukluk yıllarında, çiftliklerinde ailesinden geleneksel halk masallarını ve eski destanları dinleyerek gelişti. İlk makalesi on dört yaşındayken bir ulusal gazetede yayımlandı. İlk romanı Barn náttúrunnar: astarsaga’yı (Doğanın Çocuğu: Bir Romans) on yedi yaşında yazdı. İlahiyat ve felsefe öğrenimi gördüğü sırada Fransızca ve Latince öğrendi. Avrupa seyahatine çıkan Laxness Katolikliğe yöneldi ve Luxemburg’daki Saint-Maurice-et-Saint-Maur Manastırı’nda Benedikten rahibi oldu. 1927’de ABD’ye gitti ve burada Upton Sinclair ile tanıştı, sosyalizm etkisindeki ilk eserlerini vermeye başladı. 1930’da ülkesine dönen Laxness, Ingibjörg Einarsdóttir’le evlendi ancak 1936’da ayrıldılar. Sovyetler Birliği’ne sık sık seyahat etti. 1936’da 21 yaşındaki Auður Sveinsdóttir’le evlendi. 1940’larda desteklediği Sovyet rejimini Macaristan’ın işgalinden sonra eleştirdi. Yeniden ülkesine dönen Laxness’in, Keflavík’te kurulan Amerikan askerî üssü hakkında yazdığı hiciv Atómstöðin (Atom İstasyonu, 1948), Amerikan hükümeti tarafından kara listeye alınmasına yol açtı. Eşiyle birlikte çıktığı dünya turunda New York, San Francisco, Pekin, Bombay, Kahire gibi kentlerde bulunan Laxness roman, kısa öykü, deneme, şiir, eleştiri türlerinde altmıştan fazla eser verdi. Undir Helgahnúk (Kutsal Dağın Altında, 1924), Kaþólsk viðhorf (Katolik Gö- rüşü, 1925), Fuglinn í fjörunni (Kumsaldaki Kuş, 1932), Salka Valka (1932), Özgür İnsanlar (1934-1935), Ljós heimsins (Dünyanın Işığı, 1937), Höll sumarlandsins (Yaz Sarayı, 1938), Hús skáldsins (Şairin Evi, 1939), Gerpla (Mutlu Savaşçılar, 1953), Paradísarheimt (Geri Gelen Cennet, 1960) gibi yapıtları İzlanda ve Avrupa’da büyük ilgi topladı. 1953’te Dünya Barış Konseyi Edebiyat Ödülü’nü, 1955’te Nobel Edebiyat Ödülü’nü, 1969’da Sonning Ödülü’nü kazanan Laxness, 1998’de hayata veda e
İpek Dadakçı
Özgür İnsanlar'ı inceledi.
511 syf.
·
5 günde
·
10/10 puan
Muhteşem bir kitap! Nobel Edebiyat ödüllü İzlandalı yazar Laxness’in Özgür İnsanlar’nı çok severek ve etkilenerek okudum. Kitap, 1900’lerin başından 1.Dünya Savaşı’nın sonuna kadar olan dönemde İzlanda’nın fiyortlarında bir köyde yaşayan bir ailenin hikayesini, bir ağanın yanında çalışan bir işçiyken kendi çiftliğini kurmaya çalışan Bjartur’a odaklanarak anlatıyor. Bir yandan da alt metinde çok güzel bir sistem eleştirisi var. Kitabın özellikle iki yönüne bayıldım: birincisi, sistem eleştirisi yanında kitap Edebi açıdan çok tatmin edici, pastoral bir masal okuyorsunuz adeta. İkincisi, köylülerin, çiftçilerin durumu dramatize etmeden ve çok objektif bir şekilde anlatılmış. Buna rağmen, kitapta birkaç yerde ağlamamak için kendimi zor tuttum. Asta Sollilja unutamayacağım bir karakter oldu. Okumayanlara tavsiye ederim.
Özgür İnsanlar
8.9/10
· 71 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
47
tamadres
bir alıntı ekledi.
Sponsorlu
Bir ferdi olduğum insanlık, ah ne kadar az idi gerçekten; derinliklerine erişemediği yeraltı ile sonsuzluğa uzanan gökyüzü arasındaki dünyasında, ancak basabildiği toprakla ve varabildiği menzille sınırlıydı; ne kadar âciz, bilgisiz ve çaresizdi!
Ayşe Kulin
Sayfa 161 - Everest Yayınları, 2021 1. Baskı
22
2.094
mehmet temiz
Salka Valka'yı inceledi.
400 syf.
·
8 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
İzlanda'nın küçük bir balıkçı köyündeyiz. Soğuk iklimi tüm benliğimizde hissediyoruz. Sefalet diz boyu. Dünyanın değişmeyen bir kuralı: Sömürülenler ve sömürenler. Tek geçim kaynağı ise balıkçılık. Maalesef birilerinin tekelindeki balıkçılık. Çalışan köy halkı ve onların sırtından para kazanan tek bir aile. Dönemin dünya düzeninin İzlanda versiyonu. Soğuk bir kış gününde bu köye gelen iki yabancı. Bir anne ile on yaşlarındaki kızı. Salka Valga ve annesi. Sığınacak bir yer arayan yokluk içinde zavallı iki kişi. Kitap böyle başlıyor ve bu anne ve kızının verdiği müthiş yaşam mücadelesine tanık oluyoruz. Köyde pek hoşnutlukla karşılanmayan bu iki kişiden ağırlıklı olarak tabii ki Salka'nın hikayesini okuyoruz. Başta köyün çocukları olmak üzere herkes tarafından hor görülen, hep dışlanan, hatta taş ve çamur yağmuruna tutulan Salka. Annesinin günahlarının acısı bile kendisinden çıkarılan Salka. Çocukluğunun ''Ç '' sini bile yaşayamayan zavallı yavrucak. Hiç suçu ve günahı olmamasına rağmen bu kadar kötü davranışlara maruz kalan aslında çok zeki ve güçlü bir çocuk. Ve bütün bu yapılanlara bir anlam veremeyen, her şeyden habersiz, günahsız bir çocuk. Bu anne ve kızın zaman içerisindeki yaşadıkları olaylara tanık olurken aynı zamanda da bu küçük köyde bile oluşmaya başlayan kapitalizm ve sosyalizm çatışmalarının içinde buluyoruz kendimizi. Tabii ki fedakarca yaşanan bir de aşk hikayesine tanıklık ediyoruz. İzlanda'nın en önemli yazarlarından 1955 yılı Nobel Edebiyat ödülü sahibi Haldor Laxness'in 1930'lu yılların başında yazdığı kitap. Yazarın okuduğum ilk eseri. Yazarın oldukça sade ve akıcı bir yazım uslubu var. Olaylar sizi hemen içine çekiyor ve İzlanda'nın soğuğunu adeta iliklerinize kadar hissettiriyor. Kendinizi dönemin yaşam şartlarında kaybolmuş bir halde buluyorsunuz. Ben büyük keyif alarak ve beğenerek okudum. Okunmasını da herkese tavsiye ederim. instagram.com/p/CKHQkMbHmSJ/
Salka Valka
7.9/10
· 256 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
58
Bohem okur
Salka Valka'yı inceledi.
400 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Pantolonlu Kız
“Pantolonlu kız” yazarın da kitaba ilk düşündüğü isimdir. Ama ben Salka Valka olarak çok sevdim. Sanki romandaki kızın mücadelesine ,var olma çabalarına , da bu isim daha çok uymuş gibi.İsmin tınısında bile mücadele var. Salka ‘nın hikayesi annesi Sigurlina ile güneye gitmek için çıktığı yolculukta paralarının bitmesi sonucu geçici olarak geldikleri Oseyri kasabasında başlar. İzlanda’nın küçük, etrafı fiyortlarla çevrili, iklim şartlarının çok sert soğuk olduğu ve balığın tek geçim kaynağı olduğu Oseyri kasabası... Okurken balığın kokusunu ,da denizin tuzunu da kuzeyin soğunu da iliklerime kadar hissettiğim, yaşatan ,tanıklık ettiren olağanüstü bir anlatım. Okurken şunu düşündüm anlatılan coğrafya ve yaşam şekli sanki dile de yansımış.İskandinavların o sade yaşamlarının güzelliği , gösterişten uzaklığı, yazarın cümlelerinde, anlatımında hayat bulmuş. Gelelim Salka ‘ya annesi ile geldiği bu küçük kasabada öncelikle barınacak bir yer bulmanın mücadelesini, sonrada orada var olma, kendini kabul ettirme mücadelesini vermiş her anlamda çok güçlü bir kadın. Ben onun hikayesini okumayı, onun gücüne tanıklık etmeyi çok sevdim. Annesi Sigurlina gibi olabilirdi. Sigurlina her anlamda iradesiz, zayıf karakterli , yaşamının sorumluluğunu taşıyamayan bir kadın... Öyle ki sürekli dua edip bağışlanmayı dileyen , dindar yanı güçlü bir kadın olmasına rağmen tövbe ettiği günahları da sürekli tekrarlayan bir zavallı... Aslında roman boyunca anlatılan birçok karaktere ne tam anlamıyla kötü ne de iyi diyebilirim .Yazar bir insanın ne tam anlamıyla iyi ne de tam anlamıyla kötü olamayacağını düşünmüş olmalı ki karakterlerinin içindeki tüm iyi ve kötü yönleri ele almış. Salka ‘nın ilk mücadelesi annesi ile başlar aslında annesi ona bir gün “biz iki kadınız artık .“der. Ondan sonra da büyüyen kızı onun için bir rakip haline gelir. Benim de okurken bir anne olarak en çok kızdığım, anlamakta zorlandığım Sigurlina’nın bu tuhaf anneliği oldu. Kitap ,doğanın da insanların da hatta bazen çocukların bile acımaz davranabildiğini(Salka ‘ya hakaret edip taşlamaları) Hepsinin de ortak sorunu olan yoksuluğun, insanlar üzerinde oluşturduğu sefil hallerin çok iyi yapılmış bir gözlemi aslında. Yazar sadece insanın içindeki zıtlığı değil, dinin içindeki zıtlıkları (Selamet ordusu kilisesi),Oseyri ‘de yaşayan insamların yaşam şekilleri ve görüş farklılıkları arasındaki zıtlıkları da ele almıştır. İşte bu noktada roman başka bir yere evrilmiştir. Burdan sonrasında toplumcu gerçekçi bir anlatım başlar. Onca haksızlık, paranın , refahın belli bir kesimde olması, yoksulluğun hep ezdiği halkın beslediği hınç ...küçük Oseyri kasabasında komünizmi doğurur. Salka da çok da bilinçli olmayarak aslında komünist olur.İşçi sendikasında yer alıp ,grevlere katılarak daha adil bir yaşam için mücadeleye başlar. Ben Salka ‘nın ve Oseyri kasabasının doğasında ,çok önceden hatta daha komünizm hareketi bile doğmadan komünizmin var olduğunu düşünüyorum. Bunu yazarın Salka ile ilgili şu cümlesinde görmek mümkün “Tiksiniyorum kendini üstün sananlardan , öyle davrananlardan yüzlerine tükürmek geliyor içimden.” Zaten Salka giyim şekli ile fiziksel özellikleriyle de kötü düzene bir başkaldırıdır. Oseyri ‘nin komünizmi için de şöyle der:” Çiftleşen, mutlulukla sallanıp duran kuşların çığlıkları her yeri dolduruyor.Her şey bir şekilde komünistti.En küçük şeyin ardında bile evrensel komünizmin eli vardı.” Salka okuma yazmayı da aşkı da hatta bilinçli komünizmi de aynı insandan öğrenmiştir. Birlikte başlattıkları harekette büyük burjuva Bogesen’in kapitalist düzenine son vermişlerdir. Ama maalesef o gitmiş başkası gelmiştir. Bu noktada kafamda bir zincir oluşturdum . Aklıma İnce Memed geldi. “ Abdi gider başkası gelir.” Yoksulun ,ezilenin derdi dünyanın her yerinde ortaktır. Gelelim son olarak “Pantolonlu kız” olayına Salka kasabadaki diğer kadınlardan farklı olarak pantolon giyer, saçlarını da kısacık keser. Bu önceleri tepkiye neden olur aslında onun bu düzene aykırı giyimi onları korkutur. Düzen bozulursa ,uyanış başlar... Salka’nın kısacık kesilmiş saçları “Kestim Kara Saçlarımı “ diyen Gülten Akın’ı anımsattı.Kadınların kısacık kesilmiş saçları her yerde yürümeyen düzene başkaldırıydı . Ben onu annesinin kızı Salvör ( ona böyle seslenirdi) değil de biz kadınların yüzyıllardır toplumda var olmak için vermek zorunda bırakıldığımız mücadelenin bir adı “Salka Valka “ oluşunu çok sevdim.
Salka Valka
7.9/10
· 256 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
5
34