Tankut Gökçe

Tankut Gökçe

Çevirmen
8.4/10
11,3bin Kişi
·
39,1bin
Okunma
·
10
Beğeni
·
1.217
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
280 syf.
·4 günde
Pierre Niémans ve Ivana Bogdanovitch yazarın Son Av kitabındaki görevlerine devam etmektedir. Görevleri taşrada Jandarma yetki alanında, Jandarmaya yardımcı olmak. Gerçi daha çok Jandarma yardımcı oluyormuş gibi bir tablo var ama görevimiz bu.

Fransa' nın Alsace bölgesinde modern toplumdan izole hayat süren, Tebliğciler olarak adlandırılan, Amerikan Amişlerine benzer ortaçağ yaşamı süren bu toplulukla tanışıyoruz. Tebliğciler, mülkiyeti kendilerinde bulunan bir şapeli restore etmek isterler. Restorasyon için şapel içerisine kurulan iskele, şapelin din görevlisinin üzerine çöker. Peki bu bir kaza mıdır? Yoksa bu esrarengiz topluluk içerisinde bir katil mi dolaşmaktadır. İşte hikayemiz bu noktada başlıyor. Kural tanımaz, başarılı dedektif Niémans olayı dışarıdan, onun küçük Slavı Ivana ise olayı topluluğa sızarak araştırmaya koyulur. Tabi böylesine kapalı bir topluluk, bu soruşturmayı istemez. Geçim kaynağı olarak görülen bağ bozumunu bahane ederek soruşturmayı geçiştirmek isterler. Bakalım Niémans ve Ivana adli otopsisi dahil tam bir fiyasko olan bu olayı nasıl çözecekler. Daha fazla spoiler vermeyeyim artık.

Ben yazarın performansının bir önceki kitapta da önceki eserlerine göre düşüş gösterdiğini Son Av incelememde belirtmiştim. Bu performans düşüşü bu eserde de devam ediyor malesef. Belki yazar kendine yeni bir tarz arayışı içerisindedir bilemiyorum ancak eski eserlerindeki heyecan, gizem ve aksiyon bu eserde yok. En başından beri eğer dikkatli bir okuyucuysanız katilin kimliğini anlamanız da mümkün. Sadece sebebi biraz merak uyandırıyor ama o da konunun ilerleyişinden ihtimaller dahilinde sezilebiliyor. Özellikle İvana bu eserde çok pasif ve şarp tankı sahnesi bana göre tam bir fiyasko. Ya o kadar iddialı olmamalı, ya da o kadar basit sonuçlanmamalıydı.

Kitabın dili akıcı ve anlaşılır. Ama hep dediğim gibi bu konuda yazar kadar çevirmende tebrik edilmeli. Temposu biraz düşük olsa da ben beğendim. Kitap için çok güzel ve kapsamlı araştırmalar yapıldığı bir gerçek. Okumanızı tavsiye ederim.
464 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Önden kısa bir serzeniş; kitabı okumadan puan veren herkesi kınıyorum. Okumadığınız kitapları puanlamayınız, kapağına yazara yayınevine puan vermeyiniz. Okuyunuz ve sonra beğeninizi puanlayınız!

Okuduuuum okudum! Bir çırpıda okumadım, sindire sindire okudum. Yarın yokmuşçasına bitirebilirdim fakat beklediğim bir yılı düşünüp kendimi dizginleyerek okudum! Ama ne güzel okudum, dikkatle özenle ve sürpriz olacağını bekleyerek okudum. Çünkü karşımdaki gerilimin ustasıydı, çünkü sürpriz beklememek olmazdı, çünkü O yazıyorsa kesinlikle bir ters köşe vardı! Sahi var mıydı?

2018'de yeni kitap çıktığını görünce ah dedim, ah biz yine çeviri bekleyeceğiz. Bu bekleyişi sevmesek de mecburuz tabi. (Grangé kitapları duyurulma sürecine kadar sancılı bir dönem oluyor bilenler bilir.) Ama yine müthiş bir çeviriydi, beklediğimize değdi. Hayal kırıklığı yaratmadı, memnun etti Tankut Gökçe... Kapakla ilgili de birkaç şey söyleyip geçeyim konuya. Orjinal kapak linki; https://i.hizliresim.com/MVREMa.jpg
Biz nedense biraz çekimser kalmışız kapak konusunda. Orjinalin Grangé kitaplarının tarzına daha uygun olduğunu düşünüyorum. Keşke onu kullansaydı Doğan Kitap. Bizimki, alışılmışın dışında bir kapak Grangé düşünülünce.

Gelelim kitabın konusuna, tabi ki spoiler yok! Sürpriz bozacak, keyif kaçıracak her şeye HAYIR!
Cinayet Büro Amiri Corso ve ekibi, striptizci cinayetlerini araştırma görevini üstlenir. Katil, bir striptiz kulübünde çalışanları hedef almış ve alışılmadık yöntemler kullanarak canice öldürmüştür kurbanlarını. Corso'nun araştırmaları bir sonuç verir ve karşısına eski mahkum, yeni ressam (!) Sobieski çıkar. Sobieski'nin sözde resimleri, ünlü ressam Francisco Goya'nın tarzını çağrıştırır. Hem de ne çağrışım! Öldürülen kızların, ressamla olan bağlantısı nedir?
Corso, ressamla düellosunda başarılı olabilecek midir?
Gerçek, saf kötülükle karşılaşan kurbanların sırrı çözülecek midir?

Kitap üç bölümden oluşuyor. Ilk bölümde cinayetleri ayrıntılı bir şekilde anlatıyor yazar. Cinayetlerin işleniş tarzını okuyor ve nereye varacağını merak ediyoruz. Ikinci bölüm, kötülükle ve Goya ile tanıştığımız bölüm oluyor. Okurken, bir yandan da tabloları araştırma ihtiyacı duydum ben. Üçüncü bölüm ise yine ters köşe yaşadığımız, birçok sonuca ulaştığımız tipik Grangé romanı hazzı yaşatıyor bize.

Bir de kitapta benim dikkatimi çeken benzerlikten söz etmek istiyorum. Yazarın, Karındeşen Jack cinayetlerinin şüphelisi ressam Walter Richard Sickert'ın hikâyesinden etkilendiğini düşünüyorum. Tablolar, araştırmalar nedense bende bu hissi uyandırdı. İşlenen fahişe cinayetleri, burada da karşımıza striptizci cinayetleri olarak çıkıyor. Bilmiyorum ben okurken, aklıma ilk olarak Sickert geldi...

Her bölümü heyecanla, merakla okuduğum bir Grangé romanı vardı yine elimde. Şaşırdım, hayretle çevirdim sayfaları. Bir an durgunlaştı ama biliyordum yine hareketleneceğini Ölüler Diyarı'nın! Şüphe hiç bitmedi, kanın ve ölümün sonu yoktu. Ama kitabın sonu vardı, hem de ne son! Grangé seven tüm dostlarım, keyifle okuyacaksınız keyifle!
280 syf.
·2 günde·7/10 puan
Birkaç gün önce satışa sunulan Küllerin Günü kısa süre içerisinde bitti. İlk okuyanlardan olmak büyük bir zevk ama okumak için sabırsızlanıp beklentiyi karşılamayan bir kitap ile buluşunca hayal kırıklığına uğradım diyebilirim.

İnceleme yazmadan önce bir inceleme okudum ve tam olarak hislerime tercüman olan bir incelemeydi. #112142304

Okuduğum 4 Jean-Christophe Grangé romanı arasından diğerlerine nazaran sakin ve sıkıcı denilebilecek bir tempoyla ilerledi kitap. Toplam 280 sayfa olmasına rağmen heyecan veren bölüm çok kısaydı. Bir cinayet romanında okur ile kitap arasındaki bağlantıyı kuran, katili bulmak için verilen çaba bu kitapta oldukça azdı. Bu nedenle kitabın teknik açıdan zayıf olduğunu söyleyebilirim.

Konu hakkında bilgi vermek gerekirse Niemans ve Ivana adlı iki polis kahramanlığında, Tebliğcilerin yaşadığı bir bölgede işlenen bir cinayet konu alınıyor. Ivana’nın bu bölgeye bağbozumu için mevsimlik işçi kılığında girmesi ile araştırmalar başlıyor.
549 syf.
·9/10 puan
Spoiler İçermektedir
Merhabalar kitaplarını beğenerek okuduğum Jean Cristophe Grange’nin Ölü Ruhlar Ormanı ablasını kaybettikten sonra Jaenne kendini adalet adamaya adar.Jaenne sorgu yargıcıdır ve bir gün çok ilginç bir vaka ile karşılaşır.Midenizi bulandıracak ve çok şaşıracağınız bir vaka yani tam olarak bir yamyam cinayetiydi çünkü cani kurbanlarının boğazından ayaklarına kadar kesip kanını içen ve kafatasını parçalayan birisidir.Olay ilk Paris’te patlak verir ancak Arjantin’e kadar uzanır.Olaylar şehirler arasında çok çarpıcı bir üslupla kaleme alınmıştır.Macera ve gerilim severlerin okuması gereken bir eserdir.Kitabın sonunda caninin kim olduğunu tahmin edemediğiniz biridir.Diğer eserlerinden olan Kızıl Nehirler, Taş Meclisi,Kurtlar İmparatorluğu kadar iyi bir eserdi.Dolaylı yoldan olsa bile yazar Güney Amerika’daki darbe vb olaylarla da bağlantılıdır.Kitapta en beğendiğim özelliği yazarın tarih öncesi ve günümüz ile kurduğu bağlantılar ve o bölgeye iyi bir şekilde uyarlamasıydı.
Keyifli Okumalar Dilerim
459 syf.
·9 günde·Beğendi
ACHERONTA MOVEBO
Üç kadın
Bir sorgu yargıcı
Bir yamyam

Jean Chrıstophe Grange
Grange; 15 Temmuz 1961 Fransa doğumlu.
Yazar, gazeteci, senarist. Paris-Magazin için Bilimsel röportajlar hazırlamış. Edebiyat yüksek lisansını ise Sorbonne'da tamamlamıştır. Yazdığı kitaplar milyonlara yakın satmış ve gördüğü ilgi sayesinde de kitapları filmlere çevrilmiştir. Asla ticari kaygısı yok. Kitapları resmen el yakıyor.
Benim yazarla tanışmam Lontano ve Kongo'ya Ağıt serisi ile olmuştu ve ordaki kurgudan o kadar rahatsız oldum ki, bir daha asla bu yazarı okumam deyip kitapları da müptelası olan yeğenime vermiştim. Ve tabii ki, asla yapmam dediğim her şeyi yaptığım gibi bu sözümü de tutamadım. O seriden sonra hangi kitabını okuduğumu hatırlayamıyorum ama iyi ki okumuşum diyorum şimdi kendi kendime.
Grange kesinlikle çok zeki bir yazar. Ben Grange okumaya devam ettiğimden beri çok sevdiğim yazarlar olan Tess Gerrıtsen ve John Verdon beni deyim yerindeyse kesmemeye başladı. Öyle ki, kitaplarında sadece kurgu yok. Tarih, Coğrafya, Sanat, Andropoloji, Tıp, Genetik her şeyi bulabilirsiniz. Özellikle bu konuda Kaiken kitabına bayılmıştım. Kurgunun içine bilgiyi o kadar güzel yayıyor ki, asla boş çıkmıyorsunuz maceradan. Tek kötü yanı ise; vahşet çok, hem de öyle böyle değil. Aklınız almaz. Midenizin çokca sağlam olması lazım. Sonra demedi demeyin. Katili de tahmin etmeye çalışmayın zira asla kafanızdaki çıkmıyor. Şayet tahmin eden varsa saygı duyarım.Benim size tavsiyem ise Ölüler Diyarı kitabıdır. Mutlaka okuyun. Okuduklarımın arasında şimdiye kadar en iyisiydi. Hassas olanlara tavsiye edemiyorum. Çünkü benim dâhi zorlandığım dişlerimi sıkıp tırnaklarımı yediğim zamanlar oldu yalan yok.

Ölü Ruhlar Ormanı

Katil ya Ormanın içinde değil de Orman katilin içindeyse??

Jeanne, Fransa'da yaşayan bir sorgu yargıcı. Ablası o küçükken öldürülmüş, annesi tımarhanede. Kendini işine vermiş güzel, genç alımlı bir kadın.
Önüne gelen dosya biraz farklı. Çünkü katil farklı. Katil de değil esasen yamyam. Kurbanlarını önce kasap gibi güzelce kesip
iç organlarını ve iliklerini yiyor üstüne de kanlarını içiyor. Üç etine dolgun zeki kadın seçmiş. Jeanne olayların peşine düşüyor ayağındaki stilettolarla.
O stilettolar mezarın içine giriyor günlük çalıyor, Amazondan beter ormanda ava çıkıyor ve yamyamı bulana kadar kan revan içinde kalıyor. Zira katili bulana kadar ölen ölene..
İncelemeyi özellikle yavan tutuyorum okuyun diye.
Acheronta Movebo yani Cehennemi karıştıracağım.
Beni seven arkamdan gelsin.
Keyifli okumalar...
328 syf.
·9 günde·10/10 puan
Bir polisiye gerilimden beklenilen her şey; merak, vahşet, heyecan, aksiyon, zekice bir kurgu ve detaylar. Detaylar belki de Grange' ı Grange yapan en önemli unsurların başında geliyor. Yazarın, insan anatomisi ve cesetler konusundaki hakimiyeti Leyleklerin Uçuşu’ndaki gibi olağanüstü, hatta bir adım ileri götürerek tavan yapıyor Kızıl Nehirlerle. İlk yüz sayfadaki ayrıntılar ne kadar sıkıcı olsa da, bunun hikayenin temelini oluşturduğunu unutmamak lazım. Yani olayın bütününü anlamak-belki de-kitabı yarılamaktan geçiyor. Sanırım diğer eserleri için de geçerli bu. Kızıl Nehirler, okuduğum 2’nci Grange kitabı oldu ve yine tek kelimeyle ‘muazzam’ diyeceğim.

Pierre Niemans. Mesleğinde kendi sınırlarını aşmış, herkese adını duyurmuş yetenekli bir polistir. Çok agresif ve tecrübeli bir polis olan Neimans, bazı olaylarda sert olduğu için Guerneon kasabasına, ortağı Karim ile bu cinayetleri aydınlatması için görevlendirilir. Karim Abdouf, Arap ve görünüşü ilginç olan bir polistir. Küçükken yaşadığı ortamlardan dolayı sokakları avucunun içi gibi bilir ve bu birçok olayda işine yaramıştır. Ayrı ayrı başlayan iki soruşturma Karim’in Guernon’a gelmesiyle tek bir soruşturmaya döner.

Guernon kasabası içine kapanık sessiz bir kent; Kasabanın üniversitesi ise ilginç bir özelliğe sahip: Kasabada herkes birbiriyle evlenmekle birlikte, Üniversitede çalışanlar yine aralarında evlenmektedirler. Yalnız diğer bir özellik ise üniversite öğrencileri de hep seçilmiş ve her türlü organizasyonda birinciliğe oynamaktadırlar. Sayılarının az olması da sanki öğrencilerin bilim adına yetiştirildiğini göstermektedir. Üniversite kütüphanecisi Remy Caillois yapmış olduğu tezinde, Üstün zekalı kentli, güçlü dağcı birleşmesinden doğan, ‘Üstün İnsan Profili’ düşüncesi, beden ve aklın üstün olduğu bir ırk yaratma tezi Niemans ve Arap teğmen Karim için hangi sırları perdeden kaldıracaktır? öte yandan Caillois'un evinde duvara yazılmış olan şu söz dikkat çekici bir ipucudur;

"Biz efendileriz, biz köleleriz. Biz her yerdeyiz hem de hiç bir yerde. Biz karar verenleriz. Kızıl Nehirlerin hakimiyiz."

Üniversite'nin kütüphane sorumlusu -Caillois- dağlık bir alanda ölü bulunur, bir kayalık alanın içerisine bırakılmıştır. Ayrıca cesedin gözleri büyük bir titizlikle alınmış, bazı uzuvları kesilerek ceset üzerinde işkence yapılmıştır. Cesedi dağlık alanda spor yapan jeoloji dalında öğretim görevlisi -Fanny- bulmuştur. Daha sonra buna benzer cinayetlerde işlenmeye başlayınca konu ciddileşmiştir. Komiser Niemans ve Teğmen Abdouf açısından işlenen yeni cinayetler, yeni ipuçlarını da beraberinde getirmektedir. Öldürülen üç kurban da üniversite bünyesinde çalışmaktadır. Niemans ve Teğmen, üniversite hakkında çok çarpıcı gerçekleri öğrenecekler ve kurbanların o kadar da masum olmadıklarını anlayacaklardır.

Özellikle Karim’in Guernon’a kadar olan macerasında yaşadıklarını okurken tüylerinizin ürpermemesi mümkün değil. Jean Christophe Grangé burada anlatımını konuşturmuş diyebiliriz. Yer yer bu tip kitaplarda gördüğümüz klişeleri de görmek mümkün. Ancak kitabın kurgusu ve anlatımı bir arada muhteşem bir sonuç veriyor tabii ki.

Kitapta kötü olarak eleştirebileceğim tek yer son kısmı. Katilin kim olduğu ile ilgili değil, katilin ortaya çıkarılış biçimi. Olayların nasıl döndüğünü anlamaya çalıştığım sırada, olmaması gereken bir biçimde, kitap bir anda son buluyor. tek negatif bulduğum nokta burası.

Bu arada Kitabın filmini de izledim, kitapla çok alakası olmasa da geçer not aldı benden. Kitabı bitirdikten sonra aynı gözümde canlandırdığım gibi Niemans ve Karim'le karşılaştım, bu yönden hoşuma gittiğini söyleyebilirim. Filmi, kitaptan sonra izlemek daha uygun olacaktır.

Grange, yaşayan bir efsane. Heyecanı, şaşırtmayı ve gerçekçiliğini çok çok iyi konuşturuyor. Polisiye türünde çok fazla okuduğum söylenemez ama daha iyisiyle karşılaşır mıyım, "Kuzuların Sessizliği'nden sonra gelen en iyi Polisiye roman" sözünden sonra daha iyi göreceğim sanırım.
İyi okumalar...
608 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Sevgili 1000Kitap üyeleri inceleme uzun ama bir yıl bekleyip iki günde bir çırpıda biten bu güzel kitabı incelemeyeyim de ne yapayım değil mi :D

Paris'te 2016'da basımı ve dağıtımı yapılan Congo Requiem okuyabilmek için tam bir yıl bekledik! Yıl boyunca sanıyorum iki haftada bir Doğan Kitap'a mail atıp Tankut Gökçe'nin çeviriye başlayıp başlamadığını sordum :D

Tam ümidimi yitirmişken bir reklam ile karşılaştım; "Kongo'ya Ağıt 23 Haziran'da ön siparişle tüm kitapçılarda!"

Kitabı elime alınca ilk hissim yine heyecan oldu. Çünkü Grangé okuyanlar bilirler ki; her seferinde şaşırtan ve kurgusuna hayran bırakan bir kitap vardır elinizde..
Üçleme olarak yazılan bir seri olacağının haberini okumuştum Grangé röportajında ancak sanırım bu son macerasıydı Morvan ailesinin..

Biraz da kitaptan bahsedelim;
2016'da Lontano ile başlayan yolculuk, Kongo'ya Ağıt ile devam ediyor.
Erwan bu kez Catherine Fontana'nın (7. kurban) katilinin Çivi Adam olup olmadığını araştırıyor ve karşısına Coltano hissedarları, ticaret yapanlar, rahibeler, eski tanıklar, psikiyatrlar ve en önemlisi de babası Morvan çıkıyor. Yıllar önce gerçekleşen bu cinayeti, yıllar sonra kendi imkanları ile aydınlatmaya çalışan Erwan, babası tarafından engellendiğini bilmeden her ayrıntıyı öğrenebilmek için 'yeşil şehir' Lontano'ya yolculuğa çıkıyor!

Koltan madenleri, gizli gerçekler ve Morvan'ın sırları ile dolu olan bu yolun sonunda Erwan'ı bekleyen Çivi Adam mı yoksa her şey büyük bir komplo mu?
Ayrıca Morvan ailesi için Floransa'da da kabuslar devam ediyor. Hem Gaëlle hem de Loïc, Floransa'da Çivi Adam'ın yankıları ile uğraşıyor...

Üç ana bölümden oluşan kitapta; ilk bölümde karşımıza birçok yeni isim çıkıyor. Hafızada tutmaya çalışmadan okumaya devam ederek sayfalar ilerledikçe isimleri benimsemiş oluyoruz. (Bir Grangé ilüzyonu daha!)
İkinci bölümde araştırmalarından elde ettikleri ile yola devam ediyor Erwan. Elinde şüpheli isimler ve ailesinde devam eden sorunlarla boğuşuyor.
Her zaman olduğu gibi son bölüm çok iyiydi. Artık şüpheli sayısı azalmıştı ve emin adımlarla katile yaklaşıyordu Morvanlar!

Birçok yeni terimle karşılaştığım Lontano sonrası, Kongo'ya Ağıt ile de yeni kelimeler ve terimler öğrendim. Özellikle koltan, madenler ve Afrika hakkındaki detaylı bilgileri dikkatle okudum.

Yine bir Grangé klasiğiydi tabi ki. Önce; Lontano'yu okumayanların da okuyabilmesi için karakter tanıtımı ve olaylara değiniyor, sonra yavaş yavaş asıl meseleye girip sizi içine çekiyordu Grangé.
Okurken bir sonraki sayfaya bakmamak için kendimi zor tuttum. O kadar heyecanlandım ki, yüz şeklimin değiştiğini bile farkettim.

Başlarda bana fazla isim ve aşırı ayrıntı izlenimi verse de ikinci bölümün ortalarında öyle şeyler okudum ki helal olsun yine yapacağını yaptın dedim kendi kendime :D

Katili tahmin etmeyi denedim, aslında sonradan vazgeçmeseydim bulmuştum da! Ama olsundu, yine de denemişti dersiniz arkamdan :D
Bir daha ne zaman yazacağını bilmiyor olmak kadar kötüsü yok ama bazen beklemek de güzeldir eğer sonunda mutlu olacaksak diyor ve bitiriyorum artık :D
304 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
Yine ansızın, beklenmedik anda duyurulan bir Grangé romanı ve yine okuyup inceleme yapacak olan bir ben... Sitede gecirdiğim yıllar boyunca çoğunuz tarafından bilindiği üzere Grangé hayranıyım, ne yazsa okurum.

"Son Av" bir Niémans romanı. Geçen yıl Grangé ile yapılan bir röportajda yazar kitabı şöyle duyurmuştu:
"Geçen yıl Kızıl Nehirler hakkında bir dizi yazdım. Kitaptan ana karakter Komiser Niémans’ı aldım ve onun üzerinden dört farklı hikaye yarattım. Bu dört hikayede farklı araştırmalar yapıyordu. Dizi Fransa’da yayınlandı ve çok başarılı oldu. Son olarak bu dört hikaye hakkında kitaplar yazmaya karar verdim. Birini bitirdim, önümüzdeki hafta Fransa’da yayımlanacak. İsmi “La Dernière Chasse”. Şimdi ikinci kitabı yazıyorum."
Burada bahsedilen birinci kitap tabi Son Av. Demek ki Niemans ile üç romanda daha karşılaşacağız.

Şimdi gelelim konumuza. Pierre Niémans, yaşadığı vakalar yüzünden bir travma ile karşı karşıya kalmıştır. Hem polislikten hem de yeni olaylardan uzak durmaktadır. Ancak, beklenmedik bir anda gelen yeni bir teklif ile sahalara geri döner. Bu kez olay yeri Almanya'dır. Almanya'da Alsace bölgesinde bir ormanda vahşice işlenen bir cinayeti soruşturmak için Ivana Bogdanovic ile birlikte yola koyulur Niémans. Hem kendisi hem de partneri bu cinayeti araştırırken tahmin edemeyecekleri kadar geriye giderler. Buldukları ipuçları onları "Kara Avcılar", Naziler ve İkinci Dünya Savaşı'na götürecektir.
Ardarda işlenen çarpıcı cinayetlerin nedeni nedir? Bu cinayetlerin Niémans üstünde yarattığı gerilimin asıl sebebi geçmiş midir? Bütün bunların, Kara Orman'da onları bekleyen katil ile bağlantısını merakla okuyacaksınız.

Kendi yorumum ise şöyle; ilk olarak kapak ve çeviriyi yine çok beğendim ben. Tankut Gökçe'nin alıştığımız sade ve anlaşılır çevirisi ile kitabı okumak harikaydı. Kapak tasarımı ise yurtdışındaki tasarım ile benzerlik taşıyordu. Benim favori kapaklarımdan biri oldu. Özellikle Ölüler Diyarı kapağından sonra çok iyi geldi. Birkaç noktalama işareti hatası dışında kitapta hiçbir baskı hatası yoktu.
Ancak, kitapta benim açımdan eksik bir şeyler vardı sanki. Gerilim, gizem ve yaratıcılık konusunda yerini kimseye bırakmayacağım Grangé bu kez biraz hayal kırıklığına uğrattı beni. Katili en baştan tahmin ettiğim, gizemin bir süre sonra bence yavan kaldığı bir kitaptı. Çok iyi başlayıp, beklenmedik şekilde klasik sona erdi bence Son Av. Ters köşe beklentim yarım kaldı yani. Ama bütün bunlar, fikirleriyle beni büyüleyen Grangé'ın yazdıklarını beğenmediğim anlamına gelmesin sakın. Sadece önceki maceralarla kıyas yapıp yorumlamak istedim ben yazarı ve eserini.

Aşina olduğum, sevdiğim bir karakter olan Niémans ile yeniden karşılaşmak çok güzeldi. Tabi ki tüm okuyuculara ne olursa olsun tavsiye edeceğim bir kitap Son Av. Okuyacak arkadaşlarım, umarım az da olsa fikir verebilmişimdir...
304 syf.
·5 günde
Kahramanımız Kızıl Nehirler' den tanıdığımız Pierre Niémans.

Son görevinde ciddi anlamda yaralanmış ve uzun tedavi sürecinin ardından fiziksel olarak kendine gelmiştir. Tabi psikolojik anlamda iyileşme daha çok zaman alacaktır. Teşkilat, başına buyruk hareket eden Niémans' ı aktif görevlerde görmek istememektedir.

Önce masabaşı birkaç uyduruk göreve, ardından akademide öğretmenlik görevlerine atanır. Ancak Niémans her ne kadar başına buyruk, kural tanımaz olsa da burnu iyi koku alan, deneyimli ve zeki bir polistir. Bu sebeple Niémans' tan taşrada Jandarma' nın sorumluluk alanındaki bölgelerde işlenen suçlara yardımcı olması istenir ve o da kabul eder.

Yanına, öğretmenlik yaptığı dönemlerde öğrencisi olan, Yuguslavya iç savaşını yaşamış, Hırvat asıllı Ivana' yı alır. Ivana hocası Niémans' a hayrandır. Gerçekten birbirlerini çok iyi tamamlamışlar. Ivana, iç savaş görmüş çocukluğa sahip olan biri ne kadar normal olabiliyorsa o kadar normal bir kişiliği sahiptir.

Niémans ve Ivana bu ilk görevlerinde Almanya sınırında yani Fransa'nın Alsas bölgesinde bir cinayetin içinde bulur kendilerini. Maktül Almanya'nın en zengin ailelerinden birinin, Geyersberg Ailesinin veliahtı. Ölüm şekli tıpkı avcıların avlarına yaptığı gibi. Ne de olsa Ailemiz de avcılığa oldukça önem vermektedir. Kitabın asıl temasını oluşturan Pirsch Avı' nı tanıyoruz. Avcı, avına bir şans vermektedir. Onu adım adım takip eder, kaçma şansı verir hatta avladıktan sonra ava olan saygısını da Pirsch Avı' nın bilinen ritüeli olarak gösterir. İşte maktül de Pirsch Avı' nda avlanan bir av gibi bulunur ormanda. Acaba bu zengin ailenin diğer fertleri de tehlike altında mı? Cineyeti işleyen, ailenin avcılığa olan merkanı mı protesto ediyor? Yoksa bambaşka şeyler mi var?

Kitap polisiye vakadan çok kahramanımız Pierre Niemans' a odaklanmış gibi geldi bana. Yorgun ve yaşlı bir kurt. Hala başına buyruk ama koku alma duyusu biraz zayıflamış, sezgileri, refleksleri azalmış bir kurt gibi betimlenmiş. Bir çok defa yaptığı hatalara şahit oluyoruz. Gerçi bu hatalar sayesinde çözülüyor olay ama yaşlı kurdumuz burada Kızıl Nehirler' de olduğu kadar güçlü değil artık.

Bir de zaman zaman Fransız - Alman çekişmelerine de şahit olacağız. Tabi biz Fransız tarafındayız. Sonuçta olay sınırda işeniyor ama olayın soruşturması ailemiz Alman olduğundan, onların topraklarında devam ediyor. Ne de olsa sürek avı Almanya' da yasak ve veliaht Fransız topraklarında katlediliyor.

Betimlemeleriyle, diliyle, akıcılığı ile tipik bir Grange kitabı. Tabı Lontano serisi kadar güçlü bir eser değil. Polisiye yönüyle de çok ön plana çıktığını söyleyemem. Ancak yine de beğendim. Okumanızı tavsiye ederim.
464 syf.
·3 günde·10/10 puan
Kitap bana hediye olarak geldi ve bu yüzden daha bir hevesli okudum kitabı..
Yazarın bu okuduğum romanını dehşet derece beğendim.Mükemmel bir kurgu ve anlatıma sahipti. Kitabı okurken hiç aksiyon bitmiyor ve yazar sonu ile müthiş bir ters köşe yapmış.
Spoi içerir..
Roman bir striptizcinin cinayeti ile başlıyor. Cinayet amiri Corso ekibi ile canla başla çalışıp bu cinayeti çözmeye çalışırken yeni bir striptizci cinayeti vuku buluyor. İşler karışıyor seri cinayetlere dönüşüyor. Bu iki kurbanın ortak noktaları ve geçmişlerine yöneliyorlar. Sonunda bir zanlı bulunuyor ve onun üzerine gidip cinayetleri çözmeye çalışıyor Corso. Ve delillerle tutuklama geliyor. Böylece mahkeme süreci başlıyor. Zanlının avukatı insanı hayrete düşürecek savunmalar yapıyor. Ve zanlının berat etmesi gibi bir duruma kadar geliyor resmen mahkeme süreci. Corso bu konu da bir şeyler yapmak için uğraşıyor ve sonunda kendiliğinden ortaya çıkan bir delille bom katil içeri tıkılıyor.
Ama katil içeride kurbanlara benzer biçimde kendini öldürüyor. Sonra onu savunan avukat aynı striptizciler gibi canice aynı tarzda öldürülüyor. Cinayet amirimizin kafası karışıyor ve olayın daha da peşine düşüyor. Ve Corso öyle bir yere gidiyor ki nihai son. 5 mezar bir boş ve o mezarda Corso'ya bırakılan bir mektup....
Sonuç olarak kesinlikle bu tarz sevenlere tavsiye edebileceğim muhteşem bir kitap. Yalnız uyarmam gerek vahşet ve +18 içeriyor kitap.
SEN BİR SAPKINSIN..
SENİN KANIN ÇÜRÜMÜŞ..
ZEHİRLİ VE KOKUŞMUŞ BİR KAN..
SOYUN NEYSE KANIN DA ODUR..
İyi okumalar...

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 10 okur beğendi.
  • 39,1bin okur okudu.
  • 635 okur okuyor.
  • 11,4bin okur okuyacak.
  • 497 okur yarım bıraktı.