• ***
    Bir inanç için acı çekmiş olandan daha tehlikeli varlık yoktur: En büyük zalimler, kafası kesilmemiş mazlumlar arasından çıkar. Acı, güç iştahını azaltmak şöyle dursun, onu azdırır.
  • Müslüman bir anne-babaya sahip olmadan, sorgulayarak İslamı bulan Zack Crist gerçek bir Müslüman. Müslüman anne-babaya sahip ama sorgulamadan, gelenekten, öylesine adı Müslüman olanlar, hiç düşündünüz mü, gerçekten Müslüman mısınız?

     

    "Her şeyin Rabbimden bir mesaj olduğunu gördükten sonra Müslüman oldum. Artık her şey anlamlı oluyor, her şey tatmin ediyor. Çünkü gerçekten Rabbimden bir mesaj okuyorum. O şekilde Müslüman oldum ve mensup olduğum milletim de; ben Amerikalı değilim, Türk de değilim. Benim milletim Millet-î İbrahim. İbrahim aleyhisselam, sorgulayandır. Hem annesinin-babasının dinini sorguladı, hem kendisini sorguladı. Hem de şuurlu bir şekilde sorguladı. 'Ben Müslümanım.' demek o kadar önemli değil, eğer bu sorgulama sürecinden geçmezse... Kim benim milletime mensup ise bu süreçten de geçiyor." (Zack Crist)

     

    Yani kim bu sorgulama sürecinden geçmiyorsa, günlerini şuursuz hayvan misali yeme-içme-çoğalma döngüsünde geçiriyorsa, adı Müslüman olsa da aslında Müslüman değil! 

    Müslüman, iman edendir. İman etmek ise bütün zerrelerimizle kabul ve kabulle beraber icraat göstermektir. 

     

    "Ama benim kalbim temiz." brifinglerini duyuyor gibiyim şimdiden...

     

    Dil ile ikrar, kalp ile tasdik, çok mühim bir meseledir. Günümüz (sözde)Müslümanları, kalp ile tasdik kısmını (sözde)çok iyi yaşıyor(!) ama dil ile ikrarı(icraatı) yerine getirmiyor. Mesela en basit örneği; kişi, çevresine zararsız, yardımsever ama namazını kılmıyor. Bu da onu güya kalbi temiz Müslüman yapıyor. Ama bir kafir de zararsız ve yardımsever olabilir değil mi? İşte bu yardımsever kafirle yardımsever Müslümanın bir farkı olmalı. Küçük bir çocuk bile bu farkın zorunluluğuna hak verecektir. Müslüman olduğunu iddia etmek bu kadar basit değil. Kalp temizliğiyle beraber icraatın yerine getirilmesinin zorunluluğunu, imân davasını göğüslemiş imân kahramanlarının sözleriyle idrak etmeye çalışalım:

     

    "Divan-ı Harb-i Örfî'de, mahkemedeki paşaların 'Sen de mürtecisin, şeriat istemişsin' diye suallerine karşı, i'dama beş para kıymet vermeyip, cevaben:

    Eğer meşrutiyet bir fırkanın istibdadından ibaret ise, bütün cinn ve ins şahid olsun ki; ben mürteciyim ve şeriatın birtek mes'elesine ruhumu feda etmeğe hazırım diyen ve o büyük zabitleri hayretle takdire sevkedip, i'damını beklerken beraetine karar verdikleri ve tahliye olup dönerken, onlara teşekkür etmeyerek: 'Zalimler için yaşasın Cehennem' diye yolda bağıran ve Ankara'da divan-ı riyasette -Afyon Kararnamesinin yazdığı gibi- Mustafa Kemal hiddetle ona dedi: 

    'Biz seni buraya çağırdık ki, bize yüksek fikirler beyan edesin. Sen geldin namaza dair şeyler yazdın, içimize ihtilaf verdin.' Ona karşı: 

    'İmandan sonra en yüksek namazdır. Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduddur.' (Bediüzzaman Said Nursî ra - Şuâlar)

     

    İşte imân davası uğrunda başını idam sehpasına koymaktan çekinmeyip namazı hafife alan herkese; 'Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduddur.' diyerek namaz kılmayanın dinden kovulduğunu, İslâmını kaybettiğini ilan eden gerçek bir Müslüman ile başını, bırakın ölüm tehdidini, tembellikten secdeye koymayan (sözde)Müslümanların kıyasını buyurun siz yapın...
  • "Ben zalimler çağında yaşayan bir alçaktım. Tanrıların korkak haline getirdiği bir alçak. Alçakların en acınacak olanı, en tiksinti vereni. Yüreğini dalkavukluk, aklını düşmanlıkla besleyen sinsi bir saray yazmanı. Bedenine sinmiş soylu nefretini, görkemli giysilerin yüzündeki derin acıyı, tunçtan daha katı bir mutluluk maskesinin ardına gizleyerek Hatti kralının emrine koşan ikiyüzlü bir tören adamı. Sevdiği kadın, aşkı uğruna ölürken, kralına bağlılığın vakarıyla ellerini göğsünde kavuşturarak sessiz kalmayı seçen, yeryüzünün en onursuz erkeği. Erkeklerin yüz karası. Aşkı için ölmenin yüceliği yerine, sarayın taş duvarlarında büyüyen kendi değersiz varlığının görkemli gölgesine sığınmaktan çekinmeyen, sefihlerin en rezili. Ben ölüler içinde yüzen, ben, tanrılar tarafından alnına, 'Sonsuza kadar acılar içinde kıvranacaktır,' yazılan Saray Başyazmanı Patasana."
  • Ne zalimler gördü bu dünya. Mucizeler önünde teslim olmaları gerekirken, zulümlerini artırmayı tercih ettiler hep. İnsanların bedenlerini kendi hizmetlerinde kullandıkları gibi, beyinlerini de kullanmaya kalkıştılar. Zulümle ayakta durmak, güçle sevilmek istediler.
    Nureddin Yıldız
    Sayfa 19 - Tahlil Yayınları
  • Denmiştir ki küfrün sürüp gitmesi mümkündür de zulmün istikbali yoktur. O muhakkak sükut eder, zalimler cezalarını bulur.
  • En büyük zalimler, kafası kesilmemiş mazlumlar arasından çıkar!
  • Son kitap ile İnce Memed serisinin sonuna gelmiş bulunmaktayım fakat efsane olmuş olan İnce Memed Türkçe edebiyatta her zaman var olmaya devam ediyor. Görülüyor ki İnce Memed sadece etten, kemikten oluşan bir varlık değil, mazlum katarında yer alan insanların arzu ve beklentilerinin ortaya çıkardığı bir kahramandır aynı zamanda. Varsın zalimler bitmesin, elbet karşılarında bir İnce Memed bulacaklardır...

    3. kitapta kendine daha çok yer bulmaya başlayan Alevi-Bektaşi anlatıları son kitapta daha etkileyici bir şekilde mevcut. Bu açıdan da kıymetli bir eser.