Tankut Gökçe

Tankut Gökçe

Çevirmen
8.4/10
8.185 Kişi
·
28.081
Okunma
·
5
Beğeni
·
695
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
464 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Önden kısa bir serzeniş; kitabı okumadan puan veren herkesi kınıyorum. Okumadığınız kitapları puanlamayınız, kapağına yazara yayınevine puan vermeyiniz. Okuyunuz ve sonra beğeninizi puanlayınız!

Okuduuuum okudum! Bir çırpıda okumadım, sindire sindire okudum. Yarın yokmuşçasına bitirebilirdim fakat beklediğim bir yılı düşünüp kendimi dizginleyerek okudum! Ama ne güzel okudum, dikkatle özenle ve sürpriz olacağını bekleyerek okudum. Çünkü karşımdaki gerilimin ustasıydı, çünkü sürpriz beklememek olmazdı, çünkü O yazıyorsa kesinlikle bir ters köşe vardı! Sahi var mıydı?

2018'de yeni kitap çıktığını görünce ah dedim, ah biz yine çeviri bekleyeceğiz. Bu bekleyişi sevmesek de mecburuz tabi. (Grangé kitapları duyurulma sürecine kadar sancılı bir dönem oluyor bilenler bilir.) Ama yine müthiş bir çeviriydi, beklediğimize değdi. Hayal kırıklığı yaratmadı, memnun etti Tankut Gökçe... Kapakla ilgili de birkaç şey söyleyip geçeyim konuya. Orjinal kapak linki; https://i.hizliresim.com/MVREMa.jpg
Biz nedense biraz çekimser kalmışız kapak konusunda. Orjinalin Grangé kitaplarının tarzına daha uygun olduğunu düşünüyorum. Keşke onu kullansaydı Doğan Kitap. Bizimki, alışılmışın dışında bir kapak Grangé düşünülünce.

Gelelim kitabın konusuna, tabi ki spoiler yok! Sürpriz bozacak, keyif kaçıracak her şeye HAYIR!
Cinayet Büro Amiri Corso ve ekibi, striptizci cinayetlerini araştırma görevini üstlenir. Katil, bir striptiz kulübünde çalışanları hedef almış ve alışılmadık yöntemler kullanarak canice öldürmüştür kurbanlarını. Corso'nun araştırmaları bir sonuç verir ve karşısına eski mahkum, yeni ressam (!) Sobieski çıkar. Sobieski'nin sözde resimleri, ünlü ressam Francisco Goya'nın tarzını çağrıştırır. Hem de ne çağrışım! Öldürülen kızların, ressamla olan bağlantısı nedir?
Corso, ressamla düellosunda başarılı olabilecek midir?
Gerçek, saf kötülükle karşılaşan kurbanların sırrı çözülecek midir?

Kitap üç bölümden oluşuyor. Ilk bölümde cinayetleri ayrıntılı bir şekilde anlatıyor yazar. Cinayetlerin işleniş tarzını okuyor ve nereye varacağını merak ediyoruz. Ikinci bölüm, kötülükle ve Goya ile tanıştığımız bölüm oluyor. Okurken, bir yandan da tabloları araştırma ihtiyacı duydum ben. Üçüncü bölüm ise yine ters köşe yaşadığımız, birçok sonuca ulaştığımız tipik Grangé romanı hazzı yaşatıyor bize.

Bir de kitapta benim dikkatimi çeken benzerlikten söz etmek istiyorum. Yazarın, Karındeşen Jack cinayetlerinin şüphelisi ressam Walter Richard Sickert'ın hikâyesinden etkilendiğini düşünüyorum. Tablolar, araştırmalar nedense bende bu hissi uyandırdı. İşlenen fahişe cinayetleri, burada da karşımıza striptizci cinayetleri olarak çıkıyor. Bilmiyorum ben okurken, aklıma ilk olarak Sickert geldi...

Her bölümü heyecanla, merakla okuduğum bir Grangé romanı vardı yine elimde. Şaşırdım, hayretle çevirdim sayfaları. Bir an durgunlaştı ama biliyordum yine hareketleneceğini Ölüler Diyarı'nın! Şüphe hiç bitmedi, kanın ve ölümün sonu yoktu. Ama kitabın sonu vardı, hem de ne son! Grangé seven tüm dostlarım, keyifle okuyacaksınız keyifle!
608 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Sevgili 1000Kitap üyeleri inceleme uzun ama bir yıl bekleyip iki günde bir çırpıda biten bu güzel kitabı incelemeyeyim de ne yapayım değil mi :D

Paris'te 2016'da basımı ve dağıtımı yapılan Congo Requiem okuyabilmek için tam bir yıl bekledik! Yıl boyunca sanıyorum iki haftada bir Doğan Kitap'a mail atıp Tankut Gökçe'nin çeviriye başlayıp başlamadığını sordum :D

Tam ümidimi yitirmişken bir reklam ile karşılaştım; "Kongo'ya Ağıt 23 Haziran'da ön siparişle tüm kitapçılarda!"

Kitabı elime alınca ilk hissim yine heyecan oldu. Çünkü Grangé okuyanlar bilirler ki; her seferinde şaşırtan ve kurgusuna hayran bırakan bir kitap vardır elinizde..
Üçleme olarak yazılan bir seri olacağının haberini okumuştum Grangé röportajında ancak sanırım bu son macerasıydı Morvan ailesinin..

Biraz da kitaptan bahsedelim;
2016'da Lontano ile başlayan yolculuk, Kongo'ya Ağıt ile devam ediyor.
Erwan bu kez Catherine Fontana'nın (7. kurban) katilinin Çivi Adam olup olmadığını araştırıyor ve karşısına Coltano hissedarları, ticaret yapanlar, rahibeler, eski tanıklar, psikiyatrlar ve en önemlisi de babası Morvan çıkıyor. Yıllar önce gerçekleşen bu cinayeti, yıllar sonra kendi imkanları ile aydınlatmaya çalışan Erwan, babası tarafından engellendiğini bilmeden her ayrıntıyı öğrenebilmek için 'yeşil şehir' Lontano'ya yolculuğa çıkıyor!

Koltan madenleri, gizli gerçekler ve Morvan'ın sırları ile dolu olan bu yolun sonunda Erwan'ı bekleyen Çivi Adam mı yoksa her şey büyük bir komplo mu?
Ayrıca Morvan ailesi için Floransa'da da kabuslar devam ediyor. Hem Gaëlle hem de Loïc, Floransa'da Çivi Adam'ın yankıları ile uğraşıyor...

Üç ana bölümden oluşan kitapta; ilk bölümde karşımıza birçok yeni isim çıkıyor. Hafızada tutmaya çalışmadan okumaya devam ederek sayfalar ilerledikçe isimleri benimsemiş oluyoruz. (Bir Grangé ilüzyonu daha!)
İkinci bölümde araştırmalarından elde ettikleri ile yola devam ediyor Erwan. Elinde şüpheli isimler ve ailesinde devam eden sorunlarla boğuşuyor.
Her zaman olduğu gibi son bölüm çok iyiydi. Artık şüpheli sayısı azalmıştı ve emin adımlarla katile yaklaşıyordu Morvanlar!

Birçok yeni terimle karşılaştığım Lontano sonrası, Kongo'ya Ağıt ile de yeni kelimeler ve terimler öğrendim. Özellikle koltan, madenler ve Afrika hakkındaki detaylı bilgileri dikkatle okudum.

Yine bir Grangé klasiğiydi tabi ki. Önce; Lontano'yu okumayanların da okuyabilmesi için karakter tanıtımı ve olaylara değiniyor, sonra yavaş yavaş asıl meseleye girip sizi içine çekiyordu Grangé.
Okurken bir sonraki sayfaya bakmamak için kendimi zor tuttum. O kadar heyecanlandım ki, yüz şeklimin değiştiğini bile farkettim.

Başlarda bana fazla isim ve aşırı ayrıntı izlenimi verse de ikinci bölümün ortalarında öyle şeyler okudum ki helal olsun yine yapacağını yaptın dedim kendi kendime :D

Katili tahmin etmeyi denedim, aslında sonradan vazgeçmeseydim bulmuştum da! Ama olsundu, yine de denemişti dersiniz arkamdan :D
Bir daha ne zaman yazacağını bilmiyor olmak kadar kötüsü yok ama bazen beklemek de güzeldir eğer sonunda mutlu olacaksak diyor ve bitiriyorum artık :D
328 syf.
·9 günde·10/10
Bir polisiye gerilimden beklenilen her şey; merak, vahşet, heyecan, aksiyon, zekice bir kurgu ve detaylar. Detaylar belki de Grange' ı Grange yapan en önemli unsurların başında geliyor. Yazarın, insan anatomisi ve cesetler konusundaki hakimiyeti Leyleklerin Uçuşu’ndaki gibi olağanüstü, hatta bir adım ileri götürerek tavan yapıyor Kızıl Nehirlerle. İlk yüz sayfadaki ayrıntılar ne kadar sıkıcı olsa da, bunun hikayenin temelini oluşturduğunu unutmamak lazım. Yani olayın bütününü anlamak-belki de-kitabı yarılamaktan geçiyor. Sanırım diğer eserleri için de geçerli bu. Kızıl Nehirler, okuduğum 2’nci Grange kitabı oldu ve yine tek kelimeyle ‘muazzam’ diyeceğim.

Pierre Niemans. Mesleğinde kendi sınırlarını aşmış, herkese adını duyurmuş yetenekli bir polistir. Çok agresif ve tecrübeli bir polis olan Neimans, bazı olaylarda sert olduğu için Guerneon kasabasına, ortağı Karim ile bu cinayetleri aydınlatması için görevlendirilir. Karim Abdouf, Arap ve görünüşü ilginç olan bir polistir. Küçükken yaşadığı ortamlardan dolayı sokakları avucunun içi gibi bilir ve bu birçok olayda işine yaramıştır. Ayrı ayrı başlayan iki soruşturma Karim’in Guernon’a gelmesiyle tek bir soruşturmaya döner.

Guernon kasabası içine kapanık sessiz bir kent; Kasabanın üniversitesi ise ilginç bir özelliğe sahip: Kasabada herkes birbiriyle evlenmekle birlikte, Üniversitede çalışanlar yine aralarında evlenmektedirler. Yalnız diğer bir özellik ise üniversite öğrencileri de hep seçilmiş ve her türlü organizasyonda birinciliğe oynamaktadırlar. Sayılarının az olması da sanki öğrencilerin bilim adına yetiştirildiğini göstermektedir. Üniversite kütüphanecisi Remy Caillois yapmış olduğu tezinde, Üstün zekalı kentli, güçlü dağcı birleşmesinden doğan, ‘Üstün İnsan Profili’ düşüncesi, beden ve aklın üstün olduğu bir ırk yaratma tezi Niemans ve Arap teğmen Karim için hangi sırları perdeden kaldıracaktır? öte yandan Caillois'un evinde duvara yazılmış olan şu söz dikkat çekici bir ipucudur;

"Biz efendileriz, biz köleleriz. Biz her yerdeyiz hem de hiç bir yerde. Biz karar verenleriz. Kızıl Nehirlerin hakimiyiz."

Üniversite'nin kütüphane sorumlusu -Caillois- dağlık bir alanda ölü bulunur, bir kayalık alanın içerisine bırakılmıştır. Ayrıca cesedin gözleri büyük bir titizlikle alınmış, bazı uzuvları kesilerek ceset üzerinde işkence yapılmıştır. Cesedi dağlık alanda spor yapan jeoloji dalında öğretim görevlisi -Fanny- bulmuştur. Daha sonra buna benzer cinayetlerde işlenmeye başlayınca konu ciddileşmiştir. Komiser Niemans ve Teğmen Abdouf açısından işlenen yeni cinayetler, yeni ipuçlarını da beraberinde getirmektedir. Öldürülen üç kurban da üniversite bünyesinde çalışmaktadır. Niemans ve Teğmen, üniversite hakkında çok çarpıcı gerçekleri öğrenecekler ve kurbanların o kadar da masum olmadıklarını anlayacaklardır.

Özellikle Karim’in Guernon’a kadar olan macerasında yaşadıklarını okurken tüylerinizin ürpermemesi mümkün değil. Jean Christophe Grangé burada anlatımını konuşturmuş diyebiliriz. Yer yer bu tip kitaplarda gördüğümüz klişeleri de görmek mümkün. Ancak kitabın kurgusu ve anlatımı bir arada muhteşem bir sonuç veriyor tabii ki.

Kitapta kötü olarak eleştirebileceğim tek yer son kısmı. Katilin kim olduğu ile ilgili değil, katilin ortaya çıkarılış biçimi. Olayların nasıl döndüğünü anlamaya çalıştığım sırada, olmaması gereken bir biçimde, kitap bir anda son buluyor. tek negatif bulduğum nokta burası.

Bu arada Kitabın filmini de izledim, kitapla çok alakası olmasa da geçer not aldı benden. Kitabı bitirdikten sonra aynı gözümde canlandırdığım gibi Niemans ve Karim'le karşılaştım, bu yönden hoşuma gittiğini söyleyebilirim. Filmi, kitaptan sonra izlemek daha uygun olacaktır.

Grange, yaşayan bir efsane. Heyecanı, şaşırtmayı ve gerçekçiliğini çok çok iyi konuşturuyor. Polisiye türünde çok fazla okuduğum söylenemez ama daha iyisiyle karşılaşır mıyım, "Kuzuların Sessizliği'nden sonra gelen en iyi Polisiye roman" sözünden sonra daha iyi göreceğim sanırım.
İyi okumalar...
464 syf.
·3 günde·10/10
Kitap bana hediye olarak geldi ve bu yüzden daha bir hevesli okudum kitabı..
Yazarın bu okuduğum romanını dehşet derece beğendim.Mükemmel bir kurgu ve anlatıma sahipti. Kitabı okurken hiç aksiyon bitmiyor ve yazar sonu ile müthiş bir ters köşe yapmış.
Spoi içerir..
Roman bir striptizcinin cinayeti ile başlıyor. Cinayet amiri Corso ekibi ile canla başla çalışıp bu cinayeti çözmeye çalışırken yeni bir striptizci cinayeti vuku buluyor. İşler karışıyor seri cinayetlere dönüşüyor. Bu iki kurbanın ortak noktaları ve geçmişlerine yöneliyorlar. Sonunda bir zanlı bulunuyor ve onun üzerine gidip cinayetleri çözmeye çalışıyor Corso. Ve delillerle tutuklama geliyor. Böylece mahkeme süreci başlıyor. Zanlının avukatı insanı hayrete düşürecek savunmalar yapıyor. Ve zanlının berat etmesi gibi bir duruma kadar geliyor resmen mahkeme süreci. Corso bu konu da bir şeyler yapmak için uğraşıyor ve sonunda kendiliğinden ortaya çıkan bir delille bom katil içeri tıkılıyor.
Ama katil içeride kurbanlara benzer biçimde kendini öldürüyor. Sonra onu savunan avukat aynı striptizciler gibi canice aynı tarzda öldürülüyor. Cinayet amirimizin kafası karışıyor ve olayın daha da peşine düşüyor. Ve Corso öyle bir yere gidiyor ki nihai son. 5 mezar bir boş ve o mezarda Corso'ya bırakılan bir mektup....
Sonuç olarak kesinlikle bu tarz sevenlere tavsiye edebileceğim muhteşem bir kitap. Yalnız uyarmam gerek vahşet ve +18 içeriyor kitap.
SEN BİR SAPKINSIN..
SENİN KANIN ÇÜRÜMÜŞ..
ZEHİRLİ VE KOKUŞMUŞ BİR KAN..
SOYUN NEYSE KANIN DA ODUR..
İyi okumalar...
656 syf.
·11 günde·9/10
Ne zaman içimde bir ses uyansa ve “artık yazmaya başlaman gerek” dese, bu ses, Grange kitabı okuduğum anda susuyor. Çünkü adam çok iyi, ve ne yaparsam yapayım o kadar iyi olamam…
Adam çok zeki, tüm kitaplarında ciddi bir kurgu var… Anlık yüzeysel olguların kurgusu değil, temeli yıllar evveline uzanan olaylar silsilesi. Farklı mekanlar, farklı zamanlar ve onlarca insanın ince ince dokunup örümcek ağı gibi kusursuzca birbirine bağlandığı bir yapı
Adam çok kültürlü ve araştırmacı; tüm kitaplarını okuduğumda tarihi, kültürel, teknolojik, bilimsel bir şeyler illa ki öğreniyorum. Bir kitabını kapatıp da “bunda da bir şey öğrenemedim” dediğim olmadı. (Belki Kaiken)
Adam çok yetenekli, kitabın ilk sayfasından son sayfasına kadar okuyucuyu kitabın içine çekmekte usta. Merak yaratmayı ve şaşırtmayı çok iyi başarıyor.
Ve Lontano, yazarın yukarıda anlattığım tüm belirli özelliklerini yansıttığı bir kitap…
Ve bu kitabın, diğer kitaplarından bana farklı gelen tarafı, cinayetlerin açıklanamaz bol bol soru işaretleri ile çözümlenmiş olması. Bu da zaten devam kitabında karşılaşacağımız davanın temeli olacak… Merak ve heyecanla bekliyorum :)
304 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Yine ansızın, beklenmedik anda duyurulan bir Grangé romanı ve yine okuyup inceleme yapacak olan bir ben... Sitede gecirdiğim yıllar boyunca çoğunuz tarafından bilindiği üzere Grangé hayranıyım, ne yazsa okurum.

"Son Av" bir Niémans romanı. Geçen yıl Grangé ile yapılan bir röportajda yazar kitabı şöyle duyurmuştu:
"Geçen yıl Kızıl Nehirler hakkında bir dizi yazdım. Kitaptan ana karakter Komiser Niémans’ı aldım ve onun üzerinden dört farklı hikaye yarattım. Bu dört hikayede farklı araştırmalar yapıyordu. Dizi Fransa’da yayınlandı ve çok başarılı oldu. Son olarak bu dört hikaye hakkında kitaplar yazmaya karar verdim. Birini bitirdim, önümüzdeki hafta Fransa’da yayımlanacak. İsmi “La Dernière Chasse”. Şimdi ikinci kitabı yazıyorum."
Burada bahsedilen birinci kitap tabi Son Av. Demek ki Niemans ile üç romanda daha karşılaşacağız.

Şimdi gelelim konumuza. Pierre Niémans, yaşadığı vakalar yüzünden bir travma ile karşı karşıya kalmıştır. Hem polislikten hem de yeni olaylardan uzak durmaktadır. Ancak, beklenmedik bir anda gelen yeni bir teklif ile sahalara geri döner. Bu kez olay yeri Almanya'dır. Almanya'da Alsace bölgesinde bir ormanda vahşice işlenen bir cinayeti soruşturmak için Ivana Bogdanovic ile birlikte yola koyulur Niémans. Hem kendisi hem de partneri bu cinayeti araştırırken tahmin edemeyecekleri kadar geriye giderler. Buldukları ipuçları onları "Kara Avcılar", Naziler ve İkinci Dünya Savaşı'na götürecektir.
Ardarda işlenen çarpıcı cinayetlerin nedeni nedir? Bu cinayetlerin Niémans üstünde yarattığı gerilimin asıl sebebi geçmiş midir? Bütün bunların, Kara Orman'da onları bekleyen katil ile bağlantısını merakla okuyacaksınız.

Kendi yorumum ise şöyle; ilk olarak kapak ve çeviriyi yine çok beğendim ben. Tankut Gökçe'nin alıştığımız sade ve anlaşılır çevirisi ile kitabı okumak harikaydı. Kapak tasarımı ise yurtdışındaki tasarım ile benzerlik taşıyordu. Benim favori kapaklarımdan biri oldu. Özellikle Ölüler Diyarı kapağından sonra çok iyi geldi. Birkaç noktalama işareti hatası dışında kitapta hiçbir baskı hatası yoktu.
Ancak, kitapta benim açımdan eksik bir şeyler vardı sanki. Gerilim, gizem ve yaratıcılık konusunda yerini kimseye bırakmayacağım Grangé bu kez biraz hayal kırıklığına uğrattı beni. Katili en baştan tahmin ettiğim, gizemin bir süre sonra bence yavan kaldığı bir kitaptı. Çok iyi başlayıp, beklenmedik şekilde klasik sona erdi bence Son Av. Ters köşe beklentim yarım kaldı yani. Ama bütün bunlar, fikirleriyle beni büyüleyen Grangé'ın yazdıklarını beğenmediğim anlamına gelmesin sakın. Sadece önceki maceralarla kıyas yapıp yorumlamak istedim ben yazarı ve eserini.

Aşina olduğum, sevdiğim bir karakter olan Niémans ile yeniden karşılaşmak çok güzeldi. Tabi ki tüm okuyuculara ne olursa olsun tavsiye edeceğim bir kitap Son Av. Okuyacak arkadaşlarım, umarım az da olsa fikir verebilmişimdir...
328 syf.
·Beğendi·9/10
Grange'nin ikinci kitabı, Kızıl Nehirler.
350 sayfalık kitabın yaklaşık ilk 250 sayfasında birbirinden tamamen bağımsız iki olay, iki polis var. Her ne kadar iki olay da ilgi çekici, müthiş olsalar da yazarın bu iki olayı nasıl birbirine bağlayacağını görmek için de olsa okumaya değer. 1k verilerine göre bu kitap, yazarın ilk kitabı olan Leyleklerin Uçuşu'ndan daha popüler. Bunun nedenini bilmiyorum fakat ilk kitabındaki olay örgüsü, mekan çokluğu gibi sebeplerden dolayı onu daha çok beğenmiştim. Kızıl Nehirler her ne kadar güzel bir polisiye olsa da bana göre klasik bir polisiye. Tess Gerritsen'in kitapları gibi. Fakat Leyleklerin Uçuşu bambaşkaydı.

Bunların dışında yazarın dili sade ve akıcıydı. Gereksiz ayrıntılar, bilerek uzatmalar vs yoktu. Deyim yerindeyse "elinizden düşüremeyeceğiniz" bir kitap. Özellikle şu sıralar okuma alışkanlığı körelmiş, düşünce kitaplarına bir ara vermek isteyen okurlara öneririm. İyi okumalar.
519 syf.
Herkese Merhaba,
Şeytan Yemini, Grange ile tanıştığım kitap oldu. Normalde polisiye, korku ve gerilim türündeki romanları sevmiyorum. Bu roman sürekli karşıma çıkıyordu ve Şeytan Yemini'ni okumam yönünde de çok fazla öneri alıyordum.
Kitaptaki kurguyu, karakterleri, tempoyu ve anlatım tarzını sevdim. Okumaya başladığınız andan itibaren kendinizi korkunç bir serüvenin içinde buluyorsunuz. Betimlemeri hayalimde canlandırdıkça gerçekten ürperdim. Biyolojiyi ve böcekleri seven birisi olarak cinayetlerde kullanılan orijinal yöntemler de beni etkiledi.
Çok fazla olmasa da ara sıra karşıma çıkan argo kelimeler ve kötülüğün etkilerini göstermek için yapılan bazı betimlemer beni rahatsız etti.
Grange'ın okuduğum son kitabı olmayacak... Herkese keyifli okumalar.
520 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Isparta denilince nasıl gül akla gelirse benim aklıma da gerilim-polisiye dendiği an Grange geliyor. Grange macerasına Kızıl Nehirler ile başladım ve şu an 8. Kitabını bitirmiş oldum. Her kitabında öylesine hayran kalıyorum ki nasıl anlatayım bilemiyorum.

Adam gerçekten çok iyi bir araştırmacı ve bilgin birisi. Niye derseniz o kadar çok konu hakkında detaylıca bir bilgisi var ki muazzam. Öylesine bir kurguyla; olayları birleştiriyor ki siz farkına kitap bittiğinde varıyorsunuz. Her kitabında sizi öyle bir gezdiriyor ki dünyayı size tanıtıyor. Bunları yaparken size çok ama çok farklı konularda bilgilendirme de yapıyor.

Bu kitabında da yine İtalya, Fransa, İsviçre arasında TGV’ye bindik hop uçakla uçtuk, BMW ile gezdik…

Bu seferki eserinde Satanizmi konu almış Grange ve içten içten zıtlıkları anlatarak Vatikan’ı resmen ezmiş büzmüş. Din konusunda sizi öylesine çelişkilerde bırakıyor ki; gerçekten düşünmeye başlıyorsunuz. E yani daha ne olsun düşündürüyor adam polisiyede :) Yine bir cinayet ile başlıyor roman ve şeytana tapan bir katil aramakla başlanıyor.

Din, Hristiyanlık ve Hristiyanlık mezhepleri ile çok sağlam bilgileri var. Adam hiç girilmeyen Vatikan odasını hayal edip burada bizi gezdiriyor. İyilik ve kötülük arasındaki zıtlığı işlemiş yazar. Negatiflik, kötülük, intihar sayesinde şeytanla görüşmeye ve farklı bir inanç yaratılmasıyla devam ediyor. Kötülüğün kol gezdiği, soykırım yapılan Yugoslavya’yı Sudan’ı unutmamış ve bunları aktarmış. Yanlış gördüğü yerlerin altını çiziyor. İlk bölümünde bir tanıtım var sonraki bölümler ise karakterlerden yola çıkarak ayırmış kitabını Grange.

Gerçekten kitapta gerilmemek elde değil. Ben bile bazı bölümlerde ürpermedim desem yalan olur. Ölümden sonra o ışığın kırmızı ise şeytan negatiflik beyaz ise iyilik pozitiflik olarak bir anlatmış ki hani ölümden sonra da yaşayacağına, böyle bir inanış olduğuna kanaat getirtiyor. Merak uyandırıcı öylesine güzel konular var ki aralara nasıl diyeyim harika bir serpiştirme var. Kurgu güzel, konu güzel, olaylar akıcı, devamlı bir heyecan var ve bilgileniyorsun. Betimlemeleri de ayrıca sağlam sizi baya gezdiriyor.

İki uçlar teoremi çok güzel ve dikkat çekici. Tıp bilimi ve reanimasyon konusu hakkında resmen bir tarihe geçecek kitap. Asıl hoşuma giden şeylerden biri kişinin ölüp daha sonra hastanede yada belli süreden sonra tekrar hayata dönmesini Vatikan ile Doktorların farklı açılardan görmeleri gerçekten din ile tıp dünyasının bakış açılarını bize gösteriyor. Kitabın uyuşturucu ve sigaraya karşı tutumu mükemmeldi minnetle okudum.

Grange’ın kitaplarında genellikle de nedense bir erotizm oluyor. Minik hatta çok minik bir bölüm ama onu anlatmadan geçmiyor. Kesinlikle bir ilişkiye girilecek ve aşk olacak. Sonunda tabi ki aşka bağlanıyor olay ama ortada bir vahşet var. Eleştirdiğim yerler de olmadı değil. Bazı yerleri ben çözmüşken o kadar zeki polisin çok geç anlaması ve Kurtlar Vadisi’nde Polat Alemdar gibi bir çok öldürücü tehlikeden bir çizik dahi almaması da biraz saçma olmuş :)

Son olarak bir mağara ile ilişkilendirmesi ve genellikle bir anda biten polisiyelerin nasıl bitirileceğini kanıtlaması da harika. Tek tek, sırayla mükemmel bir final oldu.
Tarih, vahşet, bilgi ne ararsanız var. Benim polisiyede, gerilim de tek geçeceğim isim açık arayla her zaman Grange olacaktır. Herkese bu kitabı şiddetle tavsiye ederim. Hele birde saat 02.00/ 05.00 arasında okunursa adrenalinin kanınızda aktığını hissedeceksiniz.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 28.081 okur okudu.
  • 500 okur okuyor.
  • 8.911 okur okuyacak.
  • 382 okur yarım bıraktı.