Ulaşmak için çaba harcaması gereken
şeyleri görünmez kılıyordu ve belki de harcayabilecek çabası kalmamıştı artık, kendi kendisine öyle eksiksiz, öylesine fedakârca bir yıpranmışlık ve öylesine adil bir eşitlik duygusu içinde katlanıyordu ki, benim, hakkında bir fikir sahibi olmak istemeyeceğim bir boşluk dışında katlanabileceği bir şey yoktu belki.
"Bazı insanlar, hiç dokunulmamış yepyeni cildi olan, sayfalari hiç kırışmamış kitaplar okumayı sever. Bazıları da sahaflardan alınmış, daha önce onlarca kez okunmuş, sayfaları yıpranmış ama o yıpranışın bile bir sanat değeri taşıdığı belli olan eski kitapları okumayı sever. Sanırım ben sahaflardan alınmışları seviyorum."
"Her sabah umutla uyanmak. Güne küçük de olsa bir umutla başlamak. Günlerim ruhumu yamayarak geçiyor. Anlam sürekli eksiliyor; geride kapkara, çirkin delikler bırakıyor ve onları neyle kapatacağımı bilmiyorum."
Zaman denilen şeyle ne kadar büyük bir husumetim olduğunu bir türlü anlamayıp beni kendi zamanına ayarlamaya çalıştığın için de senden ayrılmak istiyorum Osman, olmuyor, ben çok yıprandım.