zamanında ölmek
Zamanında Ölmek “Zamanında ölmeyi beceremeyen kişi, uygunsuz zamanda yok olmak zorundadır. Ölmek, hayatın uygun bir şekilde sonlanmasıdır. Bir ömrün bitme biçimidir. Yaşam anlamlı bir bitmişliğin her tür formundan yoksun bırakıldığında, uygunsuz zamanda sonlanır. Kapanış ve bitişin sonu ve istikameti olmayan bir sürece, daimi bir tamamlanmamışlığa ve yeni başlangıçlara boyun eğdiği bir dünyada, yani yaşamın bir yapıya, bir bütünlüğe erişerek bitmediği bir dünyada ölmek zordur. Yaşam hikâyesi böylece uygunsuz bir zamanda kesilir.” — Byung-Chul Han, Zamanın Kokusu, Metis Yayınları, s. 11–12
Sayfa 11·Kitabı okudu
İki kadın örneği (umut) Tahrîm 11–12 “Allah iman edenlere Firavun’un eşini örnek verdi…” Açıklama: Zalim bir ortamda bile iman mümkündür. Çevre kader değildir; karar kaderdir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
1112. “Eğer insanlar sabah namazı ile yatsı namazındaki fazîleti bilselerdi, emekleyerek ve sürünerek de olsa bu iki namaza gelirlerdi.”
Ölüm sonrası beyin dokuları üzerinde yaptığımız araştırmalarda insan hipotalamusunda bulduğumuz ilk cinsel farklılıklar (Swaab ve Fliers, Science 228 [1985]: 1112-15) feministlerin düşmanca tepkileri ile karşılaştı. O günlerde feministler arasında insan beyni ve davranışında olası biyolojik cinsel farklılıklar üzerine büyük bir inkâr politikası vardı. Bir Hollanda dergisi olan HP'de yapılan bir röportajda (17 Ocak 1987) Joke't Hart adında bir kadın biyolog şu sözleri dile getirmişti: "Ama beynimizin yapısı gibi önemli konularda cinsler arasında farklılıklar olduğunu kabul edersem bir feminist olarak kendi bindiğim dalı kesmiş olurum." Daha sonra ne olduysa bu kadını bir daha ne gördüm, ne de duydum. O günlerden sonra erkek ve kadın beyinleri arasında daha yüzlerce cinsiyet temelli farkın olduğu ortaya çıktı. Homoseksüel ve heteroseksüel erkeklerin beyinleri arasında bulduğumuz ilk farklılıkları yayınladıktan sonra (Swaab ve Hoffman, Brain Research, Sayı 537 [1990]: 141-48; bu bölümde daha önceye bakınız) karşılaştığımız güçlü tepki hepimizi şaşkına uğrattı.
Sayfa 81 - Akılçelen Kitaplar·Kitabı okudu
- “BAŞYÜCELİK DEVLETİ”
BAŞYÜCELİK DEVLETİ: 833= 1832. Abdülhakîm Koltuğu: 832. İsti’şa: Ateş ışığıyla yol yürüme: 833= 1832. Hafıkan: ŞARK ve GARB: 832. Tebkit: Delille susturmak: 832. İnfaz: Sözünü geçirmek. Öte tarafa geçirmek. Aldığı emre göre birini öldürme. (Katil: 531: Saat-Zaman. Kıyamet: Mütekâmil-Kemâl sahibi: Kefalet: Siyaset-Selâmet. Felâket: Tasi’-Dokuzuncu; İmâm-ı Rabbanî, Mevlâna Halid, Seyyid Abdullah, Seyyid Taha, Seyyid Muhammed Salih, Seyyid Fehim, Esseyyid Abdülhakîm Arvasî, “Necib Fazıl Kısakürek-Salih Mirzabeyoğlu: 869: Mektubat”… Tüs’: Dokuzda bir: 530: Less-Devamlı olan: Müteati-Birbirine veren: Tesellüm-Teslim olma. İslâm olma. Verilen bir şeyi alıp kaydetme. Teslim edilen şeyi tekrar teslim alma: Mehdî Salih İzzet Mirzabeyoğlu: Etfaliyet-Çocukluk: Mistik: Memleket: Tenessük-İbadet etmek.): 832. * BAŞYÜCELİK DEVLETİ: 833. Necib Fazıl Kısakürek - KUST’ÜL BAHR: (Kust otu çeşitlerinden, denizde çıkan ve ilâç hammaddesi olan nebat… Nebat; rüya, hayâl, fikir, fikir adamı… Deniz; ilim, kamus, dil… Logos: Dil, kâinat nizamı.): 1417+416= 1833. Necib Fazıl Kısakürek - Hevte: (Suya giden yol: Şeriat: Suya gidecek yol: Hevte): 833. Necib Fazıl Kısakürek - İhticac. (Delil, vasıta, şahit göstermek.): 833. Halife - Salih İzzet Erdiş: 720+1112= 833. * İlk baskısı 1995’de yapılan, BAŞYÜCELİK DEVLETİ - “Yeni Dünya Düzeni” isimli eserimin takdiminden: Aslında BAŞYÜCELİK DEVLETİ bahsi, Büyük Doğu İdeolocya Örgüsü’nün işleniş gayesi ve bütün mevzularını toplayan ana sütûnu; İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ’nün tâ kendisi… Ne var ki, göz önünde duran eşyanın kayıp olması gibi, etrafında işlenen mevzuların içinde gaib oldu ve uyudu kaldı… Bahsi alıyorum ve malûmu meçhullükten kurtarmak ve elbette kullanılmak üzere yapılmış bombayı cemiyet meydanında patlatmak şeklinde, işliyorum… Umulur ki,
Temmuz 2012, “7. ÇEKİLİŞ”, BAŞYÜCELİK DEVLETİ, İbda Yay.·Kitabı okudu
Başyücelik Devleti
- İCMÂ HALİFESİ MİRZABEYOĞLU
İcma’ - Salih Mirzabeyoğlu: (Cem’: İkiden çok olan şeyler. Toplama. Farklı şeyleri bir araya getirme. Tasavvufta, bütün eşyayı Allah ile görerek, Lâ havle sırrına erme, Allah’tan başka güç ve kuvvet sahibi görmeme, doğrudan Allah’tan bilme: 113= 1112: Hilâfet... İcma’: Toplamak. Hazırlamak. Azm ve kasteylemek. Topluluk. Fikir birliği: 115: Sümmeha - yer ile gök arası, her tarafa dağılıp gitmek, her yerde olmak: Mu’cib - taaccübe, hayrete düşüren... “Allah’ın halifesi olma”, başta Peygamberler, velilere mahsus. Bu mânâda Hilâfet: 112: Vahşur - peygamber, nebi... Peygamberlik, doğrudan doğruya Allah’ın ihsanı olarak, çalışmakla kazanılan değil, Allah’ın VAHHAB isminden gelen, ezelden böyle takdir edilmiş zâtlara mahsus. Hilâfet, kâmil mânâ ile, DAVUD Aleyhisselâm’da tecelli ediliyor. Bu HÜKÜM halifeliğidir. Allah Sevgilisi’nden sonra Peygamberlik yok, sadece o nura veraset var. Buyuran O: “Ümmetimin âlimleri, Ben-i İsrail Peygamberleri gibidir!”... Yâni, müstakil bir kitab getirmeksizin, tâbi olduğu ile HÜKMEDEN. Burada HÜKÜM, doğrudan Allah’tan alınan VEHBÎ niteliktedir. VAHHAB hikmetine dikkat çekmek bakımından, Allah Sevgilisi doğrudan doğruya kendisi HALİFE nasbetmemiştir. Üstadım’ın, SU isimli Noktalamaları’ndan biri: “Su bir şekil üstü ruh, kalıplarda gizlenen; — Yerde kire battı mı, bulutta temizlenen”... Farsça’da, Allah’ın RAHMET sıfatıyla da andığımız yağmur, PÎÇ kelimesinin karşılığı, mânâsıdır; oluşu “karışık bir dava”, hiç- a-hiç’ten, yoktan, Allah’ın bir mevhibesi eseri. Peygamberler ve HÜKÜM Halifeleri de, Allah’ın kullarına RAHMETİ’ndendir; bu hikmete işaret için Allah, şükrü Davud Aleyhisselâm’dan değil, ümmetinden istedi.
Temmuz 2012, AKŞAMCILAR, KOÇ, İbda Yay.·Kitabı okudu
Ölçüler ve Anlayış