Millî Mücadele Dönemi Ankarası
Cumhuriyetin kurulmasından günler önce İsmet Paşa bir kanun teklifi vererek Ankara'nın yeni Turkiye Devleti'nın başkenti olmasını önerecektir. Bu teklif büyuk bir destekle kabul edildi ve Ankara 13 Ekim 1923 tarihi itibarıyla resmen başkent oldu.
Sayfa 158·Kitabı okuyor
Şam’daki Hasan Ağa, Vehhabiler’in ilk olarak 3 Haziran 1803’te, hacdan dönenlerin Vehhabilerin Mekke’yi ele geçirdiği ve orada bir sürü mezar yıktığı ve bazı insanları öldürdüğünü söylediğini ileterek bahseder. Hasan Ağa sonra İstanbul’dan Şam’a Vehhabilere karşı koymak için 13 Ekim 1804’te gelen birliklerden bahsetti. Şehirdeki birçok insan zaten açlık çekiyordu ve şehrin yerli garnizonu ile öfkeli sivilleri arasında Osmanlı seferi güçlerinin en sonunda müdahale etmek zorunda kaldıkları çatışmalar patlak verdi. Vehhabi akıncılarını takip etmek için harekete geçmek Şam sokaklarında anarşi varken zordu. Güçlü bir tepkinin eksikliği ise belki de yerel valinin sarayının yarım yüzyıldır eylemsizlik halinin sonucuydu. Kararlı hareket etmenin hiçbir ödülü yoktu ama bunu yapmamanın bedeli çok azdı. Abbud, Şam Valisi Abdullah el-Azm’a 1803’te Vehhabiler’e karşı harekete geçmesi emredildiğinde bunu yapmayı basitçe reddettiğini aktarır.
Sayfa 150
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hamza el-Hatip, yaş 13
"İşkence görmüştü.Vücudunda sigara yanığı olmayan tek bir nokta bile bırakmamışlardı.Vücudu tamamen bıçak yaralarıyla doluydu ve boynu kırılmıştı.Cinsel organını kesmişlerdi. Parçalanmış bedeni geldiğinde insanlar rejimin ona ne yaptığını gördüler.O an rejimin onlar için bittiğini anladılar. "
Sayfa 110 - İz·Kitabı okuyor
Alıntı
Osmanlı Sultanlarının Halifeliği Sorunu
Bir rivâyete göre, Selim tarafından İstanbul'a gönderilmiş olan Halife Al-Mutawakkil Ayasofya Camii'nde hilâfeti resmen pâdişaha terk ve ferag etmiştir. M. d'Ohsson ve sonra M. Ata, eserlerinde bu rivâyeti yaymışlardır. Gerçekte, 1774'te Kırım Hanlığı'nın bağımsızlığı konusu ortaya çıktığı zaman Osmanlı padişahı, Ruslara karşı bu Müslüman devleti üzerinde halife sıfatıyla birtakım haklarını devam ettirmek iddiasında bulunmuş, Abbasî halifeleri zamanında tespit edilmiş klasik hilâfet nazariyesi öne sürülmüştü. Daha önceleri 1727 Ekimi'nde İran'a hâkim olan Afgan Şahı Eşref'le yapılan antlaşmada, Osmanlı padişahı bütün Müslümanların halifesi olarak tanınmıştır. Osmanlılar, Nadir Şah'a aynı şeyi kabul ettirmeye çalışmışlardır. Klasik hilâfet görüşü, 1258'de Bağdad'ın Mogollarca işgali ve Abbasîlerin yok edilmesi üzerine her İslâm sultanı tarafından taşınan genel bir unvandan başka bir şey değildi ve eski anlamını tamamıyla kaybetmişti. Mekke ve Medine'nin ve hac yollarının hâmisi olmak ise İslâm dünyasında üstünlüğü belirten bir sıfattı. Vaktiyle Abd Allah b. Zubayr, Muaviye'ye karşı Ka'be'nin hâdimi ve Hacc reisi olmakla üstünlük iddiasında bulunmuştu. Şahruh, Muharrem 833'te (1429 Kasım) Ka'be'yi örtü ile örtmek ve Mekke'de çeşme yaptırmak istediği zaman Mısır Sultanı bunu bir üstünlük iddiası sayarak reddetmişti. Fâtih Mehmed'in hac yolları üzerindeki kuyu ve çeşmeleri tamir arzusu aynı şekilde Memlûk sultanınca olumsuz karşılanmıştı. Selim'in Şirvanşah'a gönderdiği Mısır fetihnâmesinin, "Büyük Hilafet" anlayışını yansıtmak bakımından özel bir önemi vardır. Selim, bu mektupta, Memlûklerin Hicaz hac yolunu "Arap eşkiyasından" koruyamadıklarını, kendisine Allah tarafından İslâmiyet kanûnlarını düzene koyma ve Ka'be mahmillerini techiz vazifesi verilmiş olduğunu ifade
Sayfa 144 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Sureya Îsra ayeta 13'an
"Me kirdar û berpirsiyariya her mirovî bi stûyê wî ve girêdaye. Di roja qiyametê de, em ê ji bo wî pirtûkek derxin ku ew ê wê pirtûkê vekirî li ber xwe bibîne." "وَكُلَّ اِنسَانٍ اَلْزَمْنَاهُ طَائِرَهُ ف۪ي عُنُقِه۪ۜ وَنُخْرِجُ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ كِتَاباً يَلْقَاهُ مَنْشُوراً" "Her insanın sorumluluğunu kendi yakasına bağladık. Kıyamet günü onun için, açılmış olarak bulacağı bir kitap çıkarırız."
Din
Taş Kâğıt Makas: Bir İnsanı Gerçekten Tanıyabilir Misiniz?
Taş Kâğıt Makas: Bir İnsanı Gerçekten Tanıyabilir Misiniz? Taş Kâğıt Makas, görünüşte bir psikolojik gerilim romanı olsa da bana göre asıl olarak uzun bir evliliğin içinde biriken sırlar, suskunluklar ve yanlış anlamalar üzerine kurulu. Romanın daha ilk sayfalarında Amelia’nın söylediği “Kocam yüzümü tanımıyordu.” cümlesi aslında kitabın merkezindeki soruyu veriyor: Bir insanla yıllarca birlikte yaşayıp onu gerçekten tanıyabilir miyiz? Kitabın en güçlü yanlarından biri güvenilmez anlatıcı kullanımı. Adam ve Amelia’nın anlatımları arasında gidip gelirken okur sürekli aynı soruyla karşılaşıyor: Kimin anlattığı gerçek? Bunun yanında yıldönümü mektuplarıyla kurulan yapı, İskoçya’nın izole atmosferi ve son sayfalara kadar korunan merak duygusu romanın temposunu canlı tutuyor. Romanın dikkat çekici yönlerinden biri de insanların birbirlerini değil, çoğu zaman birbirleri hakkında kurdukları hikâyeleri seviyor olabilecekleri fikri. Karakterler birbirlerini tanıdıklarını düşünüyorlar; ancak geçmişten gelen sırlar ve kırgınlıklar bu inancı sürekli sarsıyor. Bana göre romanın asıl gücü bir cinayeti ya da gizemi çözmeye çalışmasında değil; insanların birbirlerini ne kadar tanıdıklarını sandıkları üzerine düşündürmesinde yatıyor. Finalden sonra dönüp baktığımda kitabın adı da daha anlamlı geliyor: Taş güç ve dayanıklılığı, kâğıt mektupları ve sırları, makas ise ilişkileri kesen gerçekleri temsil ediyor gibi. — Çağrı ÖZPOLAT, Bibliyosmia, 13.06.2026
Bibliyosmia