Tankut Gökçe

Tankut Gökçe

Çevirmen
8.4/10
3.665 Kişi
·
12.111
Okunma
·
0
Beğeni
·
94
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
656 syf.
·11 günde·9/10
Ne zaman içimde bir ses uyansa ve “artık yazmaya başlaman gerek” dese, bu ses, Grange kitabı okuduğum anda susuyor. Çünkü adam çok iyi, ve ne yaparsam yapayım o kadar iyi olamam…
Adam çok zeki, tüm kitaplarında ciddi bir kurgu var… Anlık yüzeysel olguların kurgusu değil, temeli yıllar evveline uzanan olaylar silsilesi. Farklı mekanlar, farklı zamanlar ve onlarca insanın ince ince dokunup örümcek ağı gibi kusursuzca birbirine bağlandığı bir yapı
Adam çok kültürlü ve araştırmacı; tüm kitaplarını okuduğumda tarihi, kültürel, teknolojik, bilimsel bir şeyler illa ki öğreniyorum. Bir kitabını kapatıp da “bunda da bir şey öğrenemedim” dediğim olmadı. (Belki Kaiken)
Adam çok yetenekli, kitabın ilk sayfasından son sayfasına kadar okuyucuyu kitabın içine çekmekte usta. Merak yaratmayı ve şaşırtmayı çok iyi başarıyor.
Ve Lontano, yazarın yukarıda anlattığım tüm belirli özelliklerini yansıttığı bir kitap…
Ve bu kitabın, diğer kitaplarından bana farklı gelen tarafı, cinayetlerin açıklanamaz bol bol soru işaretleri ile çözümlenmiş olması. Bu da zaten devam kitabında karşılaşacağımız davanın temeli olacak… Merak ve heyecanla bekliyorum :)
328 syf.
·9 günde·10/10
Bir polisiye gerilimden beklenilen her şey; merak, vahşet, heyecan, aksiyon, zekice bir kurgu ve detaylar. Detaylar belki de Grange' ı Grange yapan en önemli unsurların başında geliyor. Yazarın, insan anatomisi ve cesetler konusundaki hakimiyeti Leyleklerin Uçuşu’ndaki gibi olağanüstü, hatta bir adım ileri götürerek tavan yapıyor Kızıl Nehirlerle. İlk yüz sayfadaki ayrıntılar ne kadar sıkıcı olsa da, bunun hikayenin temelini oluşturduğunu unutmamak lazım. Yani olayın bütününü anlamak-belki de-kitabı yarılamaktan geçiyor. Sanırım diğer eserleri için de geçerli bu. Kızıl Nehirler, okuduğum 2’nci Grange kitabı oldu ve yine tek kelimeyle ‘muazzam’ diyeceğim.

Pierre Niemans. Mesleğinde kendi sınırlarını aşmış, herkese adını duyurmuş yetenekli bir polistir. Çok agresif ve tecrübeli bir polis olan Neimans, bazı olaylarda sert olduğu için Guerneon kasabasına, ortağı Karim ile bu cinayetleri aydınlatması için görevlendirilir. Karim Abdouf, Arap ve görünüşü ilginç olan bir polistir. Küçükken yaşadığı ortamlardan dolayı sokakları avucunun içi gibi bilir ve bu birçok olayda işine yaramıştır. Ayrı ayrı başlayan iki soruşturma Karim’in Guernon’a gelmesiyle tek bir soruşturmaya döner.

Guernon kasabası içine kapanık sessiz bir kent; Kasabanın üniversitesi ise ilginç bir özelliğe sahip: Kasabada herkes birbiriyle evlenmekle birlikte, Üniversitede çalışanlar yine aralarında evlenmektedirler. Yalnız diğer bir özellik ise üniversite öğrencileri de hep seçilmiş ve her türlü organizasyonda birinciliğe oynamaktadırlar. Sayılarının az olması da sanki öğrencilerin bilim adına yetiştirildiğini göstermektedir. Üniversite kütüphanecisi Remy Caillois yapmış olduğu tezinde, Üstün zekalı kentli, güçlü dağcı birleşmesinden doğan, ‘Üstün İnsan Profili’ düşüncesi, beden ve aklın üstün olduğu bir ırk yaratma tezi Niemans ve Arap teğmen Karim için hangi sırları perdeden kaldıracaktır? öte yandan Caillois'un evinde duvara yazılmış olan şu söz dikkat çekici bir ipucudur;

"Biz efendileriz, biz köleleriz. Biz her yerdeyiz hem de hiç bir yerde. Biz karar verenleriz. Kızıl Nehirlerin hakimiyiz."

Üniversite'nin kütüphane sorumlusu -Caillois- dağlık bir alanda ölü bulunur, bir kayalık alanın içerisine bırakılmıştır. Ayrıca cesedin gözleri büyük bir titizlikle alınmış, bazı uzuvları kesilerek ceset üzerinde işkence yapılmıştır. Cesedi dağlık alanda spor yapan jeoloji dalında öğretim görevlisi -Fanny- bulmuştur. Daha sonra buna benzer cinayetlerde işlenmeye başlayınca konu ciddileşmiştir. Komiser Niemans ve Teğmen Abdouf açısından işlenen yeni cinayetler, yeni ipuçlarını da beraberinde getirmektedir. Öldürülen üç kurban da üniversite bünyesinde çalışmaktadır. Niemans ve Teğmen, üniversite hakkında çok çarpıcı gerçekleri öğrenecekler ve kurbanların o kadar da masum olmadıklarını anlayacaklardır.

Özellikle Karim’in Guernon’a kadar olan macerasında yaşadıklarını okurken tüylerinizin ürpermemesi mümkün değil. Jean Christophe Grangé burada anlatımını konuşturmuş diyebiliriz. Yer yer bu tip kitaplarda gördüğümüz klişeleri de görmek mümkün. Ancak kitabın kurgusu ve anlatımı bir arada muhteşem bir sonuç veriyor tabii ki.

Kitapta kötü olarak eleştirebileceğim tek yer son kısmı. Katilin kim olduğu ile ilgili değil, katilin ortaya çıkarılış biçimi. Olayların nasıl döndüğünü anlamaya çalıştığım sırada, olmaması gereken bir biçimde, kitap bir anda son buluyor. tek negatif bulduğum nokta burası.

Bu arada Kitabın filmini de izledim, kitapla çok alakası olmasa da geçer not aldı benden. Kitabı bitirdikten sonra aynı gözümde canlandırdığım gibi Niemans ve Karim'le karşılaştım, bu yönden hoşuma gittiğini söyleyebilirim. Filmi, kitaptan sonra izlemek daha uygun olacaktır.

Grange, yaşayan bir efsane. Heyecanı, şaşırtmayı ve gerçekçiliğini çok çok iyi konuşturuyor. Polisiye türünde çok fazla okuduğum söylenemez ama daha iyisiyle karşılaşır mıyım, "Kuzuların Sessizliği'nden sonra gelen en iyi Polisiye roman" sözünden sonra daha iyi göreceğim sanırım.
İyi okumalar...
328 syf.
·Beğendi·9/10
Grange'nin ikinci kitabı, Kızıl Nehirler.
350 sayfalık kitabın yaklaşık ilk 250 sayfasında birbirinden tamamen bağımsız iki olay, iki polis var. Her ne kadar iki olay da ilgi çekici, müthiş olsalar da yazarın bu iki olayı nasıl birbirine bağlayacağını görmek için de olsa okumaya değer. 1k verilerine göre bu kitap, yazarın ilk kitabı olan Leyleklerin Uçuşu'ndan daha popüler. Bunun nedenini bilmiyorum fakat ilk kitabındaki olay örgüsü, mekan çokluğu gibi sebeplerden dolayı onu daha çok beğenmiştim. Kızıl Nehirler her ne kadar güzel bir polisiye olsa da bana göre klasik bir polisiye. Tess Gerritsen'in kitapları gibi. Fakat Leyleklerin Uçuşu bambaşkaydı.

Bunların dışında yazarın dili sade ve akıcıydı. Gereksiz ayrıntılar, bilerek uzatmalar vs yoktu. Deyim yerindeyse "elinizden düşüremeyeceğiniz" bir kitap. Özellikle şu sıralar okuma alışkanlığı körelmiş, düşünce kitaplarına bir ara vermek isteyen okurlara öneririm. İyi okumalar.
405 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Çoğumuz ilk defa okuyacağımız bir yazarın kitabını elimize alırız ve “acaba beğenir miyim ya da söylenildiği gibi sürükleyici mi?” diye kendimize sorarız. Ben de Jean-Christophe Grange’ın Kızıl Nehirler kitabını elime alırken bunu kendime sordum. Kitabı okumaya başladım, aradan fazla zaman geçmeden bu sorumun cevabını aldım: Bu kitabı bitirmeden elininizden bırakmak imkânsız. Gerçekten de olaylar o kadar hızlı gelişiyor ve içinden çıkılmaz bir hal alıyor ki arka sayfada ne olacağını öğrenmek için siz de hızlanıyorsunuz. Olaylar ilerlerken gerilim, macera, aksiyon, hırs, intikam vb. konular iliklerinize işleyecek. Sonra bakmışsınız ki kitap bitmiş. Zaten arka kapakta boşuna “Kalbinize güvenmiyorsanız ya da ocakta yemeğiniz varsa, bu kitabı okumaya başlamayın,” yazmıyor.

Spoiler vermeden konuyu özetleyeceğim şimdi. Pierre Niemans ve Karim Abdouf adlı iki polisimiz var. Niemans Fransız, Karim ise Arap. Niemans fiziksel özellikleriyle tam bir polis gibi dururken Karim ise çok farklı. İki polis arasında sadece benzer bir özellik var: Niemans da Karim de karanlık sokakların gölgesinde büyümüşler. Şiddeti, zorbalığı, yokluğu ve yokluğun yapmak zorunda bıraktırdığı hırsızlığı soluyarak polis olmuşlar. İki polis olunca doğal olarak aynı anda gelişen ve ilerleyen iki olay zinciri var. Niemans’ın olaylar zinciri Guernon kentinde bir kütüphane görevlisinin cesedinin kayalıklarda bulunması ile başlıyor. Karim’in olaylar zinciri ise Sazrac’ta bir ilkokulun soyulmasıyla. Sonrasında olayların birbiriyle ilişkili mi ya da tamamen bağımsız mı geliştiğini, olayların nasıl çarpıcı bir hal aldığını, sona doğru ortaya çıkan şeylerin sizi nasıl şaşırtacağını öğrenmenizi tavsiye ederim.

Bu kitaptan ne öğrendim? Hepimiz “dazlak” diye bir kelime duymuşuzdur. Dazlak, Avrupa’da, özellikle Almanya’da vurucu kırıcılığı ve ırkçılığıyla toplumu tedirgin eden, daracık kot pantolon ve hantal çizme giyen, başlarını ustura ile kazıtarak bunu bir simge gibi kullanan uyumsuz gençlere verilen isimdir(Günümüzde dazlak ve Neo-Nazizm kavramları neredeyse eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için bkz. https://tr.wikipedia.org/wiki/Neo-Nazizm). Dazlakların yaşam tarzları ve daha bir sürü şey öğrendim. Başka ilgi çekici bir konu “İridoloji”. Halk arasında göz analizi diye bilinen İridoloji, iris tabakasını inceleyerek göz sağlığı hakkında bilgi vermesinin yanında, irislerin dibinde tüm geçmişimizin saklı olduğu görüşünü savunuyor. Dağcılıkla ilgili de aletler ve teknikler hakkında bilgi sahibi olacaksınız. Ayrıca Yahudilerin öldüklerinde ailelerinin yanına gömülmek istediklerini ve mezarlarının üstünde yarım kalmış kaderi ifade eden sembollerin(tamamlanamamış sütun ya da kesilmiş bir ağaç) bulunduğunu da öğrendiklerimin arasına eklemek istiyorum.

Bir kitabın okura vereceği tüm şeyleri bu kitaptan aldığımı düşünüyorum. Bilgiden tutun size yaşattığı duygulara kadar. Bir tane polisiye kitap okumuş ya okumamış olun kesinlikle Grange tavsiyemdir. Kızıl Nehirlerden sonra okuyacağım(ız) Grange kitabı Siyah Kan. İyi okumalar.
384 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Jean-Christophe Grange'in bir çok kitabını okuyan biri olarak, bu kitabını da severek okudum.
Olay örgüleri iyi işlenmiş, iki farklı olay ustalıkla birbiri içine geçirilmiş ve kafamızın bu iki olayı karıştırması isteniyor yazar tarafından. Sonuç olarak bu tarz kitapları sevenlerin kaçırmaması gereken kitaplardan biri.
656 syf.
·30 günde·9/10
Grange büyük yazıyor!

Alışık olduğumuz senaryo-kurgu. Farklı olan ve bu romanı büyük kılan, "insan ne için öldürür?" sorusuna 'büyük cevap' aramasındadır.

"İnsan ne için öldürür?" sorusuna tıbbi, psikolojik, sosyolojik, sanatsal, inançsal (fetişizm) ve siyasi-ekonomik boyutlarda cevap arayan bir eser olarak nitelendiriyorum.

Ayrıca, yakın ve son zamanların Fransa'sının siyasi "hayatına" ışık tutacak nitelikte yardımcı eser olarakta okunur ve değerlendirilebilir.

Okurken bana True Dedective ve Crossing Lines dizilerini hatırlattı. Kitabın sonunda, sanki devamı oacak izlenimine kapıldım. Ama sanmıyorum, belki de okurların hafızasında bir kaç soru bırakmak istemiştir.
328 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Jean Christopher Grange den daha önce siyah kan kitabını da okumuştum ama bu bambaşka çok iyi usta bir şekilde kurgulanmış. Akıcı ve sürükleyici ben çok beğenerek okudum.
328 syf.
"Biz efendiler, biz köleleriz.
Biz her yerdeyiz, hem de hiçbir yerde.
Biz karar verenleriz.
Kızıl nehirlerin hâkimiyiz."

Okuduğum ilk ve tek Grange kitabı.Ne zaman bir kitabı çok beğensem ve yazarın diğer kitaplarına büyük bir iştahla sarılsam, büyük bir hezimete uğruyorum.Ve kitap elimde sürünüyor günlerce.
Bu sebeple jean-christophe Grange'ın Kızıl Nehirler kitabından sonra diğer kitaplarını okumadım.
İlk yorumu yazar için yapmak istiyorum.Nasıl bir piskopatsın sen :)
Zekice düşünülmüş detaylar ve muhteşem bir kurgu.Aklına hayran kaldım Grange.
Hiç sıkılmadan merakla heyecanla okuyacağınız polisiye gerilim kitabından fazlası.Kendinizi olayların içinde bulacaksınız.Kahramanlarımız Karim Abdouf ve Pierre Niemans.İki başarılı polis ve kusursuz hikaye...
328 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Şahane konu ve kurgusuyla polisiye gerilim türünün en iyilerinden demem yersiz olmayacaktır sicim gibi geren gererken eğlendiren , eğlendirirken düşündüren , düşündürürken eğiten , eğitirken bir o kadar da öğreten bir roman :)) okumanızı salık veririm bir an önce zira hayat çok kısa... :)
424 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Koloni ile birlikte sekizinci Christophe Grangé kitabımı bitirmiş oldum. Grangé sadece bu türde değil, genel olarak en sevdiğim yazarlar arasında üst sıralarda ve Koloni isimli bu kitabı da yazarın kitaplarını neden bu kadar çok sevdiğimi ispatlar nitelikte. Koloni bu türe alışkın okurların dahi tüm beklentilerini karşılayacak nitelikte bir kitaptı ki bu türde çok fazla kitap okuyan biri olmama ve o kitaplar içinde birçok değişik olay görmeme rağmen Koloni'de yer verilen olayların orijinalliği beni bir hayli etkiledi. Doğan Kitap'ın o bildiğimiz uzun sayfa boyutu ve küçücük puntolarına rağmen sürükleyiciliği sayesinde akıp giden bir kitaptı Koloni. Yorumlarına baktığımda bu kitabın yazarın Siyah Kan, Kızıl Nehirler gibi kitaplarının gerisinde kaldığına dair bir görüş olsa da ben kesinlikle öyle düşünmüyorum. İlk sayfasından son sayfasına kadar akıcılığın azalmadığı ve özellikle son yüz sayfada aksiyonun oldukça arttığı bir kitap okudum. Bir taraftan olayların nasıl sonuçlanacağını merak ederken bir taraftan da Şili'de 90'lı yıllarda yaşanan darbe ve Pinochet iktidarına dair bilgi edindim. Benim için polisiye kitapları okurken kitabın sonunu merak etmem ve sonunda da şaşırmam çok önemli. Koloni bana tam olarak bu istediklerimi veren bir kitaptı ve bunu yaparken de bir sayfasında dahi sıkmadı. Güzel bir şekilde başlayan, aksiyonun zaman zaman azaldığı zaman zaman yükseldiği ancak azaldığı anlarda okuru sıkmayan, sürükleyici, sonunu merak ettiren, olayları iyi bir şekide birbirine bağlayan ve sonunda şaşırtan bir kitap okudum. Grange kendine özgü tarzıyla gayet iyi bir eser ortaya çıkarmış. Okumayanlara tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 12.111 okur okudu.
  • 161 okur okuyor.
  • 4.164 okur okuyacak.
  • 155 okur yarım bıraktı.