Murat Karlıdağ

Murat Karlıdağ

Çevirmen
7.9/10
4.108 Kişi
·
10,1bin
Okunma
·
3
Beğeni
·
1.223
Gösterim
Adı:
Murat Karlıdağ
Unvan:
Çevirmen
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
272 syf.
·3 günde·9/10 puan
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 36. kitap oldu. Bilimkurgu üstadı H. G. Wells'in ise şu ana kadar okuduğum 5. kitabıydı.

Yazar, tıpkı diğer okuduğum kitapları olan Zaman Makinesi, Dünyalar Savaşı, Görünmez Adam ve Dr. Moreau'nun Adası'nda olduğu gibi bu eserinde de bilimkurguyu distopyaya oldukça yaklaştırmış ve karanlık bir gelecek tasvir etmiştir. Zaten aynı dönemlerde yaşadığı, bir diğer bilimkurgu üstadı, Jules Verne ile anlaşamamasının sebebi de budur. Jules Verne kitaplarında her zaman güzel bir gelecek tasvir etmiş, Wells ise her zaman geleceğin karanlık olduğunu düşünmüştür. Bize düşense her iki değerli yazarı da okuyup keyif almak, keyif almanın yanında da dersler çıkarmaktır. Peki bu kitaptan alınması gereken ders nedir?

Özellikle son 20 yıldır televizyonlarda ve bilimsel makalelerde sıkça tartışmalara sebep olan bir konu var: GDO! Eminim aramızda duymayan yoktur. Duyanların birçoğu da GDO karşıtı yazıları okuduğu için GDO'ya karşıdır... Nedir GDO? Yararları nelerdir, zararları nelerdir?

GDO(Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar), biyoteknolojik yöntemlerle canlıların sahip olduğu gen dizilimleriyle oynanarak, mevcut özelliklerinin değiştirilmesi veya canlılara yeni özellikler kazandırılması ile elde edilen organizmalara verilen isimdir. Daha iyi anlaşılması bakımından en genel anlamıyla biyoteknolojiyi "canlı organizmaları ya da bunlardan elde edilen ürünleri kullanarak yeni ürün ve hizmetlerin üretilmesi" olarak tanımlayabiliriz.

GDO'lu ürünler şu an hayatımızın tam ortasındalar. Onlardan kaçış neredeyse imkansız. Farkında olarak veya olmayarak genetiğiyle oynanmış ürünleri hapur hupur yiyoruz. En basitinden marketten aldığımız çikolatalar, kolalar, gazlı içecekler, salamlar, sosisler, sucuklar, yoğurtlar, yumurtalar, cipsler gibi diğer saymakla bitiremeyeceğimiz ürünlerin içerisinde envai çeşit GDO var. Peki tükettiğimiz bu GDO'lu ürünlerin ileride bize nasıl bir yarar/zarar getireceğini tam olarak biliyor muyuz?

Sadece yediğimiz içtiğimiz şeylerin de genetiği değiştirilmekle kalmıyor, birçok hayvanın ve bitkinin de genetiği ile oynanıyor. 4 ayaklı tavuk, 2 başlı fare, 5 ayaklı inek gibi birçok hayvan üretiliyor. Peki 4 ayaklı tavuğa artık tavuk demek ne kadar doğru? Ya da 4 ayaklı tavuğun etini yerken hiç mi içinizde şüphe belirmiyor? Kasaplarda tavuk kanadının tavuğun diğer bölgelerine oranla nasıl daha fazla olduğunu hiç düşünmediniz mi?

Gerçekten de akıl almaz bir hızla ilerleyen gen teknolojisi artık sadece bir araştırma alanı olmaktan çıkıp sağlıktan tükettiğimiz besinlere, kullandığımız eşyalardan evcil hayvanlarımıza kadar birçok alanda gündelik hayatımıza girmiş durumda.

GDO'lar hakkındaki olumlu görüşleri bir paragraf içerisinde toplamaya çalışırsak; bu teknolojinin daha fazla üretim yolunu açacağı, besinlerin besleyici değerini arttırarak dünyanın birçok yerindeki açlık sorununa ve kötü beslenmeye çözüm getireceği, bazı besinlerin alerjik özelliklerinin ortadan kaldırılacağı, besinlere eklenecek öğelerle hastalıklara karşı kolayca bağışıklık sağlanacağı ve üretim maliyetlerinin düşürülerek toplumda birçok kesimin besine kolayca ulaşabilmesinin sağlanacağı şeklindedir.

GDO'lar hakkındaki olumsuz görüşleri bir paragraf içerisinde toplamaya çalışırsak; gen teknolojisi ile üretilen besinlerin, toplumda görülen alerjik reaksiyonları artıracağı, zararlı etkileri olabileceği, antibiyotiklere dirençli mikroorganizmaların kısa sürede gelişeceği, ekolojik açıdan zaman içinde dünyadaki genetik çeşitliliği azaltacağı, ekonomik açıdan dışa bağımlılığı da artıracağı ve özellikle küçük çiftçilerin bundan zarar göreceği şeklindedir.

Asıl konumuz olan kitaba dönecek olursak, iki biliminsanı, keşfettikleri Herakleophorbia, diğer adıyla Devtohumu ile daha zeki, daha büyük, daha güçlü süper insanlar ve diğer canlıları geliştirmeye başlıyorlar. Üzerinde tohum kullanılan her canlı 11-12 kat daha fazla büyüyor ve zamanla büyüme kontrolü insanlığın elinden çıkıyor. Akabinde ise kitaba tam bir kaos hakim...

Bilimkurgu üstadı H. G. Wells, gen teknolojisinin bu kadar gelişmesinden yaklaşık 100 yıl önce bu konuya değiniyor ve sonumuzun pek de iyi olmadığını öngörüyor. Bilimkurguyu neden bu kadar seviyorsun diye soranlara, sanırım bir önceki cümle yeterli cevabı veriyordur.

GDO ile ilgili benim fikrimi soracak olursanız, yeniliklere açık bir kafa yapısına sahip olsam da GDO’ya karşıyım. İnsanın, hayvanın, bitkinin veya bir eşyanın genetiğiyle oynanılmaması gerektiğini düşünüyorum. Sonucunu tam olarak kestiremediğimiz bir deneyin içerisinde girmek bizim için çok tehlikeli sonuçlara varabilir. Bununla birlikte GDO'yu savunan görüşlerin dayandıkları en önemli nokta, dünyada giderek artan besin ihtiyacını karşılamak ve açlık sorununa çare bulmak için GDO’nun zorunlu olduğu. Fakat esas sorunun besin yetersizliği olmadığını hepimiz pekala biliyoruz. Birbirimizi kandırmayalım. Esas sorun, dünyada adil bir sistem olmaması... Besin dağıtımında adil bir yaklaşım sergilenirse bütün insanlar gerekli besinlere ulaşır ve dünyanın bir kısmı oboziteden kurtulmak için çareler ararken, diğer kısmı açlıktan ölmez.

Gördüğünüz üzere, kitap her ne kadar 100 yıl kadar önce yazılmış olsa da günümüze ışık tutmaktadır. Konu hala güncel ve ilgi çekici. Herkese keyifli okumalar dilerken, sağlıklı ve GDO'suz bir yaşam diliyorum. Tabii isteyen 4 ayaklı tavukların kanatlarını fazla fazla yiyebilir. Hatta benim hakkımı da çekinmeden yiyebilirsiniz.
%37 (150/416)
·1/10 puan
Serinin epeyce abartıldığını gördüğüm için Instagramda paylaştığım yorumu buraya da eklemek istedim.
***
Kitapla ilgili söylemek istediğim o kadar çok şey var ki nereden başlayacağımı bilmiyorum. Sarai, yarım bıraktığım birkaç kitaptan biri ve inanın ben kolay kolay bir kitabı yarım bırakmam.

Sarai 9 yıldır Javier isimli bir uyuşturucu tacirinin yanında yaşayan esas kızımızdır. Kendisi 50 m ileride olan şeyleri net görebilen, konuşmaları duyamasa bile vücut dili ile neler konuşulduğunu anlayabilen fantastik (?) bir karakterdir. Okurken Sarai'nin yeteneklerine inanamayacaksınız.

Yazar kendi yazdıklarını hiç okumamış olacak ki bir bölümde yazan ile diğeri alakasız çoğunlukla. Mesela Sarai başta hayatından nefret ediyor, çektiği zulümler yüzünden yıllardır kaçmayı planlıyor ve çok mutsuz. Oysa ilerleyen bölümlerde Javier'a hafiften sempati duyduğu, adamın gözdesi olduğu ve prensesler gibi yaşayıp bundan içten içe zevk aldığı da doğrudur.

Neyse, işte bu Sarai yıllardır gördüğü ilk Amerikalı evlerine geldiğinde kaçmaya karar verir. Adamın bir seri katil olduğunu bilmesine rağmen bakışlarından hemen ona yardım edeceğini anlamıştır. Bakışlarını ise mahsur kaldığı odadan, büyük bir mesafeden görmüştür ama yine de Sarai zihin okuma konusunda sıkıntı çekmemektedir. Aniden kaçmaya karar veren ve tesadüf ki yıllar önce plan yaptığını ve yıllar önce bir yere silah sakladığını iddia eden Sarai hazırlanıp en yakın dostuna gel birlikte kaçalım der. Kız kabul etmez o da kendi bilir diye düşünerek 9 yıldır mahsur kaldığı evden birkaç dakika içinde kimseye görünmeden çıkmayı başarır, katilin arabasına saklanır. Bundan sonra çelişkiler devam eder. Sarai'nin 10 bölüm kadar bahsini bile etmediği arkadaşı meğerse aklından hiç çıkmamıştır ve o kaçtı diye eziyete uğraması geri dönmeyi istemesine sebep olmaktadır. Katil ise kızımızı sebebini bilmediğimiz bir şekilde öldürmemiş ve yanında tutmaktadır.

Daha sonra ise Sarai'nin aslında bir nevi mecburi metres hayatı yaşadığı, Javier ile tatillere çıktığı, önemli insanları ziyaret ettiği de ortaya çıkar. Meksika'nın neresinde olduğunu bile bilmeyen kızımız defalarca uçakla yurt dışına çıkmıştır aslında ancak yetenekleri buralarda etkisiz kalmıştır. Ve yaptıkları tatillerde birçok Amerikalı ile tanışsa da hiçbirinin katil Victor gibi ona yardım etmeyeceğini bildiğinden onları saymamıştır.

Sarai'nin katil ve tacir için önemi uluslararası bir boyuta ulaşırken kızımız beni geri götür, arkadaşım benim yüzümden zulüm görecek, onu orada bırakamam diye zırlar. Katil de ona yardım etmeye karar verir ama kıza bunu söyleme gereği duymaz.

Katil, Javier ile bir bölge belirler ve takas için buluşurlar. Sarai'yi verecek ve arkadaşını alacaktır. Sarai durumdan rahatsız değildir, kaçtığı için pişmandır. Yıllardır planı en küçük detayına kadar düşünse de pişman olma ihtimali aklına gelmemiştir. Takas için buluştuklarında büyük bir çatışma olur ve ortalık karışır. Bu kısımdan sonrası tahammül sınırlarımı aştığı için ne yazık ki okuyamadım.

Kitaba niçin böyle bir yorum yaptım?

Çünkü ben hayatım boyunca böyle saçma bir şey okumadım. Eğer yazar kitabı kendi okumuş olsaydı düzeltirdi diye inanıyorum, tabii kör değil ise. Ve sadece bunlar değil yazım yanlışları da kitapta bolca mevcuttu. En azından son okuyan kişinin bunlara dikkat etmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu kitabı son okuyan ben olsaydım baştan yazılması için ciddi bir eleştiri yazardım. Demem o ki böyle övülen bir kitabın bu denli hayal kırıklığı yaşatması beni konuşmak zorunda bıraktı. Okurlar kitaba nasıl yaklaşıyor bilmem ama ufak tefek hataları görmezden gelsem de açıkça okurla dalga geçen bu kitabı tavsiye etmiyorum. Yazdığı ilk kitap olsa belki, ufacık bir tolerans olabilirdi ama o da yok.

Ayrıca kahraman anlatıcı kullanan ve bunu gerçekten beceremeyen kitaplara kızgınım. Yapamadığınız işe bulaşmayın. Kitap ilahi bakış açısı ile yazılsa hatalar bu kadar fazla olmayacaktı çünkü çoğu Sarai'nin inanılmaz yetenekleri yüzünden göze batıyor.

Ve son yıllarda moda haline gelen ama aslında yazarın başarısızlığı olarak gördüğüm duruma da birkaç lafım var. Kahraman anlatıcıda mesele, olayları bir kişinin gözünden anlatmak ama kurguyu tamamen verebilmektir. Başınız sıkıştıkça bir başka karakterin ağzından yazmak açıkça işi yapamadığınızın göstergesi benim için.

Son olarak kitapsever olduğunu iddia edip fanatik haline gelen kesimlere de bir şey söylemek istiyorum. Benim zihnim ve benim zevkim, istediğim kitabı sevme yahut sevmeme benim kararımdır. Demem o ki yorumum kimseye yönelik değildir, kişisel algılanmamasını rica ediyorum. Benim derdim tamamen kitapla ve şahsi görüşüm bu yönde. Sevenler vardır muhakkak seriyi, saygı duyuyorum ama ben sevmek zorunda değilim.
368 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Güzel mizahi bir bilimkurgu.
Okurken keyif aldım ama bir an önce de sonuna gelmek istedim. Eğlenceli bir kitaptı.
Kitabın konusu, internet tabanlı olarak gelişen teknolojilerin sonucunda ortaya çıkan şirketler ve algoritmaların insan ve devlet hayatından yarattığı bir nevi bir distopyayı anlatmaktadır.
Kitabın ana karakteri makine hırdacısı Peter, yanlış teslim edilen bir ürünü istemediğinden iade etmek ister. Ürünü iade etmenin yek yolu; Dükkan'ın hatalı olduğuna herkesi inandırmak.
Farklı bir kurgu okumak isteyenler için çok iyi bir kitap.
416 syf.
·3 günde
Hem kadın karakter ağzıyla hemde erkek karakterin ağzıyla yazılmış. İlk bir kaç bölüm Sarai'nin ağzıyla yazılmıştı. 6 yada 7 bölümde Victor'un kısımları da başlıyor. Bazı kısımlarda basit küçük mantık hataları vardı bana göre(Umarım fark eden tek ben değilimdir.). Ama onu görmezden gelinir'se güzel kitap. İyi okumalar
272 syf.
·9/10 puan
Yazar bundan 100 yıl önce GDO’yu yani genetiği değiştirilmiş organizmaları konu edinmiş. İki tane profesörün bitkiler ve hayvanların genetiğiyle oynarken bir anda insanlarında bundan etkilenmelerini anlatıyor. Yazar Jules Verne ile aynı dönemde yaşamış ama hiç anlaşamamışlar. Çünkü Jules Verne geleceğin iyi olacağına inanırken Wells ise bütün kitaplarında geleceğin daha kötü olacağını öngörmüştür.
416 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Çok büyük beklentiyle başladığım bir kitap oldu Sarai. Aynı zamanda katiller çetesi başlangıcım. Her yerde o kadar övüldü ki. Ben her övgüyü duyduğumda beklentim de bir tık daha arttı. Ama maalesef ki bu beklentinin altında kalan bir kitap oldu Sarai benim için.

Kitap kötü muydu kesinlikle hayır gayet iyiydi ama bu yüksek beklentiyi karşılayamadı. Herkes boşuna mi abartmış bunun hakkında bir şey söyleyemem. Çünkü elimdeki ilk kitabı. Ve tam anlamıyla bir giriş kitabı Sarai. Katiller çetesine bir giriş yapmış bulunuyorum umarım ikinci kitabı daha çok severim.

Victor'un zeki ve işini bilen bir karakter olmasi hoşuma gitti. Sarai de akıllıydı ama Victor kadar mı bilemiyorum. Victor'un ağzından okuduğumuz bölümlerin daha farklı olmasını beklerdim.

Niklas'ı da ayrıca çok sevdim kardeşi için yapabileceklerinin asla bir sınırı yok bu çok hoşuma gitti. Niklas ve Sarai'nin daha iyi anlaşmasını dilerdim ama böylesi de fena değil.

Kitabın redaksiyoncusu yok muydu merak konusu. Her iki üç sayfada bir yazım hatası vardı ki ben kitap okurken çok anlayamam hataları gözümden kaçıyor ya da ben düzeltiveriyorum zihnimde sanırım ama gerçekten çok vardı. Bu hiç hoşuma gitmeyen bir durumdu.

Başlarken beklentinizi yüksek tutmamanizi dilerim. O zaman daha iyi bir kitap olacaktır. Herkese iyi okumalar. :)
245 syf.
·9/10 puan
Zaman makinesi nasıl yapılır ? Bir insan zamanda yolculuk etmeyi neden ister ? Yolculuk edeceğimiz evren nasıl bir şey ? Tüm bunların ortaya çıkış kaynağı olan ‘zaman’ nedir ?
Bunu kolay ve basit bir dille kim açıklayabilir ki ?
Eğer kimse sormazsa, zamanın ne olduğunu gayet iyi biliriz lakin birisine anlatmaya kalkışacaksak, tıkanıp kalırız.

Prensipte yıl, ay ve gün doğal zaman birimleridir.
Dünya Güneş etrafındaki dönüşünü bir kez tamamlayınca “yıl”,
Ay tüm evrelerini tamamlayınca “ay”,
Dünya kendi etrafındaki dönüşünü tamamlayınca da “gün” olur.
Günün 24 saat oluşu da Mısırlılardan gelir. (Mısırlıların gündüzü ve geceyi on iki saate bölen uygulamaları varmış zamanında.)
Saatin dakikalara bölünmesine kadar inelim. Bunu da Babillere borçluyuz. (Sümerlerden miras aldıkları 60 sayısını temel alan sayısal sistem kullanmakta imişler.)

Saat, gün, ay, yıl hallettik buraları hocam. Tanımlamaları iyi hoş yaptık amma zamana dair yine net bir şey yok elde avuçta olamaz da zaten. Sebep ? Sebebi bildiğimiz üzere zamanın göreceli olması.. Göreceli zaman derken öznel saatten bahsediyoruz, o da tam bir dönek. Misal, normalde 45 dakika süren konferans sizin için 3 saatmiş gibi geçmiş olabilir. Bu da zamanın karmaşıklığını gözler önüne seriyor.

Tamam zamanı rafa kaldıralım ve yolculuğa geçelim. Peki biz nerde yol alacağız ? Elbette evrende. Evren hani şu uçsuz bucaksız, gittikçe genişleyen. İçinde yaşadığımız evren. Ne kadar tanıyoruz ki sahi kendisini, neredeyse hiç. Hafiften göz atıp çıkalım evrene, tanımına..
Uzay ve uzayda bulunan tüm madde ve enerji biçimlerini içeren bütünün adıdır ve elimizde bir değil tamı tamına iki modeli vardır.
Bunlardan birisi Blok evren. Blok evrene göre geçmiş, şimdi ve gelecek olarak gördüklerimiz arasında bir fark yok. Hepsi aynı anda başlayıp son bulur.
Alternatif bakış açısı olarak ele alınan diğer evren ise Genişleyen evrendir. Genişleyen evrende ‘şimdi’ kavramı evrenin bütününde geçerlidir.

Zaman içinde ilerlemekte ve bilinmeyen evrene doğru yol almaktayız adım adım… Bu adımlarımızın hızını öğrenmeye ne dersiniz ? Tek tek zamanda yolculuğun alternatif yollarını inceleyelim o vakit.

1- Uyuyarak. Evet çok basit. Sonuçta uykuda olduğunuz dönemdeki zaman diliminde, saatlerin geçtiğini tecrübe etmiyorsunuz. 7 saat uyuduysanız son günü ve geceyi 17 öznel saat içinde geçtiniz demektir.
2- Komada olmak peki ? 19 yıl komada kalmış Terry Wallis gibi. Yıllarca başkalarının insafına kalmış bir korumaya ihtiyaç duyacaksınız ve koma hali bedenin yaşlanmasını da engellemediği için uyandığınızda yaşlı bir bedende olmuş olacaksınız.
3- Bunun yerine ‘dondurulmuş’ olarak yol almayı tercih etmeye ne dersiniz ? Tabii hayata dönüş masraflarınız için ciddi bir teminat fonuna ihtiyacınız var, ayrıca dondurulma sürecine tabi olmak için de ölmüş olmanız gerekmekte. Zaten ölmek üzere iseniz sıkıntı değil fakat değilseniz geleceğe yolculuk uğruna ödenecek çok büyük bir bedel gibi gözüküyor.
Ayrıca şöyle bir soru çıkıyor ortaya; iyi hoş binlerce kişiyle beraber dondurdunuz kendinizi ve gelecekte çözümlenerek hayata karıştınız. Peki gelecekteki toplum için sizin ve bunca insanın katkısı ne olacak ? Anlaşılan bunlar pek iyi yol değil.
Olsun elimizde nice alternatifler var. Bilimsel olanlarından.
4- Einstein’ın özel göreleliğini kullanabilirsiniz. Ama bunun sonucunda gelecekte sadece 2.7 yıl ileri gitmek için 17 yılınızı vermeye hazır olmalısınız. Uzay geminiz için gerekli enerji de çok bir şey değil bea. Birleşik Devletler’deki bütün enerji santralleri 4.5x10^11 W civarında enerji üretmekte bunun sadece 10 milyar katı uzay gemimizin ışık hızının %90’ına yaklaştırmak için yeterli. Aşağı yukarı 250 yıl boyunca Birleşik Devletler’deki her santralin enerjisini kullanırsanız bu enerji işi tamam.
5- Ya da bunların yerine Dünya’ya en yakın olan Calvera nötron yıldızına binip ileriye doğru hızlı bir yolculuk yapmaya ne dersiniz ? Biraz fazla sıcak olabilir. Ne olacak canım 1 milyon Santigrat dereceye dayanıklı bir ısı kalkanı yapılsa bu sorunun üstesinden gelebilirsiniz. Nötron yıldızının sağlam kütle çekim gücü yüzünden öldürücü bir gelgitle karşılaşmayı göze almanız da gerekli tabi. (:

Yok geleceğe hızlı biçimde gidemiyoruz iyisi mi gün gün yol alalım. Peki ya geçmişe gidebilir miyiz ? Hangimiz “Keşke geçmişe dönebilsem ve…” diye düşünmemiştir ki değil mi ? Bunun için de bir yol var.

Kara delikler ! Kara deliğin kozmik çöp kutusu olmadığını, bir tür taşıyıcı olduğunu düşünmekten bizi alıkoyan ne ? Bir kara deliğe girseniz ve bir yerinden çıksanız ne olur ?
Uzay gemisiyle kara deliğe doğru gittiğinizi düşünün. Çekim kuvveti çok büyük olduğundan bir erişte gibi uzarsınız. Gerildikçe gerildiniz ve bir şekilde girmeyi başardınız. Ama şimdi de çıkış yok. Kara delik tam bir çıkmaz sokak. Ne kadar hızlanırsanız hızlananın, kaçış yok. Güle güle Dünya.

Bu da olmadı ama umudu kaybetmek yok hocam. Bu teknolojilerle olmasa da gelecekte bir gün başarabiliriz belki. Ne dersiniz, zaman yolculuğu bir fantezi olarak mı kalacak, yoksa gelecek nesillerin yaşayacağı bir deneyim mi olacak ? Kitabı okuyarak dopdolu fikir sahibi olabilirsiniz bu soru hakkında. Tek solukta okunacak kitap değil belki ama zamanda yolculuğun yöntemlerinin her birini soluğunuzu tutarak okuyacağınız bir kitap. Çok şey kaçırabilirsiniz eğer okumaz iseniz.

Keyifli ve biraz da kafa karıştırıcı bir yolculuğa çıkmanın tam vakti. İyi okumalar dilerim (:
400 syf.
·3 günde·Beğendi·5/10 puan
Redmerski ilk iki kitabından farklı ilerlemis bu kitapta. Daha çok aşk, daha çok duygu barındırıyor kitap. İlerleyiş ve konu bakımından daha sade olan kitabı kısa sürede okumak mümkün. İnsanın aşk hakkında birçok fikre sahip olmasını sağlıyor.
Bir adamın aynı kadına farklı karakter olarak tekrar ve tekrar aşık olması mümkün mü? Redmerski ye göre mümkün hatta ona göre eski karakter yerine yeni karakteri daha çok sevmesi bile mümkün.

Fredrik ve Cassia aşkının sırrı, kuğu ve çakalın aşkında gizli...

Yazarın biyografisi

Adı:
Murat Karlıdağ
Unvan:
Çevirmen

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 10,1bin okur okudu.
  • 236 okur okuyor.
  • 4.251 okur okuyacak.
  • 184 okur yarım bıraktı.