Puan vermedi·120 syf.··
2026 95. kitabı
Bir ada hikayesi… Deli Garip’i tanımakla başlıyoruz öncelikle. Çok küçükken gelmiş adaya. Öyle çelimsiz öyle zayıflamış ki, rüzgâr onu alıp götürmesin diye kendisini sahiplenenen ailenin yığma taş evinden dışarı çıkmazmış bile. Bugünlerde kimsesi yok. Aynı zamanda bir keçi çobanı. Adada ne olup biter her şeyden haberi vardır ama kimselere bir şey söylemez. İşte Meri’yi de onun ağzından dinliyoruz ilk olarak. Güzeller güzeli ve herkesin ona aşık olduğu bir kadın. Herkesin Meri’si kendine bu hikâyede. Babasının gidişini ve annesiyle başbaşa kalışının hüzünlü hikayesini yine Deli Garip’ten öğreniyoruz. Daha sonra anlatıcılar farklılaşmaya başlıyor ve herkes bu hikâyede Meri’yi anlatıyor ama ne anlatmaktır öyle. Öyle betimlemeler var ki siz de kendi hayalinizdeki silüetini düşünüyorsunuz. Nasıl bir hayranlık böyle diyorsunuz. Herkesi etkileyen bir kadın ve yaşadıkları sayfa aralarına serpiştirilmiş. Aslında herkesin kendi menfaati için mağdur edilmiş bir kadın portresi var. Bir kadının tutkuyla istenilen varliginin yanında aslında kadına olan bakış açısı, onun üzerindeki hakimiyet isteği ve tüm bunların aslında bir insanın yaşamını nasıl yerle bir ettiğinin etkileyici bir anlatımı olmuş. Akşamları sirtaki oynayan, geç saatlere kadar arkadaşları ile vakit geçirip eğlenen, adada yaşayan genci ve yaşlısının hayali olan bir kadının tek bir hikayesi olamaz değil mi? Kim bilir ömrüne kaç hikaye sığdırırdı böyle bir kadın…
MeriCevat Turan · Mona Kitap · 202611 okunma
6/10
·216 syf.··
2026 5. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 12 Mart 2026 00:00
Ayfer Tunç sanki Pluribus Carol gibi yazdıklarından nefret ediyormuş da yine de aşırı aşırı sattığı dolu dolu okunduğu için para kazanmaya devam etme gayretiyle çirkin bir itici güçle yazıyor gibi hissettim bu kitap özelinde, dağınık, zaman kaymalarına başı sıkıştığında başvuracak kadar savruk, bütün bunların yanında okumakta hiç zorluk yaratmayan akıp götüren bir hikâye oluşturmuş ama ne yalan söyleyeyim kitap yazma cesaretimi bulduracak kadar basit şikayetler üzerine kurmuş öyküsünü. Basit derken anlamsız ve çözümsüz demiyorum aksine iyi ki söz ediyor kadınların üstündeki ezici baskıdan ve bundan doğan başını alıp gitme tavrından hatta umarım örnek olur da "hayır, istemiyorum, uzak dur" gibi ifadeleri daha sık, daha kolay duyabiliriz başta kadınlardan sonra zorla çirkince bi hayatı yaşamaya mahkûm edilen her insandan. Keşke yaratıcı odağımız bu kadar temel sıkıntılarımız üzerine değil de hiç bilmediğimiz konularda ufuk açmak üzerine olsaydı diyorum bazen. Bu her gün karşımıza çıkan yığınla sorunlu, sorumlu halimiz bile tekrara düşünce sıkıyor ama Türkiye evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânını vermiyor, ne yazık ki. Menfur : Arapça kökenli (manfūr) bir sıfat olup, nefret edilen, tiksinti uyandıran, iğrenç ve sevilmeyen anlamlarına gelir. Kâgir ev : taşıyıcı duvarları taş, tuğla, briket, beton veya kerpiç gibi yanmaz, mineral esaslı malzemelerden inşa edilen dayanıklı yapı türüdür. Yığma ev işte, görselden bakınca heiii dedirtiyor, bunun adı kâgir miymiş? Kartela : özellikle tekstil, boya, mobilya ve inşaat sektörlerinde ürünlerin renk, doku, desen ve kalite çeşitlerini küçük örnekler halinde bir arada sunan görsel sunum aracı veya katalogdur. Bu kelime güzelmiş bak işte, öyle farklı çeşitleri bir arada sunan yelpaze gibi görünen türleri
Kuru KızAyfer Tunç · Can Yayınları · 20237,9bin okunma
Reklam
10/10
·209 syf.··
Beğendi
·
2025 9. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 27 Aralık 2025 23:04
Kitabı çok beğendim çok güzel di konusu göç olgusundan, köylerin boşalmasından, sosyal bir vakadan bahsediyor.ve verimsiz bir köyde yaşıyor gülpaşaçavuş aslında buna lakap takmışlar bazıları kahraman bazıları ise yadigar diyorlardı. Gülpaşaçavuş'un oğlu'nun bir tarlası varmış yığma duvar kasaba yolunun yanındaki çukurda çizilir ve bu tarlanın içi boş olduğu için ekinler verimsizdir. Yine de iri yapılı buğdaylarıyla muhteşem ürünler elde ediyorlardı bir gün çavuşun oğlu sigara yakıp Bir gölgeye çekildiğinde ıslak kaya'yı fark eder.aslinda hep orda olan kayadır, ama bu sefer farklı şekilde öne çıkar ve kaya hep ıslaktır . üstelik çavuşun damadı şahin, muhtar Halil'in kızıyla İstanbul'a kaçar ve düşmanlık artıyor ama kızı kaçırmakta tüm köy mutlu olur muhtar Halil yeni kurduğu bahçede akrabalarını toplar ve sonra çavuşun oğlunu döver onu resmen yataklık etmişti bahçeye göz kulak olmak'ta artık deli dervişe kalmıştı her türlü meyve sebze ekiyor ve gün geçtikçe çavuşun oğluna dava açar fakat bu dava'da umduğunu bulamayıp davayı kaybediyor aynı dönemde muhtar Halilin iki oğlu İstanbul'a kaçar. Gençler gittikten sonra köyün tadı havası kalmamıştır bu köyde çok fitne,fesat insanlar vardır çavuşun da dikkatini çekiyordu beyhude ömrüm ne demek? (boşuna yararsız demek.) Ve en sonda yılar geçtikçe kahraman yaşlanmış bahçesini o kadar görmek istiyor ama göremiyor bir gün havanın güzel olduğunu görüp bahçesine gider ve ayağı kayar düşer düştüğü yerden kalkamaz bel ağrısı çekiyor yalnızlaşıyor yindede vazgeçmiyor köyde de kimse yok imdadına gelsin ve orada ölür Bir bahçeye gömülür Gençlerin İstanbul'a kaçma sebebleri'de Yeni bir gelecek ve zenginliğin peşindeydiler. Gözlerimde yaş, dilimde dua. Öldüm ve bir bahçeye gömüldüm .
Beyhude ÖmrümMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 201910,1bin okunma
10 – Machado de Assis – Asabiyeci
Puan vermedi·104 syf.··
2025 73. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 24 Kasım 2025 20:36
10 – Machado de Assis – Asabiyeci İnsan ruhunu sınıflandırma arzusu, en sarsıcı biçimlerini çoğu zaman bilimin değil, bilimsiliğin gölgesinde üretir. Asabiyeci, tam da bu gölgede büyüyen bir hikâye. Machado de Assis, akıl ile iktidar, teşhis ile tahakküm, “iyileştirme” ile “uslandırma” arasındaki tehlikeli sınırı öyle incelikle kuruyor ki, roman bittiğinde insan en çok kendisine dönüp soruyor: Bizi hasta yapan şey gerçekten kendimiz mi, yoksa bizi tanımlamak için sıraya giren bakış mı? Romanda Dr. Simão Bacamarte adlı bir “ruh hekimi”, kasaba halkını akıl hastalığının yeni ölçütleriyle değerlendirmeye başlar. İlk bakışta bilimsel gibi görünen bu girişim, çok geçmeden bir obsesyona dönüşür. Bacamarte’nın temel hatası, aklı sabitlemeye çalışmasıdır; insan davranışını yorumlamaya değil, hükmetmeye yönelmesidir. Otoritenin kendisini “aklın bekçisi” ilan ettiği her tarihsel dönemde olduğu gibi, burada da kontrol arzusunun kendisi patolojiye dönüşür. Assis’in mizahi ve ironik tonu, romanın temasını daha da keskinleştiriyor: Aklı tanımlama iddiası, çoğu zaman aklın en büyük kaybı olur. Çünkü sınıflandırmak, bir noktadan sonra anlamaktan çok, ayırmaya; iyileştirmekten çok, itaat ettirmeye yarar. Bacamarte, insanları önce kategorilere ayırır, ardından bu kategorizasyonun esiri olur. Elinde tuttuğu “akılsal düzen” projesi büyüdükçe, kasaba küçülür, kişi küçülür, ruh küçülür. Bu metni okurken, insan ister istemez kendi çağının teşhis kültürünü düşünüyor. Sosyal medyada hızla yayılan psikoloji jargonları, herkesin herkese tanı koyduğu ilişkiler, bir davranışın hemen bir bozukluk olarak etiketlendiği gündelik telaş… Asabiyeci, tam da bu yüzden güncel: Çünkü bir davranışı küçük bir kutuya yerleştirme isteği, insanı anlamaktan çok, ondan kaçmanın kolay yoludur. Bacamarte’nın tutkusu
İnceleme
AsabiyeciMachado de Assis · Encore · 2016301 okunma
Puan vermedi·516 syf.··
2020 3. kitabı
Aşkı arzuya indirge,zamanı ana yem et,manayı eşyaya sığdır;bir koleksiyoner inceliğinden uzak,hurdacı kabalığında bir yığma yarat ve buna bir sürü güzelleme diz.Seni sevmedim Kemal.Hiç
1000k
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,3bin okunma
Puan vermedi·252 syf.··
Beğendi
·
2024 17. kitabı
Herkesin geçimini Albufera Gölü balıkçılığı ile sağladığı Palmar'da yaşlı balıkçı Paloma Amca oğlu Toni'nin de kendi izinden gitmesini mantıklı bulur.Ama sebatkâr ve inatçı oğul Toni çamur olan arsalarını yığma toprakla doldurup tarıma yönelmek ister.Ancak bu belki de yıllarını alacaktır.Bizim "serseri" diyeceğim artık,Toni'nin oğlu Tonet ise ara ara babasına yardım edecek gibi olsa da kafa sevdalıktadır...Derken Küba'daki savaşa katılır.Geri döndüğünde çocukluk aşkını zengin bir adamla evlenmiş olarak bulur.3 nesil sefalete tanık olan ve hiçbir sırrı içinde tutamayan sazlar ve çamurun yurdu Albufera Gölü. Tatilin hengamesine denk geldi,ara ara tempom düştü okurken.Ama vurucu bir sona sahip kitap.Ibanez ile tanıştım bu vesile ile.Filmi de varmış.Merak ettil doğrusu. Bu arada Ibanez,Emile Zola okumaları sonrası naturalizmden etkilenmiş.Eleştirmenler söylüyor.Gerçekten haklılar.
Sazlar ve ÇamurVicente Blasco İbañez · Dadalus Yayınevi · 202366 okunma
Reklam
Reklam