Ricoldus De Monte Crucis

Ricoldus De Monte Crucis

7.3/10
4 Kişi
·
9
Okunma
·
1
Beğeni
·
24
Gösterim
Adı:
Ricoldus De Monte Crucis
Unvan:
Dominikli Misyoner, Yazar
Doğum:
Floransa, İtalya, 1243
Ölüm:
Floransa, İtalya, 31 Ekim 1320
1243 yılında Floransa’da doğdu. Çeşitli üniversitelerde ilahiyat tahsil ettikten sonra 1267’de Dominikan tarikatına girdi ve zamanın önemli eğitim merkezlerinden Santa Maria Novella Manastırı’nda ve Pisa Üniversitesi’nde hocalık yaptı. 1286 yılında Papa’nın emriyle Doğu Hristiyan Kiliseleri ve İlhanlı Sarayı nezdinde misyonerlik çalışmaları yapmak ve diplomatik ilişkiler kurmak üzere Kutsal Topraklara seyahate çıktı. Misyonerlik çalışması kapsamında Levant, Anadolu, İran ve Irak’ta bulunan Ricoldus, Moğol Hanı Argun’un sarayına misafir oldu. 1290 yılında Bağdat’a giderek Nasturi Kilisesi’nin, Roma Kilisesi ile birleşmesi için girişimler başlattıysa da bunda başarılı olamadı. Bağdat’ta bulunduğu yıllarda Arapça öğrenerek, İslam inancını yakından inceleyen Ricoldus, “Liber Peregrinationis” adıyla kaleme aldığı seyahatnamesinin yanı sıra, İslam teolojisi üzerine kapsamlı eserler vererek, oryantalizmin temellerini attı. 1300 yılında İtalya’ya dönerek, seyahatine dair gözlemlerini Papa’ya sunan keşiş, 1320 yılındaki vefatına dek tarikatı bünyesinde görevlerini sürdürdü.
Ermenistan'dan geçince Türkiye'ye girdik.Kendimizi Muhammed'in yasasına tabi olan ve genelde köstebek gibi yer altında yaşayan barbar Müslüman Türkmenler arasında bulduk. Bu Türkmenler duvara benzer toprakla örtülü mağaralarından çıkageldiler ve büyük bir ordu oldular.Bunlar,bilhassa kadınları son derece korkunç ve kuvvetlidirler.Haklarında her şey bir yana, şahit olduğum bir mucizeyi anlatacağım.Seyahatimize devam etmek için yola koyulduğumuzda,develerimizin önünde gebe bir Türkmen kadın yürüyordu.Bu halde çöle vardığımızda gece bebeği gizlice,o kadar sessiz doğurdu ki içlerinden biri dahi hiçbir şey işitmedi.Sabah olduğunda küçük bebeği annesinin kollarında ağlar bulduk.Fakat ne doğum yapması ne de doğum sırasında çektiği ağrıları bizi yoldan alıkoydu.Böylelikle Türkmen kadın ağrı ya da acı hissetmeden sapasağlam kalktı,çocuğunu sırtına attı ve develerin önünde yola düştü.
Tatarlar, kan dökülmedikçe başkalarını dövmekten veya dövülmekten imtina etmezler. Bir Tatar başka birisini dövdüğünde, içecek ikram ederse durumu tazmin edilmiş sayar. Bir Tatar bir başkasını aşırı şekilde dövdüğü zaman, ona derhal içecek şarap verirler ve kabul edince hadise tatlıya bağlanır.
Şahit olduğum bir mucizeyi anlatacağım.Seyahatimize devam etmek icin yola koyulduğumuzda,develerimizin önünde gebe bir türkmen kadın yürüyordu.Bu halde çöle vardığımızda gece bebeği gizlice,o kadar sessiz doğurdu ki içlerinden biri dahi hiçbir şey işitmedi.Sabah olduğunda küçük bebeği annesinin kollarında ağlar bulduk.Fakat ne doğum yapması ne de doğum sırasında çektiği ağrıları bizi yoldan alıkoydu.Böylelikle Türkmen kadın ağrı ya da acı hissetmeden sapasağlam kalktı,çocuğunu sırtına attı ve develerin önünde yola düştü.
Tebriz'den güneye inerek kötülük ve gaddarlıkta ziyaret ettiğimiz barbar ulusların hepsini gölgede bırakan cani ve kuduruk Kürt halkının yaşadığı topraklara vardık. Kürtler...yarı çıplak gezerler ve diğer halklardan uzun saçları ve sakallarıyla ayırt edilirler. Saçları uzundur,başlarının üzerinde ağalık ve beylik nişanesi olarak horoz ibiğine benzeyen kırmızı bir başlık takarlar. Büyük bir fenalık,soygun,hıyanet ve katliam yapmadıkça kendi içlerinde saygı göremezler ve yukarıda anlatılan başlığı giyemez ve kendilerine evlenecek kadın bulamazlar.
Hacimce küçük ama tarihe düştüğü notlar bakımından oldukça büyük bir eserle karşı karşıyayız. Dominiken bir rahip olan Ricoldus De Monte Crucis’in 1200’lerin sonlarına doğru bugünkü Doğu Anadolu, Irak ve Filistin topraklarına yaptığı seyahati okuduğumuz kitap için o dönemi yansıtma bakımından çok kıymetli bir eser diyebiliriz.

Moğol istilasının etkilerinin halen devam ettiği bir dönemde o coğrafyayı dolaşan ve soy ismini de oradaki bir kutsal dağdan, sonradan alan Monte Crucis tam iman etmiş bir Katolik rahip. Dolayısıyla dünyaya Katoliklik penceresinden bakıyor ve değer yargıları bu yönde…

Eserin objektif olduğunu söylemek mümkün değil ama özellikle son kısımlarda Bağdat dönemi ve oradaki Müslümanları anlattığı yerler onun tabiriyle, ‘kafirleri övmek için değil ama Katolikleri utandırmak için’ oldukça tarafsız yazılmış. Hatta İslam’dan değil ama Müslümanlardan yana bir tavrı dahi söz konusu…

Eserin ilk kısımları Hıristiyanlarca kutsal sayılan beldelerde ( Kudüs, Nasıra, Celile gibi) geçen ve hacılık amacı taşıyan uğraşları anlatıyor. Sonrasında Türkmenler ve Tatarları anlattığı bölümler var –ki Aman Allah’ım dedirtiyor. Sanki ilkel Afrika kabilelerinden söz ediyor. Tam da o dönem mesela Konya’yı, Mevlana’yı falan bilmesek iyice şaşıracağız. Tatarlar dediği kişiler Moğollar tabii…

Keldaniler, Yakubiler, Nasturiler falan derken, ’iyi de Kürtler niye yok?’ diye düşünmüştüm. Sonrasında Kürtler de geldi. O da ne? Türkler ve Tatarları birer yamyam kıvamında özetleyen rahibimiz, Kürtleri onlardan da beter anlatmış. İfadeleri şuracığa derç etsem, halkı kin ve düşmanlığa yönlendirmekten hakkımda gözaltı kararı çıkar; ırkçılıktan dolayı ömür boyu sahalardan uzak kalırım!

Nihayetinde, önsözde de belirtildiği üzere, o döneme ışık tutan çok önemli bir kaynak olduğu ise kesin…
Kitap, misyonerlik çalışmaları için Doğu'ya yollanan birinin gözünden bir bakış açısı veriyor. Kendi dinini yaymak için bu toprakları arşınlayan misyonerden tarafsız bir bakış açısı elbette beklenemez. Ancak yine de döneme ve dönemin kavimlerinin, şehirlerinin yapısına dair güzel ipuçları verebiliyor. Kitapta dikkatimi çeken, yazarın Türkler, Tatarlar, Kürtlerden nefretle bahsediyor olması ancak Müslümanlara övgüler düzen bir bölümünün bulunması oldu. Müslümanları överken de amacı onları göklere çıkartmak değil, kendi dindaşlarına "Bakın bu sapkınlar bile ne kadar huzurlu, düzgün bir hayat sürüyor. Kendinizden utanın." demek. Bunu yazarın kendisi de belirtiyor.

Tarihle ilgili bir çalışması veya merakı olanlara tavsiye edilir. Eğer bize dışarıdan bakmak istiyorsanız okuyabilirsiniz.
Kitap bir dominikan keşişin gözünden seyahat ettiği Anadolu ve Ortadoğu'yu bizlere anlatıyor.Eserin objektif olduğunu söylemek mümkün değil ama yine de bizleri bilgilendirecek bir eser. Okunması tavsiye edilebilecek eserlerden.
Kitap bir keşişin gözünden seyahat ettiği Anadolu ve Ortadoğu'yu bizlere sunuyor.Her ne kadar yanlı da olsa oralara dair fikir edinebileceğiniz kısa ve öz yazılmış bir kitap. Keşiş kendilerinden olmayanı(tarikat,mezhep) sapkın olarak niteleyip onları kendi doğru yoluna erdirmek için çabalarken,günümüz müslümanlarının onlardan geri kalmadığını görmek üzücü gerçekten.Herkes elindekiyle(bağlı olduğu mezhep, meşrep,tarikat,cemaat) övünüyor.Kimsenin "fırkalara bölünmeyin" ayetini,birlik olun çağrısını içselleştirdiği yok :(
Keyifli okumalar...
Hacı olmak amacıyla Doğu seyahatine çıkan bir hıristiyan keşişin seyahatnamesi olması özelliği barındıran bu kitap Ortadoğudaki kavimlere,insanlara,sehirlere hıristiyan bir keşişin gözünden bakmamızı sağlıyor.
Tabiki de objektiflik aramamakta yarar var çünkü Ricaldus amcamız
Kendisi gibi düşünmeyenlerin alayını kafir ilan etmiş durumda:)Bu açıdan dikkate değer değil ancak gittiği yerler olsun karşılaştığı kavimlere karşı yaptığı yorumlar olsun çok ilgi uyandırıcı...Özellikle benim açımdan Kürtlere,Tatarlara ve Türkmenlere yaptığı teşhisler çok ilgi çekiciydi.
Yaşadığı dönemi baz alırsak ehven-üş-şer diyebileceğimiz nispeten daha objektif bir şekilde hristiyan keşiş gözüyle müslümanlığı yorumlamış bu bakımdan merak uyandıran bir eser ortaya çıkmış.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ricoldus De Monte Crucis
Unvan:
Dominikli Misyoner, Yazar
Doğum:
Floransa, İtalya, 1243
Ölüm:
Floransa, İtalya, 31 Ekim 1320
1243 yılında Floransa’da doğdu. Çeşitli üniversitelerde ilahiyat tahsil ettikten sonra 1267’de Dominikan tarikatına girdi ve zamanın önemli eğitim merkezlerinden Santa Maria Novella Manastırı’nda ve Pisa Üniversitesi’nde hocalık yaptı. 1286 yılında Papa’nın emriyle Doğu Hristiyan Kiliseleri ve İlhanlı Sarayı nezdinde misyonerlik çalışmaları yapmak ve diplomatik ilişkiler kurmak üzere Kutsal Topraklara seyahate çıktı. Misyonerlik çalışması kapsamında Levant, Anadolu, İran ve Irak’ta bulunan Ricoldus, Moğol Hanı Argun’un sarayına misafir oldu. 1290 yılında Bağdat’a giderek Nasturi Kilisesi’nin, Roma Kilisesi ile birleşmesi için girişimler başlattıysa da bunda başarılı olamadı. Bağdat’ta bulunduğu yıllarda Arapça öğrenerek, İslam inancını yakından inceleyen Ricoldus, “Liber Peregrinationis” adıyla kaleme aldığı seyahatnamesinin yanı sıra, İslam teolojisi üzerine kapsamlı eserler vererek, oryantalizmin temellerini attı. 1300 yılında İtalya’ya dönerek, seyahatine dair gözlemlerini Papa’ya sunan keşiş, 1320 yılındaki vefatına dek tarikatı bünyesinde görevlerini sürdürdü.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 9 okur okudu.
  • 13 okur okuyacak.