19. yüzyıldan içinde bulunduğumuz 21. yüzyıla uzanan, manevi değerlerin bir zihin sporundan öte anlam ifade etmediği ve inançların "boş inanç"la aynı anlamda sınıflandırıldığı bir acayip hayat görüşü, hâlâ özellikle akademik ve yazın çevrelerinde kendine ciddi oranda yer bulabiliyor. Bu akım sekülarizm, yani dünyevilik akımıdır. Bir "düşünce yöntemi"dir aslında. Sırtını birkaç yüzyıllık pozitivizm adlı "kanıta dayalı dünya görüşü"ne dayadığını ileri sürer. Akılla, bilimle, mantıkla açıklanamayan şeylere önem vermemekle ve boş şeylere inanmamakla övünür. Ülkemizde özellikle Cumhuriyet dönemi seçkinlerinin neredeyse resmî görüşü de bu ve bunun türevlerinden oluşur. Batı dünyasında da baskın olarak hüküm süren bu temel hayat görüşü, bilimin ve teknolojinin ürettiği bilgi ve gücü de arkasına alarak sanki tek gerçek insan faaliyetiymiş gibi bilimsel bilgiyi hevesle kutsar ve inanca dayalı her şeyi gündemin dışına koymakta pek acelecidir. Ancak bizler, yani gerek Batılı gerek Doğulu olsun bu gezegen insanlarının herhangi bir aşkın inanca sahip büyük bir çoğunluğu, temel mantık ve düşünce argümanları üzerinde fazla kafa yormaya vaktimiz olmadığından (yahut nasıl yapacağımız bize öğretilmediğinden) olsa gerek, bu "taş gibi sağlam" görünen dünya görüşünün aslında ne kadar çürük ve temelsiz olduğunu fark edemez ve çoğumuz, bir meydan okumayla karşı karşıya kalınca ya kendini ezik hissederek kabuğuna çekilir yahut sekülerizm zarfı içinde insanlığa sunulan her şeyi (bilimi, teknolojiyi, doğa felsefesini vs.) kökten reddedip görmezden gelme reflekslerine sığınır. Halbuki mesele aslında sanıldığından da basittir.
Nazi propagandasının en verimli kurgusu, Yahudi dünya komplosu hikayesidir. Antisemit propagandada yoğunlaşma daha 19. yüzyılın sonundan beri demagogların yaygın oyunuydu; bu durum yirmilerde Almanya'da ve Avusturya'da yaygınlaşmıştı. Kamuoyunun tüm organları ve partileri ne kadar çok sürekli Yahudi sorununu tartışmaktan kaçınırsa, ayaktakımı, Yahudilerin varolan iktidarın gerçek temsilcileri olduğuna, Yahudi sorununun, tüm sistemin ikiyüzlülüğünün ve sahtekarlığının sembolü olduğuna o kadar çok inanır.
Reklam
Şri Bhagavăn konuştu
11. Kederlenmeyecek kişiler için kederleniyor ve bilgece sözler söylüyorsun. [Oysa ki] bilge kişiler ne yaşayanlar ne de ölüler için kederlenirler. 12. Aslında benim olmadığım, senin ve bu kralların olmadığı bir zaman hiç olmadı; bundan sonra da hepimiz bütün zamanlarda var olacağız. 13. Ölümlü bedenimizin ruhu nasıl çocukluk, gençlik ve yaşlılık çağında dolaşırsa, ruh da yeni bir beden arar, bu konuda bilge kişi kuşku duymaz. 14. Ey Kaunteya, duyular dünyasından sıcaklık ve soğukluk, zevk ve acı gibi şeyler gelir. Bunlar gelip geçicidir, bunlara değer verme, ey Bharata! 15. Ey büyük insan, bilge kişi için zevk de acı da birdir; ikisi de onu etkileyemez. O kişi ölümsüzlüğe lâyıktır. 16. Gerçek olmayan asla yoktur ama gerçek olan hep vardır; bu ikisinin gerçeği, onu görebilen kişilerce kavranmıştır, 17. Şunu bil ki herkesin içinde bulunan öz ölümsüzdür; hiç kimse ona bir son veremez. 18. Ölümlü olduğu söylenen bu bedenler, aslında dayanıklı, yok olmaz ve ölümsüzdür, o nedenle savaş ey Bharata! 19. Birisi öldüren diye diğeri de ölen diye düşünse, ikisi de doğru düşünmüş olmaz; çünkü o ne öldürür ne de öldürülür. 20. O doğmamıştır, ölmez, bir şeyden olmamıştır ve hiçbir şeye dönüşmez. O daimidir, ölümsüzdür, kadimdir; o, beden ölse bile öldürülemez. 21. Pārtha, onun doğmamış ve ölümsüz olduğunu, hep var olan, hiç yok olmayan olduğunu bilen kişi, nasıl olur da onun öldürülebileceğini veya ölebileceğini düşünür? 22. Bir insanın eski elbiselerini bırakıp yenilerini giymesi gibi, ruh da ölümlü bedeni bırakır ve yeni bir bedene girer. 23. Silahlar onu kesemez, ateş onu yakamaz; sular onu ıslatamaz, rüzgârlar onu kavuramaz. 24. Bu kesilmez, yanmaz, ıslanmaz ve kavrulmaz olan şey süreklidir, her yere gider, sabittir ve ölümsüzdür. 25. Bu görünmez ve kavranmaz, bunun her zaman
Sayfa 39·Kitabı okudu
19. yüzyılda halka açık hayvanat bahçeleri de gene modern sömürgeci egemenliğini destekleyen kurumlardı. Hayvanların yakalanması uzak ve yabancı ülkelerin ele geçirilmesinin simgesel bir göstergesiydi. “Kâşifler” yurtseverliklerini ülkelerine bir kaplan ya da bir fil göndererek kanıtlardı. Uzak ülkelerde yaşayan bir hayvanın büyük kentin hayvanat bahçesine armağan edilmesi diplomatik ilişkilerde göze girme çabasının bir özelliği oldu.
Sayfa 44 - Delidolu·Kitabı okuyor
1000Kitap
¹Hanımlara Mahsus Gazete editörü Tahir Efendi
"Bir ülkenin ilerlemesi için kadınların eğitilmesi gerekmektedir. Toplum ailelerden oluşur. Bu ailelerde erkekler, ruhlarını istedikleri kadar ilmi fetihlerle süslesinler, eğer bu kadınlarda eksikse, böyle bir aile toplumu ileriye götüremez. Çünkü toplumu oluşturan tüm unsurların aynı anda ilerlemesi gerekmektedir. Kadının entelektüel gelişimi, toplumun mükemmellik derecesini belirleyecek kadar önemli bir husustur. Çünkü sonraki nesillerin eğitimi ve fikriyatlarının gelişmesi, kendilerine emanet edilen annelerin eğitim derecesiyle doğru orantılıdır. Kadınlar insanoğlunun anasıdır ve onların entelektüel yönden gelişmeleri bir toplumun mutluluğunun garantisidir. Kadın eğitimini yaygınlaştırmak amacıyla onların çeşitli bilim dallarıyla uğraşacakları mektepler açılmıştır. Türk kadınının sahip olduğu ruhun nitelikleri düşünüldüğünde, hala ilerleme aşamasında olduğuna şüphe yoktur."
Sayfa 39 - ¹Hanımlara Mahsus Gazete, 1895-1908 yılları arasında toplamda 624 sayı çıkan Osmanlı Devleti'ndeki en uzun ömürlü kadın dergisi.1910 yılında Selanik'te Teali-i Vatan Osmanlı Hanımlar Cemiyeti'nin yayın organı olarak yeniden gün yüzüne çıktı
Tarih
(...) Ebedi tekerrür, kozmik küreye yansıtılmış, okulda tutulma cezasıdır. İnsanlık, bitimsiz tekerrürde metninin aynısını kopyalayıp durmak zorundadır. (Paul Eluard, Repetitions) Nietzsche, ebedi tekerrür fikrini 19. yüzyılda bir kez daha düşünerek, mitik yazgının ken­disinde sonuca ulaştığı figür haline gelmiştir. Çünkü mitik hadiselerin özü tekerrürdür. (Sisyphos, Danaides)
Sayfa 25·Kitabı okudu
Reklam
Reklam