1000Kitap Logosu
Ricoldus De Monte Crucis
Ricoldus De Monte Crucis
Ricoldus De Monte Crucis

Ricoldus De Monte Crucis

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
7.8
62 Kişi
152
Okunma
4
Beğeni
164
Gösterim
Unvan
Dominikli Misyoner, Yazar
Doğum
Floransa, İtalya, 1243
Ölüm
Floransa, İtalya, 31 Ekim 1320
Yaşamı
1243 yılında Floransa’da doğdu. Çeşitli üniversitelerde ilahiyat tahsil ettikten sonra 1267’de Dominikan tarikatına girdi ve zamanın önemli eğitim merkezlerinden Santa Maria Novella Manastırı’nda ve Pisa Üniversitesi’nde hocalık yaptı. 1286 yılında Papa’nın emriyle Doğu Hristiyan Kiliseleri ve İlhanlı Sarayı nezdinde misyonerlik çalışmaları yapmak ve diplomatik ilişkiler kurmak üzere Kutsal Topraklara seyahate çıktı. Misyonerlik çalışması kapsamında Levant, Anadolu, İran ve Irak’ta bulunan Ricoldus, Moğol Hanı Argun’un sarayına misafir oldu. 1290 yılında Bağdat’a giderek Nasturi Kilisesi’nin, Roma Kilisesi ile birleşmesi için girişimler başlattıysa da bunda başarılı olamadı. Bağdat’ta bulunduğu yıllarda Arapça öğrenerek, İslam inancını yakından inceleyen Ricoldus, “Liber Peregrinationis” adıyla kaleme aldığı seyahatnamesinin yanı sıra, İslam teolojisi üzerine kapsamlı eserler vererek, oryantalizmin temellerini attı. 1300 yılında İtalya’ya dönerek, seyahatine dair gözlemlerini Papa’ya sunan keşiş, 1320 yılındaki vefatına dek tarikatı bünyesinde görevlerini sürdürdü.
Yunus Özdemir
Doğu Seyahatnamesi'ni inceledi.
Bir Keşişin Doğu Anekdotları
Nimetini sen verdin Rabbim, lütfunla artır onu... Hamd, nurlar saçan, gözleri açan, sırları ortaya çıkaran ve perdeleri kaldıran Allah'a layıktır. Rahmet, nurlar nuru, iyikte seçkinlerin efendisi, Muhammed'e sav, Selatü Selam olsun. O'nun ailesinin ve tertemiz seçkin ashabının olsun. Keşiş Crucıs'un Doğu Seyahatnamesi hakkında ki kitabı yazdık, dostlar. Doğayla bir bütün olan insan, geçmişe ait yerleri, tarihi ve kültürleri bir merakla araştırmak için gezen bu meslekle bir manada gezgindir. Doğanın saklı güzelliklerini bulmakla beraber, insan doğasını da keşfedip anlamak hissiyle yaşar. Bu niyetle geçmişten bu yana sayısızca gezginler buluruz. Sayısızca seyahatnameler okuya biliriz. Geçmişin derinliğinde tanımadığımız bir insanın, yaşadıklarıyla nasıl bir düşünce içinde olduğunu, nasıl bir duygu hali ruhuna sirayet ettiğini; kendisinden okuyarak, öğrenmek her şeyiyle çok özel yaşayacağımız duygu atmosferi olabilir. Bu özel duygu atmosferi, seyahatnamelerden başka bir şey değildir. Tarih boyunca Ortadoğu Coğrafyası, insanların tarihini, kültürünü ve geleceğini belirleyen olaylara sahne olmuştur. Bu süreç içinde ve halende Dünya’nın merkezi olma statüsünü korumaktadır. Hal böyle iken, tarihi boyutu da derin ve çok karmaşadır. Bu derinlik ve çok karmaşa halini bizlere tarihin her safhasında, bu coğrafyayı gezerek, yaşayarak gördüklerini anlatan seyahatnamelerle karşılaşırız. Seyahatnameleriyle bize tarihi anlatan sayısızca gezgin vardır. Bu noktada bir örnek vermek istediğimizde, Keşiş Crucıs'tan bahsede biliriz. Keşiş Crucıs, tam ismiyle anarsak: Rıcoldus De Monte Crucıs’dur. Floransa'da 1243'te doğdu. İyi bir ilahiyat eğitiminden sonra 1267'de Dominikan Tarikatı’na girdi. En önemli görevi Papa'nın emriyle Kutsal Topraklara seyahat ederek Doğu Hıristiyan kiliselerine ve İlhanlı Sarayına diplomatik ve misyonerlik faaliyetleri yapmaktı. Bu eserimizin konusunun başka bir boyutu ise yabancı seyyahların eserlerini, günümüz diline çeviri ve sadeleştirme çalışmalarıdır. Bu boyutun ince ve zor noktaları vardır. O deneme ait eski dil ve alfabe üzerinde önemli bir çaba ve bilgi sonucu ortaya çıkmaktadır. Çevirmenimiz Ahmet Deniz Altunbaş, o dönemin Latince yazılan aslından çevirerek, önemli bir çalışma ortaya çıkardı. Kitabın 18, 19, 20 ve 21 sayfalarında eserin aslından görseller, yer alır. Crucıs, seyahatnamesi dini duyguları ağır basarak ve yaşadığı manevi atmosferi betimleyerek giriş kısmını oluşturur. İsa Peygamber ve Hristiyanlık tarihini yaşayarak gördüklerini anlatır. Bu durum eserin ilk yarım kısmını kapsamaktadır. Çok ince ayrıntısına kadar, Ortadoğu coğrafyasında Hristiyanlık motiflerini sırasıyla bahseder. Bu konuda bilgisiyle aydınlatıcı olur. Eserin yarısından sonra Ortadoğu’da gördüğü milletlerden bahsetmeye başlar. Bunun ilki Türkler, Tatarlar ve Kürtlerdir. Daha sonra mezheplerden bahseder, gördüklerini kendi düşünce yapısıyla yoğurur. Keşiş Crucıs, seyahat yaptığı yerleri anlatırken tarafsız olmaya çalışmaktadır. Ancak bir topluluktan bahsederken kendi kültürünün bakış açısını belli etmektedir. Bu durum ise tarafsızlık yönünün zayıflığını gösterir. Keşiş Crucıs, anlatımını geçmiş yaşantı bağlamında olay ve durumları daha çok betimler. Bundan anlaşılacağı üzere seyahatname olayın sıcağında yazılamayıp, sonradan yazılıp tamamlandığını bize gösterir. Eser, Hristiyanlık tarihini gezilerek kavram ve olaylar bağlamında bilgi verici bir yöntemle anlatmaktadır. Konuyla ilgili merak uyandırmakta ve farklı yönlere çekmektedir. Hz. İsa'nın mucizeleri hakkında bilgi zenginliğini göstermektedir. Keşiş Crucıs, Nasturi Kilisesi'nin Merkezi olan Bağdat’a geldiğinde Dominikan tarikatından kişiler sevinçle karşılaştığı gibi Hıristiyanlığın diğer Yakubi ve Mârûni gibi tarikatların sapkınlıklarıyla da karşılaşmıştır. Bu konu batı ile doğu Hristiyan inancın diyalog evresidir, diye biliriz. Katolik inanç inceliklerini ve farklılıklarını, doğu medeniyetinde bulunan Hristiyan mezheplerine kabul ettirmek ve bağlılıklarını kabul ettirmek, öncelikli görevlerdendi. Okur, Kudüs, Bağdat, Ninova, Beytüllahim, Nasıra, Celile kentlerin konum ve dönemin yaşayışını aydınlatmakla beraber, Türk, Tatar ve Kürtlerle yaşadıklarını bahseder. Dönemin içinde bu topraklardaki inanç yasayışlarından da çokça üzerinde durur. Hıristiyanlığın farklı mezheplerinde yaşadıklarını anlatması beraberinde Musevilik, Keldanilik'le beraber kitabın sonlarında daha çok Müslümanlar ve dini, faziletleri, ilimleri, ibadetleri konuları üzerinde durmakta. Yunus Özdemir.
Doğu Seyahatnamesi
OKUYACAKLARIMA EKLE
98
Hamit Turgut
Doğu Seyahatnamesi'ni inceledi.
96 syf.
·
1 günde
·
Beğendi
·
7/10 puan
Hacı olmak amacıyla Doğu seyahatine çıkan bir hıristiyan keşişin seyahatnamesi olması özelliği barındıran bu kitap Ortadoğudaki kavimlere,insanlara,sehirlere hıristiyan bir keşişin gözünden bakmamızı sağlıyor. Tabiki de objektiflik aramamakta yarar var çünkü Ricaldus amcamız Kendisi gibi düşünmeyenlerin alayını kafir ilan etmiş durumda:)Bu açıdan dikkate değer değil ancak gittiği yerler olsun karşılaştığı kavimlere karşı yaptığı yorumlar olsun çok ilgi uyandırıcı...Özellikle benim açımdan Kürtlere,Tatarlara ve Türkmenlere yaptığı teşhisler çok ilgi çekiciydi. Yaşadığı dönemi baz alırsak ehven-üş-şer diyebileceğimiz nispeten daha objektif bir şekilde hristiyan keşiş gözüyle müslümanlığı yorumlamış bu bakımdan merak uyandıran bir eser ortaya çıkmış.
Doğu Seyahatnamesi
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
1
ÖZTÜRK B.
Doğu Seyahatnamesi'ni inceledi.
96 syf.
·
7/10 puan
Zaman Makinesi
Okuduğum ilk seyahatname olan bu eser gerçekten tam bir zaman makinesi etkisi yaptı bende. Kitap, 13. yüzyılda Papa tarafından Ortadoğuya gönderilen Italyan Dominikan Tarikatına mensup bir keşişin şehir, toplum, kültür, yaşayış, din, mezhep betimlemelerini ve misyonerlik faaliyetlerini anlatıyor. Seyahat bugünkü israil topraklarından ve tabi kutsal hristiyan şehirlerinden başlıyor. Sonra yukarıya Trablusşam'a (lübnan), ardından o dönem Ermenistan denilen Kilikya'ya(Mersin, Adana) oradan keşişin "Turkiye'nin sonu" dediği Erzurum'a, sonrasinda Ağrı 'ya ve oradan Farsistan'ın başkenti Tebriz'e ve oradan bugünkü Irak toprakları olan, o gün moğol işgali altındaki Musul(ninova) ve Bağdata doğru ilerliyor ve bitiyor. Kitapta seyahatleri boyunca rastladığı halkları detaylıca betimlediği bazı bölümler de var. Örneğin dönemin Türkmen ve Kürt toplumları için bugün çok hoşumuza gitmeyecek ifadeler var ama ben gülümseyerek okudum :) Özellikle Kürt arkadaşlar baya rahatsız olabilirler. Ayrıca Abbasi yönetimindeki başkent Bağdatın Moğol işgalini anlattığı bölümler de dikkat çekici. Son bölümlerde Irak bölgesindeki küçük Hristiyan mezhep gruplarından ve Bagdat'taki müslüman toplumdan bahsediyor. Keşiş hıristiyanları ve müslümanları kıyaslayarak, müslüman toplumun yaşayışına, dine bağlılığına, birbirlerine tutkunluklarına, ilim ve bilime verdikleri öneme vs hayranlığını gizleyemiyor ve bugünün "müslüman" halkı olan bizlere de kendimize ve o coğrafyaya bakıp "nereden nereye" demek düşüyor. Tavsiye olunur, iyi okumalar.
Doğu Seyahatnamesi
OKUYACAKLARIMA EKLE
6
busra konuralp
Doğu Seyahatnamesi'ni inceledi.
96 syf.
·
Puan vermedi
Doğu Seyahatnamesi-Bir Dominikan Keşişin Anadolu ve Ortadoğu yolculuğu Kitap hakkında: Bir Dominikan Keşişin yolculuğu.. Dominikan bir katolik tarikatı.. Papa tarafından bir keşiş;Doğu hristiyanlarına ve diğer din mensuplarına inancını anlatabilmek için görevlendiriyor. ve yolculuğu,gözlemleri anlatılıyor kitapta.. Ve gözlemlerini Papa'ya sunuyor yolculuk sonunda.. Yani bir misyonerlik veya islam da ki tebliğ hareketi.. Misyonerlik hakkında şöyle bir şey öğrendim.Misyonerlik terimi aslında 1600 lı yıllarda terim olarak ortaya çıkmış,öncesinde de eylem olarak var ama isimlendirme olarak farklı sanırım.İlk Hristiyan misyoner M.S 5 te Pavlus. Aslında Pavlus hakkında da değişik bilgiler var,Anlattığının Hristyanlık değil başka bir şey olduğuna dahil inançlar var. Kitap bu anlamda Hristiyan bir keşiş'in dilinden yazılıyor.Objektif ,subjektif tartışılır..Ama şöyle bir bilgi var kitap hakkında,1300'lerde Hristiyanlar tarafından müslümanlık bir din olarak tanınmıyormuş.Bir sapkınlık,Yazar dönemin teologlarından farklı olarak müslümanlığı bir din olarak görmüş.Ve bu anlamda önemli bir esermiş.Hatta yazar Bağdat ta arapça öğrenip,İncil ve Kuran'ın karşılaştırmasını yapmış.İslam dinini tenkit etmeye çalışmış. 2 bölümden oluşuyor kitap.1.si kendi hac yolculuğu.Bu bölüm biraz daha sıkıcıydı benim için.Kendi haccın daki mekanlarını ,eylemleri anlattı.Çok fazla detay vardı.Hz. İsa'nın onu yaptığı mekan,bunu yaptığı mekan,kuyudan su çektiği mekan,Hz İsa'nın ayak izi,ekmeği böldüğü mekan, havarileriler ile ilgili mekanlar..Genel olarak Hristayanlık ilgili düşüncem bu sanırım benim.Çok fazla detay var.Mimari olarak Kliselerde de öyle.Çok fazla tasvir var.Ve bana göre bu kadar betimleme içerisinde gerçeklik kaybolur.Şöyle hissetim;bazen ofiste proje ile ilgili müşteri ile ilgili bir şey konuşuyoruz,daha önce farketmediğim ve çözemediğim bir şey soruyor?Farketmeden bunu yapıyorum.;Çok fazla detay verip,müşterinin dikkatini dağıtıp başka konuya geçiyorum.Sonra kendi içimde düşünüp,sonra müşteriye aktarıyorum.Ve bence fazla betimlemenin gerçeği saklama gibi bir amacı var.Yada gerçekten uzaklaşma gibi.. ilginç hikayeler var ama kitapta.. Mesela Nohut Tarlası denen bir yeri ziyaret ediyor keşiş,hikayesi şöyle; hz isa bir gün ,tarlaya nohut eken bir çiftçii'ye ne ekiyorsun?diye sorar. çiftçi 'taş ekiyorum'der. hz. isa ' o halde mahsul olarak taş toplayacaksın^' der. ve o günden sonra tarla da taştan başka bir şey yetişmez. başka bir mekana gidiyorlar mesela. hz İsa'nın kıyamet günü insanların hükmünü vereceği mekan. bir işaret taşı var ,inançlarına göre kıyamet günü, haktan yana olanlar taşın sağında,batıl yönde olanlar taşın solunda olacak gibi. aslında bu sağ,soldan verme inancı bizde de var.Tabi hükmü veren bizde Allah. Amel defteri bizde verilecek olan,yani hayatımızın özeti gibi. hayırlı ise sağdan ,değilse soldan verilecek.. Şöyle bir şey öğrendim. Diğer dinlerde de ,hristiyanlığın diğer mezheplerinde de Hz. Meryem'in bakire olarak hamile kaldığı ve Hz. isa'yı doğurduğu tartışılmaz kabul ediliyor.Hiç bir yerde farklı bilgi yok.Ama Hz. İsa'nın konumu ile ilgili büyük farklılıklar ve tartışmalar var.İslam dininde zaten çok açık,diğer tüm peygamberler gibi bizden bir insan.Hristiyanlarda kendi içinde inanımaz farklılıklar var.Kitaptaki keşiş in amaçlarından biri bu,hz. isa'nın tanrı'nın olduğu olduğunu anlatmak .Ve buna inanmayanların sapkın olduğunu kanıtlamak. Daha sonra kitabın 2. bölümüne geçiyor. Irkları ve inançları direk yargılama bölümü. Daha akıcı ve baya baya ağır eleştriler içeren bir bölüm. Tatarları baya uzun anlatıyor,çok ilginç ve ilker şeylerde anlatıyor okuduktan sonra ben bi araştırayım Tatarları dedim.Tatar böreği dışında pek bir şey bulamadım.İlginçtir bir video izledim Tatarlar hakkında,baya anlıyoruz dillerini,ortak kelimeler çok fazla,hatta tatarlar türk mü diye de bir tartışma varmışta,benim çok ilgilimi çekmedi.Yazarın kitapta Tatar dediği aslında Moğollarmış. Kitaba göre Tatarlarda,gerçekte moğollarda inanılmaz bir itaattan bahsediliyor.Mesela savaşta beyleri attan düşüyor,savaşan herkes attan iniyor.Ölümü uyku olarak görüyorlarmış mesela ,beyleri içlerinden birinin öldürürmesini istiyor,öldürülecek kişi ne de olsa uykuya gidiyorum diye seve seve gidiyor.Moğolların sapkınlığı diye çok ütopik bir bölm vardı,gerçekse ilginç yani. Kısa bir bölümde Türkmeklerden bahsediyor yazar,Erzurum'a Van 'a falan gidiyor.Köstebek gibi yer altında yaşıyorlar diyor.Barbar Müslüman Türkmenler diyor.Greklerden nefret ettiklerini söylüyor mesela.Grek dedği bugun ki Yunanlar.Bunu dediği zaman 1300'ler.Birde Türkmen kadınlarından bahsediyor.Göçebeler,Türkmen bir kadın göç halindeyken doğum yapıyor,ertesi gün hiç bir şey yokmuş gibi bebeği kolunda göce devam ediyor.Yazar çok şaşırıyor.Sanırım benim de anadolu da gözlediğim,türk kadınında acıyı gizleme gibi bir durum var,bi fedekar olma gayretindeler.. Kürtlerden de bahsediyor.Böyle bir gömme yok,yazarın kürtler hakkında söylediklerini biri bugün dese ülkede savaş çıkar. Bağdattan bahsediliyor,kitabın yaklaşık 5 te 1 inde.Bağdat'ın Moğollar tarafından istilasından.Benim bildiğim tarihi bir bilgi değildi.O zaman Halife'lik Bağdatta.Bağdat İslamın merkezi gibi düşünülebilinir. Ve Moğolların Bağdat'ı nasıl yakıp,yıktığı...İnanılmaz mimari yapsıı bağdatın.Çok fazla kütüphane varmış Bağdatta.Moğollar Kütüphane deki kitapları yakıp Dicle Nehri'ne attılar diyor.Ve o kadar çok kitap varmış ki,o nehirden günlerce siyah su akmış.. Şöyle bir şeyden bahsediyor.Moğolların bir kısmı müslüman olmuş mesela.Çünkü diyor Moğollar tembel insanlardı ve müslümanlık çok kolay bir dindi.İlgiçtir bugün Müslümanlıkta da temel bilgi kaynağı Kuran dan uzaklaştıkça,araya insanlar girdikçe zorlaşıyor.Ve bana öyle geliyor ki Allah'ın zorlaştırmadığı dini insanlar kendine ve birbirine zorlaştırıyor. Baya baya müslümanları övüyor kitapta.ilime,bilime inanılmaz önem verirler diyor,ibadete ve ibadet öncesi temizlik çok önemlidir diyor,Bu kadar sadaka veren yoksulu kollayan başka bir oluşum yoktur diyor,köleleri azat ederler diyor,köleyi azat edecek parası olmayan insanlar hayvanları özgür bırakır diyor.Hatta şöyle bir olay anlatıyor.Ölen bir müslüman arkasında kalan bir köpeğin bakımı için mirasından pay bırakmış.Ağırbaşlılar,kibarlar,nezaket sahibiler,misafirperverler,diğer dinin peygambelerine inanılmaz bir saygı ve sevgileri var diyor,Birlik ve beraberlik içindeler diyor. ve diyor ki benim müslümanlar hakkında anlattıklarım; Hristiyanların utanması içindir .Müslümanlar diyor sapkın bir peygambere ve kitaba inandıkalrı halde bu haldeler,siz hristiyanlar doğru yolda olduğunuz halde neden bu kadar uzaksınız bunlara diyor? Zaten anlattığı müslümanlıktan sonra müslümanlar parlak 3-4 yüzyıl geçiriyor.Sonrası bugün.Bağdat Irak'ın başkenti.Ve sanırım gene Moğol istilasından yeni çıkmış gibi.. Değişik bir kitaptı.Birisinin direk dünya görüşünü okumak güzel oldu. RICOLDUS DE MONTE CRUCIS Latince aslından Çeviren:AHMET DENİZ ALTUNBAŞ/KRONİK YAYINEVİ Benim hakkımda: Daha önce bu tarz bir kitap okumamıştım...Seyahatname.. Tarih , coğrafi veya bilimsel bilgi içeren kitaplarda pek okumadım.. Sanırım daha çok insan ve insanın dünyaya,kendine bakış açısını içeren kitaplar okuyorum.. Roman veya öykü,nadiren şiir.. Bu kitabın ismini bir yerlere not etmişim.. kim önerdi,nerede duydum hatırlamıyorum ama.. Bir şeyi not ettiysem ve unutmadan,kaybetmeden o notu eyleme geçirebildiysem.. benim için büyük başarı.. Ama sevdim.baya sevdim kitabı.. Dili akıcıydı... 1300 lü yılları anlatan bir kitap okumakta çok heyecanlıydı.. 1300 yıl önceki Anadolu ve Ortadoğu-dinler ve insanlar İnsan dünya yı kendi ömrü kadar zannediyor bazen.. Ne kadar tuhaf oysa.. Dünya tarihine 60-70 yıllık bir hayatın var.. Ve Dünya'nın hangi zaman diliminde var olabileceğini.. Hangi coğrafya,kültür,aile içerisinde var olabileceğini.. seçemiyorsun.. Yaşarken,hata yaparken,öğrenirken,eğlenirken.. bunun bir rahatlığı olmalı sanırım.. Dünya daki yerini düşünüp,ne yapmış olabilirsin ki yani? En kötüsü de en iyisi bir yerlerde,bir geçmişte yaşanmıştır yani,veya yaşanacaktır.. Ama 30 yaşında olmak bazen kaygılandırıyor.. Orta yaş oluyor.. Ve zamanın hızlı geçtiğini öğrenmiş oluyorsun.. İnsan ne yapabilir bilmiyorum? Sanatın ölümsüz olduğunu düşünüyorum.. Seyahatname yazmakta iyi fikirmiş.. Geleceğe bir şey bırakmanın önemli bir şey olduğunu da? Pek düşünmüyorum sanırım.. Kendini bulsan veya bilsen.. yetecek sanki.. Bazen bir çiftçiye özeniyorum.. Bazen bir sanatçıya.. Ama arayanı seviyorum...kendini,kainatı.. Bulmak veya olmak.. yani sonuç kısmı 60-70 yıllık ömürde.. çok mantıklı durmuyor.. Tüm kötü hafızama rağmen bu tarz kitaplar daha çok okumaya karar verdim.. Benim gerçekçiliğimle daha çok uyuşuyor sanırım.. Kitabı okurken.. yazar ya sallıyorsa diye de düşünmedim değil? Zaten 1300 lü yıllar hakkında bir şey bilmiyorum.. kurgu olan bir kitaba inanmak.. kötü olurdu.. Tüfek,Mikrop ve Çelik.. bu kitaba başladım.. okursam.. kendimi biraz daha bir şeyler öğrenmiş ve daha iyi hissedeceğim.
Doğu Seyahatnamesi
OKUYACAKLARIMA EKLE