Yavaş yavaş seriyi toplarken 15 Kitap birden hediye geldi. 0, 1, 2, 7 ve 14'ten ikişer tane oldu .-. Eskilerle birlikte yanyana dizince biri tekli diğeri ikili iki ikea kitaplığının tepesini doldurdular 😅 Robert Jordan Yeni Bahar Dünyanın Gözü Büyük Av Yenidendoğan Ejder Gölge Yükseliyor Göğün Ateşleri Kaos Lordu Kılıçtan Taç Hançer Yolu Kışın Yüreği Alacakaranlık Kavşağı
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda imzalanan Ayastefanos Antlaşması'nın şartları gereği, Osmanlı Devleti kendi bütçesinden karşıladığı tazminat parasıyla Yeşilköy'de bir Rus zafer anıtı inşa ettirmek zorunda bırakıldı ve bu yapı otuz sene boyunca İstanbul'un yanı başında bir mağlubiyet sembolü olarak durdu. I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla birlikte Osmanlı Devleti'nin Rusya'ya savaş ilan etmesi üzerine Harbiye Nazırı Enver Paşa, başkentteki bu "utanç abidesi"ni ortadan kaldırma kararı aldı; 14 Kasım 1914 tarihinde bizzat onun emriyle anıtın etrafına yerleştirilen dinamitler ateşlendi ve yapı tamamen yerle bir edildi. Bu patlama, Osmanlı'nın Rus işgal mirasını reddettiğinin somut bir ilanı olurken, yıkım anının Fuat Uzkınay tarafından filme kaydedilmesiyle Türk sinema tarihi de bu sembolik hesaplaşma ile başlamış oldu.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
İCMÂL-TAFSÎL İLİŞKİSİ...
(...) İcmâl-tafsîl ilişkisi, esasında kuvve-fiil ilişkisidir; asıl-gölge münasebetinin gelişme ve açılma planındaki görünüşüdür. İcmâl asıldır; tafsîl onun zaman, mekân, mesele ve tatbik içindeki açılmış gölgesidir. Bu, mânâ-kalıp ilişkisinden daha farklıdır; çünkü burada görünme değil, açılma ve gelişme, yani potansiyelin aktüelleşmesi esastır. Esas olan, özde bulunan hakikatin zamanla açılmasıdır. İcmal, toplu hakikattir; tafsil, o toplu hakikatin açılmasıdır. Tohum-ağaç misâli bu ilişkiyi iyi anlatır. Ağaç, tohumun kendisini açmasıdır. Tohumda ağaç icmal hâlindedir; ağaçta tohum tafsil hâlindedir. Tekrarlarsak, burada mesele yalnız görünmeyenin görünmesi değildir; toplu, yoğun, öz hâlindeki bir hakikatin zamanla açılması, dallanması, mertebelenmesi, tafsil kazanmasıdır. İstidad-gerçekleşme ilişkisi bunu anlatır. Büyük Doğu-İBDA ilişkisi de burada anlaşılabilir: Büyük Doğu’da icmâl hâlinde bulunan mânâ, İBDA’da tafsîl, işleyiş, mevzu, dil, metod ve tatbik kazanır. Büyük Doğu kaynak, gövde, mânâ, sebep, şekil, öz ve gaye olarak durur; İBDA onun yemişi, nakşı, zâhiri, oluşu, tebliği, işletilişi ve “niçin” kanadı olarak görünür. Aynı şekilde Peygamberî hakikat sahabede; sahabe hakikati mezhep, içtihad ve vazife taksiminde; Mutlak Fikir ise eşya ve hâdiseler karşısında tafsil edilir. Zamanüstü-zamanî ilişkisi de asıl-gölge düzenine bağlıdır. Zamanüstü asıldır; zamanî olan onun tarih, hâdise, şart ve mekân içindeki gölgesidir. İBDA’nın iddiası, zamanüstü hakikati zamanî şartlarda işletmesi ve zamanî olanı zamanüstü ölçüye bağlamasıdır. Zamanî olanı mutlaklaştırmak, gölgeyi asıl yapmak olur. Zamanî olanı inkâr etmek ise asılın gölge alanındaki tatbikini yok saymak olur. **Değişme-değişmezlik ikiliği de burada belirir. Değişmezlik asıldır; değişme onun
Tefekkürât
MERKEZ ÇEVRE İLİŞKİSİ...
(...) Burada mesele, çokluğun varlığı değil, çokluğun hangi merkeze göre mevkilendiğidir. Hakikatin bir merkezde toplanması ve çevrede ona nisbetle düzenlenmesidir. Çevre merkezin dışına atılmış alan değildir; merkezin etrafında anlam kazanan, onunla nisbetlenen alandır. Meselâ Fert Hakikati merkezdir; Topluluk Hakikati onun çevrede, kadroda, ümmette, mezhep ve vazife düzeninde görünmesidir. Fert Hakikati, Gaye İnsan-Ufuk Peygamber’de merkezlenir. Topluluk Hakikati ise bu fert hakikatinin sahabe kadrosunda, ümmette, mezhep ve vazife taksiminde aktüelleşmesidir. Topluluk hakikati, Peygamberî fert hakikatinin zaman ve mekân boyunca insan ve toplum meselelerinde vasıflandırılışının sayılı bir asılda temsilidir. Sahabenin içtihadı bu yüzden sıradan hüküm çıkarma değil, topluluk hakikatinin gerçekleşmesi ve toplulaştırma işidir. Yeni mesele, zamanî sahada belirir; sahabi onu zamanüstü merkeze bağlar ve topluluk hakikati içinde yerli yerine koyar. İslâm’da önce bulma, sonra arama rejimi dediğimiz şey, aslın merkez olarak önce verilmiş olmasıdır. Arama, aslı icâd etmek değil, asılın gölgeler âlemindeki akislerini doğru okumaktır. Zorunluluk-hürriyet ilişkisi de bunun içindedir. İBDA düşüncesinde hürriyet zorunluluğun iptali değildir; zorunluluğun şuuruna varıp onu vazifeye çevirmektir. Ölçü önceliği meselesi de bunun içindedir. Ölçü yoksa, oluş idrâki de yoktur. -REHA KANSU, "İbda Düşüncesinde Temel Kavramlar (2)", -III- Merkez-Çevre İlişkisi-, besincidevre.org, 14 Haziran 2026-
Tefekkürât
BİRLİK-ÇOKLUK İLİŞKİSİ...
(...) “Asıl-gölge” düzeninin tecelli ve derece planındaki görünüşüdür. Tek bir hakikatin çok görünüşte belirmesidir. Bir olan asıldır; çokluk onun gölgeleri, akisleri, misalleri ve dereceli görünüşleridir. Su gibi “bir” olan keyfiyetin (mânânın) çeşitli kalıplardaki çokluk içinde görünüşünü ifade eder. Burada mesele bir mânânın kalıba girmesi değil, bir hakikatin çok tecelli ve derece hâlinde görünmesidir. Mutlak Hakikat’in bir, tecellilerin çok olması; Peygamberî merkezin bir, sahabe vasıflarının çok olması; Kurtuluş Yolu’nun bir, mezhep ve içtihad tafsillerinin çok olması bu sınıfa girer. Çokluk asla bağlı kaldığı sürece aslın birliğini çoğaltmaz, parçalamaz, bozmaz; onu farklı derecelerde gösterir. Asıldan kopmuş çokluk ise dağılma ve sapmadır. Burada önemli olan, çokluğu yok etmek değil, çokluğu birliğe bağlı tutmaktır. -REHA KANSU, "İbda Düşüncesinde Temel Kavramlar (2)", -II- Birlik-Çokluk İlişkisi-, besincidevre.org, 14 Haziran 2026-
Tefekkürât
ASLOLAN MÂNÂDIR; KALIP ONUN GÖLGESİDİR...
(...) Eserlerde “sonsuzun sûrette, mânânın kalıpta, muhtevanın şekilde, keyfiyetin kemmiyette ve zamanın mekânda görünmesi” veya “ruhun pıhtılaşarak madde haline gelmesi” şeklinde kurulan bu ilişki, görünmeyen ile görünen, potansiyel ile aktüel, iç ile dış, mânâ ile ifade arasındaki intikali vurgular. Mânâ-kalıp ilişkisi, asıl-gölge ilişkisinin ifade planındaki görünüşüdür. Mânâ asıldır; kalıp onun gölgesidir. Gölge, aslı gösteren, asıldan haber veren, asla nisbetle mânâ kazanan görünüş demektir. Kalıp mânânın aynı değildir; mânânın misali, sureti, izi, taşıyıcısıdır. Aynı ilişki muhteva-şekil, keyfiyet-kemmiyet, ruh-madde, isim-mânâ çiftlerinde de işler. -REHA KANSU, "İbda Düşüncesinde Temel Kavramlar (2)", -I- Mânâ-Kalıp İlişkisi-, besincidevre.org, 14 Haziran 2026-
Tefekkürât