Mavi Kuş — Mustafa Kutlu
Kutlu'nun kalemi bir başkadır. Çünkü Kutlu bizdendir; bize bizi anlatır. Kitapta geçen kasaba, aslında bizim ötedeki köydür. Esnaf, bizim Ahmet emmimizdir. O kadar ki Hacı Leylek bile vardır sayfalar arasında — işte bizim Yaren Leylek! İnsanın kendisini bu denli bulduğu kalemler nadirdir.
Mavi Kuş, özünde ömrü temsil eder. Kitap, son sayfada yönetmen stop dedi ve bitti — tıpkı hayat gibi. Bir varsın, bir yoksun; ne haber verir ne de izin ister. Hayat akarken biz farkında bile olmayız çoğu zaman.
Kitabı okurken insanın kendi hayatı ve çevresi zihninden geçit yapar. Kutlu'nun şu satırları bu hissi en güzel özetler:
"
Zaman... Saat... Buralarda zamanı bölemez hanımefendi. Yekpâre bir zaman var bu iklimde."
Ah, nasıl ifadeler...
Gerçekten de taşra, zamanı parçalamaz. Sabah ile akşam, dün ile bugün iç içe geçer; saat denen şey şehirlerin icadıdır sanki. Kutlu bunu bir cümleyle verir insanın eline.
Ama insan sadece kaştan, gözden, gövdeden mi ibarettir? Aynanın yansıttığı yalnızca yüz değildir; taşı toprağı, evi sokağı da gösterir. Asıl mesele bu vücudun içini görebilmektir — kalbin aynasında ne var, ona ulaşabilmektir.
Çok söylenecek var, lakin insicamı bozmak istemedim. Şunu söyleyeyim yeter:
Mavi Kuş okuyun. Ya da hep Kutlu okuyun, efendim.