Ne yaldızlı hükümdar anıtları, ne mermer
Ömür süremez benim güçlü şiirim kadar;
Seni pasaklı Zaman pis bir mezara gömer.
Ama satırlarımda güzelliğin ışıldar
Savaşlar tepetaklak devirir heykelleri
Çökertir boğuşanlar yapı demez sur demez,
Ama Mars’ın kılıcı, cengin ateş selleri
Şiirimde yaşayan anını yok edemez.
Ölüme ve her şeyi unutturan düşmana
Karşı koyacaksın sen; yeryüzünü mahşere
Yaklaştıran çağların gözünde bile sana
Bir yer var övgüm seni çıkarttıkça göklere
Dirilip kalkıncaya kadar mahşer gününde
Yaşarsın şiirimde sevenlerin gönlünde
Var olmak mı, olmamak mı, budur işte sorun:
Aklın katlanması mı daha soylu bir davranıştır
Vicdansız kaderin attığı taşlara ve oklara,
Yoksa dertler deryasına karşı silahâ sarılıp
Direnerek yok etmek mi hepsini? Ölmek, uyumak;
Ötesi yok; hem, uyuduk da son verdik diyebilmek
Yürekteki sızıya ve bedene doğadan miras
Kalan binbir sancıya. Bu son yücelişe en derin
İmanla can atılsa değer. Ölmek uykuya dalmak-
Uyumak, belki de rüya görmek: Asıl engel bu ya!
Çünkü “Biz kıvranan şu fani kalıptan sıyrılınca
O ölüm uykusuna hangi rüyalar girecektir?”
Diye kaygıya düşer, kalırız. İşte bu düşünce,
Çok uzun yaşamayı cehenneme çevirir; yoksa
Kim göğüs gerebilir kırbaçlı ömrün cefasına,
Zorbanın haksızlığına, küstahın hor görmesine,
Karşılıksız kalan sevginin çektirdiği acıya,
Adaletin yavaşlığına, yönetimin kibrine,
Değersizlerin sabırlı erdemleri ezmesine
Kim katlanır-çıplak bir hançerle kendi hesabını
Görüp huzura kavuşmak varken? Kim dayanır sanki
Ağır yaşam yükü altında inleyip ter dökmeye,
Ölümün ardından gelecek bir şeyden korkutmasa?
Keşfedilmemiş bir ülkedir ölüm: Sınırlarını
Aşan hiçbir yolcu dönemez. Yürek şaşakalır da
Sineye çekeriz alışık olduğumuz dertleri-
Hiçbir bilgimiz olmayan belâlara atılmaktansa.
İşte bu bilinç, korkağa çeviriyor hepimizi;
Kaygıdan düşen gölgeler hasta edip solduruyor
İradenin yürekten kopup gelen canlı rengini-
Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.
Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.
Başım sükutu öğüten
Uçsuz bucaksız değirmen;
İçim muradına ermiş
Abasız, postsuz bir derviş.
Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim.