Ölsün
acım sessiz bir güneş batmasıdır ölsün eksik ve kötü bir güneş batmasıdır ölsün her yerlerim bir yaşlık gibidir denizden bulantım yanlışlıktan bir deniz tutmasıdır ölsün sulfata karnımı avuçla güneşimi ver sulfata ham zerdaliler ve kavunlar ve bataklar ölsün ay çıkar dağlara vurur ey Mustafa bu gece Mustafa ’nın sanki son yatmasıdır ölsün
Şiir
Çocuğunu başkaları büyütecek, hafta sonları görürsün. Aşını başkaları pişirecek sen yersin. Karını akşamdan akşama bulursun. Yorgunluktan kemiklerin sızlayacak aldırma. Taksitle al evini, taksitle döşe, taksitle yaşa. Seni de başkaları yaşatıyor inan buna. Ziller, düğmeler, levyeler, planlar, çok uluslu şirketler. Evet anladık bostana su sabah serininde girermiş, ayrılık olur deyi gözden öpmek iyi değilmiş, tohum ekmeden önce iki rekât namaz kılıp “kurdunan, kuşunan, eşinen, dostunan yemek nasib eyle” demek gerekmiş. Bırak şimdi bunları, bak çalıştığın inşaat ellisekiz hâneli bir köy artık. Bu yeni köyde bir yer kapmaya bak. Greve git, “sınıf bilinci”ne ulaş. Evet yamuk tarlanın başına diktiğin zerdaliler kurumuştur, tarlayı ot basmıştır. Merek yıkılacak, yaz gecelerinde halaya durup, harman makinasından savrulan saman tozlarına bulaşıp, derin derelerden aşağılara ovaya doğru süzülen türküler unutulacaktır. Demirdöküm’ün önünde davul-zurna kurup horon oynayan beyaz önlüklü grev gözcülerine şaşma. Onların çocukları artık horon oynayamayacaklar. Bir dünyanın eşiğindesin. Eğilip eğilip bakıyorsun. Özlemlerin, hasletlerin hasılı her şeyin arkada kaldı. Kalacak, unutulacak. Güçlenen, süren önündeki dünya.. Sen de bu dünyanın saliki olacak mısın? Adına ayrılmış proleter bir koltuğa gömülecek misin? Korkulusun, şaşkınsın, yabancısın.
Sayfa 10·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Unut, bırak, değiştir!
Unut sabah namazında safta durmayı. Nöbettesin. Unut amcaoğlunun cenazesini, fazla mesai. Boynundaki hamaylı çöz at, güldürme kimseyi yavuklunun verdiği çevreyi göstererek. Bak eller dünyayı değiştirmişler, sen de değiştir dünyanı. Yarınlar senin. Çocuğunu başkaları büyütecek, hafta sonları görürsün. Aşını başkaları pişirecek, sen yersin. Karını akşamdan akşama bulursun. Yorgunluktan kemiklerin sızlayacak, aldırma. Taksitle al evini, taksitle döşe, taksitle yaşa. Seni de başkaları yaşatıyor, inan buna. Ziller, düğmeler, levyeler, planlar, çok uluslu şirketler. Evet, anladık bostana su sabah serininde girermiş, ayrılık olur deyi gözden öpmek iyi değilmiş, tohum ekmeden önce iki rekât namaz kılıp "kurdunan kuşunan, eşinen dostunan yemek nasip eyle" demek gerekmiş. Bırak şimdi bunları, bak çalıştığın inşaat ellisekiz haneli bir köy artık. Bu yeni köyde bir yer kapmaya bak. Greve git, "sınıf bilinci'ne ulaş. Evet, yamuk tarlanın başına diktiğin zerdaliler kurumuştur, tarlayı ot basmıştır. Merek yıkılacak, yaz gecelerinde halaya durup, harman makinesinden savrulan saman tozlarına bulaşıp, derin derelerden aşağılara ovaya doğru süzülen türküler unutulacaktır. Demirdöküm'ün önünde davul-zurna kurup horon oynayan beyaz önlüklü grev gözcülerine şaşma. Onların çocukları artık horon oynayamayacaklar. Bir dünyanın eşiğindesin. Eğilip eğilip bakıyorsun. Özlemlerin, hasletlerin hasılı her şeyin arkada kaldı. Kalacak, unutulacak. Güçlenen, süren önündeki dünya... Sen de bu dünyanın saliki olacak mısın?
Nedir bu dilcilerden çektiğimiz
Şu son zamanlarda sokaklarımızda "karpuz" gibi, "Şeftâliler! Zerdâliler!..." gibi meyva adlarının biraz fazla bağırılarak satılışı başka bir şey düşündürüyor: Dilcilerimiz belki onların da adını değiştirirler diye, halk satıcıları bu kelimelerin sesi kulaklarımızda yerleşsin istiyorlar...
Alıntı
Dönüş
Torbalarda ballar, pirinçler, bulgurlar, tuzlar, tuzlamalar, yağlar, şekerler, boyalar, kuru zerdaliler, üzümler, kalemler, defterler, kitaplar, tebeşirler, bayraklar, ilaçlar ve yanımda cüzzamlı babalar, oğullar UNICEF'in cüzzamlılara yardım faslından un çuvalları, süt tozu kutuları ve ilaçlar, iki koyun, üç keçi koyulduk yola. (İçimde garip bir duygu: Sanki bir başkasının adına yolculuk ediyorum.) Uçurumlar, yarlar, engebeli topraklar aşıp, tilkiler, kartallar, akbabalar, tavşanlar görüp, derin derin soluyup, yazgımız, insanların yazgısı üstünde kafa yorup, bağrımızı kâh rüzgâra açıp kâh kapayıp, kâh terleyip kâh üşüyüp, kendi kendimize sarılarak altmış kilometrelik yolu aldık. Sağ ol şoför kardeş. Sen de sağ ol yabancı. Yolun açık olsun şoför kardeş. Senin de talihin, yabancı.
Sayfa 53·Kitabı okudu
Sulfata'ya
acım sessiz bir güneş batmasıdır ölsün eksik ve kötü bir güneş batmasıdır ölsün her yerlerim bir yaşlık gibidir denizden bulantım yanlışlıktan bir deniz tutmasıdır ölsün sulfata karnımı avuçla güneşimi ver sulfata ham zerdaliler ve kavunlar ve bataklar ölsün ay çıkar dağlara vurur ey Mustafa bu gece Mustafa'nın sanki son yatmasıdır ölsün sulfata acımı dindir acını kat bana eksik ve kötü gemilerin gitmesidir ölsün ben ki çarşılara giderim armut kokarım kavuniçi duygular ve yataklar ölsün toysun adın deliye çıkar bir gün bilsene saat beşleri düşün yalnız öbürleri ölsün sulfata hatırla acımı sen bir haziransın sulfata öbürleri bir bayram haftasıdır ölsün ben dağlara çıkarım dağlarda bağırırım bütün çalgılar bir şeyin uzatmasıdır ölsün
Şiir