İnsan, mahiyet-i câmiiyeti itibariyle mevcudatın hemen ekserîsiyle alâkadardır. Hem insanın mahiyet-i câmiasında hadsiz bir istidad-ı muhabbet dercedilmiştir. Onun için insan da umum mevcudata karşı bir muhabbet besliyor. Koca dünyayı bir hanesi gibi seviyor. Ebedî Cennet'e bahçesi gibi muhabbet ediyor. Halbuki muhabbet ettiği mevcudat durmuyorlar, gidiyorlar. Firaktan daima azab çekiyor. Onun o hadsiz muhabbeti, hadsiz bir manevî azaba medar oluyor. O azabı çekmekte kabahat, kusur ona aittir. Çünki kalbindeki hadsiz istidad-ı muhabbet, hadsiz bir cemal-i bâkiye mâlik bir zâta tevcih etmek için verilmiş. O insan sû'-i istimal ederek o muhabbeti fâni mevcudata sarfettiği cihetle kusur ediyor, kusurun cezasını, firakın azabıyla çekiyor.
Alıntı
Ey iman edenler! Sarhoş olduğunuzda, ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın! (Nisa/43) Ayetteki sarhoşluk, bazı âlimlere göre dünya hayatına gösterilen ihtimamdan, bazılarına göre de dünya sevgisinden gelen sarhoşluktur. Vehb b. Münebbih : 'Ayetteki sarhoşluk tabirinden zahirî mânâ murad edilmektedir' demiştir. Bu zata göre, ayet dünya sarhoşluğuna dikkat çekmektedir. Çünkü ayette 'namaza sarhoş olarak niçin yaklaşılmayacağı'nın sebebi 'Ne söylediğinizi bilinceye kadar...' sözleriyle beyan edilmiştir. Nice namaz kılanlar vardır ki içki kullanmadıkları halde namazda ne okuduklarını bilmezler. Hz.Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Hatırından dünyayla ilgili herhangi birşeyi geçirmeksizin iki rek'at namaz kılanın geçmiş günahları affedilir."
Buhari ve Müslim
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bulanlar Arayanlardır
Allah Teâlâ, her asırda sevip seçtiği kullarından bir büyük zät yaratır. Böylece herkesi belâlardan, felâketlerden korur. Ey talebelerim! Böyle olan zâta talebe olunuz! Böylece dünya ve âhiret saâdetine kavuşursunuz.
Sayfa 293 - Altınoluk Yayınları, İstanbul - 1433 / 2012·Kitabı okuyor
Tasavvuf
Cenabı hak ahzab suresinin 40. ayetinde ”Muhammed Allahın Resulü ve nebilerin de sonuncusudur.” buyurmuştur. Demek istiyor ki, Muhammed’den sonra mefhu bakımından âm olan Nebi ile -zira Nebi kendisine vahiy gelen zata itlâk edilir. İster tebliğ ile mükellef olsun, isteyen olmasın. Rasul ise tebliğ ile mükellef olan zattır- gelmiyorsa has olan rasul evleviyetle gelemez. Çünkü has âm’ın zımmındandır. Âm nefy edilirse hâs haliyle nefy edilmiş olur. Bu ayeti kerime’nin hukasâsı şudur: Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemden sonra vahiy kapısı tamamen kapanmıştır. Ne tebliğe mükellef olan bir peygamber gelir, ne de tebliğ ile mükellef olmayan peygamber.
Din
"Şu hadsiz kâinatı şenlendiren, bilmüşâhede Rahmettir. Ve bu karanlıklı mevcudatı ışıklandıran, bilbedâhe yine Rahmettir. Ve bu hadsiz ihtiyacât içinde yuvarlanan mahlûkatı terbiye eden, bilbedâhe yine Rahmettir. Ve bir ağacın bütün heyetiyle meyvesine müteveccih olduğu gibi, bütün kâinatı insana müteveccih eden ve her tarafta ona baktıran ve muavenetine koşturan, bilbedâhe Rahmettir. Ve bu hadsiz fezâyı ve boş ve hâlî âlemi dolduran, nurlandıran ve şenlendiren, bilmüşâhede Rahmettir. Ve bu fâni insanı ebede namzet eden ve ezelî ve ebedî bir zâta muhatap ve dost yapan, bilbedâhe Rahmettir. "
Risale-i Nur
Allah’ın “el-Evvel” ismiyle her şeyden önce olması, lütfu ve ihsanıyla bütün sebeplerden önce olmasının gereği; O’nu birlemek, O’nun dışındaki herhangi bir şeye iltifat etmemek ve başka bir şeye güvenip tevekkül etmemektir. “Sen anılan bir şey değilken” ezelde senin için kim şefaatçi oldu da Allah seni yokluktan çıkarıp “İslâm” ismiyle isimlendirdi? Seni iman mührüyle mühürleyen, amel defterleri sağ taraftan verilenlerden kılan O’dur. Yine O, müminlerin sıfatı olmayan şeyleri gayb âleminde senden uzaklaştırıp seni kullara kulluk etmekten korudu ve şekil ile benzeri olan şeylere köle olmaktan seni azat etti. Daha sonra da senin kalp yönünü başka bir şeye değil, sadece kendisine çevirdi. Bütün bunlardan dolayı sen de, seni putlara secde etmekten koruyan Allah’a, senin ortaya koyduğun hiçbir sebep yok iken kendisinin sana verdiği nimetini tamamlaması için O’na yalvarıp yakar. Kendi seçme hakkını (irade-i cüz’iyyeni) mülahaza etmeyip daha yüce bir himmet sahibi olmaya çalış ve hiçbir zaman daha düşük ve alçak olana kanaat etme. Sadece Allah’a itaat etmekle elde edilebilen yüksek mertebelere ve yüce hedeflere gayret edip ulaşmalısın. Kim Allah’ın dilediği şekilde Allah için olursa, Allah onun dilediğinin çok çok üstünde onun için olur. Kim de Allah’a yönelirse, Allah onu çok uzaktan karşılar. Kim Allah’ın gücüne dayanarak tasarrufta bulunursa, Allah onun için demiri yumuşatır. Her kim Allah için bir şeyi terk ederse, Allah ona çok daha fazlasını verir. Daha sonra en yüce maksada yönelip sevgini ve yakınlaşma duygunu, senin ortaya koyduğun bütün sebeplerden önce sana lütuf ve ihsanda bulunan Zât’a hasret. Zaten cömertlikte bulunarak bütün sebepleri sana veren ve bu sebeplerin manilerini senden gidererek seni en güzel hedeflerine ulaştıran da O’ndan başkası