Yolun büyüğü, küçüğü yoktur. Bizim yürüyüşümüz ve adımlarımız vardır. Fatih, yirmi bir yaşında İstanbul'u fethetmiş. Descartes da yirmi dört yaşında felsefesini yapar. İstanbul bir kere fethedilir. Usul Üzerinde Konuşma da bir kere yazılır. Fakat dünyada milyonlarca yirmi bir, yirmi dört yaşında insan vardır. Fatih veya
Descartes değillerdir diye, ölsünler mi? Kesif yaşasınlar yeter. Yani büyük yollar dediğiniz şeyin büyüklüğü bizim içimizdedir.
Bir erkek için sevdiğini anlamak güzel bir keşiftir. Sanki yalnız seviyorum dese hemen iş olup bitiverir. Olağanüstü bir mucize olması için yalnız söylemesi yeter. Bana öyle geliyor ki, bir "sizi seviyorum" cümlesiyle aşklarını açıkça itiraf eden adamlar ya aldanıyor veya diğerlerini aldatıyorlar, bu ise daha fenadır.
"Yaşamak için amaca ihtiyacım var diyorsun. Bana yardım et, Larina. Benimle kal, bana yardım et".
"Benim sana nasıl yardımım olabilir?"
"Öylece gözümün önünde dursan, yeter", diyerek beni daha fazla afallattı. "Hiçbir şey yapmana gerek yok".
Arada bir bize benzeyen biri çıkıyor ve artık yeter diyordu.
Onunla birlikte bağırıyorduk: artık yeter! Bazen kazanıyorduk, bazen kaybediyorduk ve sonunda her zaman kaybediyorduk. Onlar da sizler gibi onlardı. Düzeni çok iyi kurmuştunuz. Hep bizim adımıza, bize benzemeyen insanlar çıkarıyorduk aramızdan. Kimse bizim tanımımızı yapmıyordu ki biz kimiz bilelim. Gerçi bazı adamlar çıktı bizi anlamak üzere; ama bizi size anlattılar, bizi bize değil. Tabii sizler de bu arada boş durmadınız. Bir takım hayır kurumları yoluyla hem kendinizi tatmin ettiniz, hem de görünüşü kurtarmaya çalıştınız. Sizlere ne kadar minnettardık. Buna karşılık biz de elimizden geleni yapmaya çalıştık: kıtlık yıllarında, sizler bu dünyanın gelişmesi ve daha iyi yarınlara gitmesi için vazgeçilmez olduğunuzdan, durumu kurtarmak için açlıktan öldük; yeni bir düzen kurulduğu zaman, bu düzenin yerleşmesi için, eski düzene bağlı kütleler olarak biz tasfiye edildik (sizler yeni düzenin kurulması için gerekliydiniz, bizse bir sey bilmiyorduk);