Kutlukhan Kutlu

Kutlukhan Kutlu

YazarÇevirmen
9.2/10
6.129 Kişi
·
19.744
Okunma
·
0
Beğeni
·
433
Gösterim
Adı:
Kutlukhan Kutlu
Unvan:
Yazar
Kutlukhan KUTLU, 1972'de İstanbul'da doğdu. Kadıköy Anadolu Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümü mezunu. 1991'de Nokta dergisinin kent rehberi ve kültür sanat eki Ne Nerede'nin kadrosuna katılarak sinema, edebiyat ve müzik üzerine yazmaya başladı. 1995'de, ilk yılını henüz tamamlamamış olan Sinema Dergisi'nin yazarları arasına katıldı, o zamandan beri de bu dergiye düzenli olarak yazmaya devam ediyor. "Sinemayı Değiştiren Modern Klasikler" ve "Günümüzün Klasikleri" adında halen devam eden iki yazı dizisi var. Sinema dışında GO, Picus, Sinerama, Total Film gibi başka birçok dergide ve Radikal, Akşam ve Taraf gazetelerinde de sinema yazıları yazdı. Ayrıca çeşitli yayın organlarında yazar ve editör olarak çalıştı. Yazar ve editörlüğün yanısıra çevirmenlik de yapıyor. Tercümeleri arasında Harry Potter serisinden kitaplar, "Ex Libris" ve "Hayali Yerler Sözlüğü" sayılabilir.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
Her şey nasıl Felsefe Taşı ile başladıysa, Ölüm Yadigarları ile de bitti. En ağlamaklı olarak düşündüğüm Melez Prens kitabını geçti. Artık her şeyin sona erdiği, her şeyin aydınlığa kavuştuğu bir kitap olarak kalacak. Bundan sonra her şey güzel olacak lakin, asla sevdiklerimizi geri getiremeyeceğiz. Ama bazılarımızın dediği gibi: Bedeller, ödenmek içindir. Tek kelimeyle: ''MÜKEMMMELDİ''...
Serinin 3. kitabını son 100'lükte çok heyecanlanarak okudum. Bunu ortaokul ya da lisede okumuş olmamanın hüznünü derin hissederken, şu anda da olsa okuyor olmanın keyfiyle gülümsüyorum. Harry Potter, bu kitapta bir süre sıkıcı bir çizgide olaylar yaşarken, sona doğru epey bir ters köşe yaşatarak okuyucuya dudak ısırtıyor. Her bir karakterin varlığı kitaba çok ayrı bir hava katmış. Fantastik dünyanın içinde olmak çok heyecan verici. Baykuşlarla haberleşilen bir şato okulda okumak ve bu okula geçişin bir gölden olduğunu düşünmek dahi insanın içini gıcıklarken, o okulda yaşanacak ve yaşanmış binlerce olay, okuyucuya bu müthiş hayal gücü karşısında hayret ettiriyor. Sirius Black, Azkaban'ın korkunç tutsağı. Kurt adamlar, köpekler, fareler, kediler, kartalla at arasıgiller, Sihir Bakanı, Okul Müdürü dev Dumbledore maviş gözleriyle size eşlik ederken 3 arkadaşın birbirine sırtlarını yaslayıp yaşadıkları çok güzeldi.
Kitabın başlarında daha önce anlatılan bazı şeylerin, hatırlatma yapmak gibi değil de ilk defa anlatılıyormuş gibi yazılması beni çok sıktı. Ama bu kitabın içinde çok minik bir kısım. Bu yüzden puan kıracaktım lakin o ne 100 sayfaydı o! Keyifli okumalar herkese. :)
Harry bu kitapta hiç beklenmedik olaylarla karşılaşıyor. On yedi yaşından küçük olmasına rağmen, gizemli bir şekilde adı, ateş kadehine giriyor...
~NAÇİZANE BİR YAZI~

Herkese Selam :)

Aslında dün böyle bir yazı yazmak kafamın ucundan bile geçmezdi belki de moralim çok bozuk olduğundan olsa gerek. Ama kitabı bugün boş vaktim vardı ve yeniden tam anlayarak okudum ve yaklaşık kırk beş dakika gibi kısa bir süre aldı .
••••••••••••••••••••••••••••

Şimdi çoğu kişinin kafasında su düşünce oluşabilir ;
"Ya bu kitap 126 sayfa peki bu bu kadar kısa sürede nasıl bitiyor."
Bu aklınızda ki şüpheyi sanırım şöyle giderebilirim. (eğer ki varsa tabi :)

https://i.hizliresim.com/8YOYzr.jpg
https://i.hizliresim.com/A1V1D7.jpg

Gördüğünüz gibi kitap çizgi roman şeklinde ilerliyor almadan önce bunu belirtmedikleri için biraz şaskınım ama sorun değil.
••••••••••••••••••••••••••

Bu arada kitabın konusuna geçmeden önce şunu belirtmeliyim ki kitap boyut olarak biraz büyük şöyle kıyaslıyabiliriz :


http://www.directupload.net/...036/y9fktths_png.htm

http://www.directupload.net/...036/x2pzfrj9_png.htm

Umarım bahsettiğimi doğru şekilde anlamışsınızdır.
Neyse artık bu kadar laf yeter biraz da kitabın konusuna gelelim.
•••••••••••••••••••••••

Kitap 19. y.y.'da yazılmış bir eser olarak karşımıza çıkıyor o zaman ki çoğu kitaba konu olarak benzemiyormuş yani bu türün ( korku, polisiye gibi gibi) ilk örneklerin'den birisi olarak kabul edilebilir kanaatimce, ama yine de bunu araştıracağım.

Kitabın konusu ise bir doktorun bir iksir veya karışım (ne olduğu tam olarak belirtilmemiş bence ) bularak kendi bedenini iki şahıs olarak kullanmayı başarıyor. Bunlardan birisi kendisi yani DR. Jekyll diğeri ise kitap'ta kötü karekter olarak bize gösterilen Bay Hyde en başlarda bu durum Dr. Jeykyll'ın hoşuna gider ama daha sonraları Bay Hyde'ın yediği naneler bir değil iki değil Bay Hyde'ı bedenin'den atmak ister ama bu kadar basit olacak mıdır ? Nasıl olsa ruhun'dan büyük bir şeytanı atmak istemektedir.

Şunu da belirtmeliyim ki kitabın sonu gerçekten aklınızda ki gibi bitmeyebilir bende böyle oldu sizlerde de olabilir.
••••••••••••••••••••••••
Biliyorum gerçekten uzun bir yazı oldu ama şunu da belirtmek de fayda var kitabı okurken kitap hasar gördü üstelik gerçekten yumuşak davranmama rağmen :

http://www.directupload.net/...036/isx24sse_jpg.htm


http://www.directupload.net/...036/6ekvsf9r_jpg.htm

Gördüğünüz gibi

Kitab'ı genel olarak beğendim çizimleri olsun gerekse kurgusu olsun okuyun derim .

Ben NTV YAYINLARI/ 1. Baskı okudum sizlere bunu önermiyorum çünkü muhtemelen sizde de kitap hasar görücektir. Yine de en iyisini sizler bilirsiniz 1K ahalisi

Bu kadar uzun yazıyı okuyan insanlara gerçekten teşekkür ediyorum :)

Sağlıcakla, esenlikle kalın :))
Bir Hogwarts macerasının daha, hatta bir Harry Potter’ın başını belaya sokup kurtulduğu bir romanın daha sonuna geldim. Güzel miydi? Evet çok güzeldi. Peki sıktı mı? Evet önceki 3 kitaba göre sayfa sayısının çokluğundan da olsa gerek daha çok sıktı. Nelerdi mesela sıktığı konular dersem 4 kitapta da olan, Hogwarts’daki her sene okula yeni gelen Karanlık Sanatlara Karşı Savunma hocasının altından her bir kitapta bir şeylerin çıkması bana gereksiz bir tekrarlar zinciri olarak geliyor. Bilemiyorum her kitapta bu durumun olması gerekiyor mu gerçekten ya da kalan kitaplarda da bu durum tekrar edecek mi ve J. K. Rowling yine kitabın sonlarında bu durumu bize beklenen ve sıkan bir sürpriz olacak sunacak mı merak ediyorum. Ateş Kadehi ise ilk üç kitaba göre sayfa sayısı olarak daha uzun dedim ama maalesef ki bu sayfa sayısının fazlalığı da Hogwarts içindeki gündelik olaylar üzerinden olmuş. Yanlış anlaşılma olmasın ama kitaba kötü kitap demiyorum, verdiğim puandan ve beğendiğim kitaplara eklememden de belli olacağı üzere kitabı çok sevdim, sadece bu saydıklarım kitabın ve serinin güzelliğine biraz gölge düşürüyor o kadar.

İkinci kitaptan beri seride beklediğim bir şey var ki o da ev cinlerinin maruz kaldıkları durumlar ve bunların düzelip düzelmeyeceği. Bu kitapta ise sağ olsun Hermione bir şeyler yapmaya çalıştı ama sonuç? Yok işte sonuç. Sayfalarca okudum, sayfalarca hak verdim hatta rozetini zihnimde ben de taktım ama maalesef sonuçlanan bir şey olmadı, işin kötü tarafı ise her şey havada kaldı, birden kesildi yani bu konuyla ilgili yazılanlar. Umarım devam kitaplarında güzel bir sonuca ulaşır ve ev cinleri rahatlarlar en azından. Ve keşke de Dobby’e çoraplar gönderebilme imkânım olsa.

Harry Potter kitaplarında sevdiğim bir nokta var ki o da kitapların bazı bölümlerinde gerçekten de keyifli ve kaliteli esprilerin olması. Tebessüm ettirebilmeyi ve güldürmeyi gerçekten de başarabiliyor. Mesela kitabın başındaki Harry’nin Dumbledore’un yaz tatillerini nasıl geçirdiği hakkında düşüncesi çok iyiydi, insan gerçekten de Harry’nin düşünecesini okuyunca Harry gibi gülebiliyor ve kitabın ortalarında kehanet dersi için Ron ve Harry’nin sallamasyon bir çalışması vardı ki mizahın kalitesinin gerçek manada konuşturulduğu kısımlardı ya da yine bir bu kadar kaliteli olan Ron’un muggle çözümleri diyebilirim, yani büyüde çözemediği olayları mugglelar gibi bir çözüm getiriyor ki hoşlanmamak elde değil. Ama bunların yanında Rita’nın yaptığı bir aşk haberi var ki maalesef bu güzel romanı ergen romanı havasına sokmuş.

Rowling sanki bu sefer bu kitabında edebiyatçıların, romancıların sürekli kullandığı bir yöntemi kullanarak Doğu-Batı kıyaslamasına girmiş gibi geldi. Batı’nın uçan süpürgesi ile Doğu’nun uçan halısını sanki kıyaslamış gibi. Uçan süpürgelerin olduğu ve sihir dünyasının hâkim olduğu bir seride zaten uçan halıların olmaması, adının geçmemesi düşünülemezdi. Rownling de Ateş Kadehi’nde uçan halılara yer vererek ve karakter ismini de Ali Beşir yaparak istemsiz bir şekilde güzel bir sürpriz yapıyor. Ama halıların yasaklanmış sihirli bir nesne olarak gösterilmesi de uçan süpürgelere karşı uçan bir halıyı ezmek midir o da haklı olarak düşündürtüyor. Yanılmıyorsam uçan halı figürü ilk olarak edebiyatta Binbir Gece Masalları’nda kullanıldı, Yahudilik inancında da Süleyman’ın uçan halısının olduğu bilgisi geçiyor diye biliyorum. Uçan süpürge de bu tarihlerden eski midir bilemiyorum ama sanki halıya karşılık tarihte de uçan süpürge kullanılmaya başlanmış gibi geliyor. Zaten halıya karşılık süpürgenin de olması bana fazlasıyla da manidar geliyor, sonuçta süpürge ile o halı süpürülür ve halıya göre daha hızlanan ve daha çok manevra yeteneği olan eşyadır.

Ateş Kadehi Harry Potter’ın esas konusuna biraz geç giriyor, bekletiyor fazlasıyla okuru ama mükemmel bir finalle de son buluyor. Bekliyorum devam kitaplarında artık daha fazla hareketlilik olacak gibi.
Şimdiye kadar okuduğum tüm kitapları/serileri bir köşeye çekiyorum. Çünkü Harry Potter ve Ölüm Yadigârları, zirvede! Yalnızca fantastik kitaplarda değil bence tüm kurgu kitapları arasında böyle. Çünkü Harry Potter bir fantastik seriden çok daha fazlası.
Yıllarca bir spoiler bile yemeden büyüdüğüm için kendimi tebrik ederim. Çocuk kitabı bu diyerek seriyi okutmayan, izletmeyen arkadaşlarıma da sevgilerimi yolluyorum. Küçükken okusam herhalde bu kadar derinlere inemezdim.
Tahmin ettiğim çoğu şey gerçekleşti ama beni çok şaşırtan şeyler de oldu. Ağladım, çok da güldüm. İçim acıdı bazen, kimi zaman da sımsıcak hissettim. Harry Potter serisi benim için her zaman çok özel bir yere sahip olacak. Defalarca okuyacağımı da biliyorum. Kaldı ki ben normalde bir kitabı ikinci kez okumam.
Yaklaşık 3 paket post-it bitirdim yalnızca bu kitap için. İşaretlediğim alıntıları siz düşünün.
Sayfalarca yazsam da seri veya son kitap hakkındaki duygularımı aktarabileceğimi sanmıyorum. Okuyan arkadaşlarım ile saatler, günler süren sohbetler ancak beni doyurabilir. Bütün taşlar o kadar güzel yerine oturdu ki. Hani derler ya 'içimin yağları eridi' tam da öyle.
Ayrıca bir yazar ile tanışıp sohbet etme şansınız olacak denseydi bir dakika bile düşünmeden J. K. Rowling derdim. Bir yazarın kitabı nasıl kurgulayıp - özellikle seriyse- yazdığını çok iyi bildiğim için gerçekten hayran kaldım.
Sırada, kendime geldikten ve filmleri izledikten sonra her şeyi bilerek seriyi baştan okumak var.
Son olarak, sadece filmini izleyen kişiler varsa mutlaka kitapları da okuyun. Henüz Harry Potter ile, Sağ Kalan Çocuk'la tanışmamış olanlarınız varsa çok şey kaçırdığınızı söylemek isterim.
Expecto Patronum

Serinin daha 3 tane kitabını okumuş olsam da okuduğum her bir kitabı bir öncekine göre daha güzel oluyor. Zaten genel olarak da serinin iki kitaptan sonra gerçek manasıyla güzelleştiğini savunanlar çok fazla olduğu için de bunu bilerek ve bu durumun beklentisiyle seriye başladım ve bu güzel seri bu güzel kitabıyla beklentimi tamamen karşıladı, genelde bu tarz beklentilerle başladığım sağ olsunlar kitaplar çoğunluk olarak beni üzerdi Azkaban Tutsağı ise beklentimin azlığının farkına vardırttı. Nasıl desem kitap bu sefer daha bir gerçekçi ve daha bir olgunlaşmış hissi verdi, birçok ipucu vermiş olmasına rağmen sonlarında ve final kısmında daha olgun daha güzel şekilde şaşırtabildi. Şaşırtmasıyla beraber duygulandırabildi de.

İlk iki kitapta olduğu gibi Rowling yine final zamanı olacak şeylerle ilgili kitabın başından beri okuyucuya ipuçları veriyor, bu sefer ise ilk 2 kitaba göre çok çok daha fazla ipuçları vererek daha doğrusu dikkatli okurun yakalamasını isteyerek final hakkında okuru hem düşünce sahibi yapıp tahminlerde bulunduruyor hem de bunlarla beraber yanıltabiliyor. Cümlemden de anlaşılacağı üzere kurgu bayağı bir katmanlı, yeni karakterler ve unsurların fazlasıyla etken olup detaylandırıldığı ve bunlarla beraber seri ile ilgili yeni birçok şeyi de öğrenebileceğimiz içerikte. Düşünün artık Malfoy’u bile fazla okumayıp yeni unsurların içinde geziniyoruz. Malfoy ve diğerleri kitabın içinde çok fazla aktif olmamasından dolayı sanırım Rowling sayfa sayısını kısa tutmak da istemiş olabilir. Zaten serinin bu kitabından sonra kalan kitaplarında Rownlig’ın sayfa sayısının fazlasıyla arttığını görüyoruz. Sihir dünyasından yeni karakterlerle de tanışıyoruz bu kitapta, hayal gücünün en kuvvetli olduğu tartışmasız benim için “Hızır Otobüs”, Ruh Emiciler ise Yüzüklerin Efendisi Dokuzlar’dan sonra fantastik kitapların artık olmazsa olmaz tür karakterlerinden. Yüzüktayflarına fazlasıyla benzeyip onları akla getiriyor ama bana daha çok Robert Jordan ‘ın Zaman Çarkı serisindeki “Soluk”ları hatırlattı, gerek karşılarındaki kişiye verdiği öpücükler olsun, gerek tayfların aksine sayılarının çokluğu olsun gerekse de göz ve yürüyüş hareketleri olsun birbirine daha çok benzer şekilde.

Bu kadar güzelliğinin ve barındırdığı yeniliklerinin yanında da aslında bir nebze de olsa kendini tekrarlayan ve az da olsa “Yine mi yani?” dedirten bir kitap. Klasik şekilde 4 Privet Drive’da Dursleyler’in yaptıkları ile başlayıp Harry’nin bir şekilde o evden çıkması, yine ufak ama farklı bir macera ile beraber Hogwarts’a gidilmesi, yeni Karanlık Sanatlara Karşı Savunma hocası ve bu hocadan kitap sonunda bir şeyler çıkması, Harry’nin başını belalara sokup bunlardan ucuz bir şekilde kurtulması gibi klişelerin olduğu bir kitap, aslında bu durumlardan sıkması gerekirken aksine hem bu durumları beklenti haline getirip hem de sevdirterek farkını ortaya koyan bir seri.
Aparecium!

Elimde yeniden yeni bir Harry Potter kitabı tutmak çok güzeldi.
Bunun düşüncesi ise kitaptan daha güzeldi. Direkt olumsuz başlamak istemiyorum. Bu yüzden fuzuli bir anı paylaşımı yaparak başlayacağım.

Harry Potter ve Ölüm Yadigârları ailem yanımda olmadan gidip aldığım ilk kitaptı, çıktığı günü de dün gibi hatırlıyorum. En yakın arkadaşımla kitapçıya heyecanla yürürken çocuk olduğumuzun gayet farkında olarak, "Son film yayınlandığında neredeyse üniversiteye başlayacak, belki de başlamış olacağız. Acaba yıllar sonra seriyi hala sever miyiz?" gibi tatlı-komik bir konuşma yapıyorduk. O zamanlar durup bunu düşündüğümüze göre muhtemelen "çocuk kitapları", "çocuk filmleri" lafını çok duyuyormuşuz. Büyükler hep derlerdi ya, "Bir yaştan sonra ne saçma şeyleri sevmişiz diyeceksiniz" diye... Harry Potter da o şeylerden biri olur mu diye korkuyorduk.

Ne kadar içerlediysem bu durumu, günlüğümde bununla ilgili 'duygusal' bir yazı bile yazmışım. (Arkadaşlarımla büyüleri yazdığımız sayfalardan, stickerlardan ve fotoğraf kartlarından oluşan klasörüm de hala duruyor.)

Kitabın haberini duyunca sevinmekle korkmak arasında kaldım. Hiç bir zaman doyamayacağım ama uzayıp bozulmasını da görmek istemeyeceğim bir seri ne de olsa... Harry Potter milyonda bir gelecek sağlamlıkta bir olay örgüsüyle doğru zamanda tamamlanmıştı. Üstelik ben genel olarak kahramanların çocuklarının hikayeyi devralmasını sevmiyorum. Zorlama geliyor. Nasıl zorlama olmaz ki? Yazarın üstündeki baskı bile seriyi devam ettirmeyi imkansız kılar. Karakterlerin birbirine benzememesi için de özellikle dikkat etmek de bu duruma pek yararlı olmuyordur, eminim.

Yine de dayanamadım ve hemencecik aldım, okudum.
Doğrusu orijinal bir Harry Potter kitabı okumuşum gibi hissetmiyorum. Bir hayran kurgusu -fanfiction- daha yerinde olur. EĞER bu kitabın tanıtımı 8. kitap diye yapılmasaydı, yanına o seri numarası eklenmemiş olsaydı, belki eleştirimi farklı şekilde yapardım. Ama 8. Harry Potter kitabı demek olaya farklı bir boyut getiriyor. J.K. Rowling yıllar sonra neden böyle bir şeyi onayladı?

Rowling'in yerinde olsam (her ne sebepten bu kitabı yazmayı veya fikri onaylamayı düşündüyse düşünsün) bunun 8. kitap olarak çıkarılmasına izin vermezdim. "Harry Potter Tiyatro Kurguları: Harry Potter ve Lanetli Çocuk" gibi bir isimle çıkarırdım. Asıl seri ile bağdaştırmaz ve olabilecek bin bir çeşit gelecek ihtimalinden biri olarak lanse ederdim.

Ve yazar bunun gibi yapsaydı, yorumum olumlu yönde oldukça değişirdi.

Nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Bildiğimiz, tanıdığımız, sevdiğimiz çocukların isimleri vardı ama onlar gibi değillerdi. Evet, büyüdüler. Yaşlandılar. Fakat onları Harry, Hermione, Ron, Ginny, Draco yapan unsurlar yoktu. Hele Ron... Ron bir fiyaskoydu.

Albus kitap boyunca hep 9-10 yaşlarında bir çocukmuş gibi hissettirdi. Ben Slytherin'de olması ve Malfoy'un oğluyla arkadaşlık etmesi olayını çok güzel bulmuştum. Özellikle diğer binalara çok odaklanma şansımız olmadığı da düşünülürse iyi bir fikirdi. Zaten kitapla ilgili tam olarak sevdiğim iki şey var biri bu fikir; diğeri Scorpius Malfoy.

Kitabın bir roman değil, oyun olması da hikayeye olumlu bir katkı sağlamıyor. Aksine bu pek alışıldık bir durum olmadığından -en azından oyun okumayı seven biri değilseniz- biraz garipsemeye de sebep olabilir.

Diğer yandan "nefret ettim", "sevmedim" diyemem. Güzeldi. Tekrar bir Harry Potter okumak ben de bir zaman yolculuğu yapmışım ve kısa süreliğine çocukluğuma veya birkaç yıl öncesine dönmüşüm gibi hissettim. Ama diyebileceklerim bu kadarcık.

Muziplik tamamlandı!

Dipnot: Çeviri çok aceleye mi geldi? En basitinden bir Mr.'ın çevrilmesi güç olmasa gerek. Düzenlemesi biraz kabaca olmuş, adeta sadece gözden geçirilmiş.
Aslında her Harry Potter kitabı ayrı bir inceleme gerektirir. Çünkü her kitap başka bir macera, her kitap başka bir büyüme hikayesidir. Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı'nın yeri bende başkadır. Hem okuduğum en kalın kitaptır, hem de bu muhteşem seriye başlamama ön ayak olmuştur. İlk olarak kütüphanede karşılaşmıştım bu kitapla. YKY'nin önceki baskısında Harry'nin yuvarlak gözlüklerinin ardından bana dikilmiş gözlerini görmüştüm. Görür görmez de almış ve on beş günlük ödünç alma süresinden önce bitirmiştim. Daha önceki kitaplara ya da olaylara dair herhangi bir şey bilmememe rağmen kitap beni sarmış ve bütün seriyi okuma isteği uyandırmıştı.

Hangi karakterler yoktu ki bu kitapta? Sirius, Harry-Hermione-Ron üçlüsü, büyü üstadımız Dumbledore, bütün gıcıklığıyla Snape, İhtiyaç Odası'nı bulan Dobby, sürekli sızlanan ev cini Kreacher, kurbağaya benzeyen müfettiş Umbridge, yeni Kehanet dersi öğretmeni at adam Firenze ve elbette burun delikleriyle yılanı andıran Lord Voldemort...

1114 sayfa boyunca tek bir kere bile sıkılmadım, çünkü Rowling'in müthiş bir anlatım gücü var. Felsefe Taşı'nı yazdığında editörünün tavsiyesiyle ismini gizleyerek insanların kendisini erkek zannetmesini sağlayan yazarın olayları birbirine bağlama kudretini ancak bütün seriyi bitirdiğinizde görebiliyorsunuz. Tek eksik bulduğum nokta karakterlerin yeterince derin kişilikler olmaması. Bunun sebebi de romanın bir gençlik romanı olması. Gençlik romanları arasında da benim için en başarılı romandır.

Biraz da konusundan bahsetmek istiyorum. Buradan sonrası içerik hakkında bilgi içerir. Önceki yıl istemeden de olsa Üçbüyücü Turnuvası'na katılan Harry, Cedric Diggory'nin ölümünü izlemiş ve en büyük kabusu gerçekleşmiş, Lord Voldemort'un geri dönüşüne şahit olmuştur. Dumbledore bunu büyücüler dünyasına açıkladıktan sonra bakanlık Harry ve Dumbledore hakkında bir karalama kampanyası başlatmıştır. Sihir Bakanı Fudge'a göre ikisi de yalan söylemekte ve bakanlığa karşı bir komplo kurmaya çalışmaktadır. Dumbledore Bakanlık'ın Voldemort'a karşı hiçbir önlem almadığını görünce geçmişte Voldemort'a karşı savaşan dostlarını toplayarak Zümrüdüanka Yoldaşlığı'nı toplar. Okula dönen Harry yalancılıkla suçlanırken hem Bakanlık müfettişi Dolores Umbridge ile, hem okuldaki arkadaşlarıyla hem de gece uykularında gördüğü kabus niteliğindeki görüntülerle uğraşmak zorundadır. Hepsiyle mücadele edebilmek için Umbridge'in 24 numaralı kararnamesine rağmen Dumbledore'un ordusunu kuracak, bu süre boyunca yara izi sürekli sızlayacaktır. Hepsinden daha çok kafasını karıştıran ise her gencin başına gelen aşk olacaktır.
Kitabın kalınlığı gözünüzü korkutmasın. Bir çırpıda bitiveriyor. Bütün Potterhead'lere selam olsun. Keyifli okumalar...
Seride sevdiğim kitap sıralamasında 3. olan kurgusu çok sağlam bir kitap. Mitolojide hastası olduğum hayvanın kapak resminde görmemle daha bir içim ısınmıştı. :D Seride sevdiğim karakterlerden 2 tanesi daha sahneye çıkıyor. Fantastik dünyaya ruh emici yaratığının kazandırılması çok sevdim(Bence yaratığın özellikleri üstümde test etmek isterdim. Öpülmek haricinde. :D). Hermione'nin zekisi ve hırsının hayranlığı bu kitaptan kalmadır. Son söz olarak acaba dikkatle bakıyor musunuz. :D

Yazarın biyografisi

Adı:
Kutlukhan Kutlu
Unvan:
Yazar
Kutlukhan KUTLU, 1972'de İstanbul'da doğdu. Kadıköy Anadolu Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümü mezunu. 1991'de Nokta dergisinin kent rehberi ve kültür sanat eki Ne Nerede'nin kadrosuna katılarak sinema, edebiyat ve müzik üzerine yazmaya başladı. 1995'de, ilk yılını henüz tamamlamamış olan Sinema Dergisi'nin yazarları arasına katıldı, o zamandan beri de bu dergiye düzenli olarak yazmaya devam ediyor. "Sinemayı Değiştiren Modern Klasikler" ve "Günümüzün Klasikleri" adında halen devam eden iki yazı dizisi var. Sinema dışında GO, Picus, Sinerama, Total Film gibi başka birçok dergide ve Radikal, Akşam ve Taraf gazetelerinde de sinema yazıları yazdı. Ayrıca çeşitli yayın organlarında yazar ve editör olarak çalıştı. Yazar ve editörlüğün yanısıra çevirmenlik de yapıyor. Tercümeleri arasında Harry Potter serisinden kitaplar, "Ex Libris" ve "Hayali Yerler Sözlüğü" sayılabilir.

Yazar istatistikleri

  • 19.744 okur okudu.
  • 282 okur okuyor.
  • 5.131 okur okuyacak.
  • 88 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları