Katışıksız duygularımızın olmaması yaşamdaki büyük dertlerden biridir. Düşmanımızda sevdiğimiz bir yön, sevgilimizde ise hoşlanmadığımız bir yön her zaman vardır. Bizi yaşlandıran, alnımızı kırıştırıp gözlerimizin çevresindeki izleri derinleştiren, ruh durumlarının bu karmaşasıdır.
Yön okadar milliyetçi ve yurtsever bir dergi ki Ziya Selışık'ın raporunda bahsedilen zararlı faaliyeti açıkla-makta sakınca görüyor. Haydi milliyetçilik şampiyonlu-ğunu ona bırakalım da kendisinin açıklamadığını biz söyleyelim: Bu zararlı faaliyet komünizm ve kürtçülük-tür. Gazetelere geçmiş; yerli ve yabancı uyruklu Kürtlerin hem Kürt devleti kurmak, hem de komünizm hususun-daki faaliyetleri mahkemeye düşmüş; kanunî unsur kifayetsizliğinden beraatla sonuçlanmış hatta bu sırada içlerinden Ziya Şerefhanoğlu adında biri Bitlis'ten senatör seçilmiş ve nihayet Askerî Yargıtay, bu Kürtçüler hakkındaki beraat kararını hem usulden, hem de esastan bozmuştur. Şimdi Genelkurmay Başkanlığı Askerî Mah-kemesinde duruşmalarına yeniden başlanmıştır.
Ziya Selışık'ın Kürtçüler hakkındaki yazısına gelince, ondan çıkan anlam şuaur: Milli Emniyet tarafından takib olunan ve Türkiye'yi parçalamak emelini güden Kürtle-rin komünist faaliyetleri hakkındaki deliller olgunlaşmış ve adliyeye götürülecek duruma gelmiştir. Kürtçülük hakkındaki faaliyetlerini adliyeye intikal ettirmekte ise şimdilik belki hukukî ve siyasî sakıncalar vardır. İşin komünizm yönü olgun hale gelmişken bu fırsatı kaçır-mayarak o cepheden harekete geçilmelidir.
Bu böyledir. Yoksa Kürtçüleri Kürtçülükten dolayı değil de, uydurma bir komünizmden ötürü mahkemeye vermek diye bir şey yoktur. Nitekim işin gazetelere geçen safhalarında Kürtlerin her iki suçtan da yargılandıkları görülmüştür.
Türkiye'de komünizm teşkilât ve faaliyeti kanun dışı bırakılmıştır. Şimdiye kadar yapılmış olan birçok tevkif ve muhakemelerde gizli "Türkiye Komünist Partisi"nin ele gelen gizli faaliyet programında "Müslüman azın-lıklardan Kürtlere ve Lâzlara Moskova'nın emri ve ida-resi altında olmak şartı ile istiklâl verileceği" açıkça yazılıdır. Bunu
Sayfa 49 - 50 (7 Ekim 1964), Ötüken, 15 Ekim 1964·Kitabı okuyor
"Ben şuna inanıyorum ki, herkesin benliğinde kötü bir yön - yaradılıştan kusurlu olan bir yön – vardır. İnsan ne denli çabalarsa çabalasın bunu aşamaz."
Hayatın bir döneminde farkına varmadan kendi ayaklarımızla düştüğümüz ecel gibi bir yer var. Ne ileri gidebildiğimiz ne geri denebildiğimiz bir yer orası; kocaman bir boşluktan ibaret. Yasamak için de, ölmek için de geç kaldığımız yer. Zamanın hükmünü yitirdiği bir durağanlık. Birbirine çok benzeyen sokaklarda yön duygusunu yitirince yaşadığımız kaybolma hissi. Bomboş, sessiz, her yere uzak. Her yere, insanın kendi varlığına bile uzak. Bir rüyada konuşmak, bağırmak için ağzını açtığında sesinin çıkmaması hali. Adimlarin gitgide agirlastigì yer. Oraya gelince -savrulunca mı demeliyim neden sorusunun bir hükmü kalmıyor. Sen de sorma. Oradaydım.