Allah’ın “el-Evvel” ismiyle her şeyden önce olması, lütfu ve ihsanıyla bütün sebeplerden önce olmasının gereği; O’nu birlemek, O’nun dışındaki herhangi bir şeye iltifat etmemek ve başka bir şeye güvenip tevekkül etmemektir.
“Sen anılan bir şey değilken” ezelde senin için kim şefaatçi oldu da Allah seni yokluktan çıkarıp “İslâm” ismiyle isimlendirdi? Seni iman mührüyle mühürleyen, amel defterleri sağ taraftan verilenlerden kılan O’dur. Yine O, müminlerin sıfatı olmayan şeyleri gayb âleminde senden uzaklaştırıp seni kullara kulluk etmekten korudu ve şekil ile benzeri olan şeylere köle olmaktan seni azat etti. Daha sonra da senin kalp yönünü başka bir şeye değil, sadece kendisine çevirdi.
Bütün bunlardan dolayı sen de, seni putlara secde etmekten koruyan Allah’a, senin ortaya koyduğun hiçbir sebep yok iken kendisinin sana verdiği nimetini tamamlaması için O’na yalvarıp yakar. Kendi seçme hakkını (irade-i cüz’iyyeni) mülahaza etmeyip daha yüce bir himmet sahibi olmaya çalış ve hiçbir zaman daha düşük ve alçak olana kanaat etme. Sadece Allah’a itaat etmekle elde edilebilen yüksek mertebelere ve yüce hedeflere gayret edip ulaşmalısın.
Kim Allah’ın dilediği şekilde Allah için olursa, Allah onun dilediğinin çok çok üstünde onun için olur. Kim de Allah’a yönelirse, Allah onu çok uzaktan karşılar. Kim Allah’ın gücüne dayanarak tasarrufta bulunursa, Allah onun için demiri yumuşatır. Her kim Allah için bir şeyi terk ederse, Allah ona çok daha fazlasını verir.
Daha sonra en yüce maksada yönelip sevgini ve yakınlaşma duygunu, senin ortaya koyduğun bütün sebeplerden önce sana lütuf ve ihsanda bulunan Zât’a hasret. Zaten cömertlikte bulunarak bütün sebepleri sana veren ve bu sebeplerin manilerini senden gidererek seni en güzel hedeflerine ulaştıran da O’ndan başkası