Yusuf

Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya, Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!
Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya! Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?
Ne yaldızlı hükümdar anıtları, ne mermer Ömür süremez benim güçlü şiirim kadar; Seni pasaklı Zaman pis bir mezara gömer. Ama satırlarımda güzelliğin ışıldar Savaşlar tepetaklak devirir heykelleri Çökertir boğuşanlar yapı demez sur demez, Ama Mars’ın kılıcı, cengin ateş selleri Şiirimde yaşayan anını yok edemez. Ölüme ve her şeyi unutturan düşmana Karşı koyacaksın sen; yeryüzünü mahşere Yaklaştıran çağların gözünde bile sana Bir yer var övgüm seni çıkarttıkça göklere Dirilip kalkıncaya kadar mahşer gününde Yaşarsın şiirimde sevenlerin gönlünde
Var olmak mı, olmamak mı, budur işte sorun: Aklın katlanması mı daha soylu bir davranıştır Vicdansız kaderin attığı taşlara ve oklara, Yoksa dertler deryasına karşı silahâ sarılıp Direnerek yok etmek mi hepsini? Ölmek, uyumak; Ötesi yok; hem, uyuduk da son verdik diyebilmek Yürekteki sızıya ve bedene doğadan miras Kalan binbir sancıya. Bu son yücelişe en derin İmanla can atılsa değer. Ölmek uykuya dalmak- Uyumak, belki de rüya görmek: Asıl engel bu ya! Çünkü “Biz kıvranan şu fani kalıptan sıyrılınca O ölüm uykusuna hangi rüyalar girecektir?” Diye kaygıya düşer, kalırız. İşte bu düşünce, Çok uzun yaşamayı cehenneme çevirir; yoksa Kim göğüs gerebilir kırbaçlı ömrün cefasına, Zorbanın haksızlığına, küstahın hor görmesine, Karşılıksız kalan sevginin çektirdiği acıya, Adaletin yavaşlığına, yönetimin kibrine, Değersizlerin sabırlı erdemleri ezmesine Kim katlanır-çıplak bir hançerle kendi hesabını Görüp huzura kavuşmak varken? Kim dayanır sanki Ağır yaşam yükü altında inleyip ter dökmeye, Ölümün ardından gelecek bir şeyden korkutmasa? Keşfedilmemiş bir ülkedir ölüm: Sınırlarını Aşan hiçbir yolcu dönemez. Yürek şaşakalır da Sineye çekeriz alışık olduğumuz dertleri- Hiçbir bilgimiz olmayan belâlara atılmaktansa. İşte bu bilinç, korkağa çeviriyor hepimizi; Kaygıdan düşen gölgeler hasta edip solduruyor İradenin yürekten kopup gelen canlı rengini-
Ne içindeyim zamanın, Ne de büsbütün dışında; Yekpare, geniş bir anın Parçalanmaz akışında. Bir garip rüya rengiyle Uyuşmuş gibi her şekil, Rüzgarda uçan tüy bile Benim kadar hafif değil. Başım sükutu öğüten Uçsuz bucaksız değirmen; İçim muradına ermiş Abasız, postsuz bir derviş. Kökü bende bir sarmaşık Olmuş dünya sezmekteyim, Mavi, masmavi bir ışık Ortasında yüzmekteyim.