Murat Karlıdağ

Murat Karlıdağ

Çevirmen
8.1/10
2.817 Kişi
·
6.553
Okunma
·
3
Beğeni
·
762
Gösterim
Adı:
Murat Karlıdağ
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
272 syf.
·3 günde·9/10
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 36. kitap oldu. Bilimkurgu üstadı H. G. Wells'in ise şu ana kadar okuduğum 5. kitabıydı.

Yazar, tıpkı diğer okuduğum kitapları olan Zaman Makinesi, Dünyalar Savaşı, Görünmez Adam ve Dr. Moreau'nun Adası'nda olduğu gibi bu eserinde de bilimkurguyu distopyaya oldukça yaklaştırmış ve karanlık bir gelecek tasvir etmiştir. Zaten aynı dönemlerde yaşadığı, bir diğer bilimkurgu üstadı, Jules Verne ile anlaşamamasının sebebi de budur. Jules Verne kitaplarında her zaman güzel bir gelecek tasvir etmiş, Wells ise her zaman geleceğin karanlık olduğunu düşünmüştür. Bize düşense her iki değerli yazarı da okuyup keyif almak, keyif almanın yanında da dersler çıkarmaktır. Peki bu kitaptan alınması gereken ders nedir?

Özellikle son 20 yıldır televizyonlarda ve bilimsel makalelerde sıkça tartışmalara sebep olan bir konu var: GDO! Eminim aramızda duymayan yoktur. Duyanların birçoğu da GDO karşıtı yazıları okuduğu için GDO'ya karşıdır... Nedir GDO? Yararları nelerdir, zararları nelerdir?

GDO(Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar), biyoteknolojik yöntemlerle canlıların sahip olduğu gen dizilimleriyle oynanarak, mevcut özelliklerinin değiştirilmesi veya canlılara yeni özellikler kazandırılması ile elde edilen organizmalara verilen isimdir. Daha iyi anlaşılması bakımından en genel anlamıyla biyoteknolojiyi "canlı organizmaları ya da bunlardan elde edilen ürünleri kullanarak yeni ürün ve hizmetlerin üretilmesi" olarak tanımlayabiliriz.

GDO'lu ürünler şu an hayatımızın tam ortasındalar. Onlardan kaçış neredeyse imkansız. Farkında olarak veya olmayarak genetiğiyle oynanmış ürünleri hapur hupur yiyoruz. En basitinden marketten aldığımız çikolatalar, kolalar, gazlı içecekler, salamlar, sosisler, sucuklar, yoğurtlar, yumurtalar, cipsler gibi diğer saymakla bitiremeyeceğimiz ürünlerin içerisinde envai çeşit GDO var. Peki tükettiğimiz bu GDO'lu ürünlerin ileride bize nasıl bir yarar/zarar getireceğini tam olarak biliyor muyuz?

Sadece yediğimiz içtiğimiz şeylerin de genetiği değiştirilmekle kalmıyor, birçok hayvanın ve bitkinin de genetiği ile oynanıyor. 4 ayaklı tavuk, 2 başlı fare, 5 ayaklı inek gibi birçok hayvan üretiliyor. Peki 4 ayaklı tavuğa artık tavuk demek ne kadar doğru? Ya da 4 ayaklı tavuğun etini yerken hiç mi içinizde şüphe belirmiyor? Kasaplarda tavuk kanadının tavuğun diğer bölgelerine oranla nasıl daha fazla olduğunu hiç düşünmediniz mi?

Gerçekten de akıl almaz bir hızla ilerleyen gen teknolojisi artık sadece bir araştırma alanı olmaktan çıkıp sağlıktan tükettiğimiz besinlere, kullandığımız eşyalardan evcil hayvanlarımıza kadar birçok alanda gündelik hayatımıza girmiş durumda.

GDO'lar hakkındaki olumlu görüşleri bir paragraf içerisinde toplamaya çalışırsak; bu teknolojinin daha fazla üretim yolunu açacağı, besinlerin besleyici değerini arttırarak dünyanın birçok yerindeki açlık sorununa ve kötü beslenmeye çözüm getireceği, bazı besinlerin alerjik özelliklerinin ortadan kaldırılacağı, besinlere eklenecek öğelerle hastalıklara karşı kolayca bağışıklık sağlanacağı ve üretim maliyetlerinin düşürülerek toplumda birçok kesimin besine kolayca ulaşabilmesinin sağlanacağı şeklindedir.

GDO'lar hakkındaki olumsuz görüşleri bir paragraf içerisinde toplamaya çalışırsak; gen teknolojisi ile üretilen besinlerin, toplumda görülen alerjik reaksiyonları artıracağı, zararlı etkileri olabileceği, antibiyotiklere dirençli mikroorganizmaların kısa sürede gelişeceği, ekolojik açıdan zaman içinde dünyadaki genetik çeşitliliği azaltacağı, ekonomik açıdan dışa bağımlılığı da artıracağı ve özellikle küçük çiftçilerin bundan zarar göreceği şeklindedir.

Asıl konumuz olan kitaba dönecek olursak, iki biliminsanı, keşfettikleri Herakleophorbia, diğer adıyla Devtohumu ile daha zeki, daha büyük, daha güçlü süper insanlar ve diğer canlıları geliştirmeye başlıyorlar. Üzerinde tohum kullanılan her canlı 11-12 kat daha fazla büyüyor ve zamanla büyüme kontrolü insanlığın elinden çıkıyor. Akabinde ise kitaba tam bir kaos hakim...

Bilimkurgu üstadı H. G. Wells, gen teknolojisinin bu kadar gelişmesinden yaklaşık 100 yıl önce bu konuya değiniyor ve sonumuzun pek de iyi olmadığını öngörüyor. Bilimkurguyu neden bu kadar seviyorsun diye soranlara, sanırım bir önceki cümle yeterli cevabı veriyordur.

GDO ile ilgili benim fikrimi soracak olursanız, yeniliklere açık bir kafa yapısına sahip olsam da GDO’ya karşıyım. İnsanın, hayvanın, bitkinin veya bir eşyanın genetiğiyle oynanılmaması gerektiğini düşünüyorum. Sonucunu tam olarak kestiremediğimiz bir deneyin içerisinde girmek bizim için çok tehlikeli sonuçlara varabilir. Bununla birlikte GDO'yu savunan görüşlerin dayandıkları en önemli nokta, dünyada giderek artan besin ihtiyacını karşılamak ve açlık sorununa çare bulmak için GDO’nun zorunlu olduğu. Fakat esas sorunun besin yetersizliği olmadığını hepimiz pekala biliyoruz. Birbirimizi kandırmayalım. Esas sorun, dünyada adil bir sistem olmaması... Besin dağıtımında adil bir yaklaşım sergilenirse bütün insanlar gerekli besinlere ulaşır ve dünyanın bir kısmı oboziteden kurtulmak için çareler ararken, diğer kısmı açlıktan ölmez.

Gördüğünüz üzere, kitap her ne kadar 100 yıl kadar önce yazılmış olsa da günümüze ışık tutmaktadır. Konu hala güncel ve ilgi çekici. Herkese keyifli okumalar dilerken, sağlıklı ve GDO'suz bir yaşam diliyorum. Tabii isteyen 4 ayaklı tavukların kanatlarını fazla fazla yiyebilir. Hatta benim hakkımı da çekinmeden yiyebilirsiniz.
272 syf.
“Geleceğin, insanların hayal ettiği gibi parlak olmayacağını öngören Wells’i okumak, yaptığım en iyi keşiflerden biriydi.”

– George Orwell

Arka kapağında bu yazıyı görünce Orwell gibi benim de bu hazineyi keşfetmem gerektiğini düşünüp okuyama karar verdim.  H.G. Wells kalemi oldukça kuvvetli, geniş bir yelpazeye hayal gücüne sahip.. İşte Bay Wells ile  tanışmamış böyle gelişti, devamı gelir mi bekleyip göreceğiz...

Kitapta anlatıldığı üzere iki bilim adamının, bir şekilde organizmaların beslenmesinde kullanıldığında normalden fazla büyümelerini sağlayan bir madde keşfetmeleriyle başlıyor. Deneyin sonucun da bitkiler, hayvanlar ve dahi insanlar bu maddeden nasibini alıyor. Redwood ile Cossar’ın kendi çocuklarına bu tohumla beslemesinin neticesinde sadece bitkiler ve hayvanlar değil, insanlar da normalin ötesinde büyümeye başlayacaktır. Kontrol edilemez bir hale gelen doğa ve insanlar, diğer insanlar tarafından bir tehdit olarak görülür.  Bay Bensington ve Profesör Redwood insanlığa yarar sağlayabileceğini düşündükleri Devtohumu namı diğer Tanrıların Tohumu'nu keşfettiklerini düşünürken hiç hesaplamadıkları olaylarla karşı karşıya geleceklerdir. 

Üç bölümden oluşan, eleştirel niteliğinde ki bu kitap Bilim kurgu sevenlerin zevkine hitap edeceğine kuşkum yok...

Keyifli okumalar.
368 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Güzel mizahi bir bilimkurgu.
Okurken keyif aldım ama bir an önce de sonuna gelmek istedim. Eğlenceli bir kitaptı.
Kitabın konusu, internet tabanlı olarak gelişen teknolojilerin sonucunda ortaya çıkan şirketler ve algoritmaların insan ve devlet hayatından yarattığı bir nevi bir distopyayı anlatmaktadır.
Kitabın ana karakteri makine hırdacısı Peter, yanlış teslim edilen bir ürünü istemediğinden iade etmek ister. Ürünü iade etmenin yek yolu; Dükkan'ın hatalı olduğuna herkesi inandırmak.
Farklı bir kurgu okumak isteyenler için çok iyi bir kitap.
%37 (150/416)
·1/10
Serinin epeyce abartıldığını gördüğüm için Instagramda paylaştığım yorumu buraya da eklemek istedim.
***
Kitapla ilgili söylemek istediğim o kadar çok şey var ki nereden başlayacağımı bilmiyorum. Sarai, yarım bıraktığım birkaç kitaptan biri ve inanın ben kolay kolay bir kitabı yarım bırakmam.

Sarai 9 yıldır Javier isimli bir uyuşturucu tacirinin yanında yaşayan esas kızımızdır. Kendisi 50 m ileride olan şeyleri net görebilen, konuşmaları duyamasa bile vücut dili ile neler konuşulduğunu anlayabilen fantastik (?) bir karakterdir. Okurken Sarai'nin yeteneklerine inanamayacaksınız.

Yazar kendi yazdıklarını hiç okumamış olacak ki bir bölümde yazan ile diğeri alakasız çoğunlukla. Mesela Sarai başta hayatından nefret ediyor, çektiği zulümler yüzünden yıllardır kaçmayı planlıyor ve çok mutsuz. Oysa ilerleyen bölümlerde Javier'a hafiften sempati duyduğu, adamın gözdesi olduğu ve prensesler gibi yaşayıp bundan içten içe zevk aldığı da doğrudur.

Neyse, işte bu Sarai yıllardır gördüğü ilk Amerikalı evlerine geldiğinde kaçmaya karar verir. Adamın bir seri katil olduğunu bilmesine rağmen bakışlarından hemen ona yardım edeceğini anlamıştır. Bakışlarını ise mahsur kaldığı odadan, büyük bir mesafeden görmüştür ama yine de Sarai zihin okuma konusunda sıkıntı çekmemektedir. Aniden kaçmaya karar veren ve tesadüf ki yıllar önce plan yaptığını ve yıllar önce bir yere silah sakladığını iddia eden Sarai hazırlanıp en yakın dostuna gel birlikte kaçalım der. Kız kabul etmez o da kendi bilir diye düşünerek 9 yıldır mahsur kaldığı evden birkaç dakika içinde kimseye görünmeden çıkmayı başarır, katilin arabasına saklanır. Bundan sonra çelişkiler devam eder. Sarai'nin 10 bölüm kadar bahsini bile etmediği arkadaşı meğerse aklından hiç çıkmamıştır ve o kaçtı diye eziyete uğraması geri dönmeyi istemesine sebep olmaktadır. Katil ise kızımızı sebebini bilmediğimiz bir şekilde öldürmemiş ve yanında tutmaktadır.

Daha sonra ise Sarai'nin aslında bir nevi mecburi metres hayatı yaşadığı, Javier ile tatillere çıktığı, önemli insanları ziyaret ettiği de ortaya çıkar. Meksika'nın neresinde olduğunu bile bilmeyen kızımız defalarca uçakla yurt dışına çıkmıştır aslında ancak yetenekleri buralarda etkisiz kalmıştır. Ve yaptıkları tatillerde birçok Amerikalı ile tanışsa da hiçbirinin katil Victor gibi ona yardım etmeyeceğini bildiğinden onları saymamıştır.

Sarai'nin katil ve tacir için önemi uluslararası bir boyuta ulaşırken kızımız beni geri götür, arkadaşım benim yüzümden zulüm görecek, onu orada bırakamam diye zırlar. Katil de ona yardım etmeye karar verir ama kıza bunu söyleme gereği duymaz.

Katil, Javier ile bir bölge belirler ve takas için buluşurlar. Sarai'yi verecek ve arkadaşını alacaktır. Sarai durumdan rahatsız değildir, kaçtığı için pişmandır. Yıllardır planı en küçük detayına kadar düşünse de pişman olma ihtimali aklına gelmemiştir. Takas için buluştuklarında büyük bir çatışma olur ve ortalık karışır. Bu kısımdan sonrası tahammül sınırlarımı aştığı için ne yazık ki okuyamadım.

Kitaba niçin böyle bir yorum yaptım?

Çünkü ben hayatım boyunca böyle saçma bir şey okumadım. Eğer yazar kitabı kendi okumuş olsaydı düzeltirdi diye inanıyorum, tabii kör değil ise. Ve sadece bunlar değil yazım yanlışları da kitapta bolca mevcuttu. En azından son okuyan kişinin bunlara dikkat etmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu kitabı son okuyan ben olsaydım baştan yazılması için ciddi bir eleştiri yazardım. Demem o ki böyle övülen bir kitabın bu denli hayal kırıklığı yaşatması beni konuşmak zorunda bıraktı. Okurlar kitaba nasıl yaklaşıyor bilmem ama ufak tefek hataları görmezden gelsem de açıkça okurla dalga geçen bu kitabı tavsiye etmiyorum. Yazdığı ilk kitap olsa belki, ufacık bir tolerans olabilirdi ama o da yok.

Ayrıca kahraman anlatıcı kullanan ve bunu gerçekten beceremeyen kitaplara kızgınım. Yapamadığınız işe bulaşmayın. Kitap ilahi bakış açısı ile yazılsa hatalar bu kadar fazla olmayacaktı çünkü çoğu Sarai'nin inanılmaz yetenekleri yüzünden göze batıyor.

Ve son yıllarda moda haline gelen ama aslında yazarın başarısızlığı olarak gördüğüm duruma da birkaç lafım var. Kahraman anlatıcıda mesele, olayları bir kişinin gözünden anlatmak ama kurguyu tamamen verebilmektir. Başınız sıkıştıkça bir başka karakterin ağzından yazmak açıkça işi yapamadığınızın göstergesi benim için.

Son olarak kitapsever olduğunu iddia edip fanatik haline gelen kesimlere de bir şey söylemek istiyorum. Benim zihnim ve benim zevkim, istediğim kitabı sevme yahut sevmeme benim kararımdır. Demem o ki yorumum kimseye yönelik değildir, kişisel algılanmamasını rica ediyorum. Benim derdim tamamen kitapla ve şahsi görüşüm bu yönde. Sevenler vardır muhakkak seriyi, saygı duyuyorum ama ben sevmek zorunda değilim.
416 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Çok büyük beklentiyle başladığım bir kitap oldu Sarai. Aynı zamanda katiller çetesi başlangıcım. Her yerde o kadar övüldü ki. Ben her övgüyü duyduğumda beklentim de bir tık daha arttı. Ama maalesef ki bu beklentinin altında kalan bir kitap oldu Sarai benim için.

Kitap kötü muydu kesinlikle hayır gayet iyiydi ama bu yüksek beklentiyi karşılayamadı. Herkes boşuna mi abartmış bunun hakkında bir şey söyleyemem. Çünkü elimdeki ilk kitabı. Ve tam anlamıyla bir giriş kitabı Sarai. Katiller çetesine bir giriş yapmış bulunuyorum umarım ikinci kitabı daha çok severim.

Victor'un zeki ve işini bilen bir karakter olmasi hoşuma gitti. Sarai de akıllıydı ama Victor kadar mı bilemiyorum. Victor'un ağzından okuduğumuz bölümlerin daha farklı olmasını beklerdim.

Niklas'ı da ayrıca çok sevdim kardeşi için yapabileceklerinin asla bir sınırı yok bu çok hoşuma gitti. Niklas ve Sarai'nin daha iyi anlaşmasını dilerdim ama böylesi de fena değil.

Kitabın redaksiyoncusu yok muydu merak konusu. Her iki üç sayfada bir yazım hatası vardı ki ben kitap okurken çok anlayamam hataları gözümden kaçıyor ya da ben düzeltiveriyorum zihnimde sanırım ama gerçekten çok vardı. Bu hiç hoşuma gitmeyen bir durumdu.

Başlarken beklentinizi yüksek tutmamanizi dilerim. O zaman daha iyi bir kitap olacaktır. Herkese iyi okumalar. :)
416 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
İlk çıktığından beri merak ettiğim #Sarai yi sonunda okuyabildim. İrem Sun un büyük övgüleriyle merağım bayağı artmıştı ve Tüyap'tan iki kitabıda aldım.
Bütün meraklarıma değdi Harikaydı.
14 yaşından beri Javier'ın yanında esir olan Sarai artık normal bir hayatın nasıl olduğunu unutmuştu.
Ama hala içinde kurtuluş için bir umudu olan Sarai, Victor'u görmesiyle kurtuluş için tek şansının o olduğunu anlamıştı.
Tabi ki her şey Sarai'in düşündüğü ve planladığı gibi basit değildi.
#KatillerÇetesi Serisi ilk kitabıyla bile benim favori serilerime gireceğini kanıtladı.
Sayfalar su gibi aktı be çok kısa sürede bitirdim. 400 sayfalık bir kitap bana sanki fragmanı izlemişim ve her şey Yen'i başlıyor gibi...
Hemen #İzabel e başlamayı düşünüyorum ama malum sınavlar var belki bugün başlarım.
İzabel'i en kısa zamanda okumak istiyorum.
Eğer zaten ilk kitap kadar güzelse kesinlikle biter.
264 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Uzun zamandır bir kitap okurken bu kadar heyecanlanmamıştım. Heyecanlı, sürükleyici, akıcı ama bir roman değil. Kurgu dışı okumayı severim. Özellikle böyle alanımı ilgilendiren kitapları. Ama hiç birini böyle bir solukta adeta fantastik bir kitap serisinin içindeymiş gibi okumamıştım. Yazarı ilk olarak tebrik etmem gerektiğini hissettiğim nokta bu.
https://expectokitabum.blogspot.com/...en-thomson.html#more
416 syf.
·2 günde·8/10
Sarai 14 yaşında annesi yüzünden rehin alınır ve uzun yıllar ispanyol bir adamın yanında kalır. Onun gibi orada kalan ve işkenceye uğrayan onca kız vardır. Bu adam Sarai'yle birlikte olmuş ve ona sapkınca kafayı takmıştır. Sarai her seferinde buradan kaçmaya çalışmış ama başarılı olamamıştır. Bir gün Javier'ı (ispanyol adamı) ziyaret eden genç bir amerikalı adam gelir. Sarai de amerikalıdır ve bu adamın, kaçmak için eline geçen bir fırsat olduğunu düşünüp harekete geçer.

Sarai, katiller çetesi serisinin ilk kitabı ve bu seri de benim çok sevdiğim bir seri. Sarai'yi okurken çok etkilenmiştim. Sarai'nin ve onca kızın yaşadıkları şeyleri bu dünyada gerçekten yaşayan insanlar var. Kitapta beni en çok bu etkiledi. Sarai'nin yaşadıkları diğerlerine göre biraz daha ağır çünkü kendisine Javier tarafından hiç şiddet uygulanmazken (çünkü sarai nedense Javier'in gözdesi) diğer kızlara yapılan şeyleri görüyor ve içi suçluluk hissiyle doluyor.

Victor'a bu kitapta gerçekten bayılmıştım ama seri ilerledikçe onun yerine Niklas geçmeye başladı. Bu arada serinin altı kitabını okudum ve şu an yedinci kitap elimde değil ve pdfsi yok diye ağlıyorum. Kitap ilerledikçe seriye yeni karakterler geliyor. Nora da bunlardan biri ve şu an serideki favori karakterim diyebilirim. Onun geçmişini anlatan bir kitabın da çıkmasını isterim, hem de çok.

Katiller çetesi serisine başlayacak olanlar mutlaka şunu bilsin. Kitapta bolca argo şiddet ve +18 unsur vs. var. Ve bazen rahatsız edebiliyor insanı bu durum. Bu da ön uyarı olsun. Keyifli okumalar :)

Seri sıralaması
1. Sarai
2. Izabel
3. Kuğu ve Çakal
4. Kötülük Tohumları (favorim)
5. Kara Kurt
6. Victor
7. Lydia
368 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Distopya&Bilimkurgu türünde bir kitap. Zaman zaman bana Black Mirror dizisini hatırlattı. İnanılmaz bir dünya yaratılmış kitapta. Şuan böyle bir dünya da değiliz ancak temelleri de atılmıyor değil. Teknoloji ve internetin dünyamızı kapladığı şu zamanda ilerde bu hale gelir miyiz dedirten ürkütücü bir dünya yaratılmış. Öyle ki kendi kendine alabildiğin bir karar yok gibi her yerde internet aracılığı ile takip edilir haldesin kulak içine kadar çip var. Evet şuan bunlar yaşanmasa da baktığımız zaman her yerde kameralar sosyal medya hayatımızın merkezinde , google da arattığım hatta aratmadan aramızda konuştuğumuz bir ürünün telefonumuzda bilgisayarımızda reklamının görülmesi tesadüf mü sizce? Aslında zaten izleniyoruz da farkında değiliz. O yüzden çokta olmayacak bir dünya değil.... Keyifli okumalar herkese....

Yazarın biyografisi

Adı:
Murat Karlıdağ

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 6.553 okur okudu.
  • 185 okur okuyor.
  • 3.156 okur okuyacak.
  • 113 okur yarım bıraktı.