Halldor Laxness

Halldor Laxness

8.6/10
11 Kişi
·
19
Okunma
·
3
Beğeni
·
661
Gösterim
Adı:
Halldor Laxness
Tam adı:
Halldór Kiljan Gudjonsson
Unvan:
İzlandalı, Nobel Ödüllü Yazar
Doğum:
23 Nisan 1902
Ölüm:
8 Şubat 1998
(Doğum 23 Nisan 1902 - Ölüm. 8 Şubat 1998)

HALLDÓR KILJAN LAXNESS 23 Nisan 1902’de Reykjavik civarındaki bir kasabada doğdu. Gerçek adı Halldór Gudjonsson’dur. Yazmaya olan tutkusu daha çocukluk yıllarında, çiftliklerinde ailesinden geleneksel halk masallarını ve eski destanları dinleyerek gelişti. İlk makalesi on dört yaşındayken bir ulusal gazetede yayımlandı. İlk romanı Barn náttúrunnar: astarsaga’yı (Doğanın Çocuğu: Bir Romans) on yedi yaşında yazdı. İlahiyat ve felsefe öğrenimi gördüğü sırada Fransızca ve Latince öğrendi. Avrupa seyahatine çıkan Laxness Katolikliğe yöneldi ve Luxemburg’daki Saint-Maurice-et-Saint-Maur Manastırı’nda Benedikten rahibi oldu. 1927’de ABD’ye gitti ve burada Upton Sinclair ile tanıştı, sosyalizm etkisindeki ilk eserlerini vermeye başladı. 1930’da ülkesine dönen Laxness, Ingibjörg Einarsdóttir’le evlendi ancak 1936’da ayrıldılar. Sovyetler Birliği’ne sık sık seyahat etti. 1936’da 21 yaşındaki Auður Sveinsdóttir’le evlendi. 1940’larda desteklediği Sovyet rejimini Macaristan’ın işgalinden sonra eleştirdi. Yeniden ülkesine dönen Laxness’in, Keflavík’te kurulan Amerikan askerî üssü hakkında yazdığı hiciv Atómstöðin (Atom İstasyonu, 1948), Amerikan hükümeti tarafından kara listeye alınmasına yol açtı. Eşiyle birlikte çıktığı dünya turunda New York, San Francisco, Pekin, Bombay, Kahire gibi kentlerde bulunan Laxness roman, kısa öykü, deneme, şiir, eleştiri türlerinde altmıştan fazla eser verdi. Undir Helgahnúk (Kutsal Dağın Altında, 1924), Kaþólsk viðhorf (Katolik Gö- rüşü, 1925), Fuglinn í fjörunni (Kumsaldaki Kuş, 1932), Salka Valka (1932), Özgür İnsanlar (1934-1935), Ljós heimsins (Dünyanın Işığı, 1937), Höll sumarlandsins (Yaz Sarayı, 1938), Hús skáldsins (Şairin Evi, 1939), Gerpla (Mutlu Savaşçılar, 1953), Paradísarheimt (Geri Gelen Cennet, 1960) gibi yapıtları İzlanda ve Avrupa’da büyük ilgi topladı. 1953’te Dünya Barış Konseyi Edebiyat Ödülü’nü, 1955’te Nobel Edebiyat Ödülü’nü, 1969’da Sonning Ödülü’nü kazanan Laxness, 1998’de hayata veda e
...yüzyıllardır aynı şeyi yaparlar, çünkü yüzyıllardır aynı yalnız çiftçi inatla aynı şeyi yapar... Yalnız işçi, yoksulluğundan sonsuza dek kurtulamayacak, insan insanın en büyük düşmanı değil, dostu oluncaya dek hayatını sefalet içinde sürdürecektir...
" Bu ülkede ,fakirler hep kitaplarla avunmuştur.Bilgi ,insanın kaybetmeceği tek şeydir."
Halldor Laxness
Sayfa 80 - Yordam Kitap
...tüm yardımlar, ödüller, ikramiyeler, krediler yoksul kesimleri teğet mi geçti? .... Zengin olmayan birine büyük kazanç getirecek bir teklifte bulunmak son derece anlamsız bir şeydir. Yoksulluk, cömert tekliflerden yararlanma imkanının olmadığı bir insanlık durumudur...
...iki insan bazen anlaşmakta böyle güçlük çeker, iki insan kadar trajik bir şey yoktur.
Bunlar güzel günlerdi. Hayatın en güzel günleri gibi, huzurlu, gösterişsiz günler; küçük oğlan o günleri hiç unutmadı. Hiçbir şey olmaz; insan sadece yaşar, nefes alıp verir ve canı başka hiçbir şey ama hiçbir şey istemez.
"Tanrı ,insaların arasına ne yüksek duvarlar örüyordu bazen ."
Halldor Laxness
Sayfa 94 - Yordam Kitap
...kıtlık yıllarının özgür insanı, refah yıllarının faiz kölesi olmuştu. Şimdi geriye baktığında, tüm çocuk ölümlerine, pisliğe, açlığa rağmen o zor yıllarda kendini, nazlı kredi kurumlarının son sözü söylediği refah yıllarına kıyasla daha güvende hissettiğini anlıyordu.
Bazı günlere, tuhaf bir şekilde, bir aptallık bulaşmış gibidir; insan çevresine bakar ve hiçbir soruya yanıt bulamaz; bazı günler ise zekidir ve her şeye cevap verir.
Asta'nın sağ yanağı günün her saatinde farklı görünürdü. Bu yanaktaki düşünceler, yazın kaçak güneş ışınlarıyla, yer değiştiren gölgeleriyle sürekli değişen gökyüzü gibi, ürküntü ile beklenti arasında gidip gelirdi. Böyle bir yanak kendi başına, dış dünyada ve iç dünyada olanlara karşı aşırı hassas ve korumasız bir canlı gibidir. Sinir uçları çıplaktır sanki, tüm bedeni bir ruha, kötülüğe katlanamayan ama muhtemelen kötülükten başka bir şeyle karşılaşmayan bir ruha dönüşmüştür; böyle bir ruh mutlulukla değil, beklentiyle teselli bulur. Sol yanağındaki kötülük onu korumasaydı, bu kızın başına kim bilir neler gelirdi.
50'den fazla eseri bulunan İzlanda'nın gururu Nobel Ödüllü H. Laxness'in dilimize sadece dört kitabının çevrilmiş olması çok büyük bir talihsizlik bence. Yazarı ilk olarak Salka Valka kitabıyla tanıdım. İzlanda'nın soğuğunu, ıssızlığını ve yalıtılmışlığını gerçekçi bir dille çok güzel tasvir ediyordu orada. Bu romanında ise bunlardan çok daha fazlasını yapıyor yazar.

İzlanda deyince akla fundalık alanlar, sıcak su kaynakları, dondurucu nehirler, yalçın kayalar, derin vadiler, yarlar, balıklar, volkanlar, kar, soğuk gibi kavramlar geliyor ve bence bunların içinde olduğu bir roman okunmaya değer gibi duruyor. Knut Hamsun’un “Toprak Yeşerince (Dünya Nimeti)” adlı romanını okuduysanız ve beğendiyseniz bu roman da size aynı keyfi verecektir. Hamsun’un Isak’i ile Laxness’ın Bjartu’su birbirine çok benzeyen iki karakterdir. Ancak burada Bjartu’nun basit bir İzlanda köylüsünü değil, genel olarak dünyadaki bağımsız çiftçileri temsil ettiğini söylemek yerinde olacaktır. Sadece çiftçileri değil aynı zamanda kendi ayakları üstünde durmaya ve kendi kararlarını kendileri vermeye çalışan insanları da temsil eder.

20 yüzyılın başlarında Bjartu efsanevi bir lanete rağmen 18 yıllık bir hizmetten sonra kendine bir çiftlik satın alarak ve bu çiftlikte kendi sürüsünün çobanı olarak en büyük hayalini gerçekleştirmiş olur. Kimseye bağımlı olmadan, özgür bir insan olarak yaşamak ister. Sadece insanlara değil, Tanrı’ya da bağımlı olmadan yaşamaya çalışır. Soğuk, hastalık, açlık ile imtihanında hiçbir zaman O’nun kapısını çalmaz. Onun tek güvendiği şey koyunlarıdır. Hiç kimseyle arkadaş olmaz. Yıllar içinde koyunlarını kaybeder, eşleri ölür, çocukları açlığa yenik düşer ancak tüm bunlar onu hiçbir zaman yıldırmaz. Ailesiyle her zaman her türlü güçlüğe göğüs germeye çalışır ve ayakta kalmayı başarır. Bjartu sadece doğa olaylarıyla değil, doğaüstü olaylarla da baş etmek zorunda kalır.

Kitabı küçük bir aile romanı olarak okumak mümkündür. Roman boyunca İzlanda yaşamı altında genel bir İskandinav yaşamını, günlük hayatın zorluğunu, toprak reformlarını, Amerika’ya toplu göçleri, modern ekonomik sistemin doğuşunu, I. Dünya Savaşı’nın köylüler üzerindeki etkisini, politik ve sosyal olaylar karşısında fakir ve basit insanların tepkilerini de okuyoruz. Tüm bu yönleriyle “Özgür İnsanlar”ı medeniyet öncesi tarihi bir doküman olarak da kabul edebiliriz.
Roman soğuk bir kış gecesi tekneyle bir annenin kızıyla İzlanda’nın güney sahillerinde yer alan fakir bir kasabaya gelmesiyle başlıyor. Kasaba fiyortlarla çevrili, dış dünyadan çok kopuk, az nüfuslu tipik bir balıkçı kasabasıdır. Karaya ayak basan Salka Valka’nın 10 yaşından 25 yaşına kadar bu kasabada var olma ve kabul edilme mücadelesi böylelikle başlamış oluyor. Salka Valka yerli halk gibi fakir olmayı reddeden, 12 yaşında kendi parasını kazanmak için gece gündüz demeden çalışan erken olgunlaşmış bir kızdır. Öyle ki kasabada tüm ekonomik sistemi kontrol eden kişiye bile meydan okumaktan geri kalmaz. Bağımsız ve güçlü bir karakteri olan Salka Valka insanları ve kitapları okumayı, hatalarından ders almasını bilir. O yaşta ve öyle tutucu bir toplumda pantolon giyerek bağımsızlığını gösterir. (Yazarın kitap için düşündüğü ilk başlıklardan birisi de “Pantolonlu Kız”dır.) Yeni yeni boy gösteren Kurtuluş Ordusu’nun kasabadaki dinsel faaliyetleri de roman boyunca sürüp gitmektedir. Salka Valka’nın annesi bu oluşuma katılarak ruhunu şeytandan arındırma telaşı ve savaşı içindedir. Kendisi çok silik ve irade sahibi olmayan bir kadındır. İnsanların elinde oyuncak olmaktan ve duygusal ve cinsel anlamda sömürülmekten kurtulamaz. Yalnızlık, umutsuzluk, güç, fakirlik ve şehvet alt temalarıyla örülü Nobel’i hak etmiş güçlü bir roman. Kitabı okurken nedense İzlanda’nın soğukluğunu ve yalıtılmışlığını hissetmemek mümkün değil.
Kitapta insanlar sürekli kahve içiyorlar. Sabah, öyle, akşam, her fırsatta, günde sekiz on bardak ve sürahilerle... Özgür İnsanlar kitabı eski bir İzlanda efsanesi ile başlıyor, oldukça güzel ve bol bol coğrafik tasvirleri var. Bu tasvirler öyle detaylı ki okurken film izliyor gibi oluyor insan. Koyunlar ve kurutulmuş balık sıklıkla sözü edilen başrol oyuncuları diyebiliriz. Kitabın kahramanına göre özgürlük; kimseye borçlu olmamak, kendi kendine yetmek ve kimseden emir almamak. Teknik eksiklikleri (karakterlerin detaylandırılmaması, bazı olayların sonuca bağlanmaması vb) olmakla beraber Komünizm karşıtı yapısı ve İzlanda edebiyatının Nobel ödüllü bir yazarına ait olması nedeniyle okunmaya değer destansı ve şiirsel bir kitap Özgür İnsanlar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Halldor Laxness
Tam adı:
Halldór Kiljan Gudjonsson
Unvan:
İzlandalı, Nobel Ödüllü Yazar
Doğum:
23 Nisan 1902
Ölüm:
8 Şubat 1998
(Doğum 23 Nisan 1902 - Ölüm. 8 Şubat 1998)

HALLDÓR KILJAN LAXNESS 23 Nisan 1902’de Reykjavik civarındaki bir kasabada doğdu. Gerçek adı Halldór Gudjonsson’dur. Yazmaya olan tutkusu daha çocukluk yıllarında, çiftliklerinde ailesinden geleneksel halk masallarını ve eski destanları dinleyerek gelişti. İlk makalesi on dört yaşındayken bir ulusal gazetede yayımlandı. İlk romanı Barn náttúrunnar: astarsaga’yı (Doğanın Çocuğu: Bir Romans) on yedi yaşında yazdı. İlahiyat ve felsefe öğrenimi gördüğü sırada Fransızca ve Latince öğrendi. Avrupa seyahatine çıkan Laxness Katolikliğe yöneldi ve Luxemburg’daki Saint-Maurice-et-Saint-Maur Manastırı’nda Benedikten rahibi oldu. 1927’de ABD’ye gitti ve burada Upton Sinclair ile tanıştı, sosyalizm etkisindeki ilk eserlerini vermeye başladı. 1930’da ülkesine dönen Laxness, Ingibjörg Einarsdóttir’le evlendi ancak 1936’da ayrıldılar. Sovyetler Birliği’ne sık sık seyahat etti. 1936’da 21 yaşındaki Auður Sveinsdóttir’le evlendi. 1940’larda desteklediği Sovyet rejimini Macaristan’ın işgalinden sonra eleştirdi. Yeniden ülkesine dönen Laxness’in, Keflavík’te kurulan Amerikan askerî üssü hakkında yazdığı hiciv Atómstöðin (Atom İstasyonu, 1948), Amerikan hükümeti tarafından kara listeye alınmasına yol açtı. Eşiyle birlikte çıktığı dünya turunda New York, San Francisco, Pekin, Bombay, Kahire gibi kentlerde bulunan Laxness roman, kısa öykü, deneme, şiir, eleştiri türlerinde altmıştan fazla eser verdi. Undir Helgahnúk (Kutsal Dağın Altında, 1924), Kaþólsk viðhorf (Katolik Gö- rüşü, 1925), Fuglinn í fjörunni (Kumsaldaki Kuş, 1932), Salka Valka (1932), Özgür İnsanlar (1934-1935), Ljós heimsins (Dünyanın Işığı, 1937), Höll sumarlandsins (Yaz Sarayı, 1938), Hús skáldsins (Şairin Evi, 1939), Gerpla (Mutlu Savaşçılar, 1953), Paradísarheimt (Geri Gelen Cennet, 1960) gibi yapıtları İzlanda ve Avrupa’da büyük ilgi topladı. 1953’te Dünya Barış Konseyi Edebiyat Ödülü’nü, 1955’te Nobel Edebiyat Ödülü’nü, 1969’da Sonning Ödülü’nü kazanan Laxness, 1998’de hayata veda e

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 19 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 34 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.