Ricoldus De Monte Crucis

Ricoldus De Monte Crucis

Yazar
7.7/10
35 Kişi
·
91
Okunma
·
3
Beğeni
·
96
Gösterim
Adı:
Ricoldus De Monte Crucis
Unvan:
Dominikli Misyoner, Yazar
Doğum:
Floransa, İtalya, 1243
Ölüm:
Floransa, İtalya, 31 Ekim 1320
1243 yılında Floransa’da doğdu. Çeşitli üniversitelerde ilahiyat tahsil ettikten sonra 1267’de Dominikan tarikatına girdi ve zamanın önemli eğitim merkezlerinden Santa Maria Novella Manastırı’nda ve Pisa Üniversitesi’nde hocalık yaptı. 1286 yılında Papa’nın emriyle Doğu Hristiyan Kiliseleri ve İlhanlı Sarayı nezdinde misyonerlik çalışmaları yapmak ve diplomatik ilişkiler kurmak üzere Kutsal Topraklara seyahate çıktı. Misyonerlik çalışması kapsamında Levant, Anadolu, İran ve Irak’ta bulunan Ricoldus, Moğol Hanı Argun’un sarayına misafir oldu. 1290 yılında Bağdat’a giderek Nasturi Kilisesi’nin, Roma Kilisesi ile birleşmesi için girişimler başlattıysa da bunda başarılı olamadı. Bağdat’ta bulunduğu yıllarda Arapça öğrenerek, İslam inancını yakından inceleyen Ricoldus, “Liber Peregrinationis” adıyla kaleme aldığı seyahatnamesinin yanı sıra, İslam teolojisi üzerine kapsamlı eserler vererek, oryantalizmin temellerini attı. 1300 yılında İtalya’ya dönerek, seyahatine dair gözlemlerini Papa’ya sunan keşiş, 1320 yılındaki vefatına dek tarikatı bünyesinde görevlerini sürdürdü.
Tatarlar aşırı sıcak ve soğuktan hoşlanmazlar. Hava bilhassa Türkiye'de ve Hazarya'da hayli soğuktur. Hava çok soğuduğu zamanlar, Hıristiyan ve Müslümanlardan yakınırlar ve "Bu çok soğuk hava kuşkusuz öteki insanlardan geliyor," derler. Bir şehirden geçerken kürklü,soğuğa karşı kat kat giyinmiş birine rastlarlarsa onu tartaklayıp yağmalarlar giydiği esvapları elinden alıp, "Bu kürkler ve kalın elbiselerle soğuğu çağırdın, buralara sen getirdin." derler.
Crucis’in müslümanlar ile ilgili gözlemlerinden bir kesit:
“ Havanın çok sıcak olduğu Bağdat şehrinde birçok meczup ve deli bulunur. Şehrin yakınlarında bu delilerin topluca bakımı, yedirilip içirilmesi, usta hekimler elinde tedavi görmeleri için güzel hastaneler yapmışlardır. Bütün masrafları şehir sakinlerince müşterek karşılanır.”
Tatarlar kendi aralarında kadınlarına büyük hürmet gösterirler ve Tatar kadınları başlarında dünyanın diğer kadınlarının taktıklarından daha güzel ve yüksek bir taç taşırlar.
Ermenistan'dan geçince Türkiye'ye girdik.Kendimizi Muhammed'in yasasına tabi olan ve genelde köstebek gibi yer altında yaşayan barbar Müslüman Türkmenler arasında bulduk. Bu Türkmenler duvara benzer toprakla örtülü mağaralarından çıkageldiler ve büyük bir ordu oldular.Bunlar,bilhassa kadınları son derece korkunç ve kuvvetlidirler.Haklarında her şey bir yana, şahit olduğum bir mucizeyi anlatacağım.Seyahatimize devam etmek için yola koyulduğumuzda,develerimizin önünde gebe bir Türkmen kadın yürüyordu.Bu halde çöle vardığımızda gece bebeği gizlice,o kadar sessiz doğurdu ki içlerinden biri dahi hiçbir şey işitmedi.Sabah olduğunda küçük bebeği annesinin kollarında ağlar bulduk.Fakat ne doğum yapması ne de doğum sırasında çektiği ağrıları bizi yoldan alıkoydu.Böylelikle Türkmen kadın ağrı ya da acı hissetmeden sapasağlam kalktı,çocuğunu sırtına attı ve develerin önünde yola düştü.
"Bunların (Türklerin) kadınları son derece korkunç ve kuvvetlidir. Türkmen, gebe bir kadın, gece vakti bebeğini o kadar sessiz doğurdu ki, kimse bir şey duymadı. Türkmen kadın ağrı ya da acı hissetmeden sapasağlam kalktı, yola düştü."
Müslümanlar hareketlerinde o kadar ağırbaşlıdır ki sokakta yürürken küçük çocuklar bile olgun, ahlaklı ve dindar biri gibi yürür. Nafile şarkılar söylemezler. Daima Tanrıyı dinlerini ve peygamberlerini övmek için şarkılar söylerler. Mescitlerde ve başka yerlerde şakalaşmazlar. Birbirleriyle alay etmezler başkasının arkasından kötü konuşmazlar ve çekiştirmezler.
Trablusşam'dan deniz yolu ile Tortosa'ya (Tartus) geçtik. Orada bize Lübnan Dağı ile Karadağ arasında kalan, Tanrı'nın buyruğu üzerine Nuh'un gemisini inşa ettiği düzlüğü gösterdiler.
96 syf.
·6 günde
Nimetini sen verdin Rabbim, lütfunla artır onu...

Hamd, nurlar saçan, gözleri açan, sırları ortaya çıkaran ve perdeleri kaldıran Allah'a layıktır. Rahmet, nurlar nuru, iyikte seçkinlerin efendisi, Muhammed'e sav, Selatü Selam olsun. O'nun ailesinin ve tertemiz seçkin ashabının olsun.

Keşiş Crucıs'un Doğu Seyahatnamesi hakkında ki kitabı yazdık, dostlar.


Doğayla bir bütün olan insan, geçmişe ait yerleri, tarihi ve kültürleri bir merakla araştırmak için gezen bu meslekle bir manada gezgindir. Doğanın saklı güzelliklerini bulmakla beraber, insan doğasını da keşfedip anlamak hissiyle yaşar. Bu niyetle geçmişten bu yana sayısızca gezginler buluruz. Sayısızca seyahatnameler okuya biliriz. Geçmişin derinliğinde tanımadığımız bir insanın, yaşadıklarıyla nasıl bir düşünce içinde olduğunu, nasıl bir duygu hali ruhuna sirayet ettiğini; kendisinden okuyarak, öğrenmek her şeyiyle çok özel yaşayacağımız duygu atmosferi olabilir. Bu özel duygu atmosferi, seyahatnamelerden başka bir şey değildir.
Tarih boyunca Ortadoğu Coğrafyası, insanların tarihini, kültürünü ve geleceğini belirleyen olaylara sahne olmuştur. Bu süreç içinde ve halende Dünya’nın merkezi olma statüsünü korumaktadır. Hal böyle iken, tarihi boyutu da derin ve çok karmaşadır. Bu derinlik ve çok karmaşa halini bizlere tarihin her safhasında, bu coğrafyayı gezerek, yaşayarak gördüklerini anlatan seyahatnamelerle karşılaşırız. Seyahatnameleriyle bize tarihi anlatan sayısızca gezgin vardır. Bu noktada bir örnek vermek istediğimizde, Keşiş Crucıs'tan bahsede biliriz.

Keşiş Crucıs, tam ismiyle anarsak: Rıcoldus De Monte Crucıs’dur. Floransa'da 1243'te doğdu. İyi bir ilahiyat eğitiminden sonra 1267'de Dominikan Tarikatı’na girdi. En önemli görevi Papa'nın emriyle Kutsal Topraklara seyahat ederek Doğu Hıristiyan kiliselerine ve İlhanlı Sarayına diplomatik ve misyonerlik faaliyetleri yapmaktı.

Bu eserimizin konusunun başka bir boyutu ise yabancı seyyahların eserlerini, günümüz diline çeviri ve sadeleştirme çalışmalarıdır. Bu boyutun ince ve zor noktaları vardır. O deneme ait eski dil ve alfabe üzerinde önemli bir çaba ve bilgi sonucu ortaya çıkmaktadır. Çevirmenimiz Ahmet Deniz Altunbaş, o dönemin Latince yazılan aslından çevirerek, önemli bir çalışma ortaya çıkardı. Kitabın 18, 19, 20 ve 21 sayfalarında eserin aslından görseller, yer alır.

Crucıs, seyahatnamesi dini duyguları ağır basarak ve yaşadığı manevi atmosferi betimleyerek giriş kısmını oluşturur. İsa Peygamber ve Hristiyanlık tarihini yaşayarak gördüklerini anlatır. Bu durum eserin ilk yarım kısmını kapsamaktadır. Çok ince ayrıntısına kadar, Ortadoğu coğrafyasında Hristiyanlık motiflerini sırasıyla bahseder. Bu konuda bilgisiyle aydınlatıcı olur. Eserin yarısından sonra Ortadoğu’da gördüğü milletlerden bahsetmeye başlar. Bunun ilki Türkler, Tatarlar ve Kürtlerdir. Daha sonra mezheplerden bahseder, gördüklerini kendi düşünce yapısıyla yoğurur.

Keşiş Crucıs, seyahat yaptığı yerleri anlatırken tarafsız olmaya çalışmaktadır. Ancak bir topluluktan bahsederken kendi kültürünün bakış açısını belli etmektedir. Bu durum ise tarafsızlık yönünün zayıflığını gösterir.
Keşiş Crucıs, anlatımını geçmiş yaşantı bağlamında olay ve durumları daha çok betimler. Bundan anlaşılacağı üzere seyahatname olayın sıcağında yazılamayıp, sonradan yazılıp tamamlandığını bize gösterir.

Eser, Hristiyanlık tarihini gezilerek kavram ve olaylar bağlamında bilgi verici bir yöntemle anlatmaktadır. Konuyla ilgili merak uyandırmakta ve farklı yönlere çekmektedir. Hz. İsa'nın mucizeleri hakkında bilgi zenginliğini göstermektedir.

Keşiş Crucıs, Nasturi Kilisesi'nin Merkezi olan Bağdat’a geldiğinde Dominikan tarikatından kişiler sevinçle karşılaştığı gibi Hıristiyanlığın diğer Yakubi ve Mârûni gibi tarikatların sapkınlıklarıyla da karşılaşmıştır. Bu konu batı ile doğu Hristiyan inancın diyalog evresidir, diye biliriz. Katolik inanç inceliklerini ve farklılıklarını, doğu medeniyetinde bulunan Hristiyan mezheplerine kabul ettirmek ve bağlılıklarını kabul ettirmek, öncelikli görevlerdendi.

Okur, Kudüs, Bağdat, Ninova, Beytüllahim, Nasıra, Celile kentlerin konum ve dönemin yaşayışını aydınlatmakla beraber, Türk, Tatar ve Kürtlerle yaşadıklarını bahseder. Dönemin içinde bu topraklardaki inanç yasayışlarından da çokça üzerinde durur. Hıristiyanlığın farklı mezheplerinde yaşadıklarını anlatması beraberinde Musevilik, Keldanilik'le beraber kitabın sonlarında daha çok Müslümanlar ve dini, faziletleri, ilimleri, ibadetleri konuları üzerinde durmakta.

Yunus Özdemir.
96 syf.
Hacimce küçük ama tarihe düştüğü notlar bakımından oldukça büyük bir eserle karşı karşıyayız. Dominiken bir rahip olan Ricoldus De Monte Crucis’in 1200’lerin sonlarına doğru bugünkü Doğu Anadolu, Irak ve Filistin topraklarına yaptığı seyahati okuduğumuz kitap için o dönemi yansıtma bakımından çok kıymetli bir eser diyebiliriz.

Moğol istilasının etkilerinin halen devam ettiği bir dönemde o coğrafyayı dolaşan ve soy ismini de oradaki bir kutsal dağdan, sonradan alan Monte Crucis tam iman etmiş bir Katolik rahip. Dolayısıyla dünyaya Katoliklik penceresinden bakıyor ve değer yargıları bu yönde…

Eserin objektif olduğunu söylemek mümkün değil ama özellikle son kısımlarda Bağdat dönemi ve oradaki Müslümanları anlattığı yerler onun tabiriyle, ‘kafirleri övmek için değil ama Katolikleri utandırmak için’ oldukça tarafsız yazılmış. Hatta İslam’dan değil ama Müslümanlardan yana bir tavrı dahi söz konusu…

Eserin ilk kısımları Hıristiyanlarca kutsal sayılan beldelerde ( Kudüs, Nasıra, Celile gibi) geçen ve hacılık amacı taşıyan uğraşları anlatıyor. Sonrasında Türkmenler ve Tatarları anlattığı bölümler var –ki Aman Allah’ım dedirtiyor. Sanki ilkel Afrika kabilelerinden söz ediyor. Tam da o dönem mesela Konya’yı, Mevlana’yı falan bilmesek iyice şaşıracağız. Tatarlar dediği kişiler Moğollar tabii…

Keldaniler, Yakubiler, Nasturiler falan derken, ’iyi de Kürtler niye yok?’ diye düşünmüştüm. Sonrasında Kürtler de geldi. O da ne? Türkler ve Tatarları birer yamyam kıvamında özetleyen rahibimiz, Kürtleri onlardan da beter anlatmış. İfadeleri şuracığa derç etsem, halkı kin ve düşmanlığa yönlendirmekten hakkımda gözaltı kararı çıkar; ırkçılıktan dolayı ömür boyu sahalardan uzak kalırım!

Nihayetinde, önsözde de belirtildiği üzere, o döneme ışık tutan çok önemli bir kaynak olduğu ise kesin…
96 syf.
·Beğendi·8/10
Güzel faydalı bir seyahatname olmuş. Bir batılının gözünden Doğu gezisi okumak değişik bir farklılık. Tavsiye ediyorum. Gezip gördüklerini okurken siz de oralara gitmiş gibi oluyorsunuz. İyi okumalar. Var olun
96 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Monte Crucis bir Dominikan tarikatı mensubu. Yani Anadolu ve Ortadoğu’da misyonerlik faaliyetleri yürüten bir oluşum. 1289-1291 yılları arasında görevli olarak bu topraklarda seyahat etmiş ve gözlemlerini tarafsız diyebileceğimiz bir üslupla kaleme dökmüş. Kudüs’ten Erzurum’a birçok Ortadoğu ve Anadolu şehri hakkında gözlemleri mevcut. Tabi toplumlar ve kültürler üzerine de değerlendirmelerde bulunuyor. Seyahatname okurları için tadımlık 95 sayfalık bir kitap.
96 syf.
·7/10
Okuduğum ilk seyahatname olan bu eser gerçekten tam bir zaman makinesi etkisi yaptı bende.

Kitap, 13. yüzyılda Papa tarafından Ortadoğuya gönderilen Italyan Dominikan Tarikatına mensup bir keşişin şehir, toplum, kültür, yaşayış, din, mezhep betimlemelerini ve misyonerlik faaliyetlerini anlatıyor.

Seyahat bugünkü israil topraklarından ve tabi kutsal hristiyan şehirlerinden başlıyor. Sonra yukarıya Trablusşam'a (lübnan), ardından o dönem Ermenistan denilen Kilikya'ya(Mersin, Adana) oradan keşişin "Turkiye'nin sonu" dediği Erzurum'a, sonrasinda Ağrı 'ya ve oradan Farsistan'ın başkenti Tebriz'e ve oradan bugünkü Irak toprakları olan, o gün moğol işgali altındaki Musul(ninova) ve Bağdata doğru ilerliyor ve bitiyor.

Kitapta seyahatleri boyunca rastladığı halkları detaylıca betimlediği bazı bölümler de var. Örneğin dönemin Türkmen ve Kürt toplumları için bugün çok hoşumuza gitmeyecek ifadeler var ama ben gülümseyerek okudum :) Özellikle Kürt arkadaşlar baya rahatsız olabilirler. Ayrıca Abbasi yönetimindeki başkent Bağdatın Moğol işgalini anlattığı bölümler de dikkat çekici.

Son bölümlerde Irak bölgesindeki küçük Hristiyan mezhep gruplarından ve Bagdat'taki müslüman toplumdan bahsediyor. Keşiş hıristiyanları ve müslümanları kıyaslayarak, müslüman toplumun yaşayışına, dine bağlılığına, birbirlerine tutkunluklarına, ilim ve bilime verdikleri öneme vs hayranlığını gizleyemiyor ve bugünün "müslüman" halkı olan bizlere de kendimize ve o coğrafyaya bakıp "nereden nereye" demek düşüyor.

Tavsiye olunur, iyi okumalar.
96 syf.
·Puan vermedi
Oryantalizmin temellerini atan ve bu konuda öncül rol oynayan yazarın Doğu Seyahatnamesi papaya bilgi amaçlı sunulan bir rapordan derlenmiş, bunu bilmeden okumaya başladım ama bilseydim de daha çok merak edip yine okuyacaktım... Doğu’da Hristiyanlığı yaymak, misyonerlik faaliyetini sürdürmek için bulunmuş. Gezdiği yerler hakkında kısa kısa bilgiler verirken bulunduğu bölgeye, bölge insanlarına dair analizler mevcut.
İslam ve Müslüman düşmanlığı kitabın sonlarına doğru had safhada.
Okunmalı, yazarın oryantalizmin öncüsü olması açısından önemli. Ayrıca İslam toprakları üzerindeki değerlendirmeleri, görüşleri ve takıntılarını görebilmek açısından önemli.
96 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Seyahatname okumayı severim. Bu kısa seyahatname de gayet güzel ve ilginç bilgiler veriyor. Moğollar ve Türkler hakkında kullanılan ifadeler , gezdiği şehirler ve katolik inancını yaymak için uğraşları maceralarını yazıya döken bir kesiş..
Kronik kitaba ve çevirmen ahmet deniz altunbaş a teşekkürler. Gayet güzel işler yapıyorlar :)
96 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Kitap, misyonerlik çalışmaları için Doğu'ya yollanan birinin gözünden bir bakış açısı veriyor. Kendi dinini yaymak için bu toprakları arşınlayan misyonerden tarafsız bir bakış açısı elbette beklenemez. Ancak yine de döneme ve dönemin kavimlerinin, şehirlerinin yapısına dair güzel ipuçları verebiliyor. Kitapta dikkatimi çeken, yazarın Türkler, Tatarlar, Kürtlerden nefretle bahsediyor olması ancak Müslümanlara övgüler düzen bir bölümünün bulunması oldu. Müslümanları överken de amacı onları göklere çıkartmak değil, kendi dindaşlarına "Bakın bu sapkınlar bile ne kadar huzurlu, düzgün bir hayat sürüyor. Kendinizden utanın." demek. Bunu yazarın kendisi de belirtiyor.

Tarihle ilgili bir çalışması veya merakı olanlara tavsiye edilir. Eğer bize dışarıdan bakmak istiyorsanız okuyabilirsiniz.
96 syf.
1200'lerin sonuna doğru yazılmış eser oldukça sade. Yazar'ın seyahat gerekçesi tebliğ ve mesleği de keşişlik olduğu için sadece bir tarih kitabı olarak değerlendirmek mümkün değil. Gözlem ve duyumlarla beraber çokça kanaat ve inançlar da yer alıyor eserde.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ricoldus De Monte Crucis
Unvan:
Dominikli Misyoner, Yazar
Doğum:
Floransa, İtalya, 1243
Ölüm:
Floransa, İtalya, 31 Ekim 1320
1243 yılında Floransa’da doğdu. Çeşitli üniversitelerde ilahiyat tahsil ettikten sonra 1267’de Dominikan tarikatına girdi ve zamanın önemli eğitim merkezlerinden Santa Maria Novella Manastırı’nda ve Pisa Üniversitesi’nde hocalık yaptı. 1286 yılında Papa’nın emriyle Doğu Hristiyan Kiliseleri ve İlhanlı Sarayı nezdinde misyonerlik çalışmaları yapmak ve diplomatik ilişkiler kurmak üzere Kutsal Topraklara seyahate çıktı. Misyonerlik çalışması kapsamında Levant, Anadolu, İran ve Irak’ta bulunan Ricoldus, Moğol Hanı Argun’un sarayına misafir oldu. 1290 yılında Bağdat’a giderek Nasturi Kilisesi’nin, Roma Kilisesi ile birleşmesi için girişimler başlattıysa da bunda başarılı olamadı. Bağdat’ta bulunduğu yıllarda Arapça öğrenerek, İslam inancını yakından inceleyen Ricoldus, “Liber Peregrinationis” adıyla kaleme aldığı seyahatnamesinin yanı sıra, İslam teolojisi üzerine kapsamlı eserler vererek, oryantalizmin temellerini attı. 1300 yılında İtalya’ya dönerek, seyahatine dair gözlemlerini Papa’ya sunan keşiş, 1320 yılındaki vefatına dek tarikatı bünyesinde görevlerini sürdürdü.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 91 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 45 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.