Ne demek istediğimi anladın, değil mi? Sen anla yeter! Beni kimse anlamadı ve anlamayacak da. Eğer mutlaka bilmeleri ve tanımaları lâzımsa, içime düşen ateşten onlara da bulaştırayım da beni anlasınlar!
Sayfa 170 - Kubbealtı Neşriyat·Kitabı okuyor
Alıntı
ANAHTAR "Devlet kapısına bir anahtar uydur yeter." sözü ne zaman ortaya çıktysa biz o zaman "alınteri" ni unuttuk. Sadece alınterini mi? Kanaati, sabrı, şükrü de unuttuk. Açıkçası başka bir ahlâkı benim-sedik. Hatta itikadımız zedelendi bile denebilir. Nasıl zedelenmesin? Devlet kapısına yazılanlar sabahtan akşama üç beş evrak ile uğra-şıyor, sırt üstü yatıyor, tıkır tıkır maaşlarını alıyordu. (Böyle bir batil inanç vardı.) Bu anlayış sonraları daha beter bir hâl aldı. Adam işini tarif ederken şöyle diyor: "Arkadaş öyle bir iş buldum ki sorma. Sabahtan akşama yatıyorum, parmağımı kıpırdatmıyorum, maaşımı alıyo-rum." Ötekilerin ağzını sulandıran "ideal ig" tarifi buraya geldi. Devletler devleti soyarken ötekilerin eli armut toplayacak değil ya, onlar da havadan para kazanmanın yolunu buldular ve bir "çete" kurdular. Her sokaktan bir çete fışkırmasının bir sebebi de budur. Eskiden, diyelim elli yıl önce, Anadolu'nun pek çok kentinde, evlerin avlusunda "tandır evi" vardı ve ekmek tandırda pişerdi. Biz çocuklar tandır ekmeğinin kalın ve kuru olan kenarları yemez, ortadaki yumuşak kısma saldırırdık. ŞU BIZİM MAHALLE İnsanlar "mahalle hayatını" özlemle hatırlıyor; bazıları "ah nerede o huzurlu-şen günler!" diye iç geçırıyor. Bu yüzden tv yapımcıları "Şöyle sıcak bir mahalle dizisi çeksek de krizi aşsak." diye düşünüyor. Perihan Abla'dan bu yana hep böyle. Şu anda oynayan dizilere bakıyorum çoğu bahçeli-ahşap bir evde geçıyor. Kim özlemez asma çardağı altında komşuların birlikte dolma sarmasını. Kim aramaz mahallenin delisini, delikanlısını, hocasını, muhtarını, arkadaşını, kahvesini, bakkalını, berberini, komşusunu, okulunu, maçlarını ve bu maçlardan sonra içilen gazozları. Bu mahalle bize Osmanlı mirasıdır (Ama redd-i miras ederek kriz-entelektüel yaşantısını mahalle
Sayfa 23·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Şunu not edin: daha iyisini yapma arzusu, nedeni zayıf olursa olsun, bize yeter, çünkü uygun eğitim yolları kullanılarak geliştirilebilir pekiştilebilir sağlam kalıcı bir kararlılığı dönüştürülebilir. -Ama dediğiniz gibi zayıf bile olsam bu arzuya muhtaçsınız! 
Sayfa 26·Kitabı okuyor
Yolun büyüğü, küçüğü yoktur. Bizim yürüyüşümüz ve adımlarımız vardır. Fatih, yirmi bir yaşında İstanbul'u fethetmiş. Descartes da yirmi dört yaşında felsefesini yapar. İstanbul bir kere fethedilir. Usul Üzerinde Konuşma da bir kere yazılır. Fakat dünyada milyonlarca yirmi bir, yirmi dört yaşında insan vardır. Fatih veya Descartes değillerdir diye, ölsünler mi? Kesif yaşasınlar yeter. Yani büyük yollar dediğiniz şeyin büyüklüğü bizim içimizdedir.
Sayfa 124·Kitabı okuyor
Edebiyat
Bir erkek için sevdiğini anlamak güzel bir keşiftir. Sanki yalnız seviyorum dese hemen iş olup bitiverir. Olağanüstü bir mucize olması için yalnız söylemesi yeter. Bana öyle geliyor ki, bir "sizi seviyorum" cümlesiyle aşklarını açıkça itiraf eden adamlar ya aldanıyor veya diğerlerini aldatıyorlar, bu ise daha fenadır.
Sayfa 148·Kitabı okuyor
Alıntı
"Yaşamak için amaca ihtiyacım var diyorsun. Bana yardım et, Larina. Benimle kal, bana yardım et". "Benim sana nasıl yardımım olabilir?" "Öylece gözümün önünde dursan, yeter", diyerek beni daha fazla afallattı. "Hiçbir şey yapmana gerek yok".
As-Larina·Kitabı okuyor