Giriş Yap

Paulo Coelho

Yazar
8.2
70,8bin Kişi
280bin
Okunma
11,5bin
Beğeni
197bin
Gösterim
216 syf.
·
4 günde okudu
·
10/10 puan
Veronika Ölmek İstiyor-P. COELHO (Tabuların, boş inançların canı cehenneme!)
Hadi itiraf edin! Hepiniz en az bir defa ölmeyi düşünmüşsünüzdür hayatta. Kim bilir, belki buna kalkışan, kıyısından dönenler de vardır aranızda! Geçenlerde bir haber gördüm, "Dünyanın en mutlu ülkesinde intiharlar neden artıyor?" Farklı zaman diliminde ise ülkemize dair bir haber gördüm: "İntihar oranlarında artış %50'lere dayandı." Sahi, neden tutunamıyoruz hayata? Çağın vebası oldu: "tutunamamak" Dünyaya tutunamıyor insan! Azizim, insan insana tutunamıyor! Hep bir anlam eksikliği, anlam arayışı... Cevap bulursa ne âlâ, peki ya bulamazsa? Eserimizin başkahramanı Veronika isimli genç bir kız. Güzel bir hayatı var, istediklerine sahip, erkekler ile iyi birliktelikleri oluyor ama mutlu değil. Bazen tüm koşullar uygunken bile mutlu olamıyor insan. Ya da mutluluğun ne olduğunu biz değil toplum standartları belirliyor. İyi bir işin varsa mutlu olmalısın, paran varsa mutlu olmalısın, toplum tarafından kabul görüyorsan mutlu olmalısın... Böylece biz değil toplum standartları mutlu oluyor. Mutluluk bir görev halini alıyor. Ve bir gün fark ediyorsun ki tüm bunlar seni gerçekten mutlu etmiyor. “Yürü, gidiyoruz. Deliler delice şeyler yaparlar.” (s. 191) Delice şeyler neler biliyor musunuz? İçimizden geçen şeyler! Toplum yapmak istediklerimizi içimize hapsediyor! Ezilip gidiyor ruhumuz bu toplumsal normlar altında. Sokaklarda bağıramaz, her yerde gülüp eğlenemezsin! Sen kadınsın sevişirken zevk alamaz ya da bunu açığa vuramazsın! Sen bizim çocuğumuzsun iyiliğini istiyoruz ve şu mesleği yapmalısın! Kadınsın böyle giyinemez şu saatte sokağa çıkamazsın! Okumazsan adam olamazsın! Tüm bunlar mı sağlıklı bir hayatın göstergesi! Öyleyse hepimiz birer deli olalım, tüm bunlara katlanmaktansa... Zaten olmasak da kabul görmeyecek ve buna itileceğiz! "Yaşamımı bütünüyle değiştirmek istiyorum. Bir serüven yaşamak, başkalarına yardımcı olmak, daha önce hiç yapmadığım şeyler yapmak istiyorum." (s. 120) Bu gitme isteği hep bundan işte! Kaçmak istediğimiz şey bulunduğumuz yer değil bize dayatılan şeylere uyma zorunluluğu. Hayatta kaç gününüzü tamamen özgür olarak geçirdiniz? Okul, ev, iş ve basmakalıp davranışlar. Yağmur yağarsa montunu giymelisin, yoksa hasta olursun. En son ne zaman doya doya ıslandınız! "Mantosuz sokağa çıkıp kar­da yürümek istiyorum, çok çok üşümenin nasıl bir duygu olduğunu öğreneyim, değil mi? Hayatım boyun­ca hep sıkı sıkı giyinmişim, soğuk alma korkusuyla." (s. 139) Üşüyemiyor, gülemiyor, günlük hayatın koşuşturmacasında yanından geçtiğimiz insanlara "Bugün nasılsın," bile diyemiyoruz değil mi? Hayat bazen geriye dönüp baktığında görüp gülümsediğin şeylerden ibaret. Ama bu şeyler o kadar az ki... Koca hayatı bir hiç uğruna tüketecek gibi hissediyorsun bazen... Bir doktora gittiğinizi düşünün! Bir haftalık ömrünüz kalmış. O bir haftayı nasıl yaşardınız? Öldükten sonra gerçek hayatınız o bir haftadan ibaret olacak belki de! Korkmadan yaşayacak! Korkmadan sevecek! Korkmadan sevişecek ve hayatınız boyunca yapmayı ertelendiğiniz şeyleri ertelemeyeceksiniz belki de! Veronika size bunun mümkün olduğunu gösterecek, bir haftanın bir ömürden büyük olduğunu görecek ve hayatınızda değişiklik yapma kararı alacaksınız! Tıpkı Villete akıl hastanesindeki hastaların yaptığı gibi! “Geçecek,” dedi kendi kendine. “Dün geçti ya.” (s. 122) Her şey geçiyor ama bununla birlikte bir hayat da geçiyor. Ölümü bekleyerek yaşıyoruz bunun adına ne kadar yaşamak denirse. Korkular sarmış her yanımızı. Değişiklik bile korkutuyor bizi. İşe bile her gün aynı yollardan aynı araçlar ile gidiyoruz.
Mavi Saçlı Kız
'ın tutunma çabası ile Veronika'nın hayatı yeniden keşfedişi örnek olmalı bize! Bazı kitaplar ne çok şey katıyor bize.
Yeni Hayat
misali: "Bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti." Çok güzel bir cümle geçiyor eserde: "Yaşam harekete geçmeden önce doğru anı beklemektir!" O aradaki ince çizgi çok önemli. Ne olursa olsun geç olmamalı! Beklemekle geçmemeli ömrümüz, harekete geçmeliyiz! "Kafa­nı boşalt, herhangi bir şey düşünme, yalnızca OL." (s. 105) Ne güzel bir mesajı var eserin! Diyor ki "el alemin canı cehenneme" sen yaşadığın hayata bak! Kimse seni yargılayamaz! Sev, sevil, seviş, insanlara yardım et, sevdiğini söyle, bir güne çok şey sığdır! "Kimsenin kimseyi yargılayacak durumu yok. Her insan kendi bilir çektiği acının boyutlarını ya da yaşa­mında anlamın hepten yok olduğunu." (s. 24) İnsanlar en beklemedikleri gün ölürler. Tüm ömrünüzü bir şey bekleyerek geçirmeyin! "Tüm ömrünü bir şeyler bekleyerek geçirmişti za­ten; babasının işten eve dönmesini beklemek, sevgili­den gelecek, ama hiç gelmeyen mektubu, yılsonu sınavlarını, treni, otobüsü, telefonu, tatilleri, tatillerin so­nunu beklemek, hep beklemek." Peki ya nereye kadar beklemek! Kendi dünyalarımızda yaşıyoruz. "Ceketimi verme önerimi reddetti. Belki de onun dünyasında mevsim yazdı." (s. 41) Dünya bizim dünyamız ve mevsim bizim mevsimimiz. Hani Mandıra Filozof'unda diyordu ya: "Daha kaç yazın kaldı Cavit Bey?" Hangi mevsimden ne kadar yaşayacak ömrümüz kaldı bilemeyiz. Öyleyse her mevsimin tadını ayrı yaşamak gerek. Ölüm kelimesinin sıklıkla karşımıza çıktığı eser bize güzel şeyler vadediyor aslında. Ne diyordu: Her yeni gün bir mucizedir! Tabii bakmasını bilene! Kahramanımız her günü aynı olduğu için ölmeye karar vermişti. Bir hadisimiz de var: İki günü aynı olan ziyandadır, diye. Öyleyse harekete geçme zamanı! Eserin en beğendiğim yanı da yalnızca başkahraman Veronika üzerinden değil, birçok kahraman üzerinden hayata dönüş dersleri vermesi. Hepsini çok sevdim. Onlarla çıkılan muhteşem bir yolculuktu! Hiç bu kadar akıllı akıl hastalarına tanık olmamıştım. DİPÇE: Hazır
Kitapyurdu.com
ücretsiz kargo kampanyası başlatmışken ben de bu anlamlı kitabı İNCELEMEYİ PAYLAŞAN bir takipçime armağan edeceğim. Paylaşanlar arasında en geç bir hafta sonra bir çekiliş yapacağım. Doğrudan Kitapyurdu'ndan adresinize gelecek! Sevgiyle kalın!
·
40 yorumun tümünü gör
Reklam
·
Reklamlar hakkında
184 syf.
·
29 saatte okudu
·
2/10 puan
DÜNYANIN EN ÇOK ABARTİLAN KİTABI
Neden Simyacı dünyanın en çok abartılan kitabı?: youtubeto.ga/lFYm2W7uV0o Evrenin dili, kişisel menkıbe, evren işaretleri, sözcüklerin ötesinde bir dil, evrenin işbirliği bla bla bla... 1000kitap'ta inceleme yapması içimden gelmeyen nadir kitaplardandır Simyacı. "Ha şimdi sen bu kadar popüler ve beğenilmiş bir kitabı eleştiriyorsan kesin prim yapmak için yapıyorsundur bunu." mantığıyla gelinebilir bunu anlarım fakat zaten dünyada büyük etki bırakmış bu tür eserleri böyle eleştirmek, kötülemek vs. biraz ilginç ve hadsiz hissettirmiyor da değil. Keza bu durumun tersi olarak, bu zamana kadar epey popülerleşmiş 1984 ve Kürk Mantolu Madonna gibi eserleri de çok sevmiştim mesela. Bu incelemeyi de sadece kitabı okuyup bitirdikten sonra oluşan duygularımı dürüstçe açıklamak istediğim için yazıyorum, zaten bu sitede de yaptığım puanlamaları elimden geldiğince gerçek okuma deneyimime dayanarak vermeye çalışıyorum. Kitabı okuyanlar için spoiler entry'si : eksisozluk.com/entry/24419002 Kitabın konusu aslında birebir Takkeci İbrahim Ağa hikayesinden alıntıdır diyebiliriz. Okumadan önce haberim yoktu bu hikayeden fakat kitapla birleşemememin sebebi de bu değil zaten. Basit bir kişisel gelişim kitabı mantığına da katılmamakla birlikte, kitabın konusunu ve anlattığı şeyleri epey sade buldum. Aslında dünyada da genel olarak bu sadeliğinin güzelliğinden dolayı seviliyor olabilir. Fakat, Simyacı bana bu sadelik, detaysızlık ve konunun katmanlı değil tek bir yönde ilerlemesinden ötürü bir tuzsuz pilav yemiş etkisi yaptı. Evet, okuduktan sonra okudum ve bu kitabı hayatıma kattım diyebiliyorsunuz ama ben kendi adıma tat alamadım bu kitaptan. Hiçbir kitabı zaman kaybı olarak görmeyen ben, bu kitabı da keza zaman kaybı olarak görmedim. Sadece popüleritesinin yerini alabilecek çok fazla sayıda başka kitap var iken bu kitabın neden bu kadar popüler ve kıymeti abartılmış, gereğinden fazla değer verilmiş olmasını sorguladım kendi adıma. Hayatın sürekli devam ettiğini, kendini tanımanın ve "kişisel menkıbe"nin önemini, yolculukların, gelişimin ve güzelliklerin önemini ben de biliyorum fakat bu bir romana yoğrulunca bende bir kişisel gelişim kitabıymışçasına algı bırakıyor sanki. Dediğim gibi benim için hala tuzsuz bir pilav, şekersiz bir tiramisu, ekşisiz bir mandalina, acısız bir çiğköfte etkisi bırakan kitaptır. Eğer gerçekten kişisel olarak gelişmek istiyorsanız Simyacı, Ferrari'sini Satan Bilge ya da bu minvaldeki kitapları bu kadar abartmanıza gerek yok. Dostoyevski, Kafka, Yaşar Kemal, Yusuf Atılgan kitaplarından okuyarak da kişisel olarak çok fazla gelişirsiniz.
·
48 yorumun tümünü gör
201 syf.
·
3 günde okudu
·
Beğendi
Söylesene: Hiç intihar etmeyi düşündün mü? Hiç mi? O halde okumaya yeltenme! Peki neden? Bir travma mı yaşadın? Bıçağı bileklerine geçirmeden veya soğukkanlı bir şekilde şah damarını kesmeden önce soğuğu hissettin mi? Ürpertiyi ensende alabildin mi? Yoksa bütün bunlara rağmen hayati zevkler, şaşalı geçici hevesler ve korku seni alıkoyup vaz mı geçirdi? İntihar mı etmek istiyordun, yoksa edebilmeyi mi? Hiçbiri mi, koca bir hayır mı? Yoksa ağlıyor musun?... İntihar etmek zeka işidir. Sıradan insanlar sıradan şekilde hayatlarına son verirler. Sanki hiç var olmamış gibi geldikleri gibi giderler. Kim bilir, belki böylesi daha iyidir... İyi olan ve bir o kadar spesifik olan sorgulamaktan kaçınmaktır. Hiçlik o kadar içe siner ki; basit olmak, bir hiç olmak, sessizliği kulak delercesine, hissedercesine paralar benliği. İnsan sorguladığı andan beri anlam arayışının boşluğa sürüklendiğini düşünür, evre oraya doğru sürüklenir. Tamamlanması ise uyku gibidir: üzerine gitmek tatlı, devam ettirmek kâbusun dozunu artırmaya sebebiyet verir...(tekrar ve tekrar) Peki en son ne zaman intihar etmek istedin? Sahiden bunu içten bir şekilde isteyip denemeye kalktın? Bu düşünce oluşmadan önce ne yapmıştın peki? Bir dakika, bir saat, bir gün öncesinde neyle meşguldün? Şimdi sorayım: Bir insan neden intihar etmek ister? Hayattan sıkıldığı için mi? Yoksa umutsuzluktan mı? Hiçbiri. Çünkü bunlar çoğaltılması doğal varsayımlar. Neden mi?İntihar etmek ister çünkü başka çaresi yoktur. Ama her zaman bir çare vardır! Evet, her zaman bir çare vardır ama istisnalar kaideyi bozar... Bir hafta ömrünüz kalsaydı, ilk yapacağınız şey, son kez yapacağınız deneyim veya hep isteyipte ertlediğiniz şey ne olurdu? Veronika, 22 yaşlarında genç, güzel, gezmeyi ve sosyal takılmayı seven bir kadın olmasına rağmen hayattan zevk alamıyor, her daim bir şeylerin eksik olmasından kaynaklı yeterince mutlu olamayan bir kadındır. Bir gün intihar girişiminde bulunur ve hayata veda ettiğini sanarken, gözlerini açar. ''Burası cehennem mi?'' dedi Veronika. Derinden bir ses, 'hayır, daha vaktin var.' dedi. Veronika intihar girişiminin başarsızlıkla sonuçlandığını ve kendisinin bir akıl hastanesinde olduğunu anlar. İntihar girişiminin başarısızlıkla sonuçlandığını öğrenen ve hoşnutsuz olan Veronika'ya iyi haberi Dr.İgor, "Yarım bıraktığın iş tamamlanacak, çünkü en fazla 1 hafta ömrün kaldı.'' der. Veronika, ilk birkaç günde hastaneyi pek umursamaz, çünkü birkaç gün sonra hayatta olmayan biri için yapacak pekte bir şey yoktur. Ama 3-4 gün geçtikten sonra hastanedekilerle arkadaşlık kurmaya çalışır. Bunlardan biri şizofreni hastası Eduard'dır. Eduard, Veronika'nın piyano çalmasına tutulmuş bir gençtir. Veronika Eduar'da karşı tarifi olmayan birtakım duygular besler, ölümün yaklaştığı günlerde onunla beraber olmak ister. Ancak Eduard, kimseyle konuşmamış ve herkese konuşmadığını sahiden bir şizofreni olduğuna ikna etmiştir. Vaktinin dolmasına sadece 1 gün kalan Veronika, Eduard ile yürüşteyken Eduard konuşur ve ona bu son günü dışarda geçirmek gerektiğini söyler ve elinden tutup firar ederler. Lüks bir lokantada yemek yerler, gece boyu şarap içerler ve birbirlerine sarılarak ağlamaya başlarlar... Kitap son derece sürükleyici, düşündürücü, imgelere ve kısa sözlere yer verme açısından tatmin edecek şekilde yazılmış. Özellikle kapak fotoğrafı olan fotoğraf gerçekten okumayan birini, 'Hımm, acaba nasıl bir şey, nasıl bir hikayesi var.' dedirtebilecek türden. Karakter isimleride son derece akılda kalıcı, bölgesel isimler olmasından beğenilecek ve kitabın yer yer kopmasından dolayı bile olsa akıldan çıkmayacak ve kopmasına izin vermeyecek türden önemliydi. Veronika, Eduard, İgor... Kitaptan birkaç bölüm paylaşmak istiyorum: ''Kendini vurmak, yüksek bir yapıdan atlamak, kendini asmak, bu seçeneklerden hiçbiri onun kadınsı doğasına uymuyordu. Kadınlar kendilerini öldürek için çok daha romantik yöntemler seçer; bileklerini kesmek ya da aşırı dozda uyku ilacı almak gibi.'' (15) Kadınlar üzerindeki bu tespiti beni mestetti diyebilirim. Ama bu tespit sadece kadınlar üzerinde mi etkili emin değilim. Paulo Coelho belki de, kadınların ağır duygusal yönlerine dikkat çekmek için bu tespiti yapmış ve intihar girişiminde olan birinin, bir kadının farklı düşüncelerine ve duygusal açıdan şiddet eğilimi gösterdiğini vurgulamıştır. 2-''İki dileğim olacak. Birincisi bana öyle bir ilaç verin ki uykum gelmesin ve yaşamımın geri kalanının her anını yaşayabileyim. Çok yorgunum, ama uyumak istemiyorum. Yapacağım sandığım günlerde hep ertelediğim şeyler bunlar, sonra, hayatın yaşanmaya değmeyeceğine inanmaya başlayınca da...'' Okurken acıyı hissettiniz mi? Problem değil, o da hissetti. Kitaptan bir söz: ''Kendi dünyasında yaşayan herkes delidir. Şizofrenler, psikopatlar, manyaklar. Yani başkalarından farklı olanlar.'' Keyifli okumalar.
·
22 yorumun tümünü gör
216 syf.
·
2/10 puan
Peki Masalın Sonrası?
Kitabın başında Veronika ölmek istiyor oluşunun nedenini gayet net açıklıyor ve benim açımdan da gayet makul bir intihar etme gerekçesi var. Hayatın monotonluğu. Veronika sıradan biri ve kendisi de yaptığı,yapacağı hiçbir şeyin bir anlamı olmadığını biliyor. Merak ettiğim şey şu; Daha öncesinde Sisifos Söyleni kitabında da benzer öneriler mevcuttu.Kişi hayatından bezgin,hayatın bir anlamı yok ve hayat zor. Ama hayat yaşanmaya değer. Hmm,Neden? Bir de bu kişiye verdikleri öneriler hep,hayatı geçirmek ve intihardan uzaklaştırmak üzerine kurulu oluyor,Albert Camus ciddi ciddi yazar isimleri sayıyordu. Veronika ölmek istiyor falan değil,kelimeler yanlış kullanılıyor,Veronika yaşamak istemiyor,bu ikisinin arasında çok fark var. Paulo Coelho onun istediği şeyi ölme arzusu olarak algıladığı için,negatif bir şeyi arzuluyor sanıyor. Kendini öldürmek negatif ama Veronika bilgisiz olduğu için,bunun kötü olduğunu algılayacak kapasitede olmadığı için ölmek istiyor. Sokrates'in düşüncelerini almış , tıpatıp aynı şablonu ölüm ve intihar konusunda kullanıyor sene 1998 be, sene 1998. Algılayamadığınız şey şu , bir kimse intihar etmeyi arzuluyor ve sen arzulamıyorsan,bunun kaynağı perspektiflerin farklı olmasıdır. Yani senin pencerendeki görüntünün sonucu olarak uygun gördüğün yaşam algısı başkasının penceresine uymuyor. Sen yaşama değer veriyor olabilirsin,bunda hiçbir sakınca yok,keşke herkes sen gibi olsa... da işte herkes sen değil . Kitapta o inanılmaz bayağı ,ölmeden önceki anda intihar ettiğine pişman olacaksın klişesi 1500. defa pişirilip tekrar önümüze sunulmuş. Sene 1998 be,sene 1998. - Seneden ısrarla söz ediyor olmamın sebebi,daha öncesinde bunların var olmasının yanında daha iyi biçimlerinin de var olmuş olması.Bir kitap yazarken,o kitaptan çok daha iyi binlerce kitap olduğunu fark etmek,bu insanları nasıl rahatsız etmiyor anlamıyorum. - İntihar edildiği sırada yaşanan o pişmanlığın,içgüdü olduğunu çözemediniz mi hala? Ya da intiharın güdülere en çok karşı çıkılan an olduğunu? - En temel ve en kuvvetli güdü,yaşama güdüsü ise intihar etmek,hayvansallıktan uzaklaşmanın en iyi yoludur. - Sorun intiharın doğruluğu veya yanlışlığı değil,sorun kitapta intihar etme arzusunun temel kaynağı olan monotonluk ve tekrardan üstüne basa basa söylediğim ölme arzusu olmayan ''Yaşamama Arzusu''. - Yaşamama arzusu hiç var olmamaya duyulan arzudur.Yaşamama arzusuna sahip olan kişi,bir fabrika hatasını düzeltmeye çalışır,yaşamın ona verilmemiş olması gerekirdi ancak verilmiştir,bu sorunun çözümünü kendi kendisi yerine getirir. - Veronika kitabın sonunda elbette ağzımıza ağzıma kamu spotu sokmak isteyen Paulo Coelho tarafından hayata döndürülüyor. İyi de kardeşim ,sen hiçbir sorunu çözmedin ki. Ağrı kesici yutturdun karaktere,al baş ağrını geçirdim dedin. - Camus'un hayata bağlama yöntemi ile çok benzer,sorunları çözmeyip,karyolanın altına itiyorlar. - Kitapta Veronika'nın hastanede geçirdiği süre,zaten az önce söylediğim gibi ölüm bilinci ile gelen yaşama arzusu ile geçiyor bir de iğrençliklerin en berbatı olan hayata sevgi ile bağlanılabileceği düşüncesini üstümüze fırlatıyor. Sorun şurada ki kitabın ana teması ölüm. Şu kitabı yazarken 3.5 saniye düşünseydin,Simon de Beauvoir'un şu sözlerinden çıkan anlama ulaşırdın sanıyorum ; ''Sartre'la karşılaştığım zaman,her şeyi kazandığıma inanmıştım.Onun yanında benim kendimi gerçekleştirmem başarısızlığa uğrayamazdı.Şimdi kendi kendime şunu diyorum: Kurtuluşu bir başkasında görmek,yıkılmanın en güvenli yoludur.'' Kitabı bu bakış açısıyla okursanız görürsünüz ki,Veronika'nın kafasında ''Acaba hayat güzel olabilir mi?'' düşüncesini yaratan şey hep başkaları. Zaten hastaneye girer girmez bir bilge ile karşılaşıyor,tabi bizim Paulo'nun yaratıcılığı bu kadar olduğu için tüm düşüncelerini bir karaktere aktarır ve her şeyi ona söyletir,felsefik bir iddiası olduğu halde - Çünkü bu kitabı fayda gayesi ile yazıyor. - diyalogları okumak,Cin Ali okumak bu kitabı okumaktan daha zor. Düşüncelerini satır aralarına serpiştirmek yerine bir karakter üzerinden anlatmak tüm kötü yazarların ortak özelliğidir,bir hikaye döner kitapta ve ayrıca oraya zorla sokulmuş bir Paulo Coelho vardır,ki daha kötüsü kitabın başında Paulo Coelho'yu direkt kitabın içinde de görüyoruz,bir karakterin temsil ettiği kişi olarak değil ,kendisi olarak. Bilge ile Paulo'nun düşüncelerini dinledikten ve bolca esnedikten sonra ,Veronika'yı hayata bağlamak ile görevli karakter karşımıza çıkıyor. Tekrar ve tekrar söylüyorum,hiçbir çözüm önerisi,hiçbir anti-tez sunulmuyor. Hala Veronika neden yaşamalı en ufak bir fikrimiz bile yok. Bir diğer sorun da şu,''Son günün gibi yaşa.'' mottosunu karaktere yaşatarak çözüm önerisi sunmuş gibi yapıyor. Anlaşılamayan şey şu,son beş günüm kalsa ben de gayet hayattan keyif alabilirim ama gelecek sene üniversite sınavına çalışman gerek diyorlar,sorun burada zaten. Son günün gibi yaşayacaksan,yapman gereken şey,dümdüz hayvansı hazlarla günü geçirmektir. Evet bu kesinlikle,kısa vadede hayatın yaşamaya değer olduğunu hissettir. Bunun bir çözüm yolu olup olmadığını zengin çocuklarına sorabilirsiniz. Sevginin bir çözüm olup olmadığını da , çocuğunun karnını doyuramadığı için kendini yakmaya kalkan babaya sorarak öğrenebilirsiniz. Bir kitap yazmaya kalkışıyor ama yazdığı kitapta düşüncenin d'si yok . Benim için en önemli kısım ise kitabın sonu. Veronika mutlu,Veronika ölmekten vazgeçti. Sorumu başlıkta sormuştum; Peki ya masalın sonrası? Şunu söylemeliyim ki,Veronika eğer gerçekten düşüncelerinde samimiyse,gerçekten intiharı arzulamışsa, Bu intihar girişimi yinelenecektir. Çok basit bir bilimsel veriden söz ediyorum.İntihara kalkışan bir insan eğer ölmemiş ise diğer insanlara kıyasla çok daha yüksektir onun tekrardan bunu deneyecek olması ihtimali. Çünkü intihar kararı zaten intihar eyleminin gerçekleştirildiği andan ibaret değil. Veronika yüz defa intihar etmeyi düşündü ve vazgeçti, 101. seferde bunu denedi. Başarısız oldu. Yüzlerce defa daha bunu düşünecek,500. seferde tekrar deneyecek ve başarılı olacak. İntiharın düşünülmesine rağmen gerçekleştirilmediği her seferde yaşama arzusu halen daha var olmama arzusuna baskın geliyor,yani sendeki o yaşama arzusu ve yaşama kıymet biçme Veronika'da da var merak etme Paulo. Ha gerçekten intiharı düşündüğü 3. seferde intihar eden birisi var ise bak o gerçekten ''Ölmek İstiyor''dur,ama buradaki durum bu değil. Psikolojik tahlilini doğru düzgün yapamadığın bir karakteri yazmak niye? - Sonuçta kast ettiğim intihar anı,zihinsel intiharın %1'lik bir kısmını bile kapsamaz ve senin önereceğin her şey o kişi tarafından kendi kendisine,yaşama bağlanabilmek için tekrar ve tekrar söylenmiş,fazla kullanılmaktan paçavra haline gelmiştir. - Başta kısaca geçtiğim,insanı yalnızca hayatta tutmak için gerçek dışı bir yaşama itme çabasını dibine kadar hissettiriyor kitap boyunca. Sorun şu,kurgularla kendini uyuşturduğun bir yaşam,bitkisel hayattan farksız ve yaşamın tanımı bu değil. Sanırım sizde yalnızca canlı olmaya karşı bir fetiş var anlayabilmiş değilim. Ötenaziye de karşıdır sanıyorum Paulo Coelho,eğer ki gerçekten karşı ise bu durumda daha önce de söz ettiğim kendi penceresindeki görüntülerden çıkarttıklarını başkalarına da dayatma durumu var. Siz yaşamayı seviyorsunuz diye herkes sevmek zorunda değil. Sen harika kitapların ile geçinebiliyor ve kitlelerin peşine takılan fanların sayesinde kendini değerli hissedebiliyorsun ama bazı insanlar özel olduğunu söylesen bile özel olmadığı konusunda ısrar edebiliyor :) . Kendisini özel hissetmeyen bir insanı intihar etmemek konusunda nasıl ikna edebilirsin? - Görüldüğü üzere konu özel olmak değil,özel hissetmek yalnızca. Özel olup özel hissetmeyenler ızdırap çekerken,Paulo gibi kendini özel hisseden ancak özel olmayanlar ise ölmek istemeyin diye kitap yazıyor. - Kendini özel hissetmemenin,en depresif hali şudur; ''Ben ölsem de dünyadan hiçbir şey eksilmez.'' Günlük hayatta ise; ''Bütün olarak benim taşıdıklarım da herkeste var. Farklı değilim.'' . Sanırım bir anlığına incelemede pesimistliği bırakacak olursak,yaşamının değerli olması konusunun çok yanlış anlaşıldığını söyleyebilirim. Her şeyde ''tekillik'' arayacaksanız,doğduğunuz anda intihar etmeniz gerekirdi zaten çünkü dünyaya gelen tüm insanların gelişi aynı şekilde gerçekleşiyor,kısaca bu mantıklı değil. Çoğunluğa üniversite sınavına çalış deniliyor- Üniversite konusunu, bana battığı için sürekli geveliyorum. -, çoğunluğun hayatı tekdüze günler ile dolu.İnsanlar ömürleri bittiği zaman çok hızlı geçtiğini söylüyorlar çünkü hayatlarında her şey monoton ve gözler gittikçe kendini güç tasarrufu moduna alıyor. Aynı günü ilk yaşayışında 10 x keyif alırsın, 2. gün 9 x 3. gün 8 x ... 800.defa yaşadığında ise,durumun ne kadar vahim olduğunu görmek bu kadar zor olmamalı. Veronika hayata bağlanmayı kısa süreliğine başarıyor çünkü kısa süreliğine bu tekdüzelikten kurtuluyor. 365 gününün biri ilginç olan bir insanı hayata nasıl bağlayabilirsin? Sen mutlusun çünkü insanlar senin harikulade kitapların hakkında gelip sorular soruyorlar ve sen kitaplarını yetiştirmeye çalışıyorsun. ''İnsanları hayal kırıklığına uğratmamalıyım.'',''Kitabı çıkartacağım dediğim tarihte çıkartmalıyım.'' gibi,değerli olduğunu hissettiğinin yüzde yüz belli olduğu düşüncelere sahipsin,hak etmediğin halde. Görülüyor ki yaşama bağlayan şey yaptığın şeylerin değerli olduğunu hissetmek. Fakat,podyumda bir kişi olur,onu seyredenler ise yüzlercedir,soruna sahip olanlar siz podyumdakiler değilsiniz,sizin bu konuda ağzınızı açmaya hakkınız yok. Sorunu yaşayan hep o karanlıkta,kalabalıklar arasında bir başına olanlar ve istediğiniz kadar subjektif önerileriniz ile insanlara faydalı olmayı amaçlıyor gibi yapın,Veronikalar aynı acıyı yine çekecekler çünkü dediğim gibi bunu aşmanın tek yolu yaptığın her şeyin bir şekilde değerli olduğunu hissetmek,bunun başkalarına dokunmaktan geçiyor olması ise çok acınası ama yine de gerçek. Albert Camus gibi kitap okumanın çözüm yolu olduğunu düşünmüyorum - Yine gelecek Camus fanları,biliyorum bunu söylemiyor ama kitabın bir parçası idi bu, onun düşüncelerine saygısızlık etmek gibi bir amacım asla yok,beni kitabı anlamamak ile de suçlamayın lütfen,kasti biçimde cımbızlıyorum,karşıt görüş olarak sunabilmek için. - ,çözüm uzun süre 1k'da alıntı paylaşmadığın zaman,birisinin sana ''Bir şey mi oldu?'' diye sormasıdır - Bu sevginin kurtarıcılığı değil,ilginin kurtarıcılığı . - ya da kendini özel hissetmek konusunda başkalarına muhtaç olmayacak "Tanrısal" seviyeye gelmelisin. .- İncelemeyi pozitif bitirebilmek için kendim ile çelişmek zorunda kaldım,başkalarına her halükarda mahkum olunduğunu söylememek için,tanrısallık mümkünmüş gibi konuştum ama sanıyorum mümkün değil. - ... Tabi ki de bu da yetmeyecektir ancak artık öneri veremediğim salt sorun tespitinden ibaret incelemeler yapmak istemiyorum,bunu benden ya da Paulo Coelho'dan dinlemek saçma ama bence de ölmek istemeyin. Başka birisi olmak ister miydiniz gerçekten? - Burada var olmak istememeyi,başkası olmak istemek ile özdeş tutuyorum,öyle olmasa bile . - Müzik zevkiniz,yemek zevkiniz,dizi/film zevkiniz,düşünceleriniz ve yaşamınızla getirdiğiniz karakter özellikleri. Her halükarda benliğiniz, bir defaya mahsus bir istisna ve biricik olması onu çok değerli kılıyor.
·
6 yorumun tümünü gör
Reklam
·
Reklamlar hakkında
188 syf.
·
30 saatte okudu
·
8/10 puan
Bu kitabı okuma hevesim dünya çapında en çok satılan kitaplardan biri olması ve diğer nedeni ismine duyduğum merak. Bir çoğumuz Simyacilari duymuşuzdur lise zamanlarında. Simyacilar ölümsüzlük iksiri arayışında olan ve değersizdir madeni altına çeviren kişilerdir. Şüphesiz hepsi basarız olmuştur bu yolda. Yazar kitapta Simyacilari ulu kişi olarak ele almış bilgeler olarak tanımlıyor. Kitap kurgusal ve fantastik bir anlatıma sahip ilham verici bir kitap. Bu dünyada ortaya çıkan her yaşamın bir amacı olduğunu dile getiriyor. Bizim amacımız bulmak ve bunu başarmak için çalışmaktır. Hepimiz kendimizi belirli bir yöne itmemizi teşvik etmesi gereken birkaç olaylara karşılaşırız. Ancak, birkaç nedenden dolayı onları görmezden gelmeyi seçiyoruz. Kitaptan bahsedecek olursak; İspanyol çoban Santiago'nun hikayesini ve gördüğü rüyada hazine bulmayı hayal ettikten sonra Mısır piramitlerine olan yolculuğunu anlatıyor. Genç çocuk bütün gün koyunlara bakmaktansa hayattan daha fazlasını istiyordu. Sürüsünü izlemekten ve onları gütmekten zevk almasına rağmen, hayatında başarıya ulaşmak için yapabileceği çok daha fazla şey olduğuna inanıyordu. Hayatta daha fazla amacı olduğunu ve keşfedilmesi gereken hazineler olduğunu anladı. Yol boyunca bir kral, bir ‘çölün kadını’, bir dükkan sahibi ve bir simyacı gibi birçok farklı karakterle tanışır ve hepsi ona değerli dersler vermek için hayatına yerleştirilir. Aynı anda kitap, kendi kaderlerini ararken yaşam yolculuklarını takip ediyor. Santiago, kaderine ulaşma umuduyla bu kendini keşfetme yolculuğuna çıkmaya karar verir. İspanya'daki evinden Mısır'ın büyük çölünde uzun bir yolculuğa çıkar. Yol boyunca bazı cesaret ve cesaret kırıcılarla karşılaşır, yeni bir dil öğrenir, bazı arkadaşlar edinir ve bazı hırsızlarla tanışır. Bu yolculuk boyunca her şeyini kaybeder, ancak yine de tutumunu değiştirerek ve dirençli olarak kaybettiği her şeyi geri kazanmayı ve çok daha fazlasını kazanmayı başarır. Başarısızlığın başarıya giden bir basamak taşı olduğu ve kişinin hayaline ulaşma yolunda kendini keşfetme yolculuğundaki sürecin bir parçası olduğu anlaşılmalıdır. Sonuçta, başarısızlık bir seçenek değildir, kendinizin en iyi versiyonu olmanın anahtarı sizin elinizde yatmaktadır. Eğer hayal ederseniz, o zaman o olabilirsiniz, genç çocukta olduğu gibi, tahmin etmediğiniz birçok engelle karşılaşacaksınız. Bununla birlikte, her engel, sizi hayalinizi gerçekleştirmeye doğru bir adım daha yaklaştırmak ve çekmek için bir fırsat sunan bir basamak taşıdır. Bu kitapdan çıkarılacak dersler; Hayallerinizi veya tutkularınızı takip etmeye devam etmektir. Sevginin yolunuzda bir engel olmasına izin vermeyin, onu kucaklayın çünkü bu en güzel duygulardan biridir, ancak vizyonunuzu açık tutun. Birçok engelle karşılaşabiliriz, ancak savaşmaya devam ederseniz kesinlikle başarıya ulaşariz. Hayatın sırrı ise yedi kez düşmek ve sekiz kez kalkmaktır. Başarısızlık korkusunun sizi durdurmasına izin vermeyin. Bir rüyayı gerçekleştirmeyi imkansız kılan tek bir şey var başarısızlık korkusu.Yolculuğunuzu terk etmeye karar verdiğinizde sadece bir adım uzakta olabilirsiniz. Sürükleyici bir kitap olan Simyaci okumanızı tavsiye ederim.
·
3 yorumun tümünü gör
Reklam
·
Reklamlar hakkında
2
937
9,4bin öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.28.6